2002c_TR_small.gif (6710 bytes)

Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2002-2003         Sayı : 33
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya.b@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

    

G E Ç E N       H A F T A

İş Yeri Ziyareti    -   20.02.2003-   1274/32     

Toplam Üye

51 + 13

TOPLUM MERKEZİ ZİYARETİ VE İNŞAATIN YERİNDE İNCELENEREK BİLGİ ALINMASI

Katılan Üye

51 + 13

Katılım

%100

KONUKLAR

TELAFİ KARTI

Mehmet ATAY

Kepez Belediye Başkanı

 

 

Serhan GÜLLÜPINAR

Antalya Rotaract Kulübü                  

MAZERET BİLDİRENLER

Süleyman EVREN

Antalya Rotaract Kulübü

 

 

Çok sayıda Bölge de oturanlar

 

TOPLANTI NOTLARI : 

·      Başkanımız toplantının yapılacağı TOPLUM MERKEZİ İnşaatının bulunduğu yere Kepez Belediye Başkanı Sn. Mehmet Atay’ ı ve bölge sakinlerinden bir grup vatandaşı da toplantıya davet etmiş. Bu nedenle kalabalık bir toplantı gerçekleşti. İnşaatın boya, kapı montajı ve bahçe tanzimi kalmış. Bahçe tanzimi işi için Kepez Belediye Başkanı Sn. Mehmet Atay’ ın projesine göre birlikte yapabiliriz ifadesi bizleri memnun etti. Başkanımız Belediye Başkanı ile yapılan sohbet esnasında arsanın müsait olmasından dolayı müsait bir noktasına büfe yapılması için izin istedi. Belediye Başkanı Sn. Mehmet Atay da burada meydana getirilen bir takım eşyanın büfe de satılması kayıt şartıyla olabileceğini söyledi. Toplum Merkezinin daimi giderlerinin karşılanması için böyle ek bir gelirin oluşması son derece faydalı olacaktır.

·      Belediye Başkanı toplantıdan erken ayrıldı. Daha sonra Başkanımız Toplum Merkezi’nin son durumu hakkında bilgi verdi. İnşaatın bu noktaya kadar gelmesinde para ve malzeme desteği sağlayan üyelerimizle bizzat inşaatla ilgilenen arkadaşlarımıza teşekkür etti. Gelen misafirlere ve üyelere pide ve ayran ikramı yapıldı.

·      Gelen misafirlerden birisinin sofra duası okumasından sonra Başkan toplantıyı kapattı.  

       

 


                                                          
  
   2002 – 2003 / 03                                                       
                                                            04, 05, 06 MART 2003                                                   OCAKBAŞI TOPLANTI ÇİZELGESİ
 

 

Ev  Sahibi ;  Nuri GÜVENÇ 

Top. Sor.    ;  Salih ÇOPUR
           
        Kemal KALENDER

                   
Vedat ILIKAN

                      
Orhan ŞENOĞLU
                   
Ziya ERBAŞ
                   
Burak GÖNEN

 

 

Ev Sahibi ; Yavuz CANÖZ

Top.Sor.    ; Hülagü ŞENCAN
                 
Salim GÜLLÜPINAR
             
    İlhami KAPLAN
                 
Hasan Ali GÖNEN 
                 
Melike YÜCEL
                 
Hakan EYİCAN

 

Ev Sahibi; Ferit SELEKLER

Top. Sor.  ; Fikri ZAMAN
                
Mustafa YAPAN
      
          Muharrem KARATAŞ
                
Senay DODANLI
                 M.
Oktay YİĞİTBAŞI

 

Ev Sahibi ;  Himmet ÖCAL

Top. Sor.   ;  Mustafa SÖZEN
                  
Havva İşkan IŞIK
                  
Duran Çiftçi
                  
Hulki DEMİREL
                  
Kadir ÇELİKTÜRK
                   Kadir DURSUN
                       

 

Ev Sahibi: Osman BERBEROĞLU

Top. Sor.  ; Fehim ÖZ
                
Ahmet Esat KURŞUN
                
Serdar AKAYDIN
                
Osman BİLGEN
                
Hülya YAZICI
                
Ahmet FIĞLACI

                 

 

Ev Sahibi ; Süleyman ÇİL

Top. Sor.   ; Tunay ALTINPINAR
                  
İlhami GÖNEN
                  
Fatma KIZILIRMAK 
                  
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
                  
Semin KAPTAN
                  
Ertuğrul YILMAZHAN

 

Ev Sahibi ; Günseli ORAL

Top. Sor.  ;  Ahmet ÜNSAL
                 
A.Turhan SÖZEN
                 
Gönül MUTLU
                 
Mustafa KIVRAK
                 
İzzet UZUN
                 
Güray PARLAK

 

Ev Sahibi; Cansel ÇEVİK TUNCER

Top.Sor.   ;Yaşar SÜZEN
                 
Ahmet GÖNEN

                
Teoman SÜER
                
Ege ALTAY
                
Figen Gökalp EBREN
                
Salih PEKER

 

 

 NOT :  

1 - Mart ayının birinci haftasını aşmaması kaydı ile ev sahipleri misafirleriyle görüşerek toplantıyı farklı bir tarihte gerçekleştirebileceklerdir.  

2- Mazereti nedeniyle toplantıya katılamayacak olan misafir, ev sahibinden davet aldığı anda veya toplantı saatinden en az 12 saat önce, mazeretini belirtmek suretiyle durumdan ev sahibini haberdar etmelidir.  

3 - Kulüp Başkanı İBRAHİM COŞAR, Kulüp Sekreteri LEVENT İÇEL ve Ocakbaşı Sorumlusu SÜLEYMAN ÇEVİK çizelgeye dahil edilmemişler, toplantıların iştirak yoğunluğuna göre uygun görecekleri ev sahibinde yapılan toplantıya katılacaklardır.

 

BARIŞ BİZİM ELLERİMİZDE

Sevgili Dostlarım,

Sevgili Havva Işık’ın gönderdiği mail’ i sizlerin ilgisini çekeceğini ümit ettiğim için aktarıyorum.
Sevgi ve saygılarımla..
Rtn. Osman Berberoğlu

  

KİMDEN           : GM CLUB – GELİDONYA
KİME                :
GENEL MÜDÜR DİKKATİNE
TARİH              :
18 / 02 / 2003

İŞ GÜVENCESİ YASASI

SEMİNERİ

28 / 02 / 2003

ADONİS OTEL

 

15 MART’TA İŞ GÜVENCESİ YASASI GELİYOR. 
GELİRKEN SİZ İŞVERENLERE NELER GETİRİYOR?
 

  • İşverenler için bir rekabet avantajı, fırsat ve güç
  • İşçi ve işveren arasında duygusal değil, sistematik kuralları olan bir çalışma ilişkisi
  • Daha verimli, etkili, müşteri tatminine yönelik başarılı ve kalıcı bir şirket olma özelliği
  • Maliyetlerinde azalma ve daha bir çok avantaj

İş Güvencesi Yasası doğru anlaşıldığı ve uygulandığı takdirde bir FIRSAT olarak çıkıyor işverenlerin karşısına.  
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 158 sayılı ILO sözleşmesine dayanan, 15 Mart’ta yürürlüğe girecek olan yeni İş Güvencesi Yasası, çalışanların işe başvurmalarından işten ayrılmalarına kadar olan sürecin doğru bir şekilde planlanmasını ve uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
 

Siz değerli yöneticiler, İş Güvencesi Yasasını bir FIRSAT olarak kullanmaya hazır mısınız? 

GM CLUB – Gelidonya tarafından organize edilen bu seminer ile iş güvencesi yasasına ne kadar hazır olduğunuzu, eksiklerinizi, bu eksiklerinizi nasıl giderebileceğinizi bir yönetici, işveren  bakış açısı ile görme ve fikir alışverişinde bulunma fırsatı elde edeceksiniz.

YER                             : Adonis Otel
TARİH                          : 28 / 02 / 03 
SAAT                           : 10.00 – 12.30
KONUŞMACI                : Yücel Atış – Prometheus Danışmanlık Genel Müdürü
KATILIM ÜCRETİ           :  55.000.000 TL kişi başı
 

Daha fazla bilgi için lütfen Özlem Soylu Meral’i arayınız veya mail atınız. 
Lütfen kaç kişi katılacağınızı seminer öncesinde bildiriniz.
 

Tel        : 0242 – 814 50 41
Fax      : 0242 – 814 5045
Mail      : gelidonya@hotmail.com
 

 

B U        H A F T A  

Talya Oteli    -   27.02.2003   -   1275/33       

KONUŞMACI   Prof. Dr. İSRAFİL KURTCEPHE Mönü :  
KONU   TÜRKİYE' NİN MUSUL, KERKÜK  POLİTİKASI  VE  IRAK   Yayla Çorbası, Yoğurtlu Dolma Tabağı, Yeşillik, Cevizli Kadayıf  

DOĞUM GÜNLERİ  

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

28.02

Nurten KIVRAK

04.03

Meziyet – Ahmet Esat KURŞUN

01.03

Şenay ÖZ

   

03.03

Kubilay YÜCEL

   

03.03

Kemal ORAL

   

03.03

S.Fikri ZAMAN

   

 

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ ?

  • Toplum Merkezi İnşaatını gezen sevgili dostlarımızın Toplum Merkezinin bayağı büyük olduğunu ve içersinin de fonksiyonel olarak tefriş edilmesinin epeyce emek gerektirecek dediklerini !
  • Nisan ayı sonlarında halen fiilen hizmetlerine devam  etmekte olan Toplum Merkezinin, yeni yapılan Toplum Merkezi binasına taşınabilecek olduğunu !
  • Bu hafta Dünya Ralli şampiyonasının Türkiye ayağının Antalya Kemer bölgesinde gerçekleşecek olduğunu !
  • Nisan ayında yapılacak olan Bölge Asamblesine kulübümüzden şu ana kadar 39 Rotaryen ve eşleri ile birlikte 72 kişilik bir katılımın söz konusu olduğunu biliyormusunuz ? 

  

  SİZİN KÖŞENİZ

 

KAYGI KAVRAMINA “KAYGI DOLU” BİR BAKIŞ 

- 1.BÖLÜM -

 BİR SÖZCÜK OLARAK KAYGI 

“Bir isteğin amacına ulaşmayacak gibi göründüğü durumlarda ortaya çıkan tedirginlik halidir.” 
Kaygının belki de en masumane tanımıdır bu. Oysa kaygıyı tanımlamak o kadar da kolay olmamalı. Tedirginlik olmasına tedirginliktir elbette, ancak biraz da tasadır, hatta daha da çok endişe saklıdır içinde. Ama asla korku değildir. Her ne kadar psikiyatri biliminde değişik korku ve fobiler kaygı bozuklukları kapsamında değerlendirilse de, kaygı korkudan farklıdır.
“Kaygı asla korku değildir” türünden katı bir iddiada bulunmak tabii ki doğru değildir. Ancak bu örnekte güç ve cesaret aldığımız kişi, varoluşçuluğun babası Sooren Kierkegard olunca akan sular pekala durabilir. Bakar mısınız şu güzelliğe; üstat ne de güzel ayırmış ikisini : 
“Korku belirli bir şeye yönelmiştir; yani bir nesneye bağlıdır. Oysa kaygı ise hep belirsizdir. Herhangi bir yönelimi olan bir duygu değil, nesnesi olmayan bir ruhsal durumdur.” 
“Kaygı Kavramı” adlı yapıttaki bu temel açılım, kaygının felsefe tarihindeki gelişimine şöyle bir göz atmaya niyetlendiğimizde de bize fazlasıyla altyapı sağlayacaktır. 

BİR ÖYKÜ OLARAK KAYGI

Yunanlılar tarafından benimsenen klasik-antik düşünce korku kavramını konu edinirken, kaygıyı hiç dikkate almamıştır. Korkunun kaynağı, insanın düşmanı tarafından yok edileceği ya da en azından zarar göreceği duygusudur. Bu insan olmanın bir parçasıdır, çünkü tanrıdan farklı olarak insan tehlikelerle dolu bir yaşam sürmektedir. İnsan korkuyu ancak cesur olmakla önleyebilir; dolayısıyla bu çağda korku ahlaki bir kavram olarak karşımıza çıkar. Belirli bir nesneye bağlı olan korkunun nedeni bellidir ve onu yenecek cesaret gösterilmelidir. Korku Yunanlılar’ da hiçbir zaman nedeni belirsiz bir dünya kaygısına dönüşmemiştir. Yunan felsefesine göre dünya bütünlüğü olan bir düzendir ve bu kozmos “İyi” tarafından yönlendirilmektedir. Stoacılara dek gelen ve dünyaya güveni esas alan bu tavır, belirsiz bir dünya korkusunun da sürmesini sağlamıştır. 

Dünya kaygısının temeli tarihte ilk kez antik dönemin sonunda, inanç çağının doğuşu ile Hristiyanlık’ın ilk yıllarında atılır. Yeryüzü tanrı tarafından reddedilmiş bir yerdir; üzerinde düşmanca, şeytansı ve karanlık güçlerin egemenliği hüküm sürmektedir. “Dünyanın içinde olmak” olgusu tek başına kaygı doğurmaktadır. Bu dönemde dünyaya yaklaşım biçiminde köklü bir dönüşümle belirsiz ve nesnesiz bir kaygılanma kavramının ortaya çıktığı görülür. Bu kaygı Hristiyanlık’ın ön koşuludur. İsa’nın inancı sayesinde insanın bu dünyayı aşacağı ve böylelikle dünya kaygısından kurtulacağı savunulur. 

Yeniçağın başlangıcında bu Hristiyan bilinci geri planda kalır. Dünyaya karşı yeni ve o güne dek bilinmeyen bir güven doğmaya başlar. Dünya akıllıların anlayabileceği, yalnızca akılcı yolla anlaşılabilecek bir düzen olarak görülür. Genel bilince şekil veren, Descartes ve Galilei’den başlayarak, Alman idealizmine dek uzanan bu temel inanıştır. Aydınlanma, karanlık inançların günden güne çöküşünü hızlandırıp tarihin sürecinde her zaman olagelmiş kurallarla ilerlemeye olan güvenci güçlendirmiştir. Bir anlamda kaygı bu iyimser atmosferin etkisiyle güncelliğini yitirmiş gibi görünür. 

19.yüzyılla birlikteyse kaygının felsefe için farklı bir sorun oluşturmaya başlaması sözkonusudur. Bu yüzyıl bilimin, özellikle de doğa bilimlerinin ve tekniğin zaferinin doruk noktasına ulaştığı bir dönemdir. Ancak güvensizlik duygusunun görülmemiş boyutta kendini hissettirdiği de görülmektedir. Başlayan endüstrileşmeyle birlikte siyasal ve toplumsal sorunlar oluşmakta ve bunlar beraberinde son derece somut yaşam kaygısını getirmektedir. Dünyaya olan güvensizliği açık bir şekilde ilk ifade eden düşünürlerden birisi Schelling’tir. Her şeyin akıldışı ve mantıksız olduğunu savunan Schelling, kendi başına bir kargaşa ve düzensiz bir zorlama olarak görüp, “kör bir irade” biçiminde tanımladığı doğanın insan tarafından açık olarak ele alınamayacağı düşüncesini ortaya atar. İnsan karşı koyamadığı bu karanlık kargaşanın giderek kendisini alt edeceğinden kaygı duymaya başlar. Bir başka anlamda insanın artık aklıyla kendi kendisinin efendisi olamayacağının kaygısına kapılmaya başlaması sözkonusudur. (Yaşamın ve varoluşun temel taşı, korkunç olandır!) 

Kant, Schoppenhauer ve Nietzsche’nin de katkıları gözardı edilmemekle birlikte, felsefede kaygıyı biçimlendirme çabalarının, Schelling’le daha bir anlaşılır duruma geldiği kabul edilir. Onun ardından kaygıyı temel sorun olarak alan tüm düşünürler, nesnesi olmayan bir dünya kaygısından yola çıkmakla birlikte, bunu genel ve daha belirgin bir kaygı olarak somutlaştırmaya başlarlar. Ve beklendiği üzere bundan böyle bu konuda söz varoluşçuların olacaktır

Hülagu Şencan 
DEVAMI HAFTAYA...
 

  

GÜZEL BİR SÖZ

Politika kansız savaş,
Savaş ise kanlı politikadır
.
                        
    Mao 

  

 DENİZDEN GELEN LEZZET         

                                                  GENEL BİLGİLER

BARBUNYA:
Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege ve Akdeniz’de bulunur. Yerli bir balık türü olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu ve çamurlu diplerinde, az olmakla beraber kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40 cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot barbunyası ve Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın kısmı beyaz olan kaya barbununun sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok karıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında tavası, ızgarası ve kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en büyük farklılığı kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene altında iki adet sakalı bulunur.

TEKİR:
Barbunyaya çok benzeyen ve yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde avlanır. Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege ve Akdeniz’de ise boyları Barbunya’ yı yakalar. Çene altı bıyıklarının uzunluğu, küt kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’ da olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası ve kağıt kebabı çok güzel olur.

ÇİPURA:
Ege’nin meşhur yerli balığı olan ve küçük sürüler halinde gezen Çipura son yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve pembemsi yanakları ile tanınır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara Denizi’nde de yakalanan ve Alyanak adıyla tanınan bu balığın maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası, buğulaması, çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250 ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama ve çorba için her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız, yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz ve lidaki bu türün küçük çeşitleridir.

KARAGÖZ:
Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos ve Mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur. Yazın taşlık ve yosunluk, midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara çekilir. Her mevsimde yenebilen bu balık, özellikle Mayıs-Temmuz ayları haricinde daha yağlı ve lezzetlidir. Aynen Çipura gibi ızgarası, buğulaması, fırını ve çorbası çok güzel olur. 1 kg ve daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.

DİL BALIĞI:
Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ilâ şubat ayları arasıdır. Tavası çok güzel olur.İrilerinden fileto çıkarılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.

HAMSİ:
1988 yılında 310.000 ton ile toplam balık avcılığımızın yaklaşık üçte ikisini meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim ve avcılığı dahil, 1988 yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine kayan ağzı ve yivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’ dan kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler ve çok büyük sürüler halinde gezerler.

Karadeniz hamsisi Azak ve Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye, bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara Hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmiyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.

Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği yapılır. Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni gibi. Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması tercih edilmelidir. Çeşitli yemek tariflerini "Hamsi Yemekleri" bölümünde bulabilirsiniz. Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi tabir edilir. Ayrıca balık yağı ve balık unu üretiminde de kullanılmaktadır.

SARDALYA:
Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında 90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak, tuzlanarak hatta balık yağı ve balık unu elde etmekte kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.

Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı şeydir. Bu ülkelerde birçok yemek sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını ve kağıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir. Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar lezzetli olmaz.

Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar lezzetli değildir.

USKUMRU:
Kolyosa çok benzeyen ve sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır. Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi'nde 50 cm’ye kadar büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve Ekim aylarında Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar. Mart ilâ Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında ve yağlı olanları uskumru, dönüş uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve tuzlaması çok güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar ise pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.

Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
1. Uskumru ile kolyozun sırt desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
2. Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş ve iki çizgiden ibaret bir "V" harfi tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
3. Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça iridir.

KOLYOS:
Uskumruya çok benzeyen bu balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası yapılır. Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.

 

Sevgili Dostlarım,

Sevgili dostumuz Gönül Mutlu balık’ lar ile ilgili olarak çok geniş bilgilerin olduğu bir kitabı mail olarak aktardı. Bende sizlere faydalı olacağına inandığım bazı balık ve balık yemekleri hakkındaki  bilgileri aktarmaya  çalışacağım. Umarım faydalı olur ve beğenirsiniz.

Sevgi ve saygılarımla.
Rtn. Osman Berberoğlu

 

ANTALYA HAKKINDA BİLGİLER

 

Ardıç tepe (1960 m.)

 

Bakır dağları' nın en küçük üyesidir. Ala belenin kuzeyinde yükselmektedir. Bakır dağlarının öteki üyelerine oranla en fazla orman alanına sahip olanıdır. Halk arasında "Baklacık dağı", "Aktepe" diye adlandırılan, haritalarda da "Karadağ" diye gösterilen Ardıç tepe' nin zirvesi tamamen çıplaktır.

Ardıç tepenin adı, neredeyse zirvesine yakın kısımlara kadar dağı örten ardıç ağaçlarının bolluğundan gelmektedir. Çamlar sadece kuzey eteklerinin çok aşağı kısımlarında görülürler.

Dağ Antalya'dan bakıldığında sivri gibi görünmesine karşın aslında sivri değildir. Ala belen yönüne doğru giden sırta sahiptir. Ala belen' e bakan güney yüzü dışında bütün cepheleri yalçın kayalarla çevrilidir.

Ardıç tepe' ye çıkmak için ilk gelinecek yer, denizden 650 metre yükseklikte olan Geyik bayırı kasabasıdır. Eğer stabilize yol açıksa Geyik bayırı' ndan Feslikan (Fesleğen) Yaylasına giden yolda araçla veya yaya olarak gidilir. Şekerevler - Sakarpınarı mevkiileri geçildikten sonra Feslikan yaylasına varmadan güneye dönülerek kısa sürede 1960 metrelik ana doruğa çıkılabilir.

Ardıç tepe' nin zirvesine ulaşanlar güzel manzaralarla ödüllendirilirler. Aşağılarda Antalya halı gibi uzanıp gider. Hele Geyik sivrisi' nin görkemli kayalıklarını seyretmek için Ardıç tepe' den daha elverişli doruk yoktur.

Sevgili Dostlarım,
Antalya hakkında sizlere her hafta aktardığım bilgiler www.antalya-ws.com adresinden alınmıştır.
Sevgi ve saygılarımla..
Rtn. Osman Berberoğlu 

  

   SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN  !

 

BAŞKANIN MEKTUBU

     Sevgililer günü çekilişimize verdikleri destekten dolayı başta sevgili başkanımız Rtn.İbrahim Coşar olmak üzere Rtn.Dr. Nuri Güvenç' e, Rtn.Levent İçel'e, Rtn. Güray Parlak' a ve tüm hami kulübümüz üyelerine, gelecek dönem başkanımız Rtc.Süleyman Evren' e, Rtc.Burcu Dilek' e, Rtc.Süleyman Kaplan' a ve Rtc.Akın Taşkın' a çok teşekkür ediyorum.
     Tüm Rotary ailesinin Kurban Bayramını ve Sevgililer Gününü en içten dileklerimle kutlarım.
     Rotaract sevgi ve saygılarımla...

                                     Rtc.Ecz. Özlem M. Çakır (Çölkesen)
                                     Antalya Rotaract Kulübü
                                     2002-2003 Dönem Başkanı

  

   KİTAP KÖŞESİ

 

        Bu aralar kitap okuyamadım diyenlerdenseniz, sizlere bir kitap tavsiyem olacak. Umuyorum ki; sizler de kendinizden birşeyler bulacaksınız. Çünkü, hepimiz birer ışığın savaşçısıyız. Rotaract sevgi ve saygılarımla...

                                                                     Rtc.Ecz.Özlem M.Çakır(Çölkesen)

  

  ''IŞIĞIN SAVAŞÇISININ ELKİTABI-PAULO COELHO'' 

   Işığın savaşçısı, başkalarının kendisine biçtiği rolü oynamaya çalışarak zaman harcamaz.

   Işığın savaşçısı, kışkırtmalara kulak asmaz; onun, gerçekleştirmesi gereken bir yazgısı vardır.

   Işığın savaşçısı, kendi kusurlarının farkındadır, ama erdemlerini de bilir.

   Işığın savaşçısı, her zaman elinden gelenin en iyisini yapar ve başkalarından da aynı şeyi bekler.

   Işığın savaşçılarının gözlerinde hep belli bir ışıltı bulunur.

   Bu dünyaya aittirler, başkalarının hayatlarının bir parçasıdırlar. Çoğu kez cesaretsizdirler. Her zaman doğru kararı almazlar.

   En önemsiz şeyler için üzülürler, düşünceleri sıradandır, bazen de büyüyemeyeceklerine inanırlar. Çoğu kez lütuf görmeyi ya da mucizeyi hak etmediklerini düşünürler.

   Bu dünyada ne yaptıklarına her zaman emin olamazlar. Hayatlarının anlamsız olduğuna inanarak uykusuz geceler geçirirler.

   İşte bu yüzden ışığın savaşçısıdırlar. Hata yaptıkları için... Kendilerine soru sordukları için... Bir neden aradıkları için... Ve onu kesinlikle bulacakları için...   

           Işığın savaşçısı, kendi düşümüzü yaşamamız, hayatı kucaklamamız ve yazgımızla yüz yüze gelmemiz için bir çağrı. Paulo Coelho, benzersiz üslubuyla, herkesin kendi içindeki Işığın Savaşçısı'nı keşfetmesine yardımcı oluyor; hepimizi Savaşçı'nın yoluna davet ediyor: Hayatta olmanın mucizesinin değerini bilenin, yenilgisini kabullenenin ve kişisel arayışının sonunda olmak istediği insan olabilen kişinin yoluna. Işığın savaşçısı, bizlere Simyacı'nın yazarından bilgelik dolu bir armağan...

          Işığın Savaşçısının elkitabı - Paulo Coelho

          Can Yayınları - ISBN 975-07-0262-X

          Fiyatı : 7.000.000 TL

  

Nietzsche' nin, Sevgilisi Salome’ ye gönderdiği bir mektuptan alıntı.

Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, Cehennemi de,
Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, Pes etmeyi de,
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki " söz ver kendine";
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan, anladım...

Nietzsche

 

Sevgili Dostlar,

Uzun süredir sizlerden destek beklediğimizi ifade etmedik. Her sayıda bu anlamda sizlerden destek beklediğimizi ifade etmenin doğru olmadığını düşündüğümüz için sizleri rahatsız etmiyoruz. Ancak her hafta sizlere yeni ve taze bir takım bilgileri aktarmaya çalışırken devamlı desteğe ihtiyacımız olduğunu unutmamanızı rica ediyoruz. Bu sayı ya kadar bazı arkadaşlarımız bizlere devamlı destek verdiler, onlara sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor ve siz sevgili dostlarımızdan destek beklediğimizi bir kez daha yeniliyoruz.
Sevgi ve saygılarımızla.

Bülten Komiteniz..