Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 41
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

  SHERATON VOYAGER  27.05.2004 - 1335/41    

   Toplam Üye

52 + 12

 

KONUŞMACI

ANTALYA ROTARY KULÜPLERİ  ORTAK TOPLANTISI

    Katılan Üye

27 + 02

KONU

KOYE PROJESİ

Katılım

% 51

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

HELİN ERDOĞDU

OLİMPOS RTC.KULÜP

 

 

ÖZGE ÖZGÜVEN

OLİMPOS RTC.KULÜP

    MAZERET BİLDİRENLER

METİN PELTEK

ÇANAKKALE RT. KULÜBÜ

SERDAR AKAYDIN

ANTALYA DIŞI

SEVGİ ÇİFTÇİ

 DURAN ÇİFTÇİ EŞİ      

HAKAN EYİCAN

       “           “

İZZETTİN GÖKALP

FİGEN EBREN BABASI

HAVVA IŞIK

       “           “

 

 

SALİH PEKER

       “           “

 

 

MELİKE YÜCEL

       “           “

 

 

 TOPLANTI   NOTLARI 

      

Bu hafta 5 kulübün ortak toplantısında KOYE Projesi Başkanı Osman Berberoğlu ile başkan yardımcısı Oktay Yiğitbaşı birer konuşma yaptılar. Oktay Yiğitbaşı şunları dile getirdi.

 

  “  Dünyadaki cehalet hangi boyutlarda zaman zaman çeşitli kaynaklardan gözünüze çarpmıştır. Bir kez de ben hatırlatmak istedim. B.M' in tespitleri var, dünya nüfusunun 860 milyonu  cahil, okuma yazma bilmiyor. Bu çok ciddi bir rakam ve sadece geri kalmış toplumların değil , gelişmiş toplumların da sorunu. Bu sorunlarla ilgili neler yapılıyor, hangi sivil toplum örgütleri çalışıyor zaman zaman duyuyoruz ama en önemli sivil toplum örgütü ya da dünyanın B.M.’ i  UNESCO aracılığı ile bu hizmetleri yürütüyor.Ancak UNESCO ya da B.M’ in ve gelişmiş ülkelerin katkıları oldukça düşmüş, bu katkıların düşmesi ve cehaletin artması sebebi ile B.M. soruna çözüm arayışları içerisine girmişler ve 2003 yılında başlayan bir süreçle 10 yıl içerisinde dünyada cehaleti yarı yarıya azaltmak hedeflenmiş ve bu amaçla birtakım programlar başlatılmış.

        Bu programlar içerisinde en önemli olay okuma yazma bilmeyenlerin yarı yarıya azaltılmasının yanı sıra ilköğretimin kesintisiz ve zorunlu hale getirilmesi. Bu uygulama ülkemizde de başlatıldı ancak dünyanın birçok yerinde henüz uygulamaya koyulmuş değil. Gelişmiş ülkelerde sorunlar neler; Amerika ve Alman toplumlarında insanların çocukluk çağlarından okula gitmesi ve okur yazar olması çok önemli  ancak ilerleyen yaşlarda işlevsel okur yazarlık terk ediliyor. Özellikle okumama alışkanlığı yüzünden insanlar rutin görevlerini yapamaz hale geliyor. Basit bir formu dolduramıyor, bir dilekçe yazamıyor, günlük işleri takip edemez hale geliyor.

Rotary B.M‘ in içerisinde bu rolü nasıl götürürüzü sorgularken 2003 yılı içerisinde öncelikle kız çocuklarının okullaşması ve devamın sağlanması ile ilgili bir çalışma başlatıyor ve bu arada Avusturalya geçmiş dönem guvarnörü ve dünya okuma birliği başkanı , KOYE yöntemini geliştiriyor ve ilk uygulaması  Tayland’ da yapıldıktan sonra Rotary aracılığı ile tüm dünyaya yaygınlaştırılması hedefleniyor. 2003 yılında ülkemizde yine M.E.B ile 2430. bölge arasında imzalanan bir protokol ile KOYE yöntemi de standart M.E.B yöntemi içerisinde kullanılabilir bir sistem olarak kabul ediliyor.

     Ülkemizde durum nedir? Ülkemizde nüfusun 7.500.000’ i okuma yazma bilmiyor ve bunun önemli bir kısmını da kadınlarımız oluşturuyor. Özellikle bölgesel farklılık var. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kadınların % 35 i okuma yazma bilmiyor. Batıya doğru geldiğimizde bu oran % 5 lere düşüyor. Antalya içinde okuma yazma bilmeyenlerin ortalaması % 10. Burada tercih edilen yöntemlerden bahsettik. KOYE’ nin haricinde İOYP adı verilen işlevsel-okuma-yazma-öğrenme programı bu anne-çocuk eğitim vakfı tarafından geliştirilmiş 120 gün-120 saat olarak uygulanan bir eğitim yöntemi. Standart eğitim yöntemi 90 gün-90 saat, KOYE yöntemi ise 60 gün 60 saat olarak belirlenen bir program.

     Yetişkin eğitimi ile ilgili ciddi bir sıkıntı var , yetişkin insanların zamanının olmaması, ilgilenmek zorunda oldukları ya işleri ya aileleri olmaları sebebi ile KOYE yönteminin tercih edilen bir yöntem olduğu iddia ediliyor.

     2002 yılında ilimizde durum nedir diye bir araştırma yaptık ve Antalya genelinde sağlık çalışanlarının, sağlık ocaklarının yapmış olduğu çalışmaları değerlendirdik. Antalya merkezinde 100.000 civarında okuma yazma bilmeyen insan olduğu tespit ediliyor ve bu il ortalamasında % 7 lik bir rakama tekabül ederken kadınlarda bu rakam %10 a çıkıyor. Bunun şehir merkezindeki nüfusa yansıması ve şehir merkezindeki dağılımını incelediğimiz zaman  gecekondu bölgelerinde ve kırsal alanda kentsel alana göre daha yüksek bir okumaz yazmazlık görülüyor. Bunları mahalle bazında incelediğimizde aynı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde olduğu gibi kadınların %25-30 nun oluştuğu  okuma-yazma bilmeyen bir tabloyla karşılaştık.

 Bu konuda son olarak söyleyeceğim; 2001 yılında Halk Eğitim Müdürlüğünün Antalya’da açmış olduğu okuma-yazma kurslarına 1277 kişi katılmış ancak 880 kişi kursu tamamlayabilmiş. Merkezde 40.000 kişinin okuma yazma bilmediğini görünce 50 yıldır çözülemeyen bir sorun olduğunu biz il yöneticisi arkadaşlarımızla ve sizlerle paylaştık. Birazdan Antalya Rotary kulübünün ulaştığı rakamları göreceksiniz. Antalya merkezde 4.500 ün üstüne çıktı bu rakam. “

 

Guvernör Yardımcımız ve KOYE başkanı Osman Berberoğlu da konuşmasında şu konulara değindi.

     _” Değerli dostlarım 14 Ağustos’daki toplantıdan itibaren bireysel olarak yaptığımız tüm çalışmaları komite olarak yapmaya başladık. Halk Eğitim, Milli Eğitim ve Antalya Valisi ile yaptığımız toplantılar sonucunda şunu gördük, Antalya Valiliği’nin ulusal eğitime destek projesi çerçevesinde hazırlamakta oldukları komitenin bizim düşündüğümüz proje ile uyum sağladığı ve daha da örtüştüğünü tespit ettik ve bu anlamda da çok ciddi destek ve yardımlarını gördük ve her ay guvernör yardımcısı olarak da bölgeye aylık yaptığımız çalışmalarla ilgili bilgiler aktarıyoruz. Bu raporlarımda ben bu çalışmalar hakkında da bilgiler aktarmıştım. Sizlerin de birçoğunuzun muhakkak gördüğünüze inanıyorum ama ben bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Guvarnörüm her ay sizlere ulaşmaya çalıştı. Yaptığımız çalışmaların bir şekilde  bir programa bağlanması gerekiyordu ve bu program çerçevesinde hareket edilmesi gerekiyordu. Zamanlamanın yanı sıra kimin ne yapacağı oldukça önemliydi. Biz bu projeyi Antalya Valiliğinin desteği ile birlikte götürmeye karar verdiğimiz andan itibaren de bu projeyi proje taslağı olmaktan çıkarıp gerçek bir proje haline getirmeyi arzu ettik ve de projeyi Antalya Valiliğine ve Milli Eğitim Müdürlüğüne verdik. Bu proje  içinde Türkiye ve Antalya içerisindeki okumaz yazmazlarla ilgili dökümantasyon vardı. Biz ilk defa 15 ekip dahilinde bir çalışma programıyla bu işe başlamış olduk ve 6 tane sağlık ocağı bölgesindeki grup çalışmasını gerçekleştirmek için Suna-İnan Kıraç Vakfının  salonlarında bu çalışmaya başladık. Buradaki çalışmanın amacı 6 sağlık ocağı bölgesindeki mahallelerin imamından muhtarına , muhtarından okul öğretmenlerine, müdürlerine ve sağlık ocağı doktorlarına varıncaya kadar  kendi ekibimizdeki arkadaşlarımızla birlikte o mahallenin sorunlarını tespit etme, kursları nerde açabiliriz, nasıl onların kursa devam etmelerini sağlayabiliriz, gerekiyorsa onların çocuklarına bakılacağı mekanın hazırlanması gibi bölgesel sorunları tespit etmek, çözümlemek ve de o bölgedeki yapılacak bu çalışmaların başkanlarını, sorunlarını tespit etmek içindi.

       Daha sonra 16 Ekimden itibaren bu kursların açılmasıyla ilgili gönüllü ve halk eğitim öğretmenlerinden oluşan bir ekibin eğitilmesi konusu gündeme geldi. Çünkü bu seminerlerin, bu kursların yapılabilmesi için KOYE programını anlatabilecek ve öğretmenliğini gerçekleştirebilecek öğretmenlere ihtiyacımız vardı. Antalya’da bu işi  yapacak 2- 3  öğretmenimizin dışında öğretmenimiz mevcut değildi. 16 ekip dahilinde bir çalışma içerisinde Antalya Rotary kulübü tarafından eğitimci-eğitim semineri düşünülüp gerçekleştirildi. Bu seminere 110 öğretmenimiz katıldı. 108 tanesi sertifika aldı. Bu tarihten itibaren kursa başlamayı arzu ettik ama maalesef önümüze engel olarak Ramazan ayı çıktı. Ramazan ayı sonrasında kulüplerimiz hızlı bir şekilde programlarını gerçekleştirmeye başladılar. Kurs Antalya Rotary Kulübü tarafından 1 ekim tarihinde Şafak Toplum Merkezinde başlamış oldu. Bu kursun eğitim seminerini verebilecek olan Türkiye’ de birkaç kişi vardı. Eser Tuncer  bunlardan bir tanesiydi. Bu semineri Eser hoca gerçekleştirdi.

Bugünkü tarih itibariyle Antalya’da ; Alanya’da 3, Manavgat’da 3, Antalya Rotary kulübü 30, Aspendos 7, Kaleiçi 8, Olimpos 3, Perge 5 olmak üzere 59 tane kursumuzu gerçekleştirdik. Bu kurslardan şu anda devam eden Antalya’da 8 , Alanya’da 1 tane kursumuz devam ediyor.diğerlerinin hepsi tamamlandı. Yani yaklaşık 50 civarında kurs kesin sonuca vardı. Bunu niye ifade ediyorum çünkü bu kurslarda 20 civarında kursiyer kurslara başlıyor ancak sertitifika alma seviyesine gelebilen kursiyer sayısı 12-13 civarında kalıyor. Devamsızlıktan dolayı sertifika alamıyorlar. Yani burada gördüğümüz 944 sayısı reel olarak 930 civarında dönem itibariyle kesinleşecek olan sayıdır. Bundan dolayı gurur duymalıyız diye düşünüyorum.” 

 

 

 

       B U   H A F T A

   ŞAFAK TOPLUM MERKEZİ   03.05.2004-1336/42

 

KONUŞMACI

ŞAFAK ROTARY TOPLUM MERKEZİ
KOYE PROJESİ

MÖNÜ

KONU

SERTİFİKA TÖRENİ

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

05.06.2004

ŞULE UZUN  ( İZZET UZUN EŞİ)

 

07.06.2004

DEMET YAPAN (MUSTAFA YAPAN EŞİ)

 

 

 

 

DUYURULAR

      1) KALEİÇİ ROTARY KULÜBÜNDEN TUFAN DAĞISTANLI’ NIN KIZI RYLA SEMİNER

ÖDÜLÜ KAZANARAK, KISA DÖNEM MÜBADELE PROGRAMI İLE 15 GÜN İTALYA’YA  GİTME HAKKINI ELDE ETTİ.
 

2)     22 MAYIS 2004 TARİHİNDE AQUA SUN TURİZM TARAFINDAN DÜZENLENEN PENALTI TURNUVASI İLE KOYE PROJESİNE  6.500.000.000 TL. GELİR SAĞLANMIŞ OLDU.
 

3)  12-13 HAZİRAN 2004 TARİHLERİNDE KULÜBÜMÜZ TARAFINDAN ALANYA RESORT OTEL GEZİSİ DÜZENLENMİŞTİR. KİŞİ BAŞI  20.000.000 TL. OLAN FİYATLARA GİDİŞ DÖNÜŞ OTOBÜS BİLETİ DE DAHİLDİR.

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

TÜRK USULÜ BAŞARI

YAZAN: MÜMİN SEKMAN

Düzenlemiş olduğumuz kişisel gelişim seminerlerinde birçok katılımcı aynı şeyden şikayet ediyordu: "Çok sayıda tercüme kişisel gelişim kitabı okuduğum halde hala bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyorum. Tercüme kişisel gelişim kitaplarının örnekleri bize uymuyor. Yabancı örnekler bizi motive etmiyor. Türk kültürünün kendine özgü başarı kurallarını yerli kişisel başarı örnekleriyle süslenmiş halde okumak istiyoruz." Bu istekleri dikkatle alarak bir araştıma yapmaya başladık. Amacımız Türk kültürünün kendine özgü başarı kurallarını ortaya koymaktı.
Türk usulü başarı ne demektir?

"Türk usulü", işlerin Türkler tarafından yapılma şeklini ve Türklerin iş yapma şeklini ifade eder. "Türk usulü başarı" ise Türk insanının bir iş başarırken kullandığı taktikleri ve metotları ifade eder. İş hayatında ise işlerin metotsuz, bilinçsiz, amatörce ve geleneksel usullere göre yapılmasına "Türk usulü" denmektedir. Biz ise Türk usulü başarı kavramını "Türkiye şartlarında başarılı olmak için bilinmesi gerekenler" şeklinde tanımlamak istiyoruz. Türk usulü başarı kuralları, işletme, yönetim ya da tercüme kişisel gelişim kitaplarında yazılı olmayan; ancak gündelik hayatta sık sık karşımıza çıkan kurallardır.

Evrensel ve yerel başarı kuralları

Başarı kurallarının kendi aralarında bir hiyerarşisi vardır. Evrensel başarı kuralları başarının anayasası hükmündedir. Yerel başarı kuralları ise yönetmeliklere benzer.

1. Evrensel başarı kuralları:

Her zaman her yerde geçerli olan kurallardır. Bu kurallar zamana ve yere göre değişmez. Bu tür kurallara bir örnek "hedef koymak"tır.

2. Yerel başarı kuralları:

Yerel kurallar zamana, yere ve topluma göre değişir. Örneğin başarının evrensel bir kuralı "Sosyal başarılar elde etmek istiyorsan iyi ilişkiler kur." şeklindedir. İyi ilişkileri kurma şekli ise toplumdan topluma (yerel) farklılık gösterir. Türk tipi ilişkilerde "hemşehricilik faktörü" çok önemli iken, Fransız kültüründe "aynı şehirden olmak" insanlara hiçbir şey ifade etmeyebilir. Oysa Türkiye'de oylar aynı memleketliye verilir, şirket ortakları genellikle hemşehridir, şirkete güvenilir eleman alınırken "memleketli" tercih edilir, yeni tanıştırılan birine hemen "Nerelisin hemşehrim?" diye sorulur, devlet dairelerinde iş bitirmenin yolu bir tanıdık hemşehri bulmaktan geçer.

Hemşehricilik dayanışması "ilişkiler başarısı"nda Türk usulü bir anlayıştır. Sadece evrensel başarı kurallarını bilmek ve bu kurallara uymak suretiyle başarılı olabileceklerine inananlar karşıdan karşıya geçerken sadece trafik lambalarına bakan insanlar gibidirler. Başarılı bir şekilde yolun karşısına geçebilmek için yeşil ışıkta hareket edileceğini bilmek gereklidir; ancak tek başına yeterli değildir. Geçerken yolun durumuna ve sürücülerin trafik kuralları karşısındaki tavırlarına da dikkat etmek gerekir.

Evrensel başarı kurallarından örnekler

Her zaman ve her yerde geçerli olan çok sayıda evrensel başarı kuralı vardır. Bu kurallardan önemlileri şunlardır: (Başarılı olmak için) Öncelikle kendinizi tanımalısınız, gerçekten ne istediğinizi belirlemelisiniz, kendinize bir hedef koymalısınız, hedefinize nasıl ulaşabileceğinizi gösteren bir strateji geliştirmelisiniz, stratejinizi nasıl uygulayacağınızı gösteren ayrıntılı bir plan hazırlamalısınız, gerekli zihinsel ve teknik hazırlıkları yaptıktan sonra harekete geçmelisiniz, harekete geçtikten sonra planlamadığınız ve öngörmediğiniz olaylar karşısında doğru manevralar yapmalısınız, sonuç alıncaya kadar kararlı olmalısınız, gerektiği zamanda ve yerde esneklik göstermelisiniz, muhataplarınızla güzel ve etkileyici bir şekilde konuşmalısınız, amaçlarınıza ulaşmanızda yardımcı olabilecek kişilerle ilişki ve iletişim kurmalısınız, olaylar karşısında önce düşünmeli sonra bir şeyler yapmalısınız, yaptığınız işi sevmeli ve o işin en iyi şekilde nasıl yapıldığını öğrenme-lisiniz, önünüze çıkacak engeller karşısında pes etmeden direnebilmelisiniz, bazen acele etmeden beklemeyi ve sabretmeyi bilmelisiniz, bir yandan işinizi yaparken diğer yandan o işi daha iyi nasıl yapabileceğinizi de düşünmelisiniz, başaramadığınız teşebbüslerinizden ders çıkarma-lısınız, başardığınız şeyleri başkalarıyla da paylaşmayı bilmelisiniz.

Türk usulü başarı kurallarından seçmeler

Araştırmamız sırasında tespit ettiğimiz ve "Türk Usulü Başarı Kuralları" hakkında fikir verebilecek bazı sözleri aşağıda bulacaksınız.

1. "İpin ucu kaçtı mı bir düğüm atıp bekleyeceksin." (Selçuk Yaşar)

2. "Kaybedenlere oynamak kazandırıyor." (İbrahim Sadri)

3. "Hele ayağıma bir yer edeyim gör ben sana ne edeyim." (Urfalı gelinlerin kaynanaları için söyledikleri bir sözdür)

4. "Hayallerinizi yüksek, sabit giderlerinizi düşük tutun." (Anonim)

5. "Bu iş yerinde herkes istediğini söyler; ama söyleneni yapar." (Turgut Yılmaz)

6. “Önemli olan ne kadar iyi olduğunuzdan çok kimleri tanıdığınızdır. “(M. Sekman)

7. "Geniş düşün, dar başla, çabuk bitir." (Türk Elektrik AŞ kurumsal sloganı)

8. "Göç yolda düzülür." (Atasözü)

9. Amerikalı gibi düşün, Türk gibi başla, Alman gibi bitir. (M. Sekman)

10. "Buldum, (kıymetini) bilemedim, bildim bulamadım. Parada vefa olsa elden ele dolaşır mıydı?"

(Atasözü)

 

 

 

 

 

 

KAZLARDAN DERS ALIN

  

 

 

Göç eden kazları havada süzülürken hiç izlediniz mi?

"V" şeklinde bir formasyonla uçtuklarını farketmişsinizdir.

Bilim adamları araştırmış,

"Bu kazlar neden V şeklinde bir grup yaratarak uçarlar"

diye...

Ve sonuçta kazların hiç de "kaz kafalı" olmadıkları ortaya çıkmış.

 

Hatta bizlerin ders alacağı noktalar var...

Uçan her kuş, kanat çırptığında

arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı yaratıyor.

V şeklindeki formasyonla uçan kaz grubu,

birbirlerinin kanat çırpışlarındaki hava akımını kullanarak

uçuş menzillerini yüzde 71 oranında uzatıyorlar.

Yani, tek başına gidebilecekleri maksimum yolu

grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlar.

 

Bize çıkan ders:

Belli bir hedefi olan ve

buraya ulaşmak için biraraya gelen insanlar

oraya daha kolay ve çabuk erişirler.

Çünkü birbirlerinin çekimini kullanırlar.

 

Bir kaz, V grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor çünkü kaldıraçla hava akımının dışında kalmış oluyor.

Bunun sonucu olarak hemen formasyona geri dönüyor ve "V" 'nin gücünü kullanıyor.

 

Bize çıkan ders:

Kafamız kaz kadar çalışıyorsa

bizimle aynı yöne gidenlerle bilgi alışverişini sürekli kılarız.

 

Başta giden V lideri yorulduğunda en arkaya geçiyor ve hemen arkasındaki lider konumuna geçiyor.

Bu değişikliği sürekli yapıyorlar.

 

Bize çıkan ders:

Liderliği paylaşmak ve zor işi rotasyonlu yapmak

ivme kazandırıyor.

 

Gerideki kuşlar öndekileri daha hızlı gitmek üzere bağırarak uyarıyor.

 

Bize çıkan ders:

Takım ruhu.

 

Formasyondaki bir kuş hastalanırsa veya bir avcı tarafından vurulur da

uçamayacak hale gelirse...

Düşen korumak üzere yanına gidiyor.

Tekrar uçabilene kadar - veya ölümüne kadar -

onunla beraber kalıyorlar.

Sonra diğer bir V formasyonuna katılıp kendi gruplarına ulaşıncaya

kadar beraber uçuyorlar.

 

Bize çıkan ders:

İşler zorlaştığında

dostlarınızı yalnız bırakmazsanız

onlarda asla sizi yalnız bırakmazlar.  

 

 

 

 

 

İŞİN  KOMİK  TARAFI

 

YAZILI SORULARINA ÖĞRENCİLERDEN İLGİNÇ CEVAPLAR !

Kazasker nedir? Yolunmuş kaza kazasker denir. (Cemal - Ortaokul 2)

Dünyamız nasıl oluşmuştur? Dünyamızı insanlar kurmuştur. Dünyamız temiz sular, temiz hava ve temiz yolları yani temiz yollarla dünyamız güzel bir şekilde oluşur. (Seda - Ortaokul 2)

Türkiye'nin özel konumunu açıklayınız? Türkiye çok özel bir konuma sahiptir. Özel bir konuma sahiptirden dolayı özel konum başka kimseyi ilgilendirmez. Ama etrafımızdaki devletler özel konumumuza karışıp dururlar. Halbuki hiç karışmamalılar. (Selim - Ortaokul 2)

Enlem nedir? Bir canlının boyunu posunu ölçmeye yarayan şey. (Ali - Ortaokul 2)

Boylam nedir? Mesela kapının oraya gittiyimizde boyunuzu ölçebilirsiniz,buna boylam denir.

(Yavuz - Ortaokul-2) Bir şeklin düz bir şekilde destek olmadan durmasıdır. (Serdar - Ortaokul-2)

Fotosentez nedir? Ayın dünyaya yaklaşıp uzaklaşmasına fotosentez denir. (Davut - Lise 1)

Fotoğraflayıp sentezlemek olayına fotosentez denir. (Orçun - Lise 1)

Bitkilerin derin nefes alıp vermesine fotosentez denir.

Terliksi hayvan ne demektir? Terlik giymeden dolaşıp duran deyişik türdeki hayvanlara Terliksi hayvan denir. (Sevda - Lise 1)

Ova Nedir? Dümdüz ve uçsuz bucaksız şahane yerlere ova denir. (Hakan - Ortaokul 2)

Çukur mukur gibi yamukluklara ova denir. (Ali - Ortaokul 2)

Boş ve yamuk araziye denir. (Fatma - Ortaokul 2)

Yaylaya benzeyen, şehirden uzak kimsenin gitmediği, yazın ter atmak için gidilen yerler ovadır. (Mahmut - Ortaokul 2)

Ovalar kaça ayrılır? Dörde ayrılır: Yeşil ova, kurak ova, ağaçlık ova ve güllük gülüstanlık ova. (Esma - Ortaokul 2)

Ovalar dörde ayrılır. Doğu, batı, kuzey, güney. (Ali - Ortaokul 2)

Çukur ova, düzlük ova ve yamuklu ova diye üçe ayrılır. (Ufuk - Ortaokul 2)

Ölçek nedir? - Bir ilmi birim birimidir, ve ölçeğin tanımını yapmak için ölçek gerekir. (Arif - Ortaokul 1)

Ölçek çeşitleri nelerdir? 1. Terazi tartı ölçek, 2. Fakir ölçek, 3. Zengin ölçek (Melek - Orta 1)

Boy ölçeyi, kilo ölçeyi ve kesir ölçeyi (Ayşe - Ortaokul 2)

Hangi durumlarda ara seçime gidilir? Meclis başkanlarının iflası durumunda ara seçime gidilir. (Ayşe - Ortaokul 3)

Meclisin görev ve yetkileri nelerdir? Mahkemelerce ölmesi kesinleşenlerin ölmesine izin vermek. (Orhan - Ortaokul3)

Karadeniz bölgesinin geçim kaynakları nelerdir? - Balıkçılık hamsi yani aççık tarım, nataşa en çok geçim kaynağı olanlarıdır. (Halil - Ortaokul 2)

Karadeniz bölgesindeki tarımı anlatınız. Karadeniz bölgesinde toprak çok verimlidir. Burada en çok hamsi yetiştirilir. Hamsi önce ovalarda sonra yamaçlarda en sonunda dağlarda yetiştirilmiştir. Bu bölgemizde kışlar çok yağışlı olduğundan hamsiler serada yetiştirilir. (Hatice -Lise 2)

Doğu Anadolu'da sanayi neden gelişmemiştir? Doğu Anadolu çok dağlık mağlık bir yerdir. Oralar dağlık mağlık olduğu için ulaşım oraya gidemiyor. Ulaşım gitmeyince fabrika kurulamıyor. Fabrika dağın tepesinde olmaz. Dağı yok etmek gerekir. Bu da para ister. Ülkemiz fukara karşılayamaz. Zaten dağı yok etmek için dinamit konulsa teröristler onları çalıp çırpıp götürür. Bu yüzden oraya endüstri gitmemiş. (Mustafa - Ortaokul 1)

İstanbul'un önemi nedir? İstanbul önemli bir şehirdir. Toprağı altındandır. Köyden göç edenler İstanbula iş, aş bulmak için giderler. Ve zengin olup köylerine geri dönerler.Bağzıları ev parası için bağzıları ise başlık parası için... Ama bunlar hepsi eskidendi. Şimdi bir tek ev parası ve çocukların okuma parası için geliyorlar. Şimdiki zamanda başlık parası yoktur, kaçan kaçana, seven sevene. Köyden İstanbula gelen hemşeriler çoktur. Ayrıcana İstanbulda çok çok ürün yetişir. Bunların bazıları domates, salatalık, lahmacun ve kıvırcık maruldur. İstanbul ayrıca Asya ile Avrupa arasında bir yol geçen hanı köprüsü gibidir. Her bir kimse bu köprüden geçer. İstanbul önemli olmasaydı nüfusu onbeş milyon olur muydu hiç? (Derya - Ortaokul 2)

Ermeni (Doğu) sorununu açıklayınız. Osmanlı Devleti altında yaşayıp ekmek yiyen Ermeniler kendi kendilerini kışkırtmaları sonucu Doğu Anadolu’da hoşnutsuzluklara başladılar. Mustafa Atatürk Paşa düşmanla başedebilmek için Kamil Karabekiri Ermeni üzerine doğrulttu.Ermeni yenilip barış istedi. Böylelikle en iyi sonuç osmanının oldu (Pinar -Ortaokul 3)

Çevre kirliliği canlıları nasıl etkiler? Çevre kirliliğinden,dünyadaki insanların 100/90'nı sakat 100/10'u ölmüş. Çevre kirliliği insanlara sakıncalıdır. (Melek - Ortaokul 1)

Dış ticaret açığı nedir? En dış ve en yabancı, çok uzak açıklara yapılan ticarete dış ticaret açığı diyoruz. (Bilal - Ortaokul 2)

Kasabayı kim yönetir? Şerif ve adamları (Kamil - İlkokul 5)

Kasabayı ihtiyarlar heyeti ve köy bekçisi yönetir. (Yavuz - Ortaokul 2)

 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

 

YARIŞ ATLARI

 

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

(Rota yayınları sahibi)

 

Merhaba...

 

İnsanları sınıflandırmaktan ve onları şablon tanımlarla ifade etmekte asla hoşlanmam, ama yaşama bakış açıları ve beklentileri söz konusu olduğunda, böyle bir sınıflandırma için bir hak doğuyor diye düşünmekteyim.

 

Atlar kendi türü içinde sınıflandırılabilen ender canlılardan. Ben, atları üç kategoride incelerim. Birinci gruptakiler dolap beygirleridir. Bu gruptakiler gözlerinde at gözlükleri, boyunlarındaki çanla, bir kuyunun etrafında bir yerlere gittiklerini varsayarak dolanıp duranlardır. Boyunlarındaki çanın ahenkli tatlı sesi, sanki bir yerlere gidiyormuşçasına onları oyalar.

 

Bu gruptakilere, bilgi, gelecek, fayda, uzlaşma ve gelişme adına hiçbir şeyi öğretemezsiniz. Bu değerleri enjektörle damardan vermeyi deneseniz bile başarısız olursunuz. Komplikasyon yapıp geri atarlar. Toplumların her konudaki fanatiği bu kesimden çıkar.

 

İkinci gruptaki Sütçü Beygirleridir. Kendilerine öğretilen bir hat üstündeki kapılara eksiksizce uğrar, yeni öğretilenleri de aksamadan belleklerine kaydederler. Bu gruptakilere, sadece gazetedeki başlıkları okuyarak destanlar yazan tipler girer. Derinlemesine bilgi sahibi olmadan her konuda tartışmaya girip ikna olmamak için direnenler bu gruptadır.

 

Bunlara da bilgi, gelecek, fayda uzlaşma ve gelişme adına biraz emek harcayarak yönlendirmek ve katkıda bulunmak isteseniz bile, uzun süren çabalarınız çok az sonuç verecektir. Bu değerleri tablet haline getirip hap gibi yutmalarını isterseniz, yanınızda yutup sonra çıkarmanın bir yolunu mutlaka bulurlar. Ne yazık ki, toplumun en kalabalık grubu bu kişilerden oluşur.

 

Son grupta yarış atları vardır. Bu gruptakiler de, aynı yarış atları gibi, kendilerine yüklenen farklı olma misyonunu taşımanın sorumluluğunu da hissederek, önlerine parkurlar, manialar, hedefle, ulaşılmayı istedikleri amaçlar koyarlar, atlamak, atlamak ve başarmak isterler. Ya doğuştan yarış atısınızdır ya da koşullar sizi yarış atı yapar. Eğer koşulların yarattığı bir yarış atı iseniz , kendiniz için koyacağınız engel ve hedefleri çok doğru seçmelisiniz. Çünkü, hedefe çok az kala gücünüzü tüketip çatlayabilirsiniz.

 

Gerçek bir yarışa atının herkes tarafından sevildiğini varsaymak hayalci olur. Daha küçük yaşlardan itibaren başkalarınca diğerlerine örnek gösterilen bu kişiler, hep vitrinde bakışlar altındadır. Sevilmemelerine karşı izlenirler ve üstlerine oynanır. Bilgi gelecek, uzlaşma, fayda ve gelişme adına her şey, bu kişilerin yaşam biçimidir. Hem bu değerleri yaşarlar hem de toplumda önder kimliğindeki liderler rolünü üstlendiklerinden, başkalarının da aynı değerleri paylaşması için mücadele verirler.

 

Dünya hepimizin izlediğinden daha hızlı değişiyor. Biz, bu değişimleri kendi gelişme süreçleri içinde bazen yakalıyor bazen de sadece sonuçlarını yaşıyoruz. Her şey bu kadar hızlı değişiyorken, değişmezlik kalıbı içinde yaşamanın işletmeler için ne kadar tehlikeli olduğunu görmemek olanaksız. Mükemmel bir vizyon yaratıp bu vizyona sıkı sıkıya bağlı kalmak, bazen hiçbir vizyona sahip olmamaktan daha tehlikeli. Başarı doğruluğu kabul edilmiş, herkesin inanarak paylaştığı, gerçekleştirilebilir bir vizyon yaratmaktan ve bu süreçte esas değerleri göz ardı etmeden, değişim ve gelişmelerden etkilenebilen bir vizyon yaratmaktan geçer.

 

Vizyon; önce bireylerin, sonra da bu bireylerin yarattığı ailelerin, toplumların, milletlerin gelişimi ve yaşamsal kalitesi için olmazsa olmaz değerler bütünüdür.

 

Bireyler kişisel vizyonlarını yaratarak performanslarını arttırıp başarılar yakalayabilir. İşletmeler, kurumsal vizyon yaratarak kazancın ötesinde sosyal sorumluluklarını yerine getirebilir. Toplumlar, gelişmişlik vizyonlarını benimseyerek diğer toplumlarla fark yaratabilir.

 

Yarış atlarını bireysel vizyonu, toplumun diğer gruplarına da mesajlar verir. Bu sorumluluğu üstlenenlerin sayısı, ne yazık ki diğer gruptakiler kadar çok değildir.

 

Eğer gerçek bir yarış atı iseniz, çok dikkatli olmalısınız. Ne dolap beygirlerini ne de sütçü beygirlerini ayakları tökezleyip yaralandıklarında vurular, ama yarış atlarını öldürürler.

 

 

 

 

 

LA FONTAİNE ‘ den MASALLAR

 

                               

 AŞIRI GİTMEK YOK

 

İnsan, hayvan,

Kimse görmedim dünyada

Ölçüyü kaçırmayan.

Evreni yaratan Büyük Usta

Herşeyin ortasında dur demiş;

Ama hiç duran yok galiba.

İster iyilikten yana olsun,

İster kötülükten yana,

Ölçüyü kaçıran kaçırana.

 

Buğday, toprağın o altın oğlu bile

Öylesine azıtır ki bazen

Tarlayı tüketir bereketiyle.

Aşırı büyüdü mü

Başaktan çok samana gider gücü.

Ağaç da ondan aşağı kalmaz:

Aşırı bolluk tutkusuna

Hangi yaratık kapılmaz?

 

Tanrı bu düşkünlüğü önlemek istemiş:

Buğdaya koyunları musallat etmiş,

Fazlasını yesinler diye.

Bu sefer koyunlar aşırı gitmiş:

Buğday başlamış tükenmeğe.

O zaman Tanrı kurtlara başvurmuş,

Şu koyunları biraz azaltın, buyurmuş,

Gel gelelim kurtlar da azgın

Öyle hoşlanmışlar ki bu işten

Koyun kalmayacakmış dünyada

Tanrı bir boş bulunsa.

Bakmış olacak gibi değil,

Gel oğlum, demiş insana Tanrı,

Sindir şu canavarları.

İnsanoğlu durur mu artık:

Astığı astık, kestiği kestik.

 

Bütün canlılar arasında

İnsandan beteri var mı ölçüyü kaçırmakta?

Küçük büyük hepimizi

Bu bakımdan sorguya çekmeli.

Tek kişi bulunur mu, sanmam

Aşırı gitmemiş hayatında.

Söylemesi kolay, hep söyleriz:

Ne az, ne çok,

Aşırı gitmek yok, deriz.

Deriz, ama bir yoklayın kendinizi:

Çok söyler az tutarız bu sözü.

 

La Fontaine

Çev: Sebahattin Eyuboğlu

 

 


   KİTAP KÖŞESİ
  


   HAYATINIZIN AMACI - DAN MILLMAN

   ''Ben neden buradayım, bu dünyadaki amacım nedir?'' sorusunu kendine sormayan var mıdır acaba?.. İnsanın kendini tanıması ve daha doyurucu bir hayat yaşamasının yolu, işte bu cevaplardan geçiyor.

   İnsanlar hayatlarında bir anlam, yön ve amaç bulma konusunda doğal bir itilimi paylaşırlar. Biyolojik olarak beslenmemiz ne kadar önemliyse, bu, hayat amacımızı anlama itilimi de o kadar önemli görünüyor. Birçoğumuz -bilinçli olarak- özel bir hayat amacına sahip olduğumuzu dahi kabul etmesek de, bilinçaltımız burada ne yapmak için bulunduğumuzu bilir ve o bize rüyalarımız,sezgilerimiz, en derin özlemlerimiz vasıtasıyla mesajlar yollayarak ulaşmaya çalışır. Kaderimizin çağrısı, en derin itilimlerimiz ve yeteneklerimiz -kişiliğimizin ardındaki gizli güçler- olarak tezahür eder. Bu itilimler mesleğimizi ve ilişkilerimizi şekillendirir ve hayatımızın niteliğini ve yönünü etkiler.

   Ünlü yazar ve Yeni Çağ hareketinin öncülerinden Dan Millman, bu birçok dile çevrilen ve milyonlarca adet satan olağanüstü eserinde, doğum tarihine göre hayat amacını bulmayla ilgili çok kadim ve gizemli bir yöntemi gerçek bir yetkinlik ve içgörüyle açıklıyor. Yazar Millman tarafından yıllardır, dünyanın dört bir yanından binlerce kişi üzerinde denenmiş ve sınanmış bu Hayat-Amacı sistemi, gücünü, zaman içinde kanıtlanmış doğruluğundan almakta... Bu kitap, sunduğu son derece şaşırtıcı ve çok değerli bilgilerle binlerce insanın hayat amacını keşfetmesine, hayatında yepyeni bir anlam, yön ve doyum bulmasına ve giderek yaşamını pozitif yönde değiştirmesine yardımcı oldu.

   Dan Millman, bu aydınlatıcı eserinde ayrıca, doğum tarihimize göre potansiyelimizi ve kaderimizi, doğal yeteneklerimizi ve sorunlarımızı, hayat yolumuzda karşılaşabileceğimiz fırsatları ve mücadeleleri, ilişkilerimizin gizli amacını, sağlık durumumuzu, mesleki ve mali konularımızı, hayat yolumuz üzerinde nasıl pozitif ya da negatif yönde çalışabileceğimizi ve dokuz-yıllık hayat devreleriyle nasıl uyum içinde yaşayabileceğimizi betimliyor. Yazar, ayrıca, kaderimizi gerçekleştirmemize yardımcı olacak spiritüel yasaları -her hayat  yoluyla ilgili evrensel prensipleri-  de
açıklamakta...

   Gerçekten de, sunulan bu sistem ve bilgi, eğer içtenlikle uygulanırsa, kendini-bilme konusunda çok önemli bir atılım yapmamıza ve büyük bir değişim geçirerek hayatımızı yepyeni bir biçimde yönlendirmemize yardımcı olabilir.


 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

 
SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

 

          Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan, hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, (yeni) bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca ya da emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.

Gerçek ise su andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman? Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip, her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.

En sevdiğim sözlerden biri Alfred D Souza'ya aittir. Der ki; " Uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı." Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur. Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse, okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar, çocuklarınız olana kadar, çocuklarınız evden ayrılana kadar, işe başlayana kadar, evlenene kadar, cuma gecesine kadar, pazar sabahına kadar, (yeni) bir araba, ya da ev alana kadar, borçları ödeyene kadar, ilkbahara kadar, yaza kadar, sonbahara kadar, kışa kadar, maaş gününe kadar, şarkınız söylenene kadar, emekli olana kadar, ölene kadar....

MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ  'AN '  DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN.

MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL, BİR YOLCULUKTUR.

"PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE > > >ARARLAR BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA.

OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR"

Unutmayın

" YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR"

 

Murathan Mungan 

 

 

 

 

Sevgili Dostlar,  

Bu hafta Toplum merkezinde yapılacak toplantımız. Konumuz KOYE PROJESİ sertifika töreni ve merkezden faydalanan kadınlarımızın yıl sonu etknilikleri. Toplum merkezinde görüşmek dileği ile.

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.