blt_log4.gif (10576 bytes) 2002c_TR_small.gif (6710 bytes)

Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya                                               Sayı : 20
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya.b@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

 

G E Ç E N   H A F T A

Talya Oteli - 07.11.2002 - 1261/19

Toplam Üye

52 + 13

KONUŞMACI MUSTAFA ÇAKIR

Katılan Üye

31 + 04

KONU ÖZEL OKULLARIN EĞİTİMDEKİ YERİ

Katılım

% 60

KONUKLAR

TELAFİ KARTI

İbrahim Coşar

Antalya Rotaract

Serdar Akaydın

Salzburg Rtr. Klb.

MAZERET BİLDİRENLER

Havva Işık İşkan

Yurtdışında

Güray Parlak

Fatma Kızılırmak

Antalya Dışında

Hülagu Şencan
Hülya Yazıcı
Mustafa Sözen
Salih Peker
Ziya Erbaş
TOPLANTI NOTLARI :
  • Başkanımız 1261. ci toplantımızı düşük bir katılım yüzdesi ile açmak durumunda kaldı. Ramazan nedeniyle bazı dostlarımız toplantıya hiç gelmedi bazıları da toplantıya katılıp bir süre sonra ayrıldılar. Toplantı esnasında yemek yiyen sadece 4 masa vardı. Beşinci masada da oruç tutanlar oturdu. Başkan Sevgili dostumuz Semin Kaptan’ ın rahatsızlığını duyurdu ve geçmiş olsun dileklerini ileterek Osman Bilgen dostumuzu kürsüye davet etti.
  • Osman Bilgen; Antalya Rotaract Kulübü önümüzdeki günlerde diksiyon kursu açıyor. Bu kursa siz dostlarımızdan arzu edenler olursa onlarda katılabilir. Bu konuda benden her zaman bilgi alabilirsiniz.
  • Sevgili Osman Bilgenin duyurusundan sonra başkan Serdar Akaydın dostumuza söz verdi.

Serdar Akaydın; Geçen hafta Salzburg’ da açılan bir fuara katıldım. Söz konusu fuar tamamen Seyahat acente’ ları için düzenlenmiş bir organizasyondu. 2003 yazı için katalog çalışmaları yapılıyordu. Fuar başarılı geçti. En azından bizim için bu anlamı taşıdığını söyleyebilirim. 2003 yılında Turizm rüyası, Türkiye ve Bulgaristan olarak görülüyor. Avrupa’da en çok seyahat eden Almanlarda talep azalması mevcut olsa da Türkiye’nin yine ön planda talep edildiğini görmek sevindirici oluyor. Daralan piyasada Türkiye payını artırıyor. Bunda da en büyük etken çok genç bir yatak kapasitesine sahip olmamız, fiyatlarımızın düşük olması ve kalitemizin yüksek oluşundan kaynaklanıyor. Salzburg Rotary Kulübü’nü ziyaret ettim. Atendans olarak Salzburg kentini tanıtıcı kartpostal kullanıyorlar. Bu uygulama bizim için de geçerli olabilir. Antalya’ya çok sayıda yabancı Rotaryen geliyor ve kulübümüzü ziyaret ediyor. Antalya’nın tanıtımı için böyle bir uygulamayı hayata geçirebiliriz diye düşünüyorum. Kulüp de hiç kadın üyeleri bulunmuyor. Bizim kulüpte onun üzerinde bayan üyeniz olduğunu ifade ettiğim zaman çok hayret ettiler.

  • Başkanımız, konuşmacı konuğumuzun öz geçmişini okuması için sevgili dostumuz Burak Gönen’i kürsüye davet etti.

Burak Gönen;

“Sayın Mustafa Çakır, 1947 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu şirin ve yemyeşil ilçede tamamladı. 1969 yılında O.D.T.Ü. Fizik Bölümünü bitirdi ve Teorik Kimya Bölümü’nden de “Master of Science” derecesini aldı. 1970 yılında T.E.D. Ankara Koleji’nde öğretmenlik görevine başladı. 1976 yılında Antalya’ya gelerek “Antalya Meslek Yüksek Okulu” nu kurdu. 2 yıl çalışıp Ankara Koleji’ne döndü. 1982 yılında tekrar Antalya’ya gelip Antalya Koleji’ de çalışmaya başladı. 1984 yılında kendi dershanesini kurup 6 yıl süre ile çalıştıktan sonra yine Antalya Koleji’ne İdarecilik ve Fizik Öğretmenliği görevine geri döndü. Halen bu görevlerini sürdürmektedir. TÜBİTAK’ dan yetiştirdiği öğrenciler nedeniyle birçok ödüller aldı. Evli ve 2 çocuk babası olup sportif ve sosyal bir takım derneklerinde üyesi olan konuşmacı konuğumuzu mikrofon’ a davet ediyorum.”

TN_DSC00265.JPG (35187 bytes) TN_DSC00267.JPG (34352 bytes)
  • Konuşmacı konuğumuz Sayın Mustafa Çakır, sevgili Burak Gönen’ nin daveti üzerine kürsüye gelerek Roratary Kulübüne davet edilmiş olmaktan duyduğu mutluluğu ifade ederek teşekkür etti ve Eğitim konusundaki konuşmasına geçti. Sn. Mustafa Çakır;

“Eğitim; istendik davranışlar yaratma sürecidir. Peki Türkiye Cumhuriyetinin istendik davranışları nelerdir. Bunun için <Milli Eğitim Temel Kanunu> daki ( 24/06/1973 ) Türk Milli Eğitiminin genel amaçlarına kısaca bakalım.

a.- Atatürk İnkilap ve İlkelerine bağlı, ailesini, vatanını, milletini seven, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen yurttaşlar yetiştirmektir.

b.- Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilikli ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmektir.

c.- İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunulacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak. Böylece, bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak, öteyandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve nihayetTürk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yaptırmaktır.

Acaba şu anda nüfusun yüzde kaçı bu amaçlara uygun davranışlarda bulunuyor? Son 10 yılda yapılan en iyi hamle 8 yıllık zorunlu eğitim ve eğitim yılının 180 iş günü oluşudur. Fen Liseleritemel bilimlerde Ülkenin Bilim Adamları yetiştirmesi için kuruldu. Ancak şimdi işleri, ÖSS’de yüksek puan tutturarak üniversiteye girmek amaçlı olarak kullanılıyor. Görüldüğü gibi kanunları yazmak değil uygulayabilmek son derece önemli. Ülkemizin diğer problemleri gibi eğitimde de sorunlar çözüm bekliyor. Yaklaşık 20 milyon civarında eğitilecek gencimiz var. Alt yapımız , spor tesislerimiz, laboratuvarlar, kütüphaneler, kadrolar ve teknik donanımlarımız ile sınıflarımız yetersiz kalıyor. İşte bu durumu nasıl çözeriz diye düşünüldüğünde kısmi çözüm olarak Özel Öğretim Kurumları akla geliyor. Yabancılar ve azınlıklar için açılmış okullara benzer okullar açılıyor. T.E.D. bu konuda önderlik yapıyor. Bu okullara isteğin artması yenilerin açılmasını körüklüyor.
Devlet okullarından daha başarılı ve iddialı durumunda olmak zorunda olan ve devamlı denetim altında tutulan özel okulların şu andaki durumu nasıldır?

Geçtiğimiz yıl Özel Okullar Derneğinin yaptığı bir araştırmada, veli değerlendirmesine göre, en iyi 10 okulun 7’si Özel Okul, öğrenci değerlendirmesine göre, en iyi 10 okulun 8’i Özel Okul, sportif ve sosyal tesislere sahip, en iyi 10 okulun 9’u Özel Okul, Üniversite sonuçlarına göre , en iyi 10 okulun 7’si Özel Okul, laboratuvar olanaklarına göre, en iyi 10 okulun 8’i Özel Okul gibi çarpıcı sonuçlar alınmıştır. Buna rağmen gelişmiş ülkelerde genel öğretim içersinde özel okul oranı %20 – 30’lara ulaşmış iken, bu oran ülkemizde %1.5 civarındadır.

Sınıf mevcutları, verdikleri yabancı dil eğitimi, kaliteli öğretmen kadrosu, üniversite sınavında gösterdiği başarı, bilgisayar eğitimi, dünyadaki eğitim ile ilgili gelişmelerin takip edilmesi, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri, sosyal ve kültürel faaliyetler, öğretmen başına düşen düşük öğrenci sayısı özel okulların en önemli özellikleridir. Örneğin bizim okulda 1 öğretmene 6 öğrenci düşüyor. Özel Okullar, maksimum 28 – 30 kişilik sınıflarda kaliteli eğitim – öğretim yaparak Milli Eğitim’ in üzerinden yaklaşık 500 bin öğrencinin yükünü kaldırmaktadır. Devletin sırtından bu kadar yükü alan ayrıca, yatırımlarıyla katma değer yaratan, 30 bin öğretmene, 15 bin usta öğreticiye, 10 bin hizmetliye iş olanağı sağlayan kurumlardır. Özel öğretim kurumları eğitim kalitesinin artmasında bakanlık bünyesinde örnek kurumlardır. Model kurumlardır. Ülkede bu kurumların sayısı artmalıdır.

Eğitimdeki sorunları çözmek için;

Kısa vadeli hedefler belirlenmeli, ölçümler yapılmalı, ulaşılamayan hedeflerin nedenleri araştırılmalı, uzun vadeli hedefler için stratejiler belirlenmeli, sözde değil, gerçek anlayışla <Toplam Kalite Yöntemi> mantığıyla yeniden organize olunmalıdır. Bütün kaynaklarımızla, hepimiz, dört elle öncelikli, eğitim için seferber olmalıyız. Gerçek kalkınma ve refah bu yolla gerçekleşecektir.”

  • Başkanımız, konuşmacı konuğumuzun konuşmasını tamamlamasından sonra teşekkür ederek kendisine bu günün anısına hatıra plaketi takdim etti. Toplantının tamamlanmasına daha vaktimiz bulunmaktadır, bu nedenle daha öncede ifade ettiğim gibi bu süreyi serbest kürsü olarak kullanmak istiyorum. Özellikle Fenerbahçeli dostlarımızın konuşmak istediklerini tahmin ediyorum. Başkanımızın bu ifadelerine, kürsüye gelmeden sevgili Ferit Selekler, Mustafa Kıvrak ve Osman Berberoğlu itirazda bulundular. Rotary’ de siyaset ve dinin tartışılmadığı gibi, spor kulüplerinin de tartışılmasının doğru olmayacağını ifade ettiler. Çünkü dostlarımızın değişik takımları tuttuklarını ve maç sonuçlarının kürsüde tartışılması arzu edilmeyen bir takım huzursuzlukları doğurabileceğinin altını çizdiler. Başkanımızın da bu konuyu kapatarak kulüpte gerginlik yaratmamasını rica ettiler. Başkan toplantının huzurunun bozulmaması için konuyu kapatarak Serdar Akaydın’ a söz verdi.
  • Kürsüye aynı toplantı da ikinci kez çıkan sevgili Serdar, Belçika fahri Konsolosu olması nedeniyle bir hatırlatma yaptı. Belçikalı firmalarla ticari bağ kurmak isteyen Türk firmalarına her konuda yardımcı olabileceğini ifade etti. Zaman zaman Belçikalı firmaların da kendilerine Türkiye’den partner aradıklarını, bu nedenle başvuruların kendisine yapılmasının altını çizdi.
  • Başkanımız, sevgi tohumları ekiniz temennisiyle toplantıyı kapattı.

NOT; 14.11.2002 TOPLANTISI AKŞAMA ALINMIŞTIR. İFTAR YEMEĞİ OLARAK TANZİM EDİLEN TOPLANTIMIZ ANTALYA TENİS İHTİSAS KULÜBÜ GÜN IŞIĞI SALONUNDA YAPILACAKTIR.

 

10.KASIM.2002

BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK ÜN ÖLÜMÜNÜN 64. CÜ

YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE PAZAR GÜNÜ, ANTALYA VALİLİĞİNİN RESMİ ANMA TÖRENLERİ AKM. KONFERANS SALONUNDA YAPILMIŞTIR.

ANTALYA KOLEJİ ÖĞRENCİLRİNİN OLDUKÇA KALABALIK BİR TOPLULUĞA SUNDUĞU ÇOK GÜZEL BİR PROGRAM İZLEDİK VE KIYMETLİ BÜYÜĞÜMÜZÜ BİR KEZ DAHA YOĞUN DUYGULARLA ANMA İMKANINI BULDUK.

SAYGIDEĞER BÜYÜĞÜMÜZ !
İLKELERİN IŞIĞIMIZ OLMAYA DEVAM EDECEKTİR..

RUHUN ŞADOLSUN..

 

  ROTARY BİLGİLERİ !

ROTARY VAKFININ BAŞLANGICI

Çok büyük projelerden bazıları çok küçük tohumların uygun zemine ekilmesiyle serpilip büyür. İşte Rotary Vakfının kuruluş ve gelişim hikayesi böyle çok mütevazi bir başlangıca dayanır.

1917 yılında Uluslararası Rotary Başkanı Arch Klump Atlantada Rotaryenlere hitaben yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: "Dünyaya yaygın iyi bir şeyler yapmak istiyorsak, bunun için bağış kabul etmemiz çok uygun ve yerinde bir istek olur." Dinleyen Rotaryenlerin cevabı çok kibar ve olumlu olmuştu ilk başta, ama fondaki birikim çok yavaş gerçekleşiyordu.

Bundan bir yıl kadar sonra, ilk verilen ad olan "Rotary Bağış Fonu"nda Kansas City Rotary Kulübünden yapılan ilk bağış geldi. Parasal olarak bu sadece 26.50 dolardı ve 1918 yılı Kansas City şehrinde toplanan konvansiyon organizasyonundan artan para idi. Eundan sonraki yıllarda da küçük küçük bağışlar bunu eklendi. Aradan altı yıl geçtikten sonra, bu fonda biriken paranın tutarı 700 doları ancak bulmuştu.

Bundan on yıl kadar sonra, 1928 Minneapolis Konvansiyonunda Rotary Vakfı parasal varlığı 50.000 doları buldu. 1937 yılında Rotary Vakfı 2 milyonluk bir hedef tespit etti ama ne var ki, ikinci Dünya Harbinin aniden patlak vermesi bu amaca ulaşmayı imkansızlaştırdı, hedeften vazgeçildi.

1947 yılında Paul Harris'in ölümü ile Rotary Vakfının bağış toplamak için yeni bir devir de açılmış oldu. Rotary'nin kurucusu Paul Harris anısına para ve hediyeler Vakıfa akmaya başladı.

İşte o günden sonra Vakıf tam anlamıyla güçlenmeğe başladı ve "Çeşitli milletlerin hakları arasında anlayış ve dostça ilişkilerin geliştirilmesi" ne yönelik olarak bu soylu bağış iyice yaygınlaşmaya başladı. 1954 yılında tek bir yıl içerisinde bu Vakfı yarım milyon dolardan fazla bağış geldi. 1965'de ise yapılan bağışların tutarı bir yılda bir milyon doları bulmuştu.

İşte yukarıda söylediğimiz gibi ilk başlarda çok küçük ve mütevazi bağışlarla başlayan bu hareket giderek çok büyük bir Vakıf haline geldi ve şimdilerde dünyanın her tarafında eğitim ve insancıl işler için yılda 45 milyon dolardan fazla bağış Rotary Vakfında toplanmaktadır. 

ROTARY VAKFI DAİMİ FONU

"Vakfa bugüne ya da yarına ait birşey gibi değil, fakat gelecek yıllar ve nesiller açısından bakmalıyız" sözleri Rotary Vakfı'nın babası Arch Klumph'a aittir. Bu nedenİedir ki, Vakıf Daimi Fonu Rotary'nin eğitim ve insancıl programlarının geleceğini teminat altına almanın en önemli yolu olarak kabul edilir. Daha önceleri (Dünya Anlayış ve Barışı için Vakıf) olarak adlandırılan bu fona bağışlar gelecek için yatırım teşkil eder. Nihayette, daimi fonun vakıf desteği için istikrarlı ve güvenilir bir kaynak oluşturması ve böylece her zaman asgari düzeyde bir program faaliyetinin garanti altına alınması ve gelecekte yeni ve genişletilmiş programlara imkan tanınması amaçlanmıştır.

Vakıf mal varlığı için de daimi fona kayda değer bir katı ayıran ya da fona en az 1000 USD' lık nakdi bir bağış yapan herkesi özel olarak ödüllendirir.

Bu tür kişiler Rotary Vakfı bağışçıları olarak tanımlanır. 1995 yılında bütün dünyada 18.000.-den fazla bağışçı mevcuttu. 

Sevgili Dostlarım;

Sizlere yukarıda aktardığım Rotary bilgileri www.rotary2430.org.tr. sitesinden alınmış bilgilerdir.

Sevgi ve saygılarımla..

Rtr. Osman Berberoğlu

  

GEÇMİŞ OLSUN

Geçtiğimiz hafta sevgili dostumuz Semin Kaptan Ankara’da guatır ameliyatı oldu. Sevgili Başkanımızın telefon görüşmesinde oldukça iyi olduğu haberini almış bulunuyoruz.

Sevgili dostumuz Semin’ e acil şifalar diliyor ve kısa zamanda aramızda tekrar görmek dileği ile kucak dolusu geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

 

GEÇMİŞ OLSUN

Sevgili dostumuz Ahmet Gönen dün başarılı bir Safra Kesesi operasyonu geçimiş olup evinde istirahat etmektedir.

Sevgili dostumuz Ahmet’ e acil şifalar diliyor ve kısa zamanda aramızda tekrar görmek dileği ile kucak dolusu geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

 

B U   H A F T A

Tenis Kulüp - 14.11.2002 - 1262/20

KONUŞMACI MUAMMER AYAN Mönü :İftar Yemeği Tenis Kulüp Gün Işığı Salonu
KONU İSLAMIN FAZİLETLERİ İftar Tabağı,Bezelye Çorba, Su Böreği, Püreli Tas Kebap, Kaşık Salata, Ekmek Kadayıf, Çay, Kahve

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

14.11

Meziyet KURŞUN

17.11

Demet – Salih PEKER

19.11

Günseli Oral

19.11

Havva – Fahri IŞIK

 

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ ?
  • Devamdan muaf üyemiz sevgili Kemal Kınay’ ın uzun bir süreden bu yana ilk defa toplantıya katıldığını ve toplantıya ilk gelen üyemiz olduğunu !
  • Ramazan ayının başlaması ile devam oranın bayağı aşağılara düştüğünü !
  • 06.Kasım akşamı oynanan derbi maçının sonuçlarını, toplantı esnasında Başkanın ve sevgili Yaşar Süzen dostumuzun tahrik etmelerine rağmen hiç kimsenin kulüpte tartışmak istemediğini !
  • Toplantı esnasında Başkanın bugün serbest kürsü yapacağım. İsteyen arkadaşlarımız derbi maçı ile ilgili konuşabilir demesinden sonra, kulüpte ki ahengin bozulacağı gerekçesi ile uyarıda bulunan dostlarına dahi fanatik tarzda yaklaşım gösteren Başkanımızı bu konuda ki yaklaşımlarından dolayı eleştirdiğimizi ve davranışının şık olmadığını biliyormusunuz ?

 

 

  SİZİN KÖŞENİZ

 

Seçimlere AB İş Çevreleri Nasıl Bakıyor?

 

Nusret Özgül, Brüksel 02 Nov 2002, 15:48 UTC

Muhtemel bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına AB iş çevreleri nasıl bakıyorlar? TÜSİAD ve TİSK’i Avrupa patronlar klübünde (UNICE) temsil eden Dr. Bahadır Kaleağası' na göre endişe var ama öncelikle Abdullah Gül’ ün Brüksel’de verdiği güvencelere sadık kalacak biçimde bir hükümet politikası izleyip, izlemeyeceğine bakılacak.

Radyomuza Avrupa Birliği ülkelerinde yaptıkları son temasları da değerlendiren Kaleağası, Kopenhag’dan iki tarafı da tam tatmin etmese bile ileriye doğru bir karar çıkacağı izlenimi edindiklerini söyledi.

Abdullah Gül’ ün Brüksel’de, Tayyip Erdoğan’ın da Ankara’da Avrupa’ya yönelik verdiği mesajların Brüksel’i ikna ettiği söylenebilir mi? Kaleağası'nın yanıtı şöyle:

"AB’yi ikna etmedi bu mesajlar. Kuşku devam ediyor. Zaten, Abdullah Gül de Brüksel’de dedi ki, 'bekleyin iktidara gelmemiz yakınlaştı, gelince göreceksiniz bu bir meydan okumadır. İddia ediyorum ki, iktidarımız ilk gününden, Kopenhag Zirvesi’ne kadar AB’ni ikna edecek, çok önemli uygulamalara imza atacak. Bunları başlatacak, önemli açıkları tamamlayacak ve biz Türkiye’yi AB’ye taşıyacağız.' Evet, bekle ve gör. Başka çare yok. Göreceğiz doğru mu değil mi? Avrupalı olmak, AB’nin klâsik bir muhafazakâr demokrat partisi kimliğine bürünebilmek ideallerini söyledikleri gibi başarabilecekler mi yoksa bu konuda kuşkuları daha da derinleştiren kendileri hakkındaki, başarısızlıklara mı, çalkantı ve yalpalamalara mı imza atacaklar bunu gerçekten görmemiz gerekiyor. Bu bir macera olmaya başladı Türkiye için ama belki de kaçınılmaz bir senaryo olarak karşımızda duruyor."

Geldikleri takdirde Avrupa Birliği bir tür zaman kredisi mi açacak? Eğer böyle ise AKP icraatının hangi boyutları önem kazanacak? Kaleağası'nın görüşleri şöyle:

"Nereye kadar götürecekler, nereye kadar bireysel sınırlar içerisinde tutacaklar, nereye kadar empoze edilmeye çalışılacak. İşte bunları hep görmek gerekiyor. Beyanları 'biz ne içki içilmesine karışırız, ne türbana karışırız, ne dinî uygulamalara karışırız, bu herkesin bireysel özgürlük alanındadır biz bu alandaki engelleri kaldırmak istiyoruz ki Avrupa’daki gibi dinsel özgürlükler olsun' şeklinde. Ama tabi örneğin bir remi kurumda yükselmek için, bir siyasetçinin gözüne girmek için AKP’nin anladığı anlayışta dinî uygulamaları yapmak mecburiyetinde kalacaksa, zorlama anlamına gelebilir. Yavaş yavaş topluma siyasi iktidarın belli bir töhmeti enjekte etmesi elbette bir yerden sonra Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırmaz, uzaklaştırır. Burada çok dikkatli olmak gerekiyor, bir partiyi önyargılı biçimde daha icraatını görmeden, üstelik de söylemi bu kadar açık ve Avrupalı iken, Avrupa karşıtı diye yargılamak doğru bir şey değil. Belli bir kredi ve hoşgörüye ihtiyaç var. Halkın oyunu alan her partinin hakettiği gibi."

Siyasiler dışında, Türkiye ile kültürel ve ekonomik olarak yoğun ilişki içinde olanların endişeleri var mı? Kaleağası şöyle yanıtlıyor:

"Var. Sorular soruyorlar bu konuda. Bayağı endişeleri var, Türkiye İslâmcı mı olur? Çünkü Avrupa’da bu İslâmcı sözcüğü çok açık, İslâmcı eşittir, İran, Libya, Suudi Arabistan. Bunun nüansları yok Avrupa kamuoyunda, uluslararası kamuoyunda. Bu iş buraya kadar gider diye görmekteler. Yine icraatını görme, bekleme düşüncesi Avrupa iş çevrelerinde de oluşmakta. Allah’tan turizm mevsimine daha var. Belli bir kendini ispat etme dönemi olacak AKP’nin. Aksi takdirde gerçekten turizm mevsiminde böyle bir iktidar değişikliği söz konusu olsaydı, daha büyük bir darbe vurabilirdi. Çağdışı kalmış, köhne, zavallı, gariban bir dinî anlayış sanki oturuyormuş gibi bir görüntü gerçekten yazık olur, ülkenin çıkarları ve istikbâli açısından."

Refah Partisi’nin kazandığı seçimler öncesinde ve sonrasında olduğu gibi, Türkiye, Batı yörüngesinden sapma yapar ve dengesizliğe sürüklenir korkusu da hakim mi? Kaleağası yanıtlıyor:

"Bu Türkiye’deki belli istikrar unsuru etkenlere rağmen, ordu gibi, sivil toplumun sağlam duruşu gibi, bu her zaman var. Çünkü bunun olması için bu yönde nihaî bir kayma değil, belli bir karışıklık, belli bir istikrarsızlık, iç sosyal çalkantılar, ekonomik krizin de derinleştirdiği dalgalanmalar da yeterli olabilmekte. Ama bu AKP iktidarı yüzünden böyle olur demek çok ileri gitmek olur.

Bu partiler sadece Türkiye’yi olduğu yörüngede tutmak ve daha da ileri götürmekle yükümlü değiller, ayrıca bu sorunları artık aştırmakla yükümlüler.

Çünkü bu sorunlar ülkenin geleceğine, üretkenliğine, daha iyi eğitim, sağlık gibi halkın ivedi ihtiyaçlarına yanıt vermeyen soyut konularla uğraşan partiler de geçmişte görüldüğü gibi boğuluverirler bu girdabın içinde."

Seçimlerden sonra yeni iktidarı bekleyen en önemli dosyalardan birinin üzerinde AB’ne üyelik sürecinde atılacak adımlar, yazıyor. Peki AB tarafındaki son gelişmeler söylendiği veya olumlu işaretler gönderildiği gibi mi?

Bahadır Kaleağası’na göre, Brüksel ilerideki bir tarihi düşünüyor. İngiltere’nin sol eğilimli gazetesi "Guardian" ın haberinde üyelik müzakerelerinin 2008 tarihinden itibaren başlatılabileceği ileri sürülüyor. Kaleağası’nın izlenimleri de bu yönde:

"AB içinde değişik hükümetlerin, kendi seçim konjonktürlerine, kendi ideolojilerine, hem yurt içindeki, hem de AB içindeki siyasi önceliklerine göre tavırları değişiyor. AB’nin Türkiye’ye karşı bir ortak tavrı var diyemeyiz. Türkiye ile ilgili bir takvim var AB’nin kafasında. Bir takım insanlar dışında, genel olarak AB artık Türkiye’nin üyelik sürecinin geri dönülmez bir hedef olarak görmekte. Fakat bunu belli bir ritme bağlamak, kendi iç önceliklerine göre belli bir yere koymak derdindeler. 2004 yılına kadar mevcut gelişmeyi tamamlamak, sindirmek ve kendi kamuoyuna anlatabilmek, kendi kamuoyunun mevcut genişlemeyi kabulünü sağlamak, Euro’ nun istikrarını bu dönemde muhafaza etmek ve bunun ötesinde kurumsal gelişmelerini tamamlamak ve rahatlamış olarak bir taraftan Romanya ve Bulgaristan ile işi bitirirken, diğer taraftan Türkiye’ye bakmak ve hatta sırf Türkiye değil, Norveç ve İsviçre gibi ülkelere de bakmak eğiliminde AB. Bir de tabiî Türkiye’nin imâjı bozuk kamuoyunda. Bir ilerleme bekliyor AB ki, Türkiye’nin değişen imâjını kendi kamuoyuna anlatabilsin.

Sonuç itibariyle, Kopenhag’da bir sentez karar çıkacak. Bizim istediğimiz kadar beyaz, bazılarının Avrupa’da istediği kadar siyah olmayacak. Gri tonlarda olacak ama biz inanıyoruz ki, açık gri olacak."

Sevgili dostlar;

Sevgili Fatma Kızılırmak’ tan gelen mail’ i ilginizi çekeceğini umduğum için bültene aldım. Türkiye’nin Avrupa’daki görüntüsü hakkında sizleri bilgilendirmek istedim.
Sevgi ve saygılarımla..

Rtn. Osman Berberoğlu

 

GÜZEL BİR SÖZ

Yaşamdan korkma,
Onun iyi olduğuna inan.
Bu inancın,
Onun gerçekleşmesini sağlayacaktır.

WİLLİAM JAMES

 

 

ANTALYA HAKKINDA BİLGİLER
B-24 Amerikan Savaş Uçağı Batığı

 

Ağustos 1944 yılında Romanya üzerindeki bombalama görevini yerine getirdikten sonra Kıbrıs'taki üssüne dönmek üzere hareket eden "Hadley's Harem" isimli B-24 tipi Amerikan savaş uçağı, dönüş yolunda Ege denizi üzerindeyken vurulmuş ve Antalyanın Manavgat ilçesi yakınlarına kadar dayanıp kıyıdan 200 metre açıkta düşmüştür. Uçak personelinden hayatta kalanlar yakınlardaki Cengel köyü sakinleri tarafından kurtarılmıştır. Uçak personelinde üçü günümüzde hala hayattadır. 1995 yılında uçak personelinden olan Roy Newton, yanında kameramanı olduğu halde kendi uçağına bir dalış yapmış ve onu kurtaran köylü ile tekrar karşılaşmıştır.

1995 yılında yapılan çıkartma çalışmalarında uçağın kokpiti su yüzüne çıkarılmış, bir süre Cengel jandarma karakolunda kaldıktan sonra İstanbul'daki özel müzelerden birine götürülmüştür. Uçağın kalan kısmı da kısa süre içinde çıkarılarak aynı müzeye yollanacaktır. Bu nedenle onu sualtında gören insanlar artık şanslı diye tarif edilebilir. Uçağın gövdesi ve kuyruk kısmı Manavgat ilçesini Alanya'ya doğru 25 kilometre geçtikten sonra Dilkum mevkiinin 200 metre açığında yatmaktadır. Her hangi bir işaret olmadığından dolayı kerterizin veya koordinatların çok iyi hesaplanması gerekmektedir. Uçağa dalış özel izin gerektirmektedir.

Sevgili Dostlarım,

Antalya hakkında sizlere her hafta aktardığım bilgiler www.antalya-ws.com adresinden alınmıştır.

Sevgi ve saygılarımla..

Rtn. Osman Berberoğlu

 

  ROTARACT'LARI TANIYALIM    

MELEK BIDI : 

21 yaşındayım. Almanya doğumluyum. Şu an Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim.
İngilizce ve Almanca biliyorum. Halk Dansları ve Türk Halk Müziği  gösteri ve yarışmalarına katılmak, dans etmek, sinemaya gitmek, ve spor yapmak hobilerim arasındadır. Ayrıca Üniversitenin Halk Oyunları ekibinin üyesiyim.
Antalya Rotaract Kulübünün en yeni üyesiyim. Kulübün üyesi olmamın beni çeşitli alanlarda etkin kılacağını, bana olumlu faaliyetlerde etkin olma fırsatı tanıyacağını, beni geliştireceğini ve yeni insanlarla tanışma
fırsatı tanıyacağını umuyorum. Rotaract sevgi ve saygılarımla...

 

  SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN !

ÖPÜŞME

  'Nedir ki buse? Biraz daha yan yana
   Yapılan  bir vaattir. Yemindir kanmayana
   Sevişmek mastarının gül pembe noktasıdır.
   Bir  sırdır ki söylenir ağza,kulak yerine
   Bir gönül  hazzıdır ki hep derinden derine
   Yayılır. Buluşmadır karanfil lezzetinde
   Dudakların ucundan ruhu tatmaktır biraz.'

      Fransız yazar Edmond Rostand,ünlü eseri Cyrano de Bergerac' ta bi öpücüğü böyle anlatıyor. Farsça'dan Osmanlıca'ya giren bus, buse;Hint-Avrupa dillerinde eski bir köktür. Hint ve Slav dillerinde yalamak anlamına gelir. Avrupa dillerinin çoğunda öpüşmek; yalamak ,burun sürtmek anlamına gelen kus ve bus sözcüklerinden türetilmiştir. (Sözgelimi İngilizce'deki kiss ve buss sözcükleri)
      Yetişkinler,öpüşmek konusunda hassas,çoğunlukla mahremiyet ve mahcubiyet içeren duygular yaşama eğilimindedirler. Bunun aksine çocuklarda öpmek,son derece doğal bir eylemdir. Bir çok değişik duyguyla yapılan
farklı öpüşme çeşitleri olsa da öpüşme sözcüğünü karşılayan çok az eş anlamlı sözcük vardır. Öpüşmeyi betimlemek kolay değildir,öpüşme sanki sözel olarak ifade edilmeye direnir.
      Öpüşmek aşıklar için doğal bir eylemse de, bir teze göre dünyaya öpüşmeyi Hollywood öğretmiştir. Bu sözün doğruluğu elbette tartışılır. Yine de sözgelimi  Kemal Tahir, ağızdan öpmenin en azından Orta Anadolu
köylüsünün kültüründen olmadığını söyler. Ona göre köylü yakın zamana kadar iğrene iğrene,kötülük olsun diye ağızdan öperdi. Bununla birlikte,Dede Korkut öykülerinde Kan Turalı ile Selcan Hatun' un öpüşüp sevişmeleri
'Iragından yakınından güreştiler. Gizli yaka tutup sarmaştılar. Tatlı damak verip soruştular.' Biçiminde anlatılır.
      Türkiye'de açık yerde öpüşmek çoğu yerde topluma yapılan bir saygısızlık olarak görülür. Öpüşüp koklaşmak bir yana eskiden el ele kol kola bile yürümek hoş karşılanmazdı. Benzer biçimde Avrupalıların göz önünde öpüşmeleri Çinlileri ve Japonları şoka uğratmıştır. 19. yüzyılda Avrupa eserleri Çince'ye çevrilmeye başlandığında, bu kitaplarda anlatılan öpüşmeyi ifade etmek için Çinliler alfabelerine yeni bir karakter eklemek
zorunda kalmışlardı.

Kaynak:Bilim ve Teknik/Mayıs 2001

ANTALYA RTC. BURCU DİLEK

 

bktkom.gif (10343 bytes)

Sevgili dostlar,

Türkiye 03 Kasım seçimlerini uzun süre konuşacağa benzer. Ancak sonuçların sürpriz olduğunu ifade edenler kadar sürpriz olmadığını da ifade edenler çok fazla. Aşağıda Sokrates’ den size aktaracağım bölüm yaşadığımız olayları kısmen mizah açısından açıklıyor diye düşünüyorum.

< Filozof Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezmiş. Bir gün eşi Sokrates’ e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç tepki göstermiyor, bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.

Sokrates;

Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum demiş.>

Türk toplumu da iktidardaki ve muhalefetteki mevcut partilere dertlerini anlatmaya çalıştı, ama gerekli ilgiyi ve çözüm becerilerini görmeyince patladı. Sosyal patlama sandıkta gerçekleşti.

Herkes bu ortamdan gerekli dersini alır diye temenni ediyor ve bir kez daha ülkemiz için sonuçların hayırlı olmasını diliyoruz.

Bülten komitesi..