![]() |
![]() |
Adres
:Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1
Antalya
Sayı : 20 |
| G E Ç E N H A F T A | Talya Oteli - 07.11.2002 - 1261/19 |
||||||
Toplam Üye |
52 + 13 |
KONUŞMACI | MUSTAFA ÇAKIR | ||||
Katılan Üye |
31 + 04 |
KONU | ÖZEL OKULLARIN EĞİTİMDEKİ YERİ | ||||
Katılım |
% 60 |
KONUKLAR | |||||
TELAFİ KARTI |
|||||||
| İbrahim Coşar | Antalya Rotaract |
||||||
| Serdar Akaydın | Salzburg Rtr. Klb. |
||||||
MAZERET BİLDİRENLER |
|||||||
| Havva Işık İşkan | Yurtdışında |
||||||
| Güray Parlak | “ |
||||||
| Fatma Kızılırmak | Antalya Dışında |
||||||
| Hülagu Şencan | “ | ||||||
| Hülya Yazıcı | “ | ||||||
| Mustafa Sözen | “ | ||||||
| Salih Peker | “ | ||||||
| Ziya Erbaş | “ | ||||||
TOPLANTI
NOTLARI :
|
|||||||
![]() |
10.KASIM.2002BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK ÜN ÖLÜMÜNÜN 64. CÜ
YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE PAZAR GÜNÜ, ANTALYA VALİLİĞİNİN RESMİ ANMA TÖRENLERİ AKM. KONFERANS SALONUNDA YAPILMIŞTIR. ANTALYA KOLEJİ ÖĞRENCİLRİNİN OLDUKÇA KALABALIK BİR TOPLULUĞA SUNDUĞU ÇOK GÜZEL BİR PROGRAM İZLEDİK VE KIYMETLİ BÜYÜĞÜMÜZÜ BİR KEZ DAHA YOĞUN DUYGULARLA ANMA İMKANINI BULDUK. SAYGIDEĞER BÜYÜĞÜMÜZ !İLKELERİN IŞIĞIMIZ OLMAYA DEVAM EDECEKTİR.. RUHUN ŞADOLSUN.. |
ROTARY
BİLGİLERİ !ROTARY VAKFININ BAŞLANGICI Çok büyük projelerden bazıları çok küçük tohumların uygun zemine ekilmesiyle serpilip büyür. İşte Rotary Vakfının kuruluş ve gelişim hikayesi böyle çok mütevazi bir başlangıca dayanır. 1917 yılında Uluslararası Rotary Başkanı Arch Klump Atlantada Rotaryenlere hitaben yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: "Dünyaya yaygın iyi bir şeyler yapmak istiyorsak, bunun için bağış kabul etmemiz çok uygun ve yerinde bir istek olur." Dinleyen Rotaryenlerin cevabı çok kibar ve olumlu olmuştu ilk başta, ama fondaki birikim çok yavaş gerçekleşiyordu. Bundan bir yıl kadar sonra, ilk verilen ad olan "Rotary Bağış Fonu"nda Kansas City Rotary Kulübünden yapılan ilk bağış geldi. Parasal olarak bu sadece 26.50 dolardı ve 1918 yılı Kansas City şehrinde toplanan konvansiyon organizasyonundan artan para idi. Eundan sonraki yıllarda da küçük küçük bağışlar bunu eklendi. Aradan altı yıl geçtikten sonra, bu fonda biriken paranın tutarı 700 doları ancak bulmuştu. Bundan on yıl kadar sonra, 1928 Minneapolis Konvansiyonunda Rotary Vakfı parasal varlığı 50.000 doları buldu. 1937 yılında Rotary Vakfı 2 milyonluk bir hedef tespit etti ama ne var ki, ikinci Dünya Harbinin aniden patlak vermesi bu amaca ulaşmayı imkansızlaştırdı, hedeften vazgeçildi. 1947 yılında Paul Harris'in ölümü ile Rotary Vakfının bağış toplamak için yeni bir devir de açılmış oldu. Rotary'nin kurucusu Paul Harris anısına para ve hediyeler Vakıfa akmaya başladı. İşte o günden sonra Vakıf tam anlamıyla güçlenmeğe başladı ve "Çeşitli milletlerin hakları arasında anlayış ve dostça ilişkilerin geliştirilmesi" ne yönelik olarak bu soylu bağış iyice yaygınlaşmaya başladı. 1954 yılında tek bir yıl içerisinde bu Vakfı yarım milyon dolardan fazla bağış geldi. 1965'de ise yapılan bağışların tutarı bir yılda bir milyon doları bulmuştu. İşte yukarıda söylediğimiz gibi ilk başlarda çok küçük ve mütevazi bağışlarla başlayan bu hareket giderek çok büyük bir Vakıf haline geldi ve şimdilerde dünyanın her tarafında eğitim ve insancıl işler için yılda 45 milyon dolardan fazla bağış Rotary Vakfında toplanmaktadır. ROTARY VAKFI DAİMİ FONU "Vakfa bugüne ya da yarına ait birşey gibi değil, fakat gelecek yıllar ve nesiller açısından bakmalıyız" sözleri Rotary Vakfı'nın babası Arch Klumph'a aittir. Bu nedenİedir ki, Vakıf Daimi Fonu Rotary'nin eğitim ve insancıl programlarının geleceğini teminat altına almanın en önemli yolu olarak kabul edilir. Daha önceleri (Dünya Anlayış ve Barışı için Vakıf) olarak adlandırılan bu fona bağışlar gelecek için yatırım teşkil eder. Nihayette, daimi fonun vakıf desteği için istikrarlı ve güvenilir bir kaynak oluşturması ve böylece her zaman asgari düzeyde bir program faaliyetinin garanti altına alınması ve gelecekte yeni ve genişletilmiş programlara imkan tanınması amaçlanmıştır. Vakıf mal varlığı için de daimi fona kayda değer bir katı ayıran ya da fona en az 1000 USD' lık nakdi bir bağış yapan herkesi özel olarak ödüllendirir. Bu tür kişiler Rotary Vakfı bağışçıları olarak tanımlanır. 1995 yılında bütün dünyada 18.000.-den fazla bağışçı mevcuttu. Sevgili Dostlarım; Sizlere yukarıda aktardığım Rotary bilgileri www.rotary2430.org.tr. sitesinden alınmış bilgilerdir. Sevgi ve saygılarımla.. Rtr. Osman Berberoğlu |
GEÇMİŞ OLSUN Geçtiğimiz hafta sevgili dostumuz Semin Kaptan Ankara’da guatır ameliyatı oldu. Sevgili Başkanımızın telefon görüşmesinde oldukça iyi olduğu haberini almış bulunuyoruz. Sevgili dostumuz Semin’ e acil şifalar diliyor ve kısa zamanda aramızda tekrar görmek dileği ile kucak dolusu geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. |
| GEÇMİŞ OLSUN
Sevgili dostumuz Ahmet Gönen dün başarılı bir Safra Kesesi operasyonu geçimiş olup evinde istirahat etmektedir. Sevgili dostumuz Ahmet’ e acil şifalar diliyor ve kısa zamanda aramızda tekrar görmek dileği ile kucak dolusu geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. |
| B U H A F T A | Tenis Kulüp - 14.11.2002 - 1262/20 |
|||||
|
KONUŞMACI | MUAMMER AYAN | Mönü :İftar Yemeği Tenis Kulüp Gün Işığı Salonu | |||
| KONU | İSLAMIN FAZİLETLERİ | İftar Tabağı,Bezelye Çorba, Su Böreği, Püreli Tas Kebap, Kaşık Salata, Ekmek Kadayıf, Çay, Kahve | ||||
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
|||||
14.11 |
Meziyet KURŞUN |
17.11 |
Demet – Salih PEKER |
|||
19.11 |
Günseli Oral |
19.11 |
Havva – Fahri IŞIK |
|||
| BUNLARI
BİLİYORMUSUNUZ ? |
SİZİN
KÖŞENİZ
Seçimlere AB İş Çevreleri Nasıl Bakıyor?
Nusret Özgül, Brüksel 02 Nov
2002, 15:48 UTC Muhtemel bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına AB iş çevreleri nasıl bakıyorlar? TÜSİAD ve TİSK’i Avrupa patronlar klübünde (UNICE) temsil eden Dr. Bahadır Kaleağası' na göre endişe var ama öncelikle Abdullah Gül’ ün Brüksel’de verdiği güvencelere sadık kalacak biçimde bir hükümet politikası izleyip, izlemeyeceğine bakılacak. Radyomuza Avrupa Birliği ülkelerinde yaptıkları son temasları da değerlendiren Kaleağası, Kopenhag’dan iki tarafı da tam tatmin etmese bile ileriye doğru bir karar çıkacağı izlenimi edindiklerini söyledi. Abdullah Gül’ ün Brüksel’de, Tayyip Erdoğan’ın da Ankara’da Avrupa’ya yönelik verdiği mesajların Brüksel’i ikna ettiği söylenebilir mi? Kaleağası'nın yanıtı şöyle: "AB’yi ikna etmedi bu mesajlar. Kuşku devam ediyor. Zaten, Abdullah Gül de Brüksel’de dedi ki, 'bekleyin iktidara gelmemiz yakınlaştı, gelince göreceksiniz bu bir meydan okumadır. İddia ediyorum ki, iktidarımız ilk gününden, Kopenhag Zirvesi’ne kadar AB’ni ikna edecek, çok önemli uygulamalara imza atacak. Bunları başlatacak, önemli açıkları tamamlayacak ve biz Türkiye’yi AB’ye taşıyacağız.' Evet, bekle ve gör. Başka çare yok. Göreceğiz doğru mu değil mi? Avrupalı olmak, AB’nin klâsik bir muhafazakâr demokrat partisi kimliğine bürünebilmek ideallerini söyledikleri gibi başarabilecekler mi yoksa bu konuda kuşkuları daha da derinleştiren kendileri hakkındaki, başarısızlıklara mı, çalkantı ve yalpalamalara mı imza atacaklar bunu gerçekten görmemiz gerekiyor. Bu bir macera olmaya başladı Türkiye için ama belki de kaçınılmaz bir senaryo olarak karşımızda duruyor." Geldikleri takdirde Avrupa Birliği bir tür zaman kredisi mi açacak? Eğer böyle ise AKP icraatının hangi boyutları önem kazanacak? Kaleağası'nın görüşleri şöyle: "Nereye kadar götürecekler, nereye kadar bireysel sınırlar içerisinde tutacaklar, nereye kadar empoze edilmeye çalışılacak. İşte bunları hep görmek gerekiyor. Beyanları 'biz ne içki içilmesine karışırız, ne türbana karışırız, ne dinî uygulamalara karışırız, bu herkesin bireysel özgürlük alanındadır biz bu alandaki engelleri kaldırmak istiyoruz ki Avrupa’daki gibi dinsel özgürlükler olsun' şeklinde. Ama tabi örneğin bir remi kurumda yükselmek için, bir siyasetçinin gözüne girmek için AKP’nin anladığı anlayışta dinî uygulamaları yapmak mecburiyetinde kalacaksa, zorlama anlamına gelebilir. Yavaş yavaş topluma siyasi iktidarın belli bir töhmeti enjekte etmesi elbette bir yerden sonra Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırmaz, uzaklaştırır. Burada çok dikkatli olmak gerekiyor, bir partiyi önyargılı biçimde daha icraatını görmeden, üstelik de söylemi bu kadar açık ve Avrupalı iken, Avrupa karşıtı diye yargılamak doğru bir şey değil. Belli bir kredi ve hoşgörüye ihtiyaç var. Halkın oyunu alan her partinin hakettiği gibi." Siyasiler dışında, Türkiye ile kültürel ve ekonomik olarak yoğun ilişki içinde olanların endişeleri var mı? Kaleağası şöyle yanıtlıyor: "Var. Sorular soruyorlar bu konuda. Bayağı endişeleri var, Türkiye İslâmcı mı olur? Çünkü Avrupa’da bu İslâmcı sözcüğü çok açık, İslâmcı eşittir, İran, Libya, Suudi Arabistan. Bunun nüansları yok Avrupa kamuoyunda, uluslararası kamuoyunda. Bu iş buraya kadar gider diye görmekteler. Yine icraatını görme, bekleme düşüncesi Avrupa iş çevrelerinde de oluşmakta. Allah’tan turizm mevsimine daha var. Belli bir kendini ispat etme dönemi olacak AKP’nin. Aksi takdirde gerçekten turizm mevsiminde böyle bir iktidar değişikliği söz konusu olsaydı, daha büyük bir darbe vurabilirdi. Çağdışı kalmış, köhne, zavallı, gariban bir dinî anlayış sanki oturuyormuş gibi bir görüntü gerçekten yazık olur, ülkenin çıkarları ve istikbâli açısından." Refah Partisi’nin kazandığı seçimler öncesinde ve sonrasında olduğu gibi, Türkiye, Batı yörüngesinden sapma yapar ve dengesizliğe sürüklenir korkusu da hakim mi? Kaleağası yanıtlıyor: "Bu Türkiye’deki belli istikrar unsuru etkenlere rağmen, ordu gibi, sivil toplumun sağlam duruşu gibi, bu her zaman var. Çünkü bunun olması için bu yönde nihaî bir kayma değil, belli bir karışıklık, belli bir istikrarsızlık, iç sosyal çalkantılar, ekonomik krizin de derinleştirdiği dalgalanmalar da yeterli olabilmekte. Ama bu AKP iktidarı yüzünden böyle olur demek çok ileri gitmek olur. Bu partiler sadece Türkiye’yi olduğu yörüngede tutmak ve daha da ileri götürmekle yükümlü değiller, ayrıca bu sorunları artık aştırmakla yükümlüler. Çünkü bu sorunlar ülkenin geleceğine, üretkenliğine, daha iyi eğitim, sağlık gibi halkın ivedi ihtiyaçlarına yanıt vermeyen soyut konularla uğraşan partiler de geçmişte görüldüğü gibi boğuluverirler bu girdabın içinde." Seçimlerden sonra yeni iktidarı bekleyen en önemli dosyalardan birinin üzerinde AB’ne üyelik sürecinde atılacak adımlar, yazıyor. Peki AB tarafındaki son gelişmeler söylendiği veya olumlu işaretler gönderildiği gibi mi? Bahadır Kaleağası’na göre, Brüksel ilerideki bir tarihi düşünüyor. İngiltere’nin sol eğilimli gazetesi "Guardian" ın haberinde üyelik müzakerelerinin 2008 tarihinden itibaren başlatılabileceği ileri sürülüyor. Kaleağası’nın izlenimleri de bu yönde: "AB içinde değişik hükümetlerin, kendi seçim konjonktürlerine, kendi ideolojilerine, hem yurt içindeki, hem de AB içindeki siyasi önceliklerine göre tavırları değişiyor. AB’nin Türkiye’ye karşı bir ortak tavrı var diyemeyiz. Türkiye ile ilgili bir takvim var AB’nin kafasında. Bir takım insanlar dışında, genel olarak AB artık Türkiye’nin üyelik sürecinin geri dönülmez bir hedef olarak görmekte. Fakat bunu belli bir ritme bağlamak, kendi iç önceliklerine göre belli bir yere koymak derdindeler. 2004 yılına kadar mevcut gelişmeyi tamamlamak, sindirmek ve kendi kamuoyuna anlatabilmek, kendi kamuoyunun mevcut genişlemeyi kabulünü sağlamak, Euro’ nun istikrarını bu dönemde muhafaza etmek ve bunun ötesinde kurumsal gelişmelerini tamamlamak ve rahatlamış olarak bir taraftan Romanya ve Bulgaristan ile işi bitirirken, diğer taraftan Türkiye’ye bakmak ve hatta sırf Türkiye değil, Norveç ve İsviçre gibi ülkelere de bakmak eğiliminde AB. Bir de tabiî Türkiye’nin imâjı bozuk kamuoyunda. Bir ilerleme bekliyor AB ki, Türkiye’nin değişen imâjını kendi kamuoyuna anlatabilsin. Sonuç itibariyle, Kopenhag’da bir sentez karar çıkacak. Bizim istediğimiz kadar beyaz, bazılarının Avrupa’da istediği kadar siyah olmayacak. Gri tonlarda olacak ama biz inanıyoruz ki, açık gri olacak." Sevgili dostlar; Sevgili Fatma Kızılırmak’ tan gelen mail’ i ilginizi çekeceğini umduğum için
bültene aldım. Türkiye’nin Avrupa’daki görüntüsü hakkında sizleri
bilgilendirmek istedim. Rtn. Osman Berberoğlu |
| GÜZEL
BİR SÖZ Yaşamdan korkma, WİLLİAM JAMES |
| ANTALYA HAKKINDA BİLGİLER |
| B-24
Amerikan Savaş Uçağı Batığı
Ağustos 1944 yılında Romanya üzerindeki bombalama görevini yerine getirdikten sonra Kıbrıs'taki üssüne dönmek üzere hareket eden "Hadley's Harem" isimli B-24 tipi Amerikan savaş uçağı, dönüş yolunda Ege denizi üzerindeyken vurulmuş ve Antalyanın Manavgat ilçesi yakınlarına kadar dayanıp kıyıdan 200 metre açıkta düşmüştür. Uçak personelinden hayatta kalanlar yakınlardaki Cengel köyü sakinleri tarafından kurtarılmıştır. Uçak personelinde üçü günümüzde hala hayattadır. 1995 yılında uçak personelinden olan Roy Newton, yanında kameramanı olduğu halde kendi uçağına bir dalış yapmış ve onu kurtaran köylü ile tekrar karşılaşmıştır. 1995 yılında yapılan çıkartma çalışmalarında uçağın kokpiti su yüzüne çıkarılmış, bir süre Cengel jandarma karakolunda kaldıktan sonra İstanbul'daki özel müzelerden birine götürülmüştür. Uçağın kalan kısmı da kısa süre içinde çıkarılarak aynı müzeye yollanacaktır. Bu nedenle onu sualtında gören insanlar artık şanslı diye tarif edilebilir. Uçağın gövdesi ve kuyruk kısmı Manavgat ilçesini Alanya'ya doğru 25 kilometre geçtikten sonra Dilkum mevkiinin 200 metre açığında yatmaktadır. Her hangi bir işaret olmadığından dolayı kerterizin veya koordinatların çok iyi hesaplanması gerekmektedir. Uçağa dalış özel izin gerektirmektedir.
Sevgili Dostlarım, Antalya hakkında sizlere her hafta aktardığım bilgiler www.antalya-ws.com adresinden alınmıştır. Sevgi ve saygılarımla.. Rtn. Osman Berberoğlu |
ROTARACT'LARI
TANIYALIM MELEK BIDI : 21 yaşındayım. Almanya doğumluyum. Şu an Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. |
SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN !ÖPÜŞME |
Sevgili dostlar, Türkiye 03 Kasım seçimlerini uzun süre konuşacağa benzer. Ancak sonuçların sürpriz olduğunu ifade edenler kadar sürpriz olmadığını da ifade edenler çok fazla. Aşağıda Sokrates’ den size aktaracağım bölüm yaşadığımız olayları kısmen mizah açısından açıklıyor diye düşünüyorum. < Filozof Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezmiş. Bir gün eşi Sokrates’ e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç tepki göstermiyor, bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates; Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum demiş.> Türk toplumu da iktidardaki ve muhalefetteki mevcut partilere dertlerini anlatmaya çalıştı, ama gerekli ilgiyi ve çözüm becerilerini görmeyince patladı. Sosyal patlama sandıkta gerçekleşti. Herkes bu ortamdan gerekli dersini alır diye temenni ediyor ve bir kez daha ülkemiz için sonuçların hayırlı olmasını diliyoruz. Bülten komitesi.. |