Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 30
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

  Sheraton Voyager Otel  26.02.2004 - 1325/32    

   Toplam Üye

55 + 12

 

KONUŞMACI

  RYLA’ NIN DEĞERLENDİRMESİ

    Katılan Üye

40 +4

KONU

Katılım

% 72

KONUKLAR

 

Süleyman Evren

Antalya Rtc. Kulüp Başkanı

TELAFİ  KARTI

Burcu Dilek

Antalya Rtc.

Özlem Çölkesen

Samsun Rotary

Neriman Öcal

Himmet Öcal Konuğu

Burak Gönen

Kaleiçi Rotary

 

    MAZERET BİLDİRENLER

 

 

TOPLANTI   NOTLARI

 

Yeni mekanımız Sheraton Voyager Otel’ deydik bu hafta.

Başkan Aytaç Küçükünal, bir haftadır yaptığı görüşmelerde otel yönetiminin

Rotary’ e bakış açısının çok hoş, çok değer verici olduğunu anlattı, bu sebeple hepsine teşekkürlerini ileterek  ilk toplantımızın hayırlı, uğurlu olması dileğiyle 1325. inci toplantıyı başlattı.

Bölgenin, Alanya Rotary Kulübüne “ Rotary Bilgileri ve Rotary Tanıtımını “ kapsayan B tipi eğitim  semineri yapılması görevini  verdiğini duyuran başkan, 13 Mart 2004 tarihinde hepimizin bu toplantıya katılımını rica etti.

Toplantının burasında üzücü bir açıklama için üyelerimizden Ertuğrul Yılmazhan söz aldı. Yılmazhan, işlerinin yoğunluğu nedeniyle Rotary’ e gereken vakti ayıramadığını bu yüzden ayrılma kararı almak zorunda kaldığını ama bunun kesin ayrılık olmayıp bir süre sonra işleri rahatlayınca tekrar dönmeyi düşündüğünü belirterek veda etti bizlere. Biz de kendisini tekrar aramızda görmek dileğiyle işlerinde başarılar diliyoruz.

Bugünkü toplantımız RYLA sonrası ilk toplantımızdı aynı zamanda. RYLA sonrası için Himmet Öcal söz aldı.

Ryla sonrası üzerindeki stresi attığını belirten Öcal, Ryla dönemi boyunca kapıdan giren her arkadaşı gördüğü zaman aldığı pozitif etkiyi tarif edemeyeceğini belirterek,

organizasyon düzenleyenler için aynı mekanı paylaşan dost ve arkadaşlardan alınan

 güç ve motivasyonun tarifi imkansız duygular olduğunu söyledi ve bu duyguyu kendisine yaşatan herkese teşekkürlerini ileterek sözlerine başladı.

Organizasyonun minimum aksaklıkla yapıldığını, otelde hiçbir kusursuzluk yaşanmadığını sözlerine ekleyen Öcal, şimdiye kadar 30 Ryla’ da hem dinleyici hem de konuşması olarak görev alan Guvernörlükten Fethi Orbay hocanın böylesine iyi düzenlenmiş Ryla semineri görmediğini ifade etmesinin Guvernörlüğün düşüncelerini yansıttığını bunun da kendisi ve kulübümüz için çok mutluluk verici olduğunu belirtti. Ryla ile başlayan, yer değişimiyle devam eden eylemlerin kulübümüze yeni bir güç ve ivme kazandırdığını böylece dostluk ve birlik bağlarının daha da güçlendiğini, başarılı biten bir aktivitenin keyfini hep birlikte tatmanın mutluluğunu aktardı ve Rotary’ nin topluma hizmet felsefesinin iyi bir uygulamasının gerçekleştirildiğini vurguladı.

“ Beni böyle bir Ryla uygulamasında son derece özgür bıraktığınız için hepinize tekrar teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini bitirdi sevgili Himmet Öcal.

Sırayı Rotaract kulübümüzden Burcu Dilek söz aldı.  Ryla’ yı yaşadıktan sonra kendini daha da Rotary’ ye ait hissettiğini belirten  Dilek Ryla’ da 1.nci seçilen Zeynep Dağıstanlı’ nın göndermiş olduğu faksı okudu. Ryla’ nın kendileri için birçok dostluğun başlamasına vesile olduğunu,” içimizdekini keşfetmeyi, bizde olmayanı  edinmeyi  öğrendik” diyerek , Rotaract kulübüne de en az 10 yeni üye kazandırdığını sözlerine ekledi.

Son olarak Guvernör Yardımcısı Osman Berberoğlu söz aldı.

Yeni yerimizde uzun yıllar toplanmak dileğiyle konuşmasına başlayan Berberoğlu, bu tür organizasyonların kulüplere heyecan verip motivasyonu arttırdığını, birlikte hareket ederek başarıya ulaşmanın yollarını öğrettiğini belirterek önümüzde yeni bir çalışmamızın daha olduğunu hatırlattı. Yine bir bölge projesi olan İnteract Konferansı.

Geçen sene kurduğumuz interact kulübünün bu konferansı bizim ve rotaractlarımızın desteğiyle çok başarılı şekilde gerçekleştireceğine inandığını söyleyen Berberoğlu,

ayrıca 10 Mart tarihinde Koye sertifika töreni yapılacağını, katılımın yoğun olmasını dilediğini bildirdi. Alanya Rotary Kulübü’ nün düzenleyeceği B tipi eğitim seminerine de kulübümüzü onore edecek şekilde katılım sağlayacağımızı düşünüyorum diyerek konuşmasını sona erdirdi.

Başkan Aytaç Küçükünal Ryla’ da emeği geçen herkese tek tek teşekkür ettikten sonra toplantıyı sona erdirdi.  

  

 

  

       B U   H A F T A

    Sheraton Voyager Otel   04.03.2004-1326/33

KONUŞMACI
KONU
Rtn. Turhan Sözen
İnsanlar ve İdealler

MÖNÜ

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

04.03.2004

YILMAZ URCU

04.03.2004

MEZIYET- AHMET ESAT KURŞUN

06.03.2004

MELIKE YÜCEL

 

10.03.2004

BURAK GÖNEN

 

 

 

 ROTARY  YAZILARI

 

ROTARY GENÇ LİDERLER YETİŞTİRME PROGRAMI (RYLA)

Her yıl yaz aylarında Rotary kulüpleri tarafından seçilmiş binlerce genç Rotary'nin sponsorluğunda düzenlenen kamp ve seminerlere katılmak üzere seçilirler ve bu kamp veya seminerlerin yapılacağı Amerika Birleşik Devletleri, Avusturalya, Kanada, Hindistan, Fransa, Arjantin, Kore ve daha başka ülkelere gönderirler. Çok samimi bir arkadaşlık ortamında açık havada yapılan bu toplantılarda seçkin ama farklı milletten 50-70 kadar genç kız ve erkek uygar bir tartışma ve fikir alışverişinde bulunarak etkili hitab etme, liderlik eğitimi alma ve tertiplenen çeşitli sosyal etkinlere katılma imkanını bulurlar ve bu şekilde kişilik gelişimi, liderlik ve iyi vatandaş olma vasıflarını kazanma amaçlı çalışmalara doğrudan katılmış olurlar. Bu faaliyetin resmi adı "Rotary Youth Leadership Awards (RYLA> - Rotary Genç İçin Liderlik Eğitim Semineri" olarak tespit edilmiştir, ama genelde bu programa camp Royal, Camp Enterprise, Youth Leaders Seminars, Youth Conferences, yani Girişimcilik Kampları, Genç Liderlik seminerleri, Gençlik Seminerleri, Gençlik Konferansı gibi başka adlar da takılmaktadır.

İlk RYLA programlarının uygulanmasına Avusturalya'da 1959 yılında başlanıldı. Queensland eyaletinden bu ilk toplantıya seçilen gençler İngiltere Kraliçesi Oueen Elizabeth ll'in yeğeni Prenses Alexandria'nın Avustralya'ya yaptığı ziyarette bulunmak ve onunla tanışmak imkanını bulmuşlardı. İştirakçı gençlere ev sahipliği yapan Brisbane'li Rotaryenler ve genç liderlerin yüksek nitelikli kişiliklerden çok etkilenmişlerdi. Nitekim, bunu takip eden yıllarda her yıl böyle seçilmiş bu genç liderler grubunun bir hafta boyunca sosyal, kültürel ve eğitim faaliyetlerinde bulunmaları kararlaştırıldı. Bundan sonra RYLA programı giderek ve Yeni Zelenda Rotary bölgelerine yayıldı. 1971 yılında RYLA programı Uluslararası Yönetim Kurulu tarafından Uluslararası Rotary'nin resmi programı olarak kabul edildi. 

 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

 

 

Ev Sahibi: Rtn. Fatma ve Baha Kızılırmak

Toplantı Sorumlusu: Rtn. Özlem Çölkesen

Konuklar: Rtn. Yasemin – Serdar Akaydın

                    Rtn. Senay – Erkan Dodanlı

                    Rtn. Çiğdem – Fikri Zaman

                    Rtn. Özlem – Orkun Çölkesen

Konu: RYLA SEMİNERİ

Toplantı Tarihi: 26.02.2004, Perşembe

 

 26 Şubat tarihinde sevgili Rtn.Fatma ve Baha Kızılırmak'ın evsahipliğinde
gerçekleştirdiğimiz ocakbaşı toplantımız çok keyifli geçti. Eşimle biz,
Yasemin-Serdar Akaydın, Senay-Erkan Dodanlı, Çiğdem-Fikri Zaman ve
evsahiplerimizle beraber güzel bir akşam geçirdik.
   Ocakbaşında konuşmamız istenen konu Ryla semineri idi. Özet olarak
konuşulanlar:
Rtn.Fikri Zaman: Daha önce RYLA semineri görmemiştik, o yüzden nasıl olması gerektiğini bilmiyorum, ama çok güzel geçtiğini duydum.
Rtn.Senay Dodanlı: Çocuklara çok faydalı olduğumuza inanıyorum. Çoğunluğun aynı üniversiteden olması çocuklar için büyük avantaj oldu. Birbirlerini desteklediler, dost oldular.
Rtn.Serdar Akaydın: RYLA seminerine katılamadım, ama başkanımın istekleri doğrultusunda, dışarıdan elimden geleni yaptım. Çok güzel ve başarılı geçtiğini biliyorum.
Rtn.Fatma Kızılırmak: İngiltere'ye gidecek olan RYLA semineri birincisi,
yine bir Rotaryen çocuğu oldu. Fakat diğer adaylar İngilizce'ye hakim
değillerdi. Seminere katılan çocuklar en azından yabancı dilin hayatları ve
kendileri için çok önemli olduğunu öğrendiler. Maalesef, kitap okumayan,
sanatla hiç ilgilenmeyen çocuklar var. Yurtdışına gidip, ülkemizi temsil
edecek olan gençlerimiz başta olmak üzere, bence, tüm gençlerimiz
edebiyatla, sanatla ilgilenmeli, Nazım Hikmet'i, Yaşar Kemal'i bilmeliler.
Katılan çocuklarımıza bunu verebildiysek ne iyi... Ortam ve atmosfer çok
güzeldi, katılan bütün çocukların keyif aldığını düşünüyorum.
   Herkesin ortak düşüncesi ise, kulüp olarak böyle bir projeye imza atmış
olmaktan dolayı ne kadar gurur duyduğumuzdu. Ve başta sevgili Rtn. Himmet Öcal olmak üzere sevgili başkanımızın, komite çalışanlarının, Rotaract'larımızın ve emeği geçen herkesin yüreğine sağlık olsun dedik. Haziran ayında düzenleyecek olduğumuz İnteract Asamblesinde,
kulübümüzün RYLA tecrübesinin önemli olduğu, katılacak İnteract'ların yaşca daha küçük olmaları sebebiyle bazı farklılıklar olması gerektiği ve
elbirliğiyle bu projenin de başarıyla geçeceğine olan inancımız, konuşulan
diğer konu başlıklarıydı.


   Bizlerin güzel bir gece geçirebilmesi için ellerinden geleni yapan,
sevgili Rtn.Fatma ve Baha Kızılırmak'a hem katılan dostlarımız adına, hem
kendi adımıza konukseverlikleri için çok teşekkür ediyoruz.
                                                                     
Rtn.Özlem-Orkun Çölkesen

 

 

 

 

 

DUYDUNUZ MU?

 

ORTADOĞU'NUN HALİ PÜR MELALİ


*22 Arap ülkesinin milli gelirlerinin toplamı bir İspanya etmiyor.


*Yetişkin Araplar'ın yüzde 40'ı (65 milyon kişi) okuma yazma bilmiyor.


*2010 yılında 50 milyon, 2020'de ise 100 milyon gence iş bulmak gerekecek.

 
*2010'da bölgede işsiz sayısı 25 milyon kişiyi geçecek.


*Bölge halkının üçte biri günde 2 doların altında gelirle yaşam savaşı veriyor.


*Halkın yalnızca yüzde 1.6'sı internet erişimine sahip.


*Arap parlamentolarında kadın milletvekili oranı yüzde 3.5. Oysa dünyanın en geri bölgelerinden Afrika Boynuzu ülkelerinde bu oran yüzde 8.4'e ulaşıyor.


*Arap gençlerinin yarısından fazlası önlerine çıkacak ilk fırsatta göç etmek istiyor.


*Gelişmiş ülkelerde 285 olan 1000 kişiye düşen gazete sayısı, Arap aleminde 53'e ancak ulaşıyor.


*Arap ülkelerinde basılan yıllık kitap sayısı, dünyanın yüzde 1.1'ini oluşturuyor. Üstelik yüzde 15'i de dini kitaplar.


*Koskoca Arap diyarında yabancı dilden çevrilen kitapların sayısı, 11 milyon nüfuslu Yunanistan'ın beşte biri.

 

 Kültürel açıdan böylesine çorak, ekonomik açıdan böylesine adaletsiz, siyasal açıdan böylesine totaliter bir coğrafyada, çaresiz yığınların aşırıların, köktencilerin çağrılarına kulak vermemesi mümkün mü?

 

 

 

 

 

 

SİZİN KÖŞENİZ

 


 İÇİMDEKİ DARMADAĞINLIK

 Münir Arıkan 

 

Basketbolde ve voleybolde oyuncuların saha içinde küçük bir daire oluşturup, sıkıca birbirine sarılmalarını ve hey, hey, hey, hey, hey!... diye bağırışlarını seyretmişsinizdir. Motivasyon çemberi yani.

Sahaya çıkmadan önce, maça başlamadan önce, iyi bir hareket yapınca, başarılı bir kurtarıştan hemen sonra, mola sonrası, devre arası… Bu küçük, sıkı, sıcak ve dinamik halkayı sürekli oluşturur, omuz omuza verir, birbirlerine bu derece yakınlaşmanın pozitif enerjisini hisseder ve yaşarlar. Bu motivasyon çemberinde ya o takımın adı: Beeşiktaş! Feener! Galatasaray! v.s. diye yüksek bir ritim ve tempo ile söylenir ya da “Sözzz!” diye bir özel şifre hep bir ağızdan yüksek sesle takrarlanır. Ve bu motivasyon çemberinde aldığınız, duyduğunuz, hissettiğiniz, yaşadığınız “o çok özel an” sahaya dönüp maça başladığınızda bir maç boyu sizi motive eder, canlı tutar. Maça asılmanızı sağlar.

 

Kızılderili şamanları, bir hastayı iyileştirmek için tüm kabileyi hastanın başucunda toplar ve toplu bir ayin yaparlar. Sesli, hareketli ve bol dualı bir ayin. O meydanda kurulan yaşam halkası, bir taraftan halkayı oluşturanların birbiri ile sımsıcak dostluğunu tazelerken, diğer yandan kabilenin hasta olan, yorgun düşen, halsizleşen üyesini ayağa kaldırır. Bir belgeselde, Avusturalya yerlileri Aborjinlerin de şifa amacıyla benzer bir enerji halkasından yararlandığını izlemiştim.

Bizler de, yaşam oyununda, maça başlamadan, maç devam ederken, ilk molada, devre arasında, yolun yarısında ve sonrasında… Bu yaşam halkası, bir motivasyon halkası, bir enerji halkası kursak ne olur sanki? O yaşam halkasında toplasak tüm oyuncuları. Bağırsak hep bir ağızdan; Söözzz! diye. 

Sahaya yayılıyoruz, ölümüne. Dünyaya, işe, maaşa, makama...

Ölümüne girişiyoruz, önümüzdeki işlere. Reklama, satışa, pazarlamaya...

Bunca işin altından kalkamıyor tabi bu cılız beden. Ve önce akıncı birliklerini yolluyoruz önden. Beyin fırtınaları yapıyoruz. Hayallerimizi yolluyoruz. 

Estiriyoruz, fikirlerin binbir gece masallarını aratmayan renklerini. Beyin haritaları yapıyoruz. İstişarelerde bulunuyoruz. Danışıyoruz. 

Sanal bellek yetmiyor tabi bunca işin üstesinden gelmeye. Sonrasında bilgilerimizi yolluyoruz. Bilgi alışverişinde bulunuyoruz. 

Yetmedi beynimizi, o da yetmedi bedenimizi koyuyoruz ortaya. Ye kürküm ye döneminin altın çağında, “beş para etmezlik” ürpertiyor yüreğimizi. Ve kartvizitlerimizi sürüyoruz sahaya. Hamili kart; ileriiii!

Yetmiyor tabi. Hemen tahsilimizi sürüyoruz sahaya. Ben şöö’le şöö’le okullarda okudum. Böö’le böö’le dersler aldım… Şu hocalarla çalıştım. Bu okullardan diploma aldım… Yemiyor tabi insanlar. Kül yutmuyorlar. Mürekkep yalamışlığın geçer akçeliği, Cumhuriyetin ilk yıllarında kaldı. Şimdi başka şeyler arıyor insanlar.

 

Diplomalar da sahada boyunun ölçüsünü alınca, yaşam maçını kurtarma telaşıyla, son bir hamle yapıp, eş-dost-tanıdık bulma çabasına giriyoruz. Efendim benim amcam ….bilmemne holding’in yönetim kurulu başkanıdır. Dayım Ankara’nın kurt politikacısıdır. Teyzem iş dünyasının akıl hocasıdır filan. Dikkat. Son hamleydi bu. Ya oyuna devam. Ya da tamam.

Devamsa asıl yüreğimizi ortaya koymak, ömrümüzün kalan yarısında da aklımıza gelmiyor hiç. Oynadığımız yaşam oyununda yüreğimizi sürmek sahaya? Pes edip tamamsa, zaten hiç yürekle mürekle iş yapmak hak getire. Unut gitsinleri oynuyoruz.

 

Yaşam oyununda sahaya sürdüğümüz oyuncular aslında biz’in bir parçası. Aklımız, beynimiz, bilgimiz, bedenimiz, görgümüz, tecrübemiz, tahsilimiz, diplomamız, yabancı dilimiz, kabiliyetlerimiz, yeteneklerimiz, sevgimiz, ruhumuz, yüreğimiz’le 12 dev adamı sürüyoruz sahaya. Sürüyoruz da sürmesine. Arada bir o ilk başta bahsettiğim yaşam halkasını kurmak gelmiyor hiç aklımıza. 

Arada bir, bir vesile ile, bir fırsatını bulup şöyle toplarlayamıyoruz hayatımızın gerçek oyuncularını. Mola! diye bağırıp, ilk fırsatta, devre arasını, maçın sonunu beklemeden, çağıramıyoruz hayatımızın oyuncularını. Şöyle küçük, sıkı, sıcak ve dinamik halkayı oluşturamıyoruz. Sımsıkı sarılamıyoruz. Heyhey’lerimizi üstümüzden atıp; şöyle bir hey, hey, hey, hey, hey çekemiyoruz. 

Sahaya dağıtıyoruz oyuncuları. Ve bir daha toplarlayamıyoruz. Maçın sonunu belirleyen düdük. Ve hepsinin de boynu bükük. Usulcacık ayrılıyorlar hayatımızdan. 

Özgeçmişim bin parçaya ayrılmış niteliklerle dolu. Ama o benim öz geçmişim. Nasıl geçtiğini bilemeden. Özümü hissedemeden, özümü tanıyamadan, öze inemeden. Yani açıkçası özgeçmişin en kallavisine sahip olmak için özü tüketeterek oynamışım bu oyunu.

 

Akrabalar, dostlar, komşular, arkadaşlar, takımdaşlar… Ümitler, umutlar… Hayaller, beklentiler… Yetenek ve kabiliyetler… Tecrübe ve deneyimler… Bilgiler, belgeler, sertifikalar… Ve hedefler… Şimdi hayat oyunumun bütün oyuncularını o sımsıcak motivasyon halkasına davet etmemin tam zamanı. 

Yaşamımın bütün oyuncularını, sımsıkı bağrıma basıp, doyasıya kucaklayıp, öpüp, koklayıp, sevip, okşayıp, her dokunduğumu canımın bir parçası gibi aziz bellemenin tam zamanı.

Haydi çağırın lütfen. Sizin de yaşam oyuncularınız dönsünler gittikleri yerlerden. Bıraksınlar birazcık oynadıkları oyunu. Bulsunlar öze dönmenin en kısa en kestirme yolunu.

Haydi çağırın. Yüzleşin. Kucaklaşın. Ve haykırın sesinizin en son bam perdesi ile; Söz! Bu bir yaşam çemberidir. Motivasyon ve mutluluk çemberidir. Sevgi çemberidir. Enerji çemberidir. Bu çemberde geçmiş hataları yüze vurma, suçu baskasının üstüne atma, yaptığı yanlışlara bahane bulmalar yoktur. Adı üstünde zaten; yaşam çemberi. Kalite çemberi. Mutluluk çemberi. Haydi girin bu çembere. Sevgiyle birbirinizi kucakladığınızda, hatalar bitecek, yanlışlara son verilecektir zaten, otomatikman.

Haydi, çağırın tüm oyuncularınızı. Ve takımınızın gücünün farkına varın. Ve yaşama elbirliği ile devam edin bundan sonra. Artık yetmez mi bölük pörçük oynadığımız? Sesimizin soluğumuzun çıkmadığı, ipe sapa gelmez ayak oyunları ve üç kağıtlar yerine, gerçek bir yaşam oyunu oynamanın vakti gelmedi mi sizce de?

  

 

 

 

 

 

 SİZLER’DEN

 

 

Yeryüzündeki hiç bir uzaklık, dün kadar uzak değildir..!

 

RUHLARIMIZ GERİDE KALIYOR

 

Michelangelo Antonioni'nin 1995 yapımı "Par dela les Nuages" (Bulutların ötesinde) adlı filminde hoş bir sahne ve hoş bir hikaye vardı. 

 

Genç kız bir kafede gizemli bir erkekle tanışıyor ve adam ona şu hikayeyi anlatıyordu: Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar,beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar.

 

Kafile zor doğa koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmiş.  Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar. Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar.  Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip, zaman kaybettiklerini, biran önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak,yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler.  Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekliyorlarmış. Bu anlaşılmaz durumu yerlilerin dilinden anlayan rehber,onlarla bir süre konuştuktan sonra şu şekilde ifade etmeye çalışmış:

 

"Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor."

 

Modern şehir hayatının ve çağımızın getirdiği en büyük sorunlardan biri bu;"hızla ve sonu bir türlü gelmeyecek olan hedeflere doğru çılgınca koşuşturmak" ve koşuştururken etraftaki ayrıntıları, manzaraları,küçük mutlulukları, kısaca hayata dair pek çok yaşanası güzelliği görememek ve kaçırmak...  Ya da yaşanan yığınla drama, saçmalığa ve ilkelliğe seyirci kalmak, duyarsızca sadece bakıp geçmek ve gitmek...

 

Halbuki durup ruhlarımızı beklemeli,müziği duymaya çalışmalı, yavaş dans etmek için çaba sarf etmeli, her günün bitiminde yatağa uzanıp "kendimize doğru bakmalıyız”

 

 

 

 

                               

                              

ÖĞÜTLER BiTMEZ


. Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Leonardo da Vinci
ve Albert Einstein'ın da günleri 24 saatti.
. Hiçbir zaman okumasan da iyi kitapların olsun.
. Sadece kaybetmeyi göze aldığın kitapları ödünç ver.
. Hiç görmediğin birine randevu verirken, uzun bir gece planlama. En iyisi, bir öğle yemeğidir. Eğer işler yolunda gitmezse, ikinizin de kaybı yalnızca
birer saattir.
. Alçak gönüllü ol sen gelirken onlar gidiyordu.
. Büyük sözler vermekten korkma, ama yerine de getir.
. Gerektiğinden fazla verici olma. Zaman zaman, hayır demesini de öğren.
. Evinin bahçesine bile parketsen, otomobilini kilitle.
. Zarif ol. Kimseyi bile bile kendinden soğutma.
. Şoförü alkollü olan bir otomobile asla binme.
. Hayatının her alanında sorumluluğu üstlen, suçu başkalarına yıkma.
. Hakettiğini düşündüğünde maaşına zam iste.
. İlk önce sen "merhaba" de.
. Bir kavgada ilk sen vur ve sert olsun.
. Mükemmelini talep et, ama bedelini ödemeye de hazır ol.
. Cesur ol. Değilsen bile, öyle davran. Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz.
. Biri seni işe almak istediğinde, o işle ilgilenmesen bile onunla konuş.
. Teklifin ne olduğunu öğrenmeden asla bir kapıyı kapama.
. Uyuşturuculara bulaşma, bulalmış insanlarla da düşüp kalkma.
. Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeline paha biçilmez.
. Saatin daima 5 dakika ileriye ayarlı olsun.
. Kimin haklı olduğuyla zaman yitireceğine, neyin doğru olduğuyla ilgilen.
. Çevrende seçeceğin bir hayır kurumunu, cömertçe katkıda bulunacağın para ve zamanla destekle.
. Pilav günlerine git.
. Adliyeye giderek bir duruşma izle.
. Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret.
. Çok iyi kuru fasulye pişirmeyi öğren.
. Sıkı tokalaş.
. Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de öyle davran.
. Maddi isteklerin için değil, akıl ve cesaret için dua et. 
. Merhametli, ama kararlı ol.
. Olumsuz insanlardan uzak dur.

 

Hazırlayan: Rtc. Nazik Erdoğan
 

 


   KİTAP KÖŞESİ


     FELİDAE - AKİF PİRİNÇCİ

   Almanya'da yaşayan dünya yazarı Türk'ten uluslararası bir bestseller...
Avrupa'nın en pahalı çizgi film prodüksiyonuna konu olan ''Felidae'' Sherlock Holmes'dan sonraki en ünlü dedektif karakteri! Felidae, bir insanlık ve uygarlık eleştirisi, bir iç hesaplaşma, bir özeleştiri romanı...
Aslında ne bir fabl ne de bir masal olan Felidae, gerçekte bir polisiye roman. Romanın kahramanı Francis ve sahibi Gustav'ın taşındığı mahallede işlenen seri kedi cinayetler Francis'in ağzından anlatılır. Bu seri cinayetlerin çözümünde türdeşleri ile beraber hareket eden dedektifimizin sabırlı, zeki ve bilgece yaklaşımı sayesinde gerilim ve heyecan dorukta tutulurken, ortaya çıkan sürpriz son; okuru, dünyayı ve insanlığı sorgulamaya itiyor.

   Felidae, Almanya'da yayınlandığı 1989 yılında bu alanda ilk olan ''En İyi Polisiye Roman Ödülü''nü aldı. Ve yalnızca Almanya'da iki milyondan fazla okura ulaştı. Kitap, Türkiye'de de büyük yankı uyandırdı ve uzun süre ''en çok satanlar'' listesinde yerini korudu.

   ''Akif Pirinçci bir dahi...'' Stern

   ''Felidae,sıradan polisiye romanın geleneklerini alaya alan bir başyapıt.'' San Francisco Chronicle

   ''Akif Pirinçci'nin düşgücü sınır tanımıyor.'' Kölner Rundschau

   ''Zeka pırıltılarıyla yazılmış heyecanlı bir roman.'' Express

   ''Akif Pirinçci'nin anlatım yeteneğini aşmak olanaksız. O, en büyük.''
General Anzeiger Bonn

   ''Alışılmışın dışında bir gerilim romanı; iyi, şaşırtıcı, fakat her zaman 'tutarlı' düşüncelerden oluşan güçlü bir anlatım. İyi bir polisiye romanın tüm özelliklerini içinde barındırıyor.'' Die Welt

   ''Akif Pirinçci yabancı yazarlar içinde etkileyici bir örnek.'' Focus

 
 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

 

 

           SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

 
       
ULUSAL ÖZELLİKLERİMİZ – 1

 

Bazı kelimelerin her şekilde yazılabilmesi...
(örn:"pogaca", "poaca","pogca", "poca", "pouca", "pohca", "bohca",
 "pogce"   vb...)

Pencere markasının sonunda mutlaka PEN olması...

Bisiklet ya da arabanın ani fren yaptıktan sonra, sürücünün  arkaya bakıp, yolda kalan lastik izinin uzunluğuna göre sevinmesi...

Yabancı bir ülkeye özgü herhangi bir yiyeceğin "Aaa aynı  bizim gözleme!" veya "E bizim su boreğinin aynısı işte!"  şeklinde  küçümsenmesi...

Şöförlere "Kaptan!" diye seslenilmesi. Hatta birçok şöförün   de  bundan haz alarak aracı "vapur" edası ile kullanması...

Düğünlerde, sıra oyun havalarına geldiğinde hemen bir çember olusturulması  ve oynamayan kişinin kollarına asılıp çember  içerisinde  oynamaya zorlanması...

Ticari işletmelere "Asmalı Konak Kebapcısı","Çocuklar Duymasın  Mağazası"şeklinde son derece yaratıcı isimler  konması...

Kar topunun içine taş konularak en yakın arkadaşın sakat   bırakılması... Bakkaldan alınan ekmeğin köşesinin eve gelinceye kadar  yenmesi... Minibüs şöförlerinin korna çalarak müşteri çekmeye çalışması...

Eski model bir şehirlerarası otobüsün kasasının değiştirilerek 403  süsü verilmesi, yolcu tarafından bilet alınmadan once "Otobüs  kaç  model?" diye sorulduğunda gayet ciddi bir şekilde ''Son model  abi/abla''  denilmesi... Satıcıların hiç tanımadıkları kişilere "Sana şu kadara olur  abi"  demeleri...

Hazırlayan: Rtc.Ceyhan Bulut                     

 

 

 

Sevgili Dostlar,  

 

Günler hızla geçiyor. Sheraton Voyager Otel’ de ilk toplantımızı yapıverdik bile.

Hem de geldi geliyor dediğimiz RYLA’ nın ardından.

Başarılı bir Ryla da geçmişte kaldı. Ama sanıyoruz ki kolay kolay unutulmayacak. Ve gelecek organizasyonlar için örnek olma özelliğini hep koruyacak. Tüm kulüpte mutlu bir yorgunluk hissediliyordu herkesin üzerinde bu hafta. Sırada İnteract Konferansı var. Sanıyoruz tüm kulüp olarak, birlik ve beraberlik içinde yine başarılı bir organizasyona imza atacağız.

Yeni toplantı mekanımız çok beğenildi herkes tarafından. Bu tebdil-i mekan uygulamasının kulübümüze yeni bir hava ve enerji getireceği anlaşılıyor. Ayrıca Başkan Aytaç Küçükünal’ ın belirttiği gibi otelin bizlere bazı ikramları da olacakmış. Yiyecek, içeceklerde % 25, konaklamada da misafirler dahil o günün şartlarına göre en az % 25 indirimler uygulanacakmış.

Önümüzdeki günlerde iki önemli etkinlik olacak:

İlki 10 Mart 2004 tarihinde Kültür Salonunda yapılacak olan Koye Sertifika Töreni.

İkincisi Alanya Rotary Kulübünün 13 Mart 2004 tarihinde gerçekleştireceği B Tipi Eğitim Semineri.

Gerek Başkanımız, gerekse Guvernör Yardımcımız bu hafta yaptıkları konuşmalarda her iki etkinliğe de  tüm kulüp üyelerimizin katılımının çok önemli olduğunu vurguladılar.

Hepinize Sevgi ve Saygılar..
Bülten Komitesi.