blt_log4.gif (10576 bytes) rot_logo[1].jpeg (22655 bytes)

Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya                                               Sayı : 32 Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya.@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

 

G E Ç E N   H A F T A

Talya Oteli - 07.02.2002 - 1223/31

Toplam Üye

47 + 11

KONUŞMACI Rtn.Turhan Sözen

Katılan Üye

33 + 6

KONU Yeryüzü Cenneti ve Tarikatlar

Katılım

% 70

KONUKLAR

TELAFİ KARTI GETİRENLER

Rtn.Zeynep Gülcan 10.Grup Yardımcı Guvernörü
Rtc.Akın Taşkın Antalya Rotaract Kulübü
Rtc.Serkan Güvenç
Rtc.Mustafa Kalender Aspendos Rotaract Kulübü

 

TOPLANTI NOTLARI :
  • Fransa’nın başkentinde faaliyet gösteren Rotary kulüpleri hakkında bilgi toplamak ve yerinde incelemelerde bulunmak üzere Paris’e giden başkanımızın yerine Gelecek Dönem Başkanı İbrahim Coşar vardı kürsüde. Bayrağı devralmasına 21 hafta kaldığına işaret ederek açtığı toplantıda, “Guvernörlük Hazırlık Kampı” için Anaheim’a giden Gl.D.G. Müfit Metin’e partner kulüp bulması için yedi adet proje dosyası verdiğini hatırlattı ve böylece yeni döneme yönelik “gümbür gümbür geliyorum” içerikli mesajlar verdi. Böylece henüz yeri belirlenmiş olmasa da, devir teslim töreninin gök gürültülü ve yağışlı bir havada gerçekleşeceği kesinlik kazanmış oldu.
  • İzzet Uzun dostumuzun 26 haftalık bir aradan sonra “dönüş” yaptığı toplantıda Rtc.Akın Taşkın Rotaryenler’in de katılımcı olarak yer almaları hedeflenen Bowling turnuvası hakkında kısa bilgiler aktardı. Toplum merkezimizde geçen haftaki sayımızda duyurduğumuz çalışmalar ve gereksinimlerle ilgili hatırlatmalarda bulunan Oktay Yiğitbaşı’nın ardından söz alan Yard.Guv.Zeynep Gülcan, 25 Ocak 2002’de Bolu’da gerçekleşen “Başkanlar Yarıyıl Değerlendirme Toplantısı” kapsamında ele alınan konular hakkında bilgi verdi. Bugüne dek ilk kez son derece net ve açık bir bölge bütçesiyle karşılaştıklarını belirten Yardımcı Guvernörümüz, Şekerbank kredi kartlarının daha yoğun kullanılmasıyla birlikte kulüplerin bölgeye olan parasal yükümlülüklerinin azalacağına dikkat çekti ve bölge bazında bu dönem için hedeflenen büyümeye şu ana kadar ulaşılamadığını, Kütahya, Uşak ve Amasya kulüplerinin de kapatıldığını hatırlattı. Adapazarı’nda faaliyete geçen ve sevgili Zeynep’in de açılışında hazır bulunduğu ROSEM (Rotary Sürekli Eğitim Merkezi) hakkında geniş bilgiyi Rotary Bilgileri köşemizde bulabileceğinizi hatırlatalım.
  • Konuşmacımız kulübümüzün filozofu sevgili Turhan Sözen’di. Tasavvufla birlikte Müslümanlığın gerçek kimliğine kavuştuğuna işaret ederek başladığı ve büyük bir ilgiyle dinlenen konuşmasında tarikatların toplumsal konumuna, şeyh – tarikat ilişkilerine ve dinle tarikatların içiçeliğine kısaca değinerek, burjuvazinin eksikliğiyle başlayan süreçte din adamı sınıfının da olmayışı sonucunda ülkemizde dinin “tutanın elinde kaldığı” sıkıntısına dikkat çekti. Batı dünyasının toplumsal gelişiminde Max Weber’den Karl Marx’a uzanan kısa açılımlar getiren dostumuz, “Kalkınmanın Anahtarını Yakalayan Kişi” olarak tanımladığı Şeyh Bedrettin’e anlamlı göndermelerde bulunarak, kendisinin hem büyük bir düşünür, hem önemli bir eylem adamı, hem de düşünceleri uğruna yaşamını feda etmiş değerli bir kişi olarak anılması gerektiğini hatırlattı... Dileğimiz sevgili Turhan Ağabey’imizi daha sık konuşmacı kürsüsünde görmek.

Toplum Hizmetleri Komitemiz, Şafak mahallesinde ki Toplum Merkezi için özellikle ilk ve orta öğretim okulu seviyesinde hikaye ve okuma kitabı desteğinizi bekliyor...

B U   H A F T A

Art-Mim Tesisleri - 14.02.2002 - 1224/32

İŞYERİ GEZİSİ / ORGANİZE SANAYİ SİTESİ

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

15.02

Feray Altınpınar

14.02

Nurten - Mustafa Kıvrak

17.02

Olcay Parlak

17.02

İnci – Kemal Kalender

18.02

Hasanali Gönen

20.02

Nurten Gönen

21.02

Ziya Erbaş

 Giysi toplama kampanyamız sürüyor... Toplum Hizmetleri Komitemiz, Şafak mahallesinde ihtiyacı olanlara ulaştırmak üzere kullanmadığınız giysilerinizi bekliyor...D

DUYURULAR... DUYURULAR... DUYURULAR...

TÜM DOSTLARIMIZA :
  • 21.02.2002 tarihli toplantımız, Arife gününe denk düşmesi nedeniyle iptal edilmiştir. Bir dahaki toplantımız 28 Şubat Perşembe günü Talya Oteli’nde yapılacaktır.
  • Üyelerimizin firmalarına ait web sayfalarını kendi sayfamızda oluşturacağımız “linkler” bölümünde duyurmak istiyoruz. Lütfen bize adreslerinizi bildiriniz.
GEÇMİŞ DÖNEM BAŞKANLARIMIZA :
  • Daha önce de duyurduğumuz gibi, web sayfamızın tarihçe bölümü içinde tüm dönemlerle ilgili mümkün olduğunca kapsamlı bilgilere yer vermek istiyoruz. Bu amaçla, başkanlık yaptığınız dönemlere ait belli başlı proje ve etkinlikleri içeren özet bir çalışma yapmanızı ve eğer hala mevcutsa elinizdeki fotoğrafları da bunlara ekleyerek bize e-posta ile ulaştırmanızı rica ediyoruz.

 

BEN KİMİM?... Kendi Kaleminden Rtn.Osman Berberoğlu

1949 yılında Antalya’da doğdum. Orta öğrenimimi Antalya’da tamamladıktan sonra İzmir Ege Üniversitesi’nde Mühendislik Fakültesi’ne devam ettim. 1972 yılında İnşaat Mühendisi olarak mezun oldum. Mezuniyet sonrasında hemen askere gitmek istedim, ama gidemedim. Yedek Subay sırasında çok fazla yığılma vardı. Kendimi asker kaçağı olarak ihbar ettim, buna rağmen askere almadılar. İki buçuk yıllık bekleme süresini değerlendirmek için Antalya Belediyesi’nde çalışmaya başladım. İşe başladıktan bir ay sonra İmar Müdürlüğü görevine atandım. Çalıştığım süre içersinde iki Belediye Başkanı ile çalıştım. Askerlik süreme çok az bir zaman kalmıştı ki dönemin Belediye Başkanı’nın bir uygulamasını doğru bulmayıp yanlışlarını kendisine söyleyip istifa ettim.

Askerliğimi Gaziantep ilinde İstihkam subayı olarak yaptım. Askerlik süresince hiç izin kullanamadım. 1974 Kıbrıs harekatı tüm izinleri iptal ettiği gibi ordu alarm durumundaydı. 1975 Ağustosunda terhis oldum.

Askerlik sonrası kendi mesleğimi yapmak için Mühendislik Büromu açtım. Ancak kısa bir süre sonra dört teknik arkadaşımla bir İnşaat şirketi kurarak beraber çalışmaya başladık. İşin yoğunluğu ilk önce proje olmuştu. Daha sonra İnşaat yapımı üzerinde ilerledi.

1976 yılında Antalya İnşaat Mühendisleri Odasına Başkan seçildim. İş ve meslek hayatıma yön verdiğim bu yıllarda sevgili eşim Hatice ile tanıştım ve kısa bir süre sonra evlendik. 8 Ekim 1977 benim hayatım da yeni bir dönemin başlangıcıydı. Sevgi ve saygıyla bütünleşen evliliğimizden, 1979’da kızımız Lütfiye ve 1982’de oğlumuz Kağan dünyaya geldi. Şu anda her ikisi de İstanbul’dalar. Kızım Medya İletişim Fakültesi’ni geçen sene bitirdi. Şimdi Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon bölümünde Mastır yapıyor. Kağan Bilgi Üniversitesi’nde İşletme okuyor. Kızım İlkokuldan itibaren okul takımlarında voleybol oynayarak gençler milli oldu. Oğlum ilkokuldan itibaren basketbol oynadı ve Antalya karması ile Antalya’yı dışarıda temsil etti. Lisede hocalarına kızıp basketi bıraktı, o şimdi bilgisayar kurdu. Sevgili eşim Hatice, evlendikten sonra çok sevdiği İngilizce’yi geliştirmek için kurslara devam etti. 6 yıl boyunca aralıksız bu çalışmasını sürdürdü. Şimdi aynı çalışmayı teniste sürdürüyor. İngilizce’deki başarısını teniste de sürdüreceğine inanıyor ve ona destek veriyorum.

1981 yılında Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın meclis ve yönetimine seçildim. Bir sene sonra Yönetim Kurulu Başkanı’nın yanlışlıklarını kendisine söyleyerek istifa ettim. 1983’de yeniden yapılan seçimlerde Antalya Ticaret ve Sanayi Odasının Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildim. Ve bu serüven 1995 sonbaharında istifa edinceye kadar devam etti. Bu süre içersinde bir çok seçime girdim. Tüm girdiğimiz seçimlerden arkadaşlarımın da yoğun çalışma ve destekleriyle başarıyla çıktık. Bu süreçte beraber çalıştığımız arkadaşlarımın da çok büyük destekleriyle Antalya’ya Organize Sanayi Bölgesi’ni ve Serbest Bölge’yi kazandırdık. Her iki bölgenin de kurulması ve alt yapı çalışmalarında bana destek ve güç veren arkadaşlarımın çalışmalarını unutmam mümkün değildir. Onlara bir kez daha sonsuz teşekkürlerimi ifade ediyorum.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nı Türkiye’nin birçok platformunda temsil ettim. Ancak bunların içersinde bende iz bırakan en önemlileri Türk Standartları Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği ve Teknik Çalışma Komisyonu Üyeliği ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Üyelikleridir. 1989 yılında başlayan T.O.B.B. Yönetim Kurulu Üyeliği de 1995 yılındaki istifamla sona erdi.

Yaşamımın bu kesitine kadar olan dönemde iş hayatımda da bir takım değişiklikler oldu. Bir çok değişik iş kollarına girdim. Proje, İnşaat, Otel İşletmeciliği, Otellerin sarf malzemelerinin pazarlanması ve Sigortacılık gibi.

1995 sonbaharı benim hayatımı, yaşam çizgimi değiştiren bir yıl oldu. Yaşamım işlerle yoğunlaşmıştı. Ancak her fırsatta Antalya ile ilgili sorunlarla ilgileniyordum. Antalya’yı çok seven ve her fırsatta katkıda bulunmaya çalışan kişiliğime yoğun bir baskı, daha da ileride suçlama vardı. Siyasete girip Antalya’ya daha fazla faydalı olmam isteniyordu. Geçmiş seçim dönemlerinde de buna benzer baskı gelmişti ama bu seferki dayanılacak gibi değildi. Baskılara ilk önce Hatice pes etti. Benim siyasete girmemi hiç istemeyen eşim bu kez sen çok zor durumdasın ben sana baskı yapmak istemiyorum, kararını kendin ver deyince ben bir süre sonra teklifi kabul etmek durumunda kaldım.

Siyaset, bana göre topluma hizmet etmek amacına yönelik yapılmalıdır. Bir meslek değil görev olduğu bilinciyle çalışılmalıdır. Ben Milletvekili seçildikten sonra bu ilkelerim doğrultusunda çalışmalarıma başladım.

Bugün siyaseti ve siyasetçiyi kötülüyoruz. Toplum olarak biz ne kadar siyasete katkıda bulunuyoruz? Bizlere hiç görev düşmüyor mu? Seçtiklerimizden mevcut sistemin değişmesini isteyenlere toplum olarak ne kadar destek veriyoruz? Çocuklarımızdan hiç mi utanmıyoruz? Onlara nasıl bir Türkiye bırakacağız? Benim düşüncelerim bu sorulara cevap ve çareler ararken doğal olarak konuşmalarım ve düşüncelerim parlamentoda yadırgandı. Aynı düşünceleri paylaşan çok az sayıdaki Milletvekili arkadaşlarımla birlikte dışlandık. Adımız genel manada muhalif olarak ilan edildi. Ben bu sisteme ayak uydurmayıp yapabildiğim ölçüde direnerek mücadele etmekten ve sonunda sizin siyasetiniz sizin olsun diyerek istifa ederek geri dönmekten son derece mutluyum. 10.01.1999’da istifa ettikten sonra 13 Ocak ta Antalya ya döndüm ve Siyaset dosyasını tamamen kapattım.

işime ve eşime geri döndüm. Ancak daha sonra işlerimin de bir kısmını tasfiye edip, bir kısmından da ortaklıktan ayrılarak yoğunluğumu azalttım. Daha sade bir hayat yaşamaya karar verdim. 30 yıllık çok hızlı bir tempoya vücudum da isyan etmeye başlamıştı.

Rotary yaşamım 1985 de başladı. Oldukça deneyimli sayılırım. Yukarıda siyasette ifade ettiğim gibi Rotary de toplumumuzun bir kesiti. Evimizin önünü iyi süpürmeliyiz. Ben Rotary üyesi hiçbir dostumun Rotary kimliğine ihtiyacı olduğuna inanmıyorum. Ama Rotaryen isek Rotaryen gibi davranıp ev ödevlerimizi iyi yapalım. Topluma daha fazla faydalı ve yol gösterici olmaya çalışalım. Toplumumuzun her zaman kinden daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığımızı unutmayalım. Yeri gelince dernek yeri gelince Rotary kulüp olmayalım. Çizgimiz düzgün, daha aktif, topluma yol gösterici ve katılımcı olalım. Rotaryen olarak kulübümüzü, arkadaşlarımızı ve kentimizi sevelim. Ben düşündüklerimi veya özlemimi sevgili Hülagu’dan aldığım destekle biraz uzattım, siz dostlarımın hoşgörüsüne sığınıyorum. Kişinin biyografisi sadece kişinin yaşamı değil, aynı zamanda düşünceleriyle birlikte bir bütün olduğuna inanıyorum.

Sevgili Rotary aileme sevgi ve saygılarımla,

Osman Berberoğlu

 

OCAK AYINDA %100 DEVAM SAĞLAYANLAR

  • Ege Altay
  • Osman Berberoğlu
  • Osman Bilgen
  • Yavuz Canöz
  • İbrahim Coşar
  • Süleyman Çevik
  • Figen Gökalp Ebren
  • Nuri Güvenç
  • Vedat Ilıkan
  • Levent İçel
  • Havva İşkan Işık
  • Muharrem Karataş
  • Fatma Kızılırmak
  • Aytaç Küçükünal
  • Fehim Öz
  • Teoman Süer
  • Yaşar Süzen
  • Hülagu Şencan
  • Orhan Şenoğlu
  • Mustafa Yapan
  • Hülya Yazıcı
  • Oktay Yiğitbaşı

OCAK AYI DEVAM RAPORU

Dört aylık bir düşüş döneminin ardından nihayet bu ay ortalamanın yükseldiğini görebildik sevgili dostlar. Ocak ayında sağladığımız %74’lük oran, bu dönemin şu ana kadarki en iyi ikinci ortalaması oldu. Böylece 1 Temmuz’dan bu yana geçen 7 aylık sürenin devam oranı da %66’ya yükseldi. Ocak ayıyla ilgili en ilginç istatistik, devam zorunluluğu olan üyelerimizden %47’sinin beş toplantıya da katılarak %100’ü yakalamalarıydı. İşte sayılar:

%100 = 22 Üye

% 80 = 9 Üye

% 60 = 6 Üye

% 40 = 4 Üye

% 20 = 3 Üye

% 0 = 3 Üye

İzzet Uzun, Ahmet Esat Kurşun ve Ziya Erbaş’ı geçtiğimiz ay hiçbir toplantımızda göremedik. Ahmet Esat Kurşun dostumuz son olarak 8 Kasım, İzzet Uzun da 2 Ağustos günlerinde yapılan toplantılarımıza katılmışlardı.

1 TEMMUZ’DAN BU YANA

%100 DEVAMLILAR

  • İbrahim Coşar
  • Süleyman Çevik
  • Levent İçel
  • Fatma Kızılırmak
  • Aytaç Küçükünal
  • Teoman Süer
  • Yaşar Süzen
  • Hülagu Şencan
  • Hülya Yazıcı
  • Oktay Yiğitbaşı

%90 VE ÜSTÜ

  • Muharrem Karataş
  • Fehim Öz
  • Mustafa Yapan
  • Senay Dodanlı

%80 VE ÜSTÜ

  • Havva İşkan Işık
  • Hasanali Gönen
  • Ege Altay
  • Nuri Güvenç
  • Vedat Ilıkan
  • Yavuz Canöz

 

AYLİN BEBEK

Bugün yolda gelirken Aylin bebeğin başına gelenler anlatılıyordu radyoda. Hem muhteşem, hem de ürkütücü. Anne babası thalassemi taşıyıcısı Aylin bebek, sağlıklı bir embriyo olarak anne karnına yerleştirilmiş. Kim bilir kaç tane sağlıksız embriyo, o sırada elemine edildi. Aylin bebek şanslı bir bebek, on binlerce belki de yüz binlerce ya da daha çok, thalassemi taşıyıcısı dahi olduklarını bilmeyen anne ve babanın bebekleri gibi hasta olmayacak, sağlıklı bir yaşam sürecek. Embriyo Aylin’in muhtemel başka hastalıkları da ortadan kaldırıldı mı bilmiyorum, ama ona sağlıklı bir yaşam sunan genetik bilimi, insan DNA’sının şifresini çözerek pek çok hastalığın ortadan kaldırılmasını hedefliyor, başta kalp hastalıkları ve kanser gibi. Yaşam kalitesi artacak ve en önemlisi yaşam süresi uzayacak. Genom projesinin birinci aşamasının tamamlandığını açıklayan bilim adamları insanın gen şifresinin, ya da genlerinin biyokimyasal yapılarının tamamının 2003’te çözüleceğini duyurdular. DNA’nın sadece 1953’te keşfedildiği düşünülürse ve 50 yılda teknolojinin geldiği nokta göz önünde bulundurulursa çok uzun yaşama ya da ebedi gençliğe ulaşmak da çok uzakmış gibi görünmüyor.

Alzheimer’in, kanserin ya da diabetin ortadan kalkması ya da baştan bu tür Aylin bebek gibi şanslı embriyoların doğmaması sağlıklı nesiller adına güzel, güzel olmasına da, doğanın seleksiyonuna müdahale etmek, ne gibi sonuçlar doğuracak? Genetik biliminin insanoğluna tıp alanında sunacağı sayısız olanaktan kimler yararlanabilecek? Yeni sınıflar, yeni baskı unsurları mı doğacak? Yeni canavarların yaratılması nasıl, ya da ne kadar önlenecek? Kurgu bilim filmlerindeki yarı robot, yarı insan yaratıklar gerçek olabilecek mi? Acaba insanoğlu kendi kendini yok etmenin anahtarını mı buldu? Ne çok soru ve muhtemelen pek de iç açıcı olmayan pek çok cevap...

Bir okul düşünün, bütün çocukları mavi-yeşil gözlü, sarışın, ince, uzun boylu. Ya da o günün güzellik anlayışı nasılsa dış görünüşleri öyle. Belki de kara kaşlı, kara gözlü, kısa ve şişman. Koridorlarında hiç koşan, oynayan, düşen çocuk yok. Hepsi bir şeylerle meşguller, çünkü hepsi birer Einstein, Edison, Mozart ya da Rafaelo. Üstelik bu çocuklar dahiler kadar şanslı olmayacaklar, doğum anından hatta embriyoluktan itibaren dehalarını göstermeleri beklenecek. Einstein ve Edison’un hiperaktif oldukları söylenir, çocuk Einstein ya da Edison her yere tırmanma, zıplama, koşma, tembel olma, hatta okuldan atılma haklarına sahipken yeni dehalar, embriyolarından ayıklanmış hiperaktiflik genleri nedeniyle uslu uslu yerlerinde oturacaklar. Okuldan atılmak şöyle dursun, öğretmenine öğretecek, belki küçümseyecek, sanki dayanılmaz varlıklar olacaklar.

Bir de cinsiyet problemi var tabi. Erkek egemen tüm toplumlarda erkek nüfusu hızla artacak, doğanın dengesi alt üst olacak. Yapay rahim de yapıldı. Erkeklerin doğuracağı gün de çok uzakta değil herhalde. Laboratuarlarda döllenen, kavanozlarda büyütülen bebekleri düşünmek istemiyorum henüz.

Evet, genetik biliminin vardığı nokta icat kabul edilmeyip, var olanı keşfetmek olarak kabul edilse de, beklentilerin çok büyük olduğunu biliyoruz. Yeni çağın He-Man’leri bu güçten yararlanabilenlerden oluşurken, güçsüz ya da güce ulaşamayan, zavallı defolular ne olacak? Kurgu bilim filmlerinde olduğu gibi kendilerine yeni bir dünya mı yaratacaklar? Ya da yine filmlerdeki gibi mutasyona uğrayıp güçlü mükemmellerle milyonlarca yıldır süren savaşlara devam mı edecekler? Güçlülerin, iyi ya da kötü olsunlar, hep kazandığı ve kazanacağı savaşlara...

Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Torunlarım kavanozlarda büyümesin, doğsun istiyorum, onların cinsiyetlerini fiziksel ve ruhsal görünüşlerini merak etmek istiyorum. Sıradan, koşan, zıplayan, kavga eden, top oynayan, zayıf alan, yavaş, söz dinlemeyen, kısacası anne ve babalarına benzeyen, mükemmel olmayan çocuklar olsunlar istiyorum. Açıkçası ölümsüz olmak da istemiyorum. 45’lik görüntü, fiziksel ve ruhsal aktiviteyle bir 100 yılcık daha yaşasam yeter bana...

Fatma Kızılırmak

 

ROTARY BİLGİLERİ...

ROSEM

ROTARY SÜREKLİ EĞİTİM MERKEZİ

 17 AĞUSTOS DEPREMİ SONRASI ROTARY 2430. BÖLGEMİZİN ADAPAZARI’NA YAPTIĞI İNSANİ YARDIMLAR, KURDUĞUMUZ ROTARY ÇADIR KENTİ BÖLGE İNSANININ EN ZOR ANINDA, EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ OLDU.

DEPREMDEN SONRA BÖLGEDEKİ BÜYÜK İHTİYAÇLARI TESBİT EDEREK ROTARY VE SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İLE İŞBİRLİĞİ YAPILARAK ÜNİVERSİTE İÇİNDE;

KASIM 2000’DE BAŞLAYIP MAYIS 2001’DE TAMAMLANAN ROSEM PROJESİ YÖRESİNDE, ÜLKESİNDE VE DÜNYADA TÜM İNSANLARI BİLİNÇLENDİRMEYİ KENDİNE HEDEF EDİNEN ROTARY KULÜPLERİNİN, SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İLE ORTAKLAŞA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ROSEM PROJESİ, SADECE ADAPAZARI İÇİN DEĞİL BÖLGESİ İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ BİR PROJEDİR. ULUSLAR ARASI EĞİTMENLERİN KATILIMLARIYLA ENGELLİ İNSANLARIMIZIN ÇEŞİTLİ KONULARDA EĞİTİLEREK KENDİLERİNE VE TOPLUMA DAHA YARARLI HALE GELMELERİ AMAÇLANMIŞTIR. AYRICA SAKARYA ÜNİVERSİTESİ’NİN BÖLGE GENÇLERİNE OLAĞAN ÜSTÜ PROJELERİ VARDIR.

ROSEM, SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ESENTEPE KAMPÜSÜ’NDE YURTLAR BÖLGESİNDE SOSYAL VE KÜLTÜREL İÇERİKLİ BİR ALAN OLUŞUMUNA KATKI SAĞLAYACAKTIR. YAKLAŞIK 7 DÖNÜMLÜK ARAZİ ÜZERİNDE BULUNAN ROSEM 1700 M İNŞAAT ALANIYLA OTOPARKI VE BETON YOLLARIYLA YEŞİLLENDİRİLMİŞ OLUP, YAPIMI SIRASINDA DEPREM VE ISI YÖNETMELİKLERİ ESAS ALINIP ÇELİK KONSTRÜKSİYON OLARAK İNŞAA EDİLMİŞTİR.

ROSEM 165 KİŞİLİK SABİT KOLTUK VE 15 KİŞİLİK BEDENSEL ENGELLİ KONTENJANI OLAN BİR KONFERANS SALONUNA SAHİPTİR. BU SALON TİYATRO VE SİNEMA SALONU OLARAK DA KULLANILABİLCEKTİR. KONFERANSLAR YA DA GÖSTERİLER SONRASI KULLANILMAK ÜZERE FUAYE SALONU BULUNMAKTADIR.

SERGİ SALONU, SANATSAL ETKİNLİKLERİN GERÇEKLEŞMESİYLE ADAPAZARI’NA VE ÜNİVERSİTE’YE SANAT VE KÜLTÜR ALANINDA KATKIDA BULUNACAKTIR. 100 KİŞİYE HİZMET VEREBİLECEK MUTFAĞI İLE ROSEM KURSİYER VE ÖĞRETMENLER İLE MİSAFİRLERİN İHTİYAÇLARINI GİDERECEKTİR.

BEDENSEL ENGELLİ ÖĞRENCİLERİN KULLANIMLARI DA DÜŞÜNÜLEREK TASARLANAN YATAK BÖLÜMLERİNDE 18 ÖĞRENCİ KONAKLAYABİLCEKTİR. ÜST KATTA 2 EĞİTMEN YATAK ODASI, 4 KONUK ODASI VE 1 ÖZEL ODASI İLE İDARİ PERSONEL VE SEKRETER ODASIYLA ÇAMAŞIRHANEYE SAHİP OLAN ROSEM’DE 4 DERSHANESİ İLE 150 ÖĞRENCİYE BİLGİSAYAR MESLEK EDİNDİRME VE DEĞİŞİK HOBİLERİN EĞİTİMİ VERİLECEK. BU AMAÇLA ROTARY TÜRK HİZMET VE EĞİTİM VAKFI, SAKARYA ÜNİVERSİTESİ VAKFI VE SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İLE İŞLETİM PROTOKOLÜ 09.08.2001 TARİHİNDE İMZALANARAK YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞTİR.

2430. BÖLGE GUVERNÖRLÜĞÜ’NÜN 2430 - 2420 - 2440 BÖLGE KULÜBÜ’NÜN SAKARYA ÜNİVERSİTESİ İLE BİRLİKTE ADAPAZARI VE ÇARK ROTARY KULÜPLERİ’NİN ORTAK ÇALIŞMASIYLA BÖLGE GENÇLERİNE, BÖLGE İNSANINA HİZMET VERMESİ PLANLANMIŞTIR.

Kaynak: 2430.Bölge Web Sayfası

 

rotlog1.gif (4932 bytes)

Evet,sevgili dostlarım geçen hafta yazmaya başladığım Finike maceramıza devam edelim istiyorum. 19 Aralık Çarşamba günü hazırlıklarımızı yaparak yola koyulduk. İddia ediyorum ki Dünya’nın en güzel güzergahı Antalya-Finike arasındaki yaklaşık 110 km’lik yoldur. Ben bu kadar güzelliğin birarada olduğu başka bir yol olabileceğini düşünemiyorum. Sol tarafınıza denizi sağ tarafınıza yeşili alıyorsunuz ve inanılmaz keyifli bir yolculuk yapıyorsunuz. Belki unutanlarınız olmuştur diye isterseniz yol boyunca geçtiğimiz yerleri bir hatırlayalım mı? Acısu, Topçam, Büyük ve Küçük Kargıcak, Büyük ve Küçük Çaltıcak, Beldibi, Göynük, Kemer, Ağva, Çamyuva, Facilis, Tekirova, Ulupınar, Olimpos, Adrasan, Mavikent, Kumluca.

110 km’lik yol boyunca yaklaşık 75 dakika içinde gördüğünüz yerlerin fazlalığını ve güzelliğini gözünüzün önüne bir getirmenizi istiyorum. Her biri birbirinden güzel bu koyları geçerken hepsine sapıp günlerce oralarda kalmayı hayal ederek yolculuğunuzu yapıyorsunuz.

Tabii bir yandan da başka düşünceler aklınıza gelmiyor değil. Böyle denizle içiçe olup da neden deniz taşımacılığı yapmadığımızı, Antalya’da doğup büyüyen çocuklarımızın vapurları sadece neden filmlerde gördüğünü düşünüp kahroluyorsunuz. Gelişmiş ülkeler, kendi taşımacılığını deniz ve raylı sistemde yaparken neden biz hala pahalı ve konforsuz kara taşımacılığında ısrar ediyoruz , bu ısrar kimlere nasıl bir rant sağlıyor? Hele de yazın Antalya’ya inen uçak sayısını ve bunların her gün yüzlerce otobüsle Alanya ve Tekirova istikametine taşındığını düşündükçe insanın çıldırmaması imkansız. Bence hepimizin bu konuda oturup ciddi anlamda düşünmesi ve kimlere nasıl baskı yapılması gerekiyorsa o konuda çaba göstermesi gerekiyor. Çünkü bu gibi konularda bizim gibi insanlar önayak olmazsa bu sistem aynı şekilde devam eder, birileri bu işlerden sürekli rant elde eder ve bizim torunlarımız da vapuru filmlerde görür.

Yine aynı şekilde düşünecek olursak Antalya gibi düzayak bir şehirde şehiriçi ulaşımın neden raylı sistemle yapılamadığını sanırım çok iyi anlarız. Otogardan başlayıp Üniversite -Migros kavşağı, Devlet Hastanesi - eski otogar - Mevlana kavşağı - meydandan geçen ve orada havaalanı ve Burhanettin Onat olarak ikiye ayrılan bir raylı sistemi bir gözünüzün önüne getirin ve bu sistemin Antalya’yı nasıl çağdaş bir kent yapacağını, trafiği nasıl rahatlatacağını düşünün isterseniz. Bu sistemin yapılmamasında bizim de bir suçumuz var mı diye de düşünmenizi istiyorum.

Sevgili dostlarım, bugün çok ciddi konulara girdim onun için kusura bakmayın ama haftaya size geçtiğimiz hafta sonu gittiğim GS-Antalya maçıyla ilgili izlenimlerimi anlatacağım.

Sevgiyle kalın,

Rtkç.ERKAN DODANLI

 

SİZİN KÖŞENİZ...

Rtkç.Baha Kızılırmak dostumuz geçtiğimiz günlerde Nazım Hikmet’in çok güzel bir şiirini gönderdi bizlere. Hem büyük ozanımızın anısına, hem de 14 Şubat’a küçük bir gönderme yapmak amacıyla bu anlamlı şiiri yayınlıyoruz.

 

KADIN


Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayâlimdir,
boynumda taşıdığım vebâlimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayâl, ne vebâl..
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
hayat arkadaşımdır.

NAZIM HİKMET

 

bktkom.gif (10343 bytes)

Son derece geniş ve “katılımcı” bir sayı hazırlamanın keyfini yaşıyoruz. Bayram nedeniyle toplantılarımıza bir hafta ara verilecek olması, ister istemez komitemize de kısa bir tatil fırsatı yaratıyor. İki hafta sonra yeni bir bültenle huzurlarınızda olmayı umuyoruz. Olası ısrarcı ve baskıcı tavrınız küçük bir “ara sayı” hazırlamamıza yol açar mı bilemiyoruz. Aslında pek sanmıyoruz... Ancak siz gene de ısrar edin. Bakarsınız sonuç verir...

[Tracked by Hitmatic]