Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 9
Tf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya.b@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

    

G E Ç E N       H A F T A

Talya 28.08.2003   -   1301/10    

Toplam Üye

49 + 12

KONUŞMACI

        SERBEST KÜRSÜ

Katılan Üye

29 + 03

KONU

Katılım

%59

KONUKLAR

TELAFİ KARTI

 

 

 

MAZERET BİLDİRENLER

Tunay Altınpınar

Antalya Dışında

Osman Bilgen

                  

Havva İşkan Işık

                  

      İLK GELEN ÜYE

     Mustafa Yapan

Fatma Kızılırmak

                 

     SON GELEN ÜYE

       Himmet Öcal

Oktay Yiğitbaşı

             

 

TOPLANTI   GÜNLÜĞÜ :

“Değerli Rotary Ailem !

Açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için uzatalım ellerimizi diyerek 1301.nci toplantıyı açıyorum.”  
Yeni bir toplantıyı daha bu yılın sloganı sözlerle açtı Aytaç Başkan.

Misafirlerimiz yoktu bu hafta.  
Kendi içimizde bir toplantı oldu.  

Salih Peker mutlu günleri anons etti.  
Sibel-Ahmet Fığlacı çiftinin evlenme yıldönümü kutlandı ve bu güzel günün anısına bir kutlama plaketi verildi.  

Bir üzücü, iki de sevindirici haber verdi Salih Peker.  
“Ahmet Gönen’ de servör bir olay gelişmiş ve bunun sonucu konuşma bozukluğu oluşmuş. Ama şu anda iyiymiş. Tansiyon düzgün. Tedavi oluyor, ayakta geziyor.
Kendisine acil şifalar diliyoruz.

İki de sevindirici haber var. Sevgili Süleyman Çil’in oğlu Hasan Efe öğrenim için Amerika’ya gitmiş, sevgili Nuri Güvenç’in oğlu Volkan Eskişehir İşletme Fakültesini kazanmış. Her ikisine de başarılar diliyoruz.”

Başkan Aytaç Küçükünal geçen haftaki serbest kürsüde yapılan konuşmaların genel bir özetini yaptıktan sonra “Bu hafta da serbest kürsüye devam ediyoruz. Kürsü sizin, buyurun” diyerek konuşmak isteyenlere bıraktı kürsüyü:

  • TEOMAN SÜER: “Uzun zamandır sıkıntısını çektiğimiz birkaç konu var. Bunu zaman zaman kendi aramızda, zaman zaman da kulübümüzde tartışıyoruz. 15 gün önce sevgili Hülagu Şencan ve Fatma Kızılırmak bildiğimiz fakat üzerinde durmadığımız bazı konuları hatırlattılar. Hepimizin bildiği gibi yeni üyeler alınacak bu ay. Biz herkese açık bir topluluğuz. Buraya gireceklere Rotary’nin amaç ve felsefesini, burada yapılacakları iyice anlatmalıyız, en başta da  devam mecburiyetini özellikle vurgulamalıyız. Rotary’de devam zorunluluğu tam anlamıyla uygulanmıyor. 
    Buraya gelen kişiler mesleklerinde iyi oldukları için kolay bir şekilde alınacaklarını sanıyorlar. Programlı bir işadamının her şeyden önce Rotary’e ayıracağı aylık 8 saati unutmaması, ihmal etmemesi gerekir. Bu amacı buradaki herkese bir saygı olarak görüyorum.  

    Toplumumuzda okumak ihtiyacı duyan, bunu hak etmiş birçok öğrenci var. Antalya Rotary Kulübü olarak sene içinde yapacağımız  işyeri ziyaretleriyle 4- 5 öğrenciye daha burs imkanı sağlayabiliriz. Bu arkadaşların iyi bir rotaryen, iyi bir işadamı olarak topluma faydalı insanlar olmalarını sağlayabiliriz.  

    Bir başka konu daha var. Sayın Fikri Zaman zamanında alınan bir ofisimiz var. Tüm evraklarımızı bu ofiste saklıyoruz. Buranın son zamanlarda çok bakımsız olduğunu duydum. Bu sene bu ofisimizi onaralım isterseniz. Ofisimiz iptidai şartlarda çalışıyor. Bugün Rotary’nin yazışmaları çoğaldı. Başkanın her hafta yoğun bir yazışma trafiği var. Bunların sağlıklı yapılabilmesi için öncelikle ofisimizin bakımlı olması gerekir diye düşünüyorum.
    Hepinize saygılarımı sunarım.”  

  • AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL: Ben hemen Teoman Başkanıma bir yanıt vereyim. Bu dönem yapmayı tasarladığımız işyeri ziyaretlerinde elde edeceğimiz katılımı bursiyerlere kullandırmak üzere yönetim kurulu olarak karar aldık. Ancak bugüne kadar kaç toplantı yapacağımız, buradan ne elde edeceğimiz belli olmadığı için hiçbir anons yapamadık.  

  • ORHAN ŞENOĞLU: Bazı notlar aldım. Onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, yeni üye olan arkadaşlara Rotary’nin ne olduğu, nasıl hareket edilmesi gerektiği, hedeflerinin neler olduğu anlatılmalı ve bu şekilde yeni dostların Rotary’e ait olma bilinçlerini geliştirmeliyiz diye düşünüyorum.      İkincisi hemen hemen hepimizin çok takıldığı konulardan bir tanesi. Mesleğinde başarılı insanlar olarak küçük projeler beni heyecanlandırmıyor. Yani 5000 dolarlık bir proje bana hiç heyecan katmıyor. Antalya’nın saygın insanları olarak bizlerin 500.000 – 1.000.000 dolarlık 3- 5 yıllık projelere imza atmamız gerektiğine inanıyorum. 
    Bir de kendinden önce hizmet felsefesi kavramını pek anlıyamadım bugüne kadar. Kendinden önce hizmet dendiği zaman gönlümden de, sevgimden de ama bir miktar maddi olarak da Rotary’e katkıda bulunmalıyız bana göre. Böylece önemli projelere imza atabilmemiz daha da kolaylaşır sanıyorum. Teşekkür ediyorum.”  

  • GÖNÜL MUTLU: “Teoman bey Rotary bürosu ile ilgili bazı teklifler getirdi. O konuda Aytaç Bey, Başkan olarak bir yorum yapmadı. Büroyu kullanabiliyor  musunuz, memnun musunuz, orada değişiklikler gerekiyor mu, amaçlarımız için daha fazla kulanılabilir mi diye bende düşünceler oluştu. Ben de kaç yıldır Rotaryenim ama o büroyu daha  hiç görmedim. Bu konuda bilgilenmek istiyorum. 
    Bir de başka fikir gelişti bende. Toplantılarımızı otellerde yapıyoruz. Acaba o büroyu satıp toplantılar için daha uygun bir mekan sahibi olabilir miyiz ? Böylece otellere verdiğimiz yüksek yemek aidatlarını topluma hizmetlerimizde kullanabilir miyiz ? Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?”  

  • AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL: “Yönetim olarak almış olduğumuz bir kararı arz etmek isterim. Bu konuda da bir çalışmamız var. Önümüzdeki serbest kürsülerden birkaçını bu konuya ayıracağız. Daha detaylı bir çalışmayla bu konuyu gündeme getireceğiz. Bugün artık bilgisayar çağındayız. İletişim artık her şey. Başkan olarak Rotary ile ilgili konularda çok yoğun haberleşme bombardımanı altındayım. Günlük e-mailler 40- 50 den aşağı düşmüyor. Bazı düzenlemeler yapmak zorundayız. Bu konudaki düşüncelerimizi ve tasarılarımızı önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağız.”  

  • HULKİ DEMİREL: “ Kürsüye çıkmadan önce Hülagu Şencan’a “ben ne zaman Rotaryen oldum” diye sordum. 1995 Kasım. 8 sene. Çok yeni sayılmam herhalde. Rotary’nin ne olup, ne olmadığı konusunda artık aydınlanmış olmam gerekir diye düşünüyorum. Fakat senelerdir bu kulüpte olan arkadaşlarımla aynı fikirleri paylaşıp paylaşmadığımız konusunda tereddütlerim var. Yani önem verilen konulardan yola çıkarak birtakım fikirler oluşturmaya çalışıyorum kafamda. 
    Bazı dostlarımız için Talya Oteli son derece belirleyici bir faktör. Bazı dostlarımız  için yemek çok önemli. Kimi dostlar büyük projeler istiyorlar. Bunun için elimizi biraz cebimize sokmalıyız diyorlar. Bazılarımız bunun böyle olmadığını düşünüyor. Uluslararası Rotary’de de benzer problemler olduğunu sanıyorum. Rotary Kulübü başlangıçta işadamlarının bir kulübü olarak kurulmuş. Dostluğa yönelik bir kulüp olarak başlamış. Daha sonra hizmet unsuru ağır basmış. Ben şu anda bir kimlik problemi olduğunu sanıyorum. Çünkü artık işadamlarının kendi kulüpleri var. İşadamlarının Rotary’e ayrıca ihtiyaçları var mı çok ciddi bir soru işareti bu bence çünkü kendi kulüpleri var artık orada.  
    Bir hizmet, bir yardım kulübü isek, o da bana ilginç geliyor. Mesela çok kısa bir süre önce Kadir Dursun dostumuz kulübümüz üyelerinin tümüne bir konser olanağı sağladı. Ve biletleri bir ücret talep etmeden bize verdi. Ben de laf arasında “kulüp bu biletleri satsın bir fon oluştursun” dedim. Dünya çapında bir sanatçı, Doğuş’un sponsorluğunda gerçekleştirilen bir konser verecekti ve kendimiz gitmesek bile biletler eşimize,dostumuza rahatlıkla satılabilir böylece kulübümüze az da olsa bir gelir sağlanabilirdi. Bu fikir pek dikkate alınmadı. Beni kişisel olarak rahatsız eden tepkisizlikler var. Sayın ağabeyimiz İbrahim Şencan  Rotary ile ilgili bir döküman getirmiş. Ona göz atma imkanım oldu. Orada ilginç bir açıklama var. “Rotary, internasyonal bir kulüptür ama biz işin nihayetinde bir Türk derneğiyiz”diyor. Bu konuda da zaman zaman çok tereddüt yaşıyorum.
    “Gerçekten Rotary İnternasyonal’in bir parçası mı, yoksa Türkiye’nin gerçekleriyle, sorunlarıyla yeterince ilgili  bir kulüp mü ?” diye soruyorum kendi kendime.  
    Bunun ötesinde Rotary dinle ve politikayla uğraşmaz diye bir kural var. Bu konuda zaman zaman Antalya Rotary olarak az da olsa bir tavır koyma, bir fikir beyan etme eyleminde bulunamaz mıyız ?  
    Bunların hepsi kafamdaki soru işaretleri. Algı kapasitesi normal 8 yıllık bir Rotaryen olarak kafamda hala sorular olması birşeylerin tam açıklığa kavuşmadığını  anlatıyor sanki. Hep yeniler diyoruz halbuki ben eskilerin neler düşündüklerini, bu kulübün temel direği olan bu insanların  zaman zaman birbirleriyle aynı kanıda olup olmadıklarını merak ediyorum. Lütfedip beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.”  

  • İBRAHİM ŞENCAN: “Rotary Bülteni bugün saat 11.45’ de masama kondu. Evvela ne yemek var bugün diye baktım.( ! ) Sonra da bugünkü programa gözüm ilişti. “Serbest Kürsü”. Ne konuşabiliriz, bazı notlar alayım diye düşündüm. Meşhur bir söz vardır.  
    “Bakkal züğürtlediği zaman eski defterleri karıştırırmış.”  

    Ben de artık 72 yaşına geldim. Bu konularda züğürtledim. Bu yüzden eski dosyaları karıştırdım ve bazı notlar buldum.  

    Rotary genel olarak dünyada kan kaybediyor. 1991 – 92  döneminde guvernör Metin Çelikbilek. Ben de guvernör temsilcisiyim bu bölgede. Bizim bölge o zaman Kütahya’ ya, Uşak’a kadar uzanıyordu. Uşak’ta yeni üyeler alınmıştı. Eşli gece düzenlemişler.
    Guvernör’le birlikte katıldık. Guvernör dünyada 1.150.000 Rotaryen üye olduğunu bildirdi. Yıl 1992’ de. 
    Geçen toplantımızda, Rotary İnternasyonal Başkanı’nın bir hedef belirlediğini ve 2005 yılında üye sayısının 1.500.000’ e çıkarılacağını söyledi Aytaç Başkan.
    Ek olarak halen dünyadaki Rotaryen sayısının 1.200.000 olduğu söylendi. Yani 1991’den 2003 yılına kadar üye sayısında 70.000 kişilik bir artış olmuş. Bu duruma göre 1 – 1.5 yılda 300.000 civarında yeni üye alınması mümkün görünmüyor. Hatta bir süredir üye sayılarının her sene % 10 arttırılması isteniyor. Bu orandaki bir artışla şimdilerde 1.800.000 üyelik rakamlara ulaşmamız lazımdı.  
    Bu sayılar gösteriyor ki yalnız bizde değil dünya Rotary’ sinde kan kaybı var. Bazı arkadaşlarımızın da belirttiği gibi ben de; devamsızlık, ilgisizlik gösteren üyelere tüzük hükümlerinin hatırlatılmasını, ilgisizliğin devamı halinde de bu hükümlerin uygulamaya konması gerektiğini düşünüyorum.
    “Giden gider, kalan sağlar bizimdir” prensibine göre hareket edilmeli diyorum.  
    Ayrıca üye alımında acele edilmemeli bence. Hernekadar Ağustos üye alım ayı olsa da üyeler etraflıca araştırılarak alınmalı, bir aylık sürede üyeleri alıverelim şeklinde bir zorlamanın içine girilmemeli diyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”  

  • HÜLAGU ŞENCAN: “Ben bir konuya daha parmak basmak gerektiğine inanıyorum. Rotary’ de üyelerin ve eşlerin birbirlerini iyi tanımalarını ve kaynaşmalarını sağlayan “Ocakbaşı”konusunu gündeme getirmek istiyorum. Son birkaç yıldır Ocak başı’ lar işlevini kaybetmeye başladı. Rotary’ de mutat toplantılar dışında üyelerin birbirleriyle tanışma ve kaynaşmasını sağlama açısından en anlamlı,en kolay etkinliktir Ocak başı.
    Ocak başı’ nın ne olduğunu, ne anlama geldiğini, nasıl organize edilmesi gerektiğini anlatmak, ev sahiplerinin ve özellikle  konukların toplantıyla ilgili sorumluluklarını hatırlatmak için ayrıca bir toplantı yapmalıyız. Saygılar.”  

  • AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL: “Değerli dostlarım ..! Gördüğünüz gibi konuştukça konular açılıyor. Sanıyorum konuşmacı konuk getirmeden bu yılı böylece bitireceğiz. ( ! ) Ben aslında çok mutluyum. Çünkü bu konuşmalar vesilesiyle bir taraftan da Rotary bilgilerimizi tazelemiş oluyoruz. Ve tahmin ediyorum ki dostluğumuz, dayanışmamız daha da artıyor.
    Gelecek hafta da konumuz “Serbest Kürsü”  

  • Açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için uzatalım ellerimizi diyerek 1301.nci toplantıyı kapatıyorum. İyi tatiller.”  

 

B U   H A F T A

Talya Oteli - 04.09.2003 - 1302 / 11

KONUŞMACI

SERBEST KÜRSÜ

Mönü :

KONU

Salata,Balık(Levrek),Kazandibi

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

07.09 VEDAT ILIKAN        09.09

FERAY-TUNAY ALTINPINAR

09.09 SALİM GÜLLÜPINAR           10.09

NURAL-ALİ RIZA BALCI

 

    ROTARY BİLGİLERİ

 

ROTARY NEDİR? 

İş ve mesleğinde başarılı iş adamlarını ve iş kadınlarını hizmet amacı ile dünya çapında bir araya getiren internasyonal hüviyetli gönüllü hizmet kuruluşudur.

Dünyada kurulmuş gönüllü hizmet kuruluşlarının en büyüğüdür. Özellikle, Rotary Vakfı hayır yapmak amacı ile kurulmuş olan vakıfların en büyüğüdür.

Rotary’de esas amaç, kendinden önce topluma hizmettir.

Herhangi bir amca ulaşmak için araçlar vardır. Rotaryen’in amacına ulaşmak için seçilen araçların her biri başlı başına bir amaç olmuştur:

Dostluğun ve tanışıklığın geliştirilmesi topluma hizmet için bir fırsat aracı sayılır.

Bütün mesleklerde yüksek ahlak standartlarının benimsenmesi ve teşviki Rotary’nin bir diğer amacıdır.

Rotaryenler, kendi meslek ve işinde başarıyı topluma hizmet için bir fırsat sayar.

Dünyada iyi niyet ve barışın teşviki ve tahakkuku için çalışmak Rotaryenlerin görevidir.

ROTARY NE DEĞİLDİR?

Üyeleri arasında maddi bir dayanışma kulübü değildir.

Üyeleri arasında yardım kulübü değildir.

Rotary bir yardım ve yardımseverler kulübü değildir. Hizmet kulübüdür. Amacı, topluma hizmettir. Daha doğru bir ifade ile topluma hizmette örnek olmak ve öncülük etmektir.

Kişisel çıkarlara hizmet etmez.

Saklısı gizlisi olan kuruluş değildir. Yapısında, icraatında ve yönetiminde açıktır. gizli toplantılar yapılmaz.

politik çalışma yapmaz. Ancak bütün rotaryenlerden kendi dinine ve vatanına bağlı olması beklenir.

Her kulübün ve üyelerinin milli konularda kendi milletinin sorunlarına sahip çıkması ve savunması doğaldır.

Rotary geniş maddi olanak isteyen aristokrat bir topluluk değildir. Aksine, rotaryenler hoşgörü sahibi, mütevazı, alçakgönüllü ve insanları seven kişilerdir.

Rotaryenlik bir ayrıcalıktır, rotary üyesi olmak bir referanstır.

 

Rtn. İbrahim Şencan
Not: Yukarıdaki yazı sevgili ağabeyimiz sayın İbrahim Şencan tarafından hazırlanmıştır. Kendisine teşekkür ediyor, yazılarının devamını bekliyoruz.

Bülten Komitesi   

 

       YORUMSUZ  DUYURU

 

Meslek Hizmeti Nedir?  

Rotary Temel Bilgileri
Meslek Hizmetleri Kitabı

Sh.1,2,3 den alıntılar.

 

Meslek Hizmeti günlük yaşamın bir parçası olarak düşünülmeli ve her Rotaryen kendine"günlük işimde başkalarına daha yararlı  olabilmek için ne yapabilirim ?”  sorusunu  sormalıdır. 

Bu arada belirtmek gerekir ki Meslek Hizmetlerinin toplu faaliyet yönü olan Toplum Hizmeti, Uluslarası Hizmet gibi Rotary Hizmetleri ile çatışmakta ve bazı Rotaryen’lerce Meslek Hizmetinin yanlış anlaşılmasına yol açmaktadır. 

Açıklayıcı olması bakımından dünyanın değişik yerlerindeki Rotaryen’lerden bir kaç Meslek Hizmeti tanımını sunmakta yarar var. 

Meslek Hizmeti, mesleğimizden duyduğumuz gurur ile yine mesleğimizi canlandıracak ve yüceltecek şekilde yapılan çalışmaların oluşturduğu hizmet avenüsüdür. 

Meslek Hizmeti, Rotary anlayışını çalıştığımız yerde ve tüm yaşamımızda uygulamaktır. 

Tanımların her biri Meslek Hizmetini ayrı ayrı açılardan ele alırken hepsinin birleştiği temel bir unsur var : 

"Bir Rotaryen meslek veya iş aracılığı ile kişisel olarak topluma  katkıda bulunmalıdır ." 

Saygı ile sunulur.  

Rtn.Ahmet Turhan Sözen
Mütekait Rotaryen

 

                                    DUYURU  

 

ROTARY   BÖLGE  AKTİVİTESİ  KAPSAMINDA  ANTALYA’ DAKİ  ROTARY KULÜPLERİNİN  GÖREV  DAĞILIMI  AŞAĞIDAKİ  ŞEKİLDE  OLUŞMUŞTUR.  

 

ROTARY  BİLGİ  SEMİNERİ 
ALANYA  ROTARY  KULÜBÜ

10  KASIM  ATATÜRK’ Ü ANMA  PROGRAMI
ANTALYA  PERGE  ROTARY  KULÜBÜ

ÜYELİK  GELİŞTİRME  SEMİNERİ
ANTALYA  OLİMPOS  ROTARY  KULÜBÜ

ÜNİVERSİTE  TANITIM  GÜNLERİ  ORGANİZASYONU
ANTALYA  KALEİÇİ  ROTARY  KULÜBÜ

CUMHURİYET  BALOSU  ORGANİZASYONU
ANTALYA  ASPENDOS  ROTARY  KULÜBÜ

RYLA  SEMİNERİ  
ANTALYA  ROTARY  KULÜBÜ

Bülten  Komitesi 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

BAŞARININ YOLU TUTKUDAN GEÇER

            İnsanlar hırs ve tutku konusunda daima ikilem içinde olmuşlardır. Hırslı olmak veya güçlü bir tutkuya sahip olmak ne kadar iyidir? Hırs olmadan başarı olabilir mi? Fazla hırslı olanlardan tedirgin oluruz ancak hiç hırsı olmayanlara da saygı duymayız. Yetersiz hırs başarısızlığa yol açarken, fazla hırs da neredeyse ayıp sayılır. 

            Hayatta herkesin özel bir şey başarma arzusu vardır. Murphy’nin bilinen kuralıdır: “Herkesin zengin olmak için işlemeyen bir planı vardır”. Siyasetçilere biraz yakın olunca gördüm ki, siyasetle ilgilenen en yeteneksiz insanların bile iktidar olmak için işlemeyen (liderlerine dinletemedikleri) bir planları var. Bu yazıda J. Champy ve N. Nohria’nın yazdığı “Tutku Eğrisi” (The Arc of Ambition) kitabından yola çıkarak insanların hayallerinin gerçek olmasını sağlayan tutkuyu inceleyeceğiz.

             Başarılı insanlar üzerinde yapılan araştırmalar “tutku”nun bir eğrisi olduğunu ortaya koymuştur. Tutkunun birinci adımı yükselme dönemidir. Bu dönemde kişinin hayali konusundaki kararlılığı ve cesaret, bu hayalin gerçekleşme şansını belirler. İkinci adım hırsın gerçekleşmesini temsil eder ve kişinin kendisinden daha büyük ve güçlü bir eser yaratma mücadelesini içerir. Bu eser yeni bir iş kurmak, bir alanda yapılmamış olan bir şeyi yapmak, özgün bir kitap yazmak, adını yaşatacak bir üniversite kurmak veya bir ülke yaratmak olabilir. Üçüncü adım da hırsın sönüşünü temsil eder. Her başarılı insanın heyecanını ve mücadele hırsını kaybettiği bir dönem vardır.

             Tutkulu ve başarılı insanlar mı tarihi yaratır, yoksa tarih mi onları? Liselere özgü bu “münazara” konusunda gerçek, herhalde arada bir yerlerdedir. Edison ampulü icat etmemiş olsa, herhalde bugün karanlıkta oturuyor olmayacaktık. Benzer şekilde Fatih Sultan Mehmet  başaramasaydı, İstanbul yine Osmanlılar tarafından fethedilecekti.

             Başarı öngörülmesi çok zor birçok şarta bağlıdır. Kişinin yeteneği ve eğitimi yeterli olmazsa, doğru zamanda doğru yerde bulunmazsa, hırs denilen itici içsel güce sahip olmazsa başarılı olamaz.

 Herkesin görmediğini görmek: Hırslı insanlar herkesin baktığına bakar, herkesin gördüğünden farklı bir  şey görürler. Tutku, bir fikri veya sıradan veya imkansız gibi görünen bir şeyi mümkün kılar. Ondan sonra sıkı çalışma başlangıçta hayal gibi görüneni gerçeğe dönüştürür. Bilinen ve sıradan bir ürün olan “kahve” de bir farklılık yaratmak ve bundan bir zincir doğurmak kolay değildir. Howard Schultz, Starbucks zincirini kurarak dünya üzerinde 2 bin Starbucks Cafe’ye kahve kokusunu duymak isteyenleri çekmeyi başarmıştır. Benzer şekilde günlük haber her TV istasyonu için, hiçbir özelliği olmayan bir programdır. Ancak Ted Turner seyahat edenlerin ihtiyacını görerek kurduğu TV ile gün boyu haber veren CNN kanalını kurmuştur.

            Başarı tutkusu olan insanlar geçmişin kendilerine koydukları sınırları aşar ve yeni yollar denemeye cesaret ederler. Başarılı insanların  ortak özelliği önlerindeki engelleri aşacak berrak görüşe sahip olmalarıdır. Bu insanlar ya engelin üzerine cesaretle giderler, ya da etrafında dolaşacak yaratıcılığı gösterirler.

            Örneğin lise eğitimini tamamlamayı başaramamış ancak mekanik konusuna yatkınlığı olan Wright kardeşler, 1894 yılında uçmaya ilgi duymuşlar ve 1903 yılında ilk kez uçan motorlu bir araç yaparak hayallerini gerçekleştirmişlerdir. Saate 60 km. hızla uçan uçakları ile 1908 yılında ABD Savunma Bakanlığı ile anlaşma yapmayı başarmışlardır.

            Başarıya ulaşmak isteyen insan, hayali ne kadar imkansız görünürse görünsün, işe o hayalinin gerçekleşebilecek tarafından başlar. Ellerinin terlemesine, kalbinin çarpmasına ve belirsizliğin ürkütücülüğüne boyun eğmez ve konfor alanının dışına çıkar. Tutku başarının temelidir. Tutkunun ilk adımı da bilineni tekrarlamak değil, farklı bir şey yapmayı göze almaktır.

Sebat ve Kararlılık: Başarıya ulaşmak kolay değildir. Başarı konusunda sebat ve kararlılık esastır. Sebat göstermeden tutku eğrisini yükseltmek mümkün değildir. Hayal ve kararlılık, sonunda hayret uyandıran sonuçlar doğurur.

            Nelson Mandela’nın Güney Afrika’da ırkçı bir toplumdan demokrasiye geçişi sağlaması 50 yıldan uzun bir zaman aldı. 27 yılı hapiste geçen süre içinde Mandela hiçbir zaman umudunu kaybetmedi çünkü bütün beyazların ırkçı olduğunu kabul etmedi ve hapsedilmeyi bir yenilgi olarak görmediği için de içselleştirmedi.

            Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nı bir mucize gibi görenlere şunu söylemişti: ”Yapacağım şeylerin ne olduğunu ve ne olacağını o kadar açık görüyordum ki, bu milletin bu neticeye ulaşacağına kati inancım vardı.”

            İyimserlik insanın zihnini imkanlara açık tutar. İyimserlik ; olumlu düşünce, yapıcı tavır ve sonucun değiştirileceğine olan inançtan oluşur. Başarıya ulaşan insanlar başkalarının başarılarından ve kendi hatalarından öğrenirler.

Doğru zamanı seçmek: Tutku eğrisinin yükseldiği noktaya ulaşmak “Doğru An’ı yakalamaktan geçer. Eyleme geçmek için doğru zaman kaçırılırsa, başarı hayal olarak kalmaya devam eder. İSTANBUL’un işgali üzerine M. Kemal Anadolu’ya geçerek mücadele etmeye karar vermiş ve 16 Mayıs 1919’da Bandırma vapuru ile Samsun’a hareket ederek Milli Mücadeleyi başlatmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşunun temelinde, AN’ın yakalanması yatmaktadır. Önemli olan doğru zamanda doğru yerde bulunmaktır.

            Başarılı insanların ortak özelliklerinden biri de dünyanın nereye gittiğini görmeleri ve eğilimleri fark etmeleridir. Örneğin McDonald’s efsanesinin arkasındaki kişi Ray Kroc’tur. Oysa Kroc sanıldığı gibi McDonalds’ı kuran kişi değildir. Sadece açılmış olan bu yeni restoranın iş yapabileceğini anlayıp, ulusal franchising ajans hakkını alma önerisini getirmiştir. Eğilimleri fark edebilmek, iyi dinleyici olmaya, iyi gözlemci olmaya ve sonra da eyleme geçecek girişimciliğe ve cesarete sahip olmaya bağlıdır.

Tutkuyu dengelemek: Tutkunun fazlası zararlı olur mu? Eğer zeka ile dengelenmiyorsa, kesinlikle evet. Her başarı öyküsünün arkasında risk vardır. Ancak zeka ile dengelenmeyen risk kişiyi felakete sürükler. Kişi dikkat etmesi gereken yerde, cesaret gösterirse malından, canından ve itibarından olur. Kendini yenilmez gören yanılır. “Ben ne yapsam başarırım” diye özetleyebileceğimiz “başarı hastalığı”na tutulan kişiler hatalarının bedelini ellerindekini kaybederek öderler.

            Başarı insanın egosunu şişirir. Başarılı insanlar çok kere yetenekli ve hayat enerjisi yüksek insanlardır. Ancak aşırı şişmiş ego başarısızlığı hazırlar ve hayalleri yıkabilir. Bu tehlikeden uzak durmak için aşağıdaki dört öğeyi hesaba katmak gerekir.

Zaman:Bir gün 24 saat, bir hafta 7 gündür. Bu basit gerçek çok kere gözardı edilir. Başarılı insanlar belirli bir sorunu çözebileceklerine veya bir konuda başarılı başarabileceklerine inanırlar. Bu doğrudur ancak hayatın diğer yükleri de hesaplandığında zamanları yetmeyebilir. Çünkü günün bütünü çalışarak geçmez.

Yetenek: Çevredeki  insanların yeteneklerini farketmek ve onların güçlü yanlarından faydalanacak şekilde işleri delege etmek gerekir. İnsanın her işi kendi yaparak başarılı olması mümkün değildir.

Momentum: Zirveye ulaşan momentumu kaybeder ve düşüşe geçer. Buna hazırlıklı olmak gerekir.

Risk: Kendi alanında sonsuza kadar zirvede kalmak mümkün değildir. Daha iyi fikirleri olanları izlemek ve onlardan yararlanmak gerekir. Bunlar olmuyorsa da “nerede duracağını bilmek” gerekir.

            Eğitimciler öğrenim sürecinin verimliliğini artıran bir yetkinlikten söz ederler: Üstbiliş olarak çevirebileceğimiz “metacognition”, edinilen bilgiyi bilinçli bir biçimde anlamayı, denetlemeyi ve uygun biçimde kullanmayı içerir. Benzer bir yetkinliği biz de yazımızın başında değindiğimiz hırs ve tutku ikilemine uygularsak, tutkularımızın farkına vararak anlayacak, denetleyecek ve uygun kullanılmasını sağlayacak bir bilinçten söz edebilir miyiz?

            Tutkuyu başarıya dönüştürmek, bir yandan da bu güçlü duygunun içinde uyuyan şeytanı dizginlemek için, “üsttutku”da diyebileceğimiz, duygusal zekanın işlevi olan bir yetkinliği geliştirmeyi amaç edinmeliyiz.

     Prf. Dr. ACAR BALTAŞ

     Rtn. Hakan Eyican 

 

ROTKOÇLARIN KÖŞESİ

 

DEĞERLİ ROTKOÇ DOSTLARI

Uzun bir tatil döneminden sonra tekrar sizlerle birlikte olmak çok güzel. Bana inanın, tatil dönüşü bu şekilde başlayan yazdığım üçüncü yazı bu, fakat benim emek vererek yazdığım yazılar, sevgili ortak dostumuz Hülagu Bey sayesinde bir anda uçup gidiyor, bende her seferinde ona güvendiğim için, yazıları kaydetmiyorum ve başıma bunlar geliyor. Ama inanın bu son olacak ve bundan sonra her hafta düzenli olarak rotkoç yazılarımızı okuyacaksınız.

Tatil yapmak, dinlenmek iyi de, bir de bunun dönüşü olmasa, tam kaymaklı ekmek kadayıfı olur herhalde, hele  döndüğümüz yer Antalya gibi sıcak ve nemli bir yerse, inanın daha Kepez’de tatile gittiğinize gideceğinize pişman oluyorsunuz. Ben bu sene tatil için Kuzey Ege , Çanakkale ve Bozcaada’yı seçtim. Son üç senedir son derece isabetli bir karar vererek ülkemizi tanıma turlarına çıkıyoruz, önceki sene GAP, geçen sene Karadeniz turu yapmıştım. Hep derler ya “yediğin içtiğin senin olsun, gezdiğin yerleri anlat” diye, aslında ben utanmasam sizlere yediklerimi de anlatacağım ama isterseniz onu sonraki haftalara bırakarak çok kısaca gezdiğimiz yerlere değineyim.

Denizli yakınlarındaki Afrodisyas’ı görmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye ederim. Sanıyorum şu anda ülkemizdeki an geniş ve en iyi şekilde korunabilmiş arena ve hipodromu içeriyor. Güzergahı da Nazilli yolu üzerinde olduğu için kolayca gidilebiliyor. İkinci gün gittiğimiz Ayvalık’ la ilgili söyleyebileceğim şey, SOD (Sevgili Ortak Dostumuz) Hülagu  Bey ile ilgili. Bu arkadaşımız daha önce burada yaşadığı için, nerde ne yenir, neresi güzeldir, neresi temizdir, hepsini biliyor diye telefonla iyi bir balık lokantası sorduk. Söylediği yer hakikaten güzeldi ama sanırım bu kardeşimiz daha önce buraya epey borç takmış ki, onun parasını da bizden çıkarttılar, neyse. Behremkale ve Asos’u mutlaka görün. Özellikle Assos’ta günbatımı inanılmazdı.(Şarabınızı mutlaka yanınızda götürün.)

Bozcaada, şirin küçük bir kasaba, üzüm bağları ve şarapçılığı gelişmiş.

İki tane plajı var ve herhalde daha önce bu kadar soğuk bir denize girmemiştim ama inanın çıkınca inanılmaz bir dinçlik geliyor insana. Buradaki bağları ve gelişmiş şarapçılığı gördüğümüz zaman, Baha Kızılırmak ile, bu konudaki merakını bildiğimiz sevgili dostumuz Osman Bilgen’i anmadan edemedik. Bu konudaki emellerine bir an önce varmasını diledik.

Çanakkale ve Gelibolu hakkında ne söylenebilir bilemem, mutlaka gidip görmek ve o kokuyu kokmak, tarihi yaşamak gerekir. Özellikle şehitlikler gezilirken etkilenmemek ve bu vatanı şu anda kimlere ne kadar kolay teslim ettiğimizi düşünüp de üzülmemek elde değil.(16 yaşındaki bir lise talebesi kızı, oğluna görücü usulüyle ALIP, gerdeğe sokan bir Başbakan tarafından yönetilmeyi ne kadar içinize sindirebiliyorsunuz bilmem ama ben pek sindiremiyorum. Alıp kelimesini özellikle kullandım, çünkü hanım kızımızın annesi, gazetelerde sürekli kızımı VERDİM kelimesini kullanıyor.) Haftaya bu asrın düğünü hakkında birkaç şey daha yazmak istiyorum. Çanakkale sonrası gittiğimiz Kaz Dağlarını daha önce hiç görmemiştim ve de daha acısı hiç duymamıştım. Burası Edremit Körfezini tepeden gören ve Türkiye’nin sayılı dağcılık ve yürüyüş parkurlarındanmış meğerse. Uzun bir yürüyüş ve tırmanmadan sonra karşınıza bir anda çok ufakta olsa bir su yatağı çıkıyor ve girdiğiniz zaman Bozcaada’daki suyun ne kadar da sıcak olduğunu fark ediyorsunuz. Burada mutlaka Jeep safari yapmanızı da öneririm. Kanyonlarıyla, dağlarıyla, sularıyla muhteşem görüntüler var.

Gezimizin son durağı olan Şirince, Selçuk’dan 8 km tepeye tırmanılarak gidilen eski bir Rum köyü, çok tad alarak gezeceksiniz eminim. Burada da çok güzel  Şirince şaraplarını mutlaka denemelisiniz ve bütün bir gezinin olmazsa olmazı , mutlaka ve de mutlaka Nişyan Evleri’nde konaklayınız. Sevan-Müjde Nişyan çifti seneler önce burayı görerek çarpılmış ve buraya yerleşmeye karar vermişler ve büyük mücadeleler vererek (Sevan Bey 9 ay hapisaneye girmiş) buradaki evleri eski yapılarını bozmadan restore etmişler ve ortaya inanılmaz güzellikte 2 katlı, 6-7 kişilik veya iki ailenin kalabileceği evler çıkmış. İnanın oraya harcanan emeği, gösterilen itinayı, ayrıntılara verilen önemi kelimelerle anlatmak çok güç, mutlaka gidin ve de kalın.

Evet sevgili dostlar, gezi anılarımız şimdilik bu kadar, ileriki haftalarda tekrar aklımıza geldikçe yine yazarız.

Bugünkü yazımızda, daha önce de söylediğim gibi rotkoçları sizlere tek tek tanıtmak istiyorum. İlk olarak kendimi tanıtacağım, daha sonrada sırayla her hafta bir arkadaşım kendini sizlere tanıtacak.

Ben Erkan Dodanlı, 1960 yılında Ankara da doğmuşum. Bütün çocukluğum ve gençlik dönemim Ankara da geçti.

 Bu döneme bir bütün olarak baktığımızda, huzurlu, mutlu bir dönem olduğunu söyleyebilirim. Çankaya’da, Basın Sitesi’nde kocaman bir bahçe içerisinde sürekli oyun ve spor yaparak büyüdüm. Sizler nasıl düşünürsünüz bilemem ama, ben çocukluğunu doya doya yaşayan insanların hayata daha olumlu baktıklarına, olaylara daha olumlu yaklaştıklarına inanırım. 1977 yılında Çankaya Lisesini bitirdim ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydolarak, büyük bir sevinçle, baba mesleği olan gazeteciliği yapacağımın hayalini kurmaya başladım. Ama çevredeki insanlar ve ailem (özellikle sevgili babam) bunu bana çok görmüş olacaklar ki (26 sene geçmesine rağmen inanın hala çözemedim ve anlayamadım) benim gazeteci olmamı ve sosyal bilimler ile ilgili bir okul okumamı istememiş olacaklar ki beni, apar topar Antalya Tıp Fakültesine yazdırdılar ve Antalya’ ya gelerek bu fakültenin Antalya’daki ilk öğrencilerinden biri olarak eğitime başladım. Ben 1978 yılında 2. sınıfa başladığımda 1.sınıfa sarışın ve güzel bir kız geldi. Bu kızımız da bir sene İstanbul’ da mimarlık okuyup sonra ailesinin Antalya’da olması ve ısrarları nedeniyle bu okula gelen Senay Şahin idi.(Herhalde kader denilen şey böyle bir şey ne dersiniz)

İlk görüşte vurulduğum Senay ile daha yakın olabilmek için bir senemi yaktım ve o sene sınıfta kaldım. 1979 yılında her ikimiz de 2.nci sınıftayken arkadaşlığımız daha da gelişti ve o gün bu gündür 24 senedir mutlu bir şekilde devam ediyor. 1984 yılında mezun olup 2 sene Manisa’da mecburi hizmet yaptıktan sonra Antalya’ ya dönüş, ihtisas için İstanbul’a gidiş ve 1997 yılında tekrar Antalya’ ya dönüş.

Halen Antalya Devlet Hastanesinde Kulak, Burun ve Boğaz uzmanı olarak çalışmaktayım ve ENT KBB Merkezinin de sahibiyim. Barış adında bir oğlumuz var. Antalya Koleji son sınıfında okuyor ve bu sene üniversiteye hazırlanıyor ve inanın meslek seçimi konusunda en ufak bir etkimiz olmayacak.

Eşim Senay Dodanlı’ nın derneğinize üye olması nedeniyle de otomatikman ROTKOÇ üyesi oldum ve çalışmalarımla göz doldurarak, kısa zamanda yükseldim ve Başkan oldum. Başkan olmaktan çok mutluyum, kolay kolay elimden alamazlar, haberiniz olsun.

Bu yazının başına umarım bir kaza gelmez de, Sevgili kardeşim Hakan Eyican’ a sağsalim ulaştırırım ve sizler de okursunuz.

Ben, yazacağım bu haftalık yazılarda zaman zaman gazetelerdeki yazılardan, haberlerden alıntılar yapmak istiyorum. (Eğer sizleri sıkmazsa).

Geçen hafta hemen hemen bütün gazetelerde bir haber vardı. Adamın birisi kendisini aldattığını düşündüğü karısını gözetliyor ve eve gelmemesi gereken bir saate eve geliyor ve adamın birini, yarı çıplak vaziyette yatak odasındaki dolapta yakalayıp öldürüyor, karısı ise zor bela dışarı kaçarak kurtuluyor.

Çok trajik bir hikaye, sonu ölümle bitiyor, üzülmemek elde değil. Ama bütün bu hikayenin sonunda, kadının poliste verdiği ifadede bir söz varki, insan gülmeden edemiyor;   KOCAM BİZİ YANLIŞ ANLADI...!!! 

Hoşçakalın iyi haftalar
ERKAN DODANLI
 

 

SİZLER’ DEN
 

 

DOĞRU OLANI YAPMAK...
ELE GEÇEBİLECEK EN BÜYÜK FIRSAT…

On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.
Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.
Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi.

Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü en büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler kalmıştı.
Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Av yasağının bitmesine daha iki saat vardı.

Önce balığa, sonra oğluna baktı. 
"Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum," dedi. 
"Baba!" diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle. 

"Başka balıklar da var," dedi babası. 

"Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!" dedi çocuk. 
Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin ne balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.

Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu. 
Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi.
Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. 
Bugün o çocuk New York City'nin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hâlâ o adadadır. Oğlunu ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür. 
Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı. 
Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün önüne getirir. 
Babasından öğrendiği gibi değerler doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerin uygulanabilmesidir.  

Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet, küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş olurduk.       

Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara anlatırız.      

Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli  olan!..

James P. Lenfestey

Rtn.Yaşar SÜZEN ’den 

 

BİR   ŞİİR     

 

HERKES VE BİRKAÇ KİŞİ

Yağmur  herkese  yağar
Güneş  ısıtır  herkesi
Mevsimler  herkes  içindir

Yalnız  çığ  altında  kalan
Sele  kapılan  her  zaman  birkaç  kişi.

Herkes  içindir  aşk da, ayrılık da
Yalnızca  birkaç  kişi  ölür  acıdan
Eskiden  ölümle  tartılırdı  ayrılık
Kiminin  hayatı  yalnızca  unutkanlıktan

Her şey,  herkes  için  değildir, oysa
Kimi  hiç  birşey  öğrenmez  karanlıktan
Yalnızlığı  kullanmayı  bilmez  kimi
Kimi  ayrılamaz  karanlıktan

Yağmur  herkese  yağar
Ama  çok  az  insan  tutar  yağmurun  ellerini.
Onca  şarkı, onca  film, onca  roman
Ama  sevmeye  yetmez  herkesin  kalbi.

Çığ  altında  kalan,  sele  kapılan
Aşktan  ve  acıdan  ölen  birkaç  kişi

Dünyayı  başka  bir  yer  yapmaya  yeter
Aslında  onların  hikayesidir  anlatılan
Diğerleri  dinler,  seyreder,  geçer  gider.
Geçer  gider  herkes;

Hikayelerdir  geriye  kalan.

Murathan  Mungan 

Rtn. Yaşar  Süzen 

 

   SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN  !

 

KİTAP KÖŞESİ 

DAHA ÇOK ATEŞ DAHA ÇOK RÜZGAR - SUSANNA TAMARO

     ''Yolculuğun, bütün ruhsal süreçler gibi seni henüz tanımadığın birisi 
ile karşılaştıracaktır. Bunun ne zaman gerçekleşeceğini bilemezsin. Onunla 
karşılaşmaya hazır olduğunu hissettir, yeter. Ama karşına çıkacak Yüz'ü 
tanımadığın gibi, ne kurallar koyabilir, ne önceden belirlenmiş bir randevu 
verebilirsin. Arayış seni bir kırılganlık, bir soyunma durumuna 
sürükleyecektir  ki, arayıştan uzak kalmış kişilerin beklediği hiç de bu 
değildir aslında. Hiçbirşeyden emin olma, emin olduğun birşey varsa ondan 
vazgeç.''

     Susanna Tamaro, sevginin ateşi ve ruhun rüzgarı olmadan hiçbir yere 
varamayacağımızı, günlerimizi sıradan bir tutsaklıktan kurtaramayacağımızı 
söylerken bir kez daha okurların içini ısıtıyor, yüreklerine sesleniyor. 
Tamaro ile yirmi yaşlarında bir genç kızın bir yıl süren hayali 
mektuplaşması üzerine kurulu kitapta, ünlü yazar, hayatla baş etmekte 
zorlanan bu genç kıza açık ve neşeli bir üslupla, insanlığın ortak dilini 
kullanarak, sıkıntı çektiği konularda yardımcı olur, kendi içselliğine 
yönelmesini ve kendi duygularını keşfetmesini, bunu yaparken de acı, 
karamsarlık ve sıkıntıdan korkmamasını söyler. Susanna Tamaro, aslında ona 
kendi kişisel ve manevi deneyimini aktarmakta, kendi geçtiği yolları 
anlatmakta, kendi ruhunun kapılarını açmaktadır.

     Susanna Tamaro, 1957 yılında kentsoylu bir ailenin kızı olarak 
Trieste'de doğdu. Güç bir çocukluk geçirdi. 1976'da, 18 yaşındayken 
Friaul'de tanık olduğu deprem ve 25 yaşındayken geçirdiği ölümcül hastalık 

Tamaro'nun üzerinde derin izler bıraktı. Yazmaya 27 yaşında başladı. 
Başarısız birkaç denemenin ardından, ses getiren ilk kitabı ''Tek Ses İçin'' 
oldu. 1994'te yayımlanan ''Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'', yazarı büyük üne 
kavuşturdu. Kitap İtalya'da aylarca liste başı oldu.
Tamaro, kedileri ve 
köpeğiyle birlikte Orvieto yakınlarında oturmaktadır.

Rotaract sevgi ve saygılarımızla...    
Rtc. Ecz. Özlem M. Çakır (Çölkesen)
 

 

 

Sevgili Dostlar,

Tam 9 sayıdır sizlere bu tarzda sesleniyoruz. Bilerek, isteyerek ve bir amaca hizmet etmek için bu tarz başlık kullanıyoruz. Çünkü, hızla kalabalıklaşan kentlerdeki yaşam koşullarının insanları birbirlerinden uzaklaştırmakta olduğunu ve dost olmalarını güçleştirdiğini biliyoruz. Son yıllarda Ülkemizde yaşanan  ekonomik krizlerin de bu amaca yönelik olarak hizmet ettiğinin de bilincindeyiz. İşte bu nokta da Rotay’ yi bir yük değil hizmet ve dostluğa giden mutlu bir yol olarak görmek gerekmektedir. Paul Harris bir konuşmasında,
“Rotary’nin dostluk, hoşgörü ve faydacılık prensiplerinden hareket edildiği taktirde, dünya barışının gerçekleşmemesi için hiçbir sebep olmadığını tereddütsüz söyleyebilirim.” sözleri, yaşamımızda, arkadaşlığın ve dostluğun önemini çok net ifade etmektedir. Dostluğun, kişilerin kendi yaşamında, toplum içinde ki yaşamında ve dünya barışında son derece büyük bir etken olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekmektedir.


Sevgi ve saygılarımızla.
Bülten Komiteniz.