Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 38
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  
G E Ç E N       H A F T A

  SHERATON VOYAGER  29.04.2004 - 1332/38    

   Toplam Üye

54 + 12

KONUŞMACI  MEHMET KÖRK
 Antbirlik Gn. Md.
    Katılan Üye

35 + 03

KONU ANTBİRLİK

Katılım

% 65

KONUKLAR
TELAFİ  KARTI SERHAN GÜLLÜPINAR ANTALYA ROTARACT KULÜBÜ
MUSTAFA YAPAN OLİMPOS ROTARY ALİ KEMERLİ         “               “              “
    MAZERET BİLDİRENLER SÜNDÜZ AKAY ŞAFAK TOPLUM MRK. MD.
YAVUZ CANÖZ ANTALYA DIŞI SEMA ÖGEL HİMMET ÖCAL MİSAFİRİ
FATMA KIZILIRMAK        “           “    

TOPLANTI   NOTLARI 

Bu hafta konuşmacımız Antbirlik Genel  Müdürü’ ydü. Sayın Mehmet Körk. 

     “  1953 yılında Antalya’ nın Serik ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Serik’ te, liseyi Antalya Lisesi’ nde tamamladı.1975 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Galatasaray İşletmecilik Yüksek Okulu’ ndan mezun oldu. 1976 yılında Antbirliğe bağlı Serik Kooperatifleri’ nde memur olarak göreve başladı.

       Üretici ve yöneticiler tarafından çalışmaları takdir edilen ve şahsiyetine güven duyulan Mehmet Körk bundan sonra da Birliğin çeşitli işyerlerinde sorumluluk taşıyan değişik görevlerde bulundu.

       1981-1982 yıllarında Yeniköy kooperatifinde sırasıyla muhasebeci, 1982-1983 yılları arasında kooperatif müdürü , 1983-1989 yılları arasında Serik Kooperatifi’ nde kooperatif müdürü olarak görev yaptı.

      1989-1995 yılları arasında Birlik Genel Müdürlüğü’ nde yönetim kurulu  büro müdürü, ticaret müdürü, 1995-2000 yılları arasında genel müdür yardımcılığı yaptı. 2000 yılından itibarende genel müdür olarak görevini sürdürmektedir.

      Evli ve bir çocuk babasıdır.Aynı zamanda Serik kooperatifi ortağıdır.”

Mehmet Körk’ ün konuşmasını aşağıdaki sütunlarda okuyabilirsiniz. 

 

 

 

       B U   H A F T A

    SHERATON VOYAGER  06.05.2004-1333/39

KONUŞMACI

HAVVA İŞKAN IŞIK

                   MÖNÜ

KONU

Gelecek Dönem

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

08.05.2004

İPEK ŞENCAN ( İBRAHİM ŞENCAN EŞİ)

12.05.2004

BENGİ- KAYHAN ÖNDEMİR

 

 

 

 

HAFTANIN  KONUŞMASI

 

ANTBİRLİK – AHMET  KÖRK

 

                       Başdöndürücü  gelişmeler gösteren iletişim çağında, bilginin çokluğu , içeriği, boyutlarının insan bilincinin ötesine geçtiği günümüzde, mekan kavramı internet gibi araçlarla yavaş yavaş önemini yitirmekte, buna karşılık zamanın son derece önemli bir unsur olduğu bilinciyle, yöremizin ve ülkemizin en güçlü kuruluşlarından biri olmamıza rağmen, sesini yeteri kadar duyuramayan Birliğimizin tanıtımı için, kulübümüzün değerli kurucularına, yöneticilerine ve üyeleri olarak sizlere bize ayırdığınız bu çok kıymetli vaktiniz için şimdiden teşekkür eder, sözlerime başlamadan önce kuruluşum adına saygılar sunarım.

                Burada, öncelikle, Birliğimizin  50 yılı aşkın bir süreçte nereden gelip nerede bulunduğunu, gelecekteki hedeflerinin ne olduğunu anlatabilmek için kısaca yapısını, özelliklerini  çevre ile olan ilişkileri ile kısa bir tanıtımını yapmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

               Aranızda oldukça genç ve yeni simalar bulunmasına rağmen, bu güzel kentimizin kalkınmasına direkt katkıları olan aşağıda sayacağım insanların yakınları ile tanıdıklarının da olacağı umuduyla, geçmişten

 geleceğe yönelik yapılan iyi kaliteli çalışmarın bizlerin ne gibi faydalar sunduğunu göreceksiniz.

          Antbirlik, Antalya bölgesi pamuk, muz ve narenciye üretisinin ürünlerini değerlendirmek, ihtiyaç maddelerini zamanında ve  ucuz olarak temin ederek üreticinin çıkarlarını korumak gayesiyle 1952 yılında toplam 212 müteşebbis ortaklı Antalya, Serik, Manavgat,Finike ve Alanya Kooperatiflerinin biraraya gelmesiyle kurulmuştur.Kurucularımız arasında olan merhum Mahmut Konuk'u, Hüseyin Öz'ü, Hatem Atamer'i, Dr. Asım Okur'u, Veli Şekerci'yi, Fuat Salur'u, Zihni Açıkalın'ı ve diğerlerini bu vesileyle buradan rahmet ve saygıyla bir kez daha anıyorum.

        Bu 50 yılı aşkın süreç içerisinde birçok aşamadan geçerek belli dönemlerde de kendi kaynaklarını kullanarak ticari hayatta kalabilme başarısını gösteren ve 2000'li tıllara gelebilen Antbirlik, gerek sahipleri olan üretici ortaklarımız, gerekse çalışanları olarak dar ve sabit gelirli kesimleri oluşturmaktadır.

      Birlikler yasa gereği aynı amacı güden en az 3 kooperatifin güç birliği yapması anlamına gelmektedir.16 Haziran 2000 tarihine kadar 2834 ve 3186 sayılı yasalarla çalışmalarını sürdürmüş, bu tarihten sonra 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin yeniden yapılandırılmasına yönelik yeni yasa ile özerk ve mali yönden bağımsız olarak etkin bir şekilde faaliyetlerine devam etmektedir.

      Önceleri sadece depolama ve çırçırlama işlemleri yaparken şun anda bünyemizde 6 kooperatif , sezonda 60.000 ton kütlü pamuk işleme kapasitesine sahip 5 çır çır, 40.000 ton pamuk çekirdeği işleme ve 5.000 ton yağ, 100.000 iğlik, 15.000 ton kapasiteli iplik fabrikası ile saattte 14 ton narenciye işleme paketleme tesisimiz ve saatte 1.200 dekar zirai ilaçlama yapabilen uçak filomuz bulunmaktadır.

     Mümkün olduğunca standart şekilde, üstün kalitede ve üstün verimde ürünler elde edilmesi için kuruluşumuz, ana gayesi olan üretici ortaklarımızın piyasa şartlarında ürünlerinin tam değerini bulmasını sağlamak yönünde, üyelerine üretim sürecinde gübre, ilaç, tohum, akaryakıt, uçakla ilaçlama, nakdi kredi gibi ihtiyaç duydukları her türlü ayni ve nakdi yardımın tedarik ve dağıtımını üstlenerek ürünün tarlaya ekiminden hasatına kadar olan süreci finanse etmektedir.Genel görünüm açısından kısaca özetlediğimiz Birliğimiz,bu özellikleri ile tamamen özel kişilerin güç birliği yaparak bir sinerji yaratmasından doğan bir kuruluştur.

     Bu bağlamda ilk kuruluşunda 212 kişi olan ortaklarımız,yaklaşık 30.000 üyeye ulaşmış ve Bölgemizde üretilen pamuğun neredeyde tamamını alan dev bir kuruluş haline gelmiştir.

     Özel bir kuruluş olmamıza rağmen, 16 Haziran 2000 den önceki dönemlerde yasal yetkilerle devlet adına alım yapma görevinde bulunduğumuzdan, toplumda yanlış bir kanı ile kamu kurumu niteliğindeymiş gibi düşünülmüştük.Devlet o dönemde özel yasalarla sermayemiz üzerinde hakimiyet kurarak özel bir kuruluş olmamıza rağmen kontrol mekanizmasını murakıplar ve genel müdürleri atama yoluyla çalıştırmıştır.Oysa gerek yönetimi,gerekse ticaret hacmi ve şekli itibariyle tamamen özel sektör statüsündeydik.16 Haziran 2000 günü yürürlüğe giren Birlik ve kooperatifler hakkındaki 4572  sayılı yasa ile devletin vesayiti üzerimizden kalkmış, tamamen kendi kendine yeten bir kuruluş olma yönünde alternatifli projeler geliştirerek, Dünya Bankası kaynakları ile (Türkiye Tarım Reformu Uygulama) Projesinden yararlanılarak kriz dönemi içerisinde bir çok tasarruf tedbirleri uygulanarak  kriz dönemi içerisinde bir çok tasarruf  tedbirleri uygulanarak varolma savaşını sürdürmüştür.

   Bilindiği gibi bütün dünyada  beyaz altın olarak adlandırılan lif ve çekirdekten oluşan kütlü pamuktan yaklaşık 15 çeşit ürün elde edilebilmektedir.Hiçbir kısmı yok olmayan çok değerli hammadde ve ara madde elde edebilen bu ürün, üstelik doğal ve sıhhi yönüyle sentetik maddelere göre oldukça avantajlıdır.Teknik açıdan ise çok meşakkatli bir üretim tarzı bulunmakta,üreticiye maliyeti oldukça yüksek gerçekleşmektedir.Pamuğun en iyi şekilde, en verimli ve stratejik bir ürün olarak değerlendirilebilmesi sadece bölgemiz için değil tüm ülkemiz için önemlidir.Zira tekstil sektörünün hammadde ihtiyacı ülkemiz üretiminin çok üzeindedir.Zaman zaman kalitesiz ürünler de getirilerek bu açık kapatılmaya çalışılmakta, bu durum ülkemizin döviz kaybına neden olduğu gibi stoklarımızı da arttırmaktadır.

       Lif üretimi (ton)

Antalya.......14.000.......Türkiye İçinde   %1,5

Türkiye......900.000....Dünya İçinde       %4,5

Dünya.......20.000

Türkiye Tüketimi (lif) Ton..........1.500.000

          Bölgemiz rekoltesine göre her yıl  preseli pamuk üretimimiz yaklaşık olarak önceden belirlenebilmekte, üreteceğimiz preseli pamuğun bir kısmı iç piyasaya satılmakta, bir kısmı da iplik fabrikamızdaki iplik üretimi genelde siparişlere göre düzenlenmektedir.1975 yılı teknolojisi ile 100.000 iğlik oldukça büyük bir kapasitesi bulunan işletmemizde penye,karde ve triko olmak üzere 8/1 ile 40/1 aralığında iplik çeşitleri  üretimi yapılabilmektedir.İpliğimiz özellikle havlu ve bornoz üretiminde dünya çapında öem arz etmektedir.

      Lifli kısmı bu şekilde değerlendiren Birliğimiz, çekirdekler için kurduğu Yağ Kombinamızda bu çekirdekleri işleyerek küspe,kapçık,linter,yağ ve sabun elde etmektedir.Küspe, hayvan yemi olarak yem sanayinin ana hammaddelerindendir.Kapçık yakacak ve hayvan yemi olarak kullanılmakta, yağ; nötr pamuk yağı olarak margarin ve diğer yağ fabrikalarının ara hammaddesi olmaktadır.

     Sabun yine sabun fabrikalarında değerlendirilmekte, çoğunlukla da direkt üreticiye satılmaktadır.Doğal bir ürün olması nedeniyle,saçlar ve cilt üzerinde besleyici ve canlandırıcı etkisi bulunmaktadır.

    Alanya,Serik,Manavgat ve Antalya Kooperatiflerince alınan, narenciyeler Serik'te kurulu tesisimizde sarartma, mumlama ve standartlaştırma işlemlerinden geçilerek paketleme yapabilmektedir.Ancak narenciye ürününün özelliği gereği alıcıların halen komisyoncu tavrını göstermelerinin yanında sistemin tamamen konsinye şekilde çalışması Birliğin imkanlarını zorlayabileceği kaygısı ile bu tesisimiz kiraya verilerek değerlendirilmiştir.

    Buraya kadar anlattıklarımdan ilk planda Birliğimizi modern bir kabzıman olarak düşünmüş olabilirsiniz.Oysa kuruluşumuz,ekonomik tarihi süreçte tarım,sanayi ve hizmetler olarak belirlenen 3 ana sektörde birden işlem yapmaktadır.Amacımız dünyada da hızla gelişen hizmetler sektöründe daha etkin bir şekilde çalışmalarda bulunmaktır.Ürettiğimiz malların en iyi şekilde değerlendirilmesinin bu yönde mümkün olacağı düşüncesindeyiz.Örneğin son zamanlarda ortaya çıkan forward yani vadeli işlemler borsalarında çalışmak.

        Bilindiği gibi yöremizde ekili alanlar yüksek verimli topraklardan oluştuğundan, zaman zaman üreticilerimizin alternatif ürünlere yönelmesi yanında,turistik bölgelere yakın topraklarda kalıcı yatırımlara yönelinmesinden dolayı,pamuk rekoltesinde ve ekim alanlarında yoğun şekilde daralmalarla karşılaşılmaktadır.Tabi ki sadece turizm ve alternatif ürünlerin olumsuzluğunun yanında pamuk üretiminin oldukça meşakkatli, uzun zamana ihtiyaç duyan  ve coğrafik değişimlerden çok çabuk etkilenen nazik bir ürün olması yüksek tutarda bir harcama gerektirmesi rekolte düşünüğünün diğer önemli nedenleri arasındadır.

         Bu durumda Birliğimiz 'de oluşmakta olan atıl kapasite bizi pamuk ve narenciye dışında mısır gibi ürün çeşitlemesine de yönlendirmektedir. Bu alanda henüz uygulamasına geçmediğimiz çalışmalarımız bulunmaktadır.

       Bunların yanısıra belki 5-10 yıl daha uzun bir zaman diliminde önümüze gelecek bir diğer sorun, bugünkü toprak mülkiyeti ve tapu kadastro sisteminden doğan parçalanmanın yaratacağı üretim kaybı olacaktır.

        Bunların nasıl bir hukuki düzene ulaştırılıp, toprağın parçalanmaması yönünde görüşler ortaya konması, mülkiyet sahiplerinin topraklarını bir A.Ş'nin verasete girmesinin uygun olup olmayacağı gibi yolların şimdiden düşünülmesi gerektiği kanısındayım.çünkü nesiller arttıkça,topraktaki  küçülme  devam edecek, araziler artık  arsa parçası haline dönüşecektir.Bu durumda üretim yapılmayacağıda aşikardır.

      Daha önce belirttiğimiz gibi 30.000 ortağı, yaklaşık 1000 'e yakın çalışanı ile 400 km.lik mesafede faaliyetlerini sürdürmekte olan Birliğimiz  500.000.-USD'lik ihracatı da dahil olmak üzere 50 trilyonluk iş hacmi ve 70 trilyonu aşkın nakit giriş çıkışı ile oldukça büyük tarımsal sanayi ve ticari hacme ulaştırmıştır.

     2002 yılında 35 trilyon TL'lik üretimden satışları ile ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu arasında 78. sırada yer alan Birliğimiz, zaman zaman ilk 500 firma arasında üst sıralarda yer almış, kriz dönemlerinde ise maalesef alt sıralara inmiştir.Böylesine yüksek hacme rağmen önceleri, giderlerin fazla olmasından dolayı hep zarar etmekte olan Birliğimiz, 2 büyükkrizi atlatmasına rağmen, son birkaç yıldır uyguladığı reformlarla giderlerini azaltmış, işçiliği birim başına en alt seviyeye kadar indirmiş, % 17 özel sektör standartlarına ulaşmış, yasa gereği tahkime tabi tutulacak kredi faizlerinden arındırılmış şekliyle 2002-2003 sezonunu 8 trilyon karlılıkla kapatmıştır.

      Ancak tahkim aşaması henüz sonuçlanmadığından, 92 trilyonluk tahkime tabi borcumuza isabet eden 15 trilyonluk finansman gideri,bilançomuzda negatif bir görüntü oluşturmaktadır.

          Bu borçlarımız aslında devletin popilist alım politikasından kaynaklanmıştır.Öylesine  tuhaftır ki, ürün bedelini devlet direkt olarak üreticiye öderken vorçlanan hep Birlik olmuştur.Devlet, yüksek tutarda açıkladığı alım fiyatlarıyla tarımsal desteklemeyi bir nevi birlikler üzerinden borçlandırarak gerçekleştirmekteydi.Buna karşılık alınan ürünler de piyasa satışlarında  ve yoğun rekabet ortamında maliyetlerinin çok altında fiyatlarla satılabilmekteydi.Dolayısıyla oluşan bu borçları devletin tahkime tabi tutması da kendi borcu olduğundan dolayı son derece normal bir işlemdir.

          Ancak tarımsal desteklemede en sağlıklı yol, tüm dünyada uygulandığı gibi prim sisteminin devamlılığıdır.Bu yolla kayıt dışılık da ortadan kalkmaktadır.

      Tabi bunların haricinde Birliğimiz varlıkları arasında yer alan atıl vaziyette bir takım gayri menkulleri de bulunmakta, bazıları kiralanarak bazıları nasıl değerlendirileceği konusunda projeler geliştirilerekçalışmalar yapılmaktadır.Bunlar belki ilginizi çekebilir diye belirtmek istiyorum.Şu anda şehrin içerisinde topçular mevkiinde bulunan yağ kombinasının İplik Fabrikası sınırları içerisine taşınılması düşünülmekte, yanındaki boş arsa ile birlikte 65.000 m2 ye ulaşan bu alanda gerek yap-işlet-devlet şeklinde gerekse kat karşılığı konut ve işyeri yapılması gündemdedir.Bunun yanında stadyum yakınında ve denizle Fevzi Çakmak Cad. arası bulunan Genel Müdürlük Birliğimizin ikametinde olan ,6.000 m2 lik alanTurizme yönelik E:2,30 inşaat alanlı ve deniz'e 132 metre yola 98 metre cepheli aynı zamanda plajı 1200 yataklı 5 yıldızlı otel ruhsatlı gayrimenkul mevcuttur.

           Gelecekte ise biraz önce anlattığım tabi borçlarımızın kapanmasıyla oldukça büyük mali bir mali bir güce kavuşacak olan Birliğimiz, mali yönden özerk kendi kendine yetebilecek  tam bir özel sektör anlayışıyla maliyetlerini en aza indirerek marjinal gelirini en yükseğe çıkartacak yapıya bir kaç yıl içerisinde ulaşacak olup, yörenin en büyük sanayi ve ticari kompleksi olarak aranızda yer alacaktır.

Nasıl ki tek başına bir şey yapılmazsa tüm çevre örgütleri ile birlikte Antalya'mızın kirlenmeden  sanayileşmesine ve iyi bir ticaret hacmine ulaşmasına hep birlikte katkıda bulunacağız.Umarım o günlerde oldukça yakındır.Biz açığız, aleniciyiz, geneliz şeffafız.

         Ülkemizde sahip olduğumuz bereketli topraklar, bizi bir tarım ülkesi yapmıştır.Tarımdan elde edilen ürün, aynı zamanda sanayinin alt yapısı ve vazgeçilmezi olmuştur.Pamuk ürünü Amerika ,Çin,Avrupa Birliği ülkelerinin aşırı fiyat baskısı ve üretim hacmi nedeniyle marjinalliğini kaybetmekte,üretici ortaklarımıza getirisi azalmakta hatta zaman zaman zararlara dahi yol açmaktadır.

      Oysa içinde bulunduğumuz coğrafik konum ve dünyada eşi benzeri olmayan toprak yapısı ve verimliliği ile iklim, bizlere yei tarımsal sanayi ürünlerinin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususlarında çalışmalar yapmaya zorlamaktadır.

       Sözlerime son vermeden önce reel sektörde çalışmakta olan sizlerin yeni önerilerinize her zaman açık olduğumuzun bilnmmesini ve ileride yapacağımız çalışmalarda katkılarınızında olacağı umuduyla yine bana ayırdığınız bu değerli zamanınıza teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

 

 

DUYURULAR

 

1-     Geleneksel hale getirdiğimiz bir bahar şenliğimiz var. 16. 05.2004 Pazar günü sevgili  abimiz Rtn.  İbrahim Şencan’ ın tesislerinde yapılacaktır. Guvernörümüz sayın Yılmaz Önel de, Başkan Aytaç Küçükünal tarafından davet edilmiştir. Guvernörümüz fırsat bulursa katılabileceğini söylemiştir. Herkesin katılımını  bekliyoruz.

 

 

 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

 

 

Sayın Guvernör Yardımcım,

13 Nisan 2004 Salı gecesi saat 8.45 civarında eşim Sedef'le birlikte ev sahiplerimiz Sn.Nevin-Yaşar Süzen çiftinin kapısını çaldık.

Sn.Gönül Mutlu ve Figen-Sinan Ebren'in bizden biraz önce geldiklerini, Sn. Çiğdem-Fikri Zaman çiftinin ise oğullarının doğum günü nedeniyle mazeret bildirdiklerini öğrendik.

Ev sahibimiz Sn.Yaşar Süzen'in yönlendirdiği güzel bir sohbet ve ev sahibemiz Sn.Nevin Süzen'in muhteşem ikramlarından sonra, toplantının ana konusu olan 'Gelecek Dönem Projeleri ' le ilgili  fikirlerimizi tartışmaya başladık.

Genel olarak önerilen fikirleri şu şekilde özetleyebilirim:

       1-Antalya Rotary Kulübü’ nün kalıcı ve ses getiren bir aktivitesi olmalıdır.(Kaleiçi Rotary Kulübü'nün Üniversite Tanıtım Günleri gibi)

      2-Uluslararası ilişkilerimizi geliştirmeli, İkizleştirilmiş Bağış konusuna önem vermeliyiz.

      3-Üyelerimizin kulübe ısndırılmaları ve kulüp aktivitelerine katılmaları önemlidir.

         Bunun sağlanması için yönetimin ilgisi ve üyelerin bilgilendirilmesi ihmal edilmemelidir.

     4-Bu sene düzenlediğimiz RYLA konferansı kulübümüzün yüz akıdır.Üyelerin daha fazla katılımı ve çabasıyla standartlaştırarak kalıcı aktivite haline getirilebilir.

     5-Toplum merkezimize daha fazla önem vermeliyiz.

     6-Eş ve çocuklarımızın katılımıyla Antalya içi ve çevresini gezmeye , tanımaya yönelik geziler düzenlenebilir.

     7-Toplantıya katılan üyeler bireysel uğraş ve becerilerine yönelik kendilerine düşen her görevi yerine getirmeye hazır olduklarını belirterek yeni yönetim kurulumuzun başarılı olması dileğinde bulundular.

Bu güzel gecede  bize muhteşem ev sahipliği yapan ve kulüp projeleri konusunda aktif fikirler üreten eski başkanlarımızdan Sn.Yaşar Süzen'in istifasını bir hafta sonraki toplantımızda öğrendiğimizdeki şaşkınlığı ve üzüntüyü, gecenin tüm katılımcılarının yaşadığını sanıyorum.

 

    En derin Roteryen sevgi ve saygılarımla,

    Rtn. N.Nezihi BAYIK  

 

 

 

 

 

HUZURLU OLMAK İÇİN 100 ÖNERİ – 4

 

 

61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.

62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.

63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.

64. Rasgele iyilikler yapın.

65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.

66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.

67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.

68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.

69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.

70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.

71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.

72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.

73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.

74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.

75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.

76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.

77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.

78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın:

Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.

79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.

80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.

 

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

 

ESTETİK AMELİYATLA BABA OLMAK

Münir Arıkan (NLP Trainer, Düşünce koçu) 

 

Aslında çocukluğumdan beri kafamı kurcalar bu estetik ameliyat meselesi. Yok yok, korkmayın hemen. Medyada çarşaf çarşaf orasını nasıl gerdirdiğini, burasını nasıl kestirdiğini, şurasını nasıl şişirttiğini anlatan çıtır mankenlerin estetik operasyonlarını anlatmayacağım, bu hafta. Evet estetik ameliyatlarla ilgili bir yazı okuyacaksınız ama, bir anlamda hem kişilerin hem de yaşamların estetik ameliyatına değineceğim.

 

Annesi, babası ya da çocukları ölenlere, estetik ameliyat yapsak gibi garip bir düşünceye kapılırım zaman zaman. Bin bir senaryo geçer aklımdan. Kendim yazıp, kendim oynadığım kısa metrajlı filmler kurgularım. Sonu ‘en mutlu sonla’ bitecek senaryolar. Bazı küçük ve belki de yaşamda karşılaşılabilecek en büyük fedakarlıklarla oynanan ‘en büyük küçük’ senaryolar. En büyük. Çünkü bir kişinin yaşamını değiştirmek, bütün insanlığın yaşamına katkı sağlamak kadar kutsal. Küçük, başkaları, kim olursa olsun bize göre hep küçük. (maalesef) Kimse bir kişinin yaşamını değiştirme işini büyük bir mesele olarak görmüyor. Ne önemi var diyip geçtiğimiz, basit olaylar olarak kalır başkalarının oynanmamış ve yaşanmamış senaryoları.

 

Bir düşünsenize. Siz daha o masum çocuk idrakiyle olanları fark edemeyecek kadar minicikken, kaybetmişsiniz babanızı. Zavallı anneniz bağrına taş basıp, sırf siz babasızlık nedir bilmeyin, babasızlık derdi çekmeyin diye hemen o ay evleniyor.  Hemen canım ne var bunda demeyin ne olur. Var, var. Hem de çok şeyler var bunda.

 

Evet bir düşünsenize. Zavallı dul kadın. Bütün özlemini 3 metre kefen bezinin içinde toprağa gömen taze dul. Sevgilisi ile doya doya bakışamamış, gülüşememiş, sevgilisine ve ona olan sevgisine doyamamış bir kadın. Bilirsiniz işte. Özlemleri kalbine gömer insanlar. Bağrına taş basar. Yüreğini kavuran ateşten, dışa vuran buruk bir tebessüm ve derin bir bakıştır görebildiğiniz. Ve yanaklardan aşağıya süzülen göz yaşları parıltısı. Ateş gibi yanan kalbi söndürmek için, geçtiği her yeri yakıp aşağılara inen akkor damlaları.

 

Sırf siz babasızlık çekmeyin diye evleniyor anneniz ya. Bu nedenle düğün gizli yapılıyor, haliyle. Sizden habersiz. Siz, babam at’taa gitti diye biliyorsunuz. Ve bir de bakıyorsunuz ki, gelmiş 1 ay sonra.

 

Çocukluğumdan beri kafamı kurcalar bu mesele. Acaba ne olurdu bu durumda? Kabullenir miydi çocuk yeni babasını? Ya, yeni baba da nereden çıktı canım şimdi. 1 ay sonra gelen adamcağız, yeni baba filan değil ki. Resmen eski baba. Eski babanın tıpa tıp aynısı.

 

Yüzü en deneyimli plastik cerrahların ellerinde, tıpkı ölen babanızın yüzüne benzetilmiş. Aile toplanıp, boyu boyuna, tipi tipine, huyu huyuna uygun bir baba bulmuş, sizin için. Akrabalar, başta taze dul, yüreğine taş basan anne olmak üzere, bütün akrabalar meseleye hakim.

 

Yeni damatla konuşup anlaşmışlar. Roller en ince ayrıntısına varıncaya kadar ezberlenmiş. Bir tiyatro gibi çalışılmış bütün her şey. Rahmetli hangi yemeği severse, yeni gelen babamız da o yemeği seviyor, çaresiz. Hangi kıyafetleri giyiyorsa, o kıyafetleri giyiyor. Hangi parfümü kullanıyorsa o parfümü kullanıyor.

 

Nasıl traş olur? Nerelere gider? Kimleri sever? Hatta nerede çalışıyorsa, orada çalışmak için, onun yaptığı işi yapmak üzere, bir ön eğitimden bile geçirilmiş yeni damat.

 

Size biraz bilim kurgu gibi mi geldi bu senaryo? Ya da film kurgu? Sahi kim yapar bunca organizasyonu? Kim çeker bunca kahrı? Kim kabullenir bu ızdırabı? Kim? Kim? Kim? Ve kimin için, kim girer bunca yükün altına?

 

Bir küçücük çocuk için değer mi bunca zahmete? Bunca eziyete girilir mi? Yaşam bir tiyatro gibi yeni baştan yazılıp, sırf bir ölü ve hayatta kalan bir diri uğruna, bunca detayına varıncaya kadar oynanır mı, yeniden? Şöyle böyle bir şekilde giden hayat geminizin rotası, bir küçük çocuk için batıdan doğuya çevrilebilir mi sizce? 

 

200 kişi ölen babanın akrabası, 200 kişi taze dul annenin akrabası, 200 komşu, 200 kişi yeni damat rolünü kabul edecek kişinin akrabası. 200 işyerindeki çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler. Nerden bakarsanız bakın en az, minimum bin kişinin yaşamını değiştirecek bir tiyatro olurdu bu. 1000 kişiye biçilen yeni bir hayat? Bir küçük çocuk için bunca zahmete değer mi sizce?

 

Tiyatronun senaryosu tamam da, benim merak ettiğim bunu oynamaya gönüllü oyuncular bulabilir miyiz acaba? Bir kişinin mutluluğu için, bin kişiyi seferber edebilir miyiz? Şanlıurfa’daki nesli tükenen Kelaynak kuşları için her yıl ülkemize gelen Alman profesörlere, araştırmacılara bile bu gözle bakıyorum. Onlar bir kuşun yaşamına bunca değer verip, el ele verip, seferber olurken… Biz adına insan denen kendi hemcinslerimiz için bir şeyler yapabilir miyiz acaba?

 

Edirnekapı’daki Şehitliğe bir gidin isterseniz? Şehit olan babalarının resimlerini, sanki babalarının elinden tutuyormuşçasına sımsıkı tutan minik eller göreceksiniz orada. Gözleri kan çanağına dönmüş annesine, anne babam ne zaman gelecek diye soran minicik masum yavrular göreceksiniz. Mezar başında bir mucize bekleyen, şehidin mezardan kalkıp doğrulması için bütün yüreğiyle dua eden minik eller göreceksiniz. Ve o küçücük dudaklara ağır gelen büyük büyük dualar duyacaksınız. Allahım ne olur babam gelsin. Gelsin. Gelsin… Bir sene öncesine kadar ellerini yana açıp, geeel-geeel-geeel-gel yapan babasına nazire yaparcasına, geel-geel diyen yavrucaklar göreceksiniz. Yukarıda yazdığım senaryonun oynanıp, oynanamayacağına o zaman karar verin isterseniz. Saçma sapan ödüller ve abuk sabuk idealler uğruna, evi-barkı-işi-gücü bırakıp aylarca bir eve kapanan yarışmacılara bakınca, sanki benim yazdığım senaryo, biraz daha oynanabilir gibi geliyor bana.

 

Ve nerede bir yetim yavru görürseniz, boynu bükük, onun babası, onun annesi olmak isteyip istemediğinizi şöyle bir düşünün dostlar hızlıca. Yaşama bir reset çekip, yeni bir hayat kurmak isteyip istemediğinizi, şöyle hızlı bir şekilde sorun vicdanınıza. Bir kişinin canına can katmak isteyip istemediğinizi? Bir kişinin hatırına hayata yeniden ve yenibaştan başlayıp başlayamayacağınızı? Sorun ve dinleyin.

 

Resetlemek mümkün hayatı mümkün olmasına da. Ah bir de şu olmaz’cılar takımının hiçbir senaryoyu beğenmeyen, kendilerini beğenmiş oyucuları olmasa.

 

Ya da olsa olmasına da. Problem yapmasa? Ne dersiniz? Olabilir mi acaba? Birimiz hepimiz içini başarabilir miyiz? Birimiz için, hepimiz, bütün kaynaklarımızı seferber edebilir miyiz?  Yoksa yine ‘banane canımcığım’ oyununun son perdesini sahnelemeye devam mı? 

 

 

 

 

    SİZİN KÖŞENİZ

 

YURDUM İNSANI,  2003'TE  'FORMUNDAYDI'...

Samsun'da bir bankanın Mecidiye Şubesi'ni soyan Mehmet Murat Pas iki ay sonra aynı şubeye para yatırmaya kalkınca yakalandı. 14 OCAK

Bursa'da manavda sivribiber kalmadığını öğrenen Sezer Kırbıyıklı 'Bu nasıl manav?!' diyerek domatesleri kurşunladı. 22 OCAK

 Erzurum'da tarihi koç heykelini evinin önüne çeşme yapmak isteyen adam yakalandı.

Adapazarı'nda İnsan Hakları Ulusal Komitesi Başkanlığı'nca mahkûmlar arasında düzenlenen resim yarışmasında mansiyon kazanan Gültekin Toker'in ödülü, tahliye olduğu için evine götürüldü. Polisi gören Toker kaçtı, ödül için geldiklerini öğrenince döndü. 28 ŞUBAT

Samsun'da otobüs durağı çalındı. 24 MART

Adana Kümes Hayvanlarını Koruma Derneği horoz dövüşü yaptırırken yakalandı. 3NİSAN

Erzurum'un Boşçakmak köylüleri, dört katlı apartman büyüklüğündeki kayayı, köylerine düşmesin diye halatla bağladı. 24 NİSAN

Sivas'ta 732 yıllık tarihi bir mermer, kimliği meçhul 'meraklılar' tarafından, plastik olup olmadığının anlaşılması amacıyla kırıldı. 28 NİSAN

Bursa İnegöl'e bağlı 3 bin nüfuslu Cerrati Beldesi'ne 3 bin kişilik cami yapıldı. 29 NİSAN

Antalya'da iki kızıyla evden kaçan oryantal Hatice Topçu, eşi Celal Topçu'nun pantolonlarını, 'Takip etmemesi için' yanında götürdü. 2 MAYIS

Radarı önceden haber veren ve kendisine yurtdışından gelen aleti gazete ilanıyla satmak isteyen adam yakalandı.25 MAYIS

Trabzon'da bir hastaneye gidip, bugüne kadar hiç cinsel ilişkiye girmediğine dair rapor isteyen Mehmet Mısırlı'ya (46) 'deli raporu' verildi.

 Zonguldak Limanı'na sığınan kuğuyu yediler.

Savaş Ay, programına ünlü benzerlerini çıkardı, araya gerçek Ciguli'yi de soktu. Ciguli, benzerlik yarışmasında üçüncü oldu. 24 HAZİRAN

 Fransa'da oynanan Türkiye - Brezilya maçında, fotoğraf makinesini sahaya fırlatan Türk'ü, polis filmi tab ettirerek buldu. 8 TEMMUZ

178 ALO - RTÜK hattına başvuran biri, Sütaş reklamında gol atan inek Ayraniç'in memelerinin görünmesinden şikâyetçi oldu. 16 TEMMUZ

POPSAV'ın 'Korsana Hayır!' eylemine katılan şarkıcılar Cağaloğlu'ndaki valilik binasına yürüme kararı aldı. Ancak sıcak yüzünden vazgeçip taksiye bindi. 31 TEMMUZ

 Umut Sanat, Lara Croft filmi tanıtımı için 'Türk Croft' yarışması başlattı. Kadın kahramanı canlandırmak için siteye 19 erkek başvurdu.

Asuman Krause, '1. Geleneksel Boru Döşeme Yarışması'na hakem oldu.

Malezya Kralı Kapalıçarşı'dan halı aldı. Kral'a ikram olarak çay getiren garsonlar, halılara çay döktü. 15 EYLÜL

Sakarya Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde görevli sağlık memuru Serkan Atasoy, eski gemi tayfası Cüneyt Veli'den iki saat yerine bakmasını istedi.

Veli, elini kesen bir adama dikiş atarken bir doktor tarafından yakalandı. 4 EKİM

 İzmir'de, İzmir ve Nürnberg Emniyet Güçleri arasındaki 'dostluk' maçı 3 - 0 devam ediyordu. Ancak Emniyet Müdürü Halil Tataş, 'Dostluk maçı  berabere bitmeli' diyerek takıma yenilme talimatı verdi. Bu da olmayınca kaleciye 'Gol ye!' diye bağırdı. Maç 3 - 3 bitti. 5 EKİM

Düzenleyen: Rtn.Hülagu ŞENCAN 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

 

BULMAK ÖLMEK DEMEKTİR!
Burak ÖZDEMİR

 Harala gürele içinde içinde koşuşturduğumuz bu dünyada bizim işimiz ne zaman biter acaba? Kredi kartı borçlarımızı ödediğimiz zaman mı? Topluma faydalı çocuklar yetiştirdiğimiz zaman mı? Yoksa, şahane bir CV sahibi olduğumuz zaman mı? Böyle bir milyon madde çıkaralım. Bunların hiçbirine bakıp hayatımızın filminde The End yazısına gelip gelmediğimizi anlayamayız. Yaşamın bir anlam ifade edip etmediğini anlamanın tek bir yolu var. Halâ arıyorsan, bir şeyleri arayacak enerjiyi ve merakı bir araya getirebiliyorsan varsın. Bulduysan daha doğrusu bulduğun hissiyle doluysan yoksun. Bu kadar basit...

 

Ciyak ciyak bağırarak geliyoruz dünyaya. Baş aşağı sallanan kıçımıza şaplağı yerken kahkahalar patlatmıyoruz. Ağlıyoruz çırıl çıplak geldiğimiz dünyada. Doğumla ölümün arasındaki fark da burada belki. Doğduğumuzda biz ağlıyoruz. Öldüğümüzdeyse geride bıraktıklarımız... Hayat arayışla başlıyor. Arayışla devam ediyor. Bulduğunda ise büyü bitiyor. Sayısız güzel yemekle dolu bir sofrada yaşıyoruz aslında. İştahımız ve tad alma arzumuz olduğu sürece o sofradaki yerimizi hakediyoruz. Tokluk hissi bizi kapladığı anda da bir garson hesabı uzatıyor önümüze. Bir diğeri ise sandalyemizi çekiyor geriye doğru. Çekiyor çünkü o sofrada işimiz bitmiş artık bizim. Sırada bekleyen o kadar çok iştahlı müşteri var ki...

 

Bir sözlük yazıyor olsaydım bulmak kelimesinin yanına şöyle yazardım. Bulmak, büyük bir tehlike... Gerçekten de öyle. Şu geçici dünyada bulmak diye birşey yok çünkü. Bulduğunu sanmak var. Bulmak sadece bir illüzyon. Yaklaşmak, aradığına bir anlığına da olsa dokunmak bunların hepsi gerçek ama bulmak asla değil. Eğer, daha önce yazdığım gibi bir ortamda bize ikram edilen şey adrenalin değil de monotonluk iksiriyse o ortam bizim için ölmüş demek oluyor. Bu, işte, aşkta, her yerde böyle.

 

Çok felsefik bir konu gibi gelebilir. Oysa değil. Örnekleri düşündükçe, “bulmanın laneti”ni hep birlikte hissedeceğiz. Biliyorsunuz, Yalın isminde sempatik bir şarkıcımız oldu. Değişecek misin söyle, değişebilecek misin? nakaratını günde hiç değilse 8 kere duyuyorsunuzdur. İnanılmaz bir ilgi görüyor bu parça. İster beğenin ister beğenmeyin bu şarkı bu ilgiyi hakediyor. Çünkü, şarkının sözlerinde müthiş bir içtenlik var. Mesajlarıma cevap vermeyecekmiş telefonlarıma çıkmayacakmış türünden şarkılardakinden farklı bir enerji var. Bana inanın, bu fark bu taze müzisyenin hayata dair iştahından ve müzik dünyasında kendine güzel bir yer edinme arayışından ileri geliyor. Basit bir melodi, yürekten gelen sözcüklerle birleşiyor ve insanı çarpıyor.

 

Tıpkı Teoman’ın bir bar taburesinin üstünde, babamın öldüğü yaştayım dediği şarkısının çarptığı gibi... Ne müthiş bir şarkıydı değil mi? Peki, size bir soru: Teoman’ın yeni şarkıları bizi neden böyle çarpmıyor? İstiklâl caddesindeki kasetçilerin kolonlarından, koskoca Teoman’ın değil de adı sanı duyulmamış bir şarkıcının sesi yükseliyor? Cevap basit aslında. Teoman aradığını bulalı çok oldu çünkü! Buldu ve durdu... Muhtemelen para-pul-şan-şöhret dörtlemesine giden yolu arayışının ürünüydü bar tabureli bombalar.

 

Aynı dörtlemenin arayışı değil miydi Serdar Ortaç ismindeki popüler müzik bestecisini, şarkıcı olmaya iten dürtü? Ne ilginç değil mi hit olmuş onlarca şarkının yaratıcısı olmuş, herkese besteler üreten kimliğiyle buralara gelmiş bir adamın yeni albümünde başkalarının bestelerinden medet umması? “Ben aslında Yalın’a destek olmak için onun şarkılarını albümüne koydum” şeklinde kendisini bile ikna etmeyecek beyanatlar vermesi?

 

Kalemimiz bulmanın lânetinden nasibini ilk alan şey belki de. Arayış, hayat hikayemizi yazdığımız kalemin mürekkebidir ve “buldum” hissi geldiği anda o kalem cümlelerimize noktayı koyuverir.

 

Düşünüyorum da eğer, hayallerime kavuşmak benim üretken yanımı zayıf düşürecekse hepinizin huzurunda bir ricada bulunuyorum Tanrı’dan: Lütfen beni onlara asla kavuşturmasın! Onlar benim için gökteki yıldızlardan farksız olsun. Varsın onlara ulaşmam imkânsız olsun. Ama ben onlara bakıp yönümü bulayım. Üretmenin değil tüketmenin rüyasını görüyor olmaktan beni korusun.

 

Hepinizin hayalleri var çok iyi biliyorum. Hepsine de saygı duyuyorum. Ancak, size hayallere kavuşma sendromuna şimdiden önlemler almanızı şiddetle öneriyorum. Çünkü, aramak bir enerji. Bulmak ise başa bela. Unutmayın ki, Michael Jackson da aradıklarını fazlasıyla bulunca sapıttı. Yaşayan ve erişilmez bir efsaneydi. Şimdi ise kimsenin yerinde olmak istemeyeceği bir ibret tablosu oldu.

 

Benim hafızamda “bulma”nın lanetine uğramış isimlere en çarpıcı örnek Nirvana’nın solisti Kurt Cobain’dir. Tüm zamanların en iyi şarkısı olarak tescillenen “Smells like teen spirit” şarkısınnın yaratıcısı, müziğiyle dünya gençliğine mal ôldu. Tıpkı, gençlik arayışılarında koyduğu hedefte tanımladığı gibi... Ancak, aradığını öylesine fazlasıyla buldu ki, ürkütücü bir boşlukla doldu içi. Kendine, uğruna yaşamaya değer yeni bir arayış da geliştiremeyince tek çıkışı intihar oldu. Bu yazının başlığının ilham kaynağı oluverdi. Deyim yerindeyse başarısının hayrını göremedi.

 

Sürekli aramak, asla durmamak zorundayız. Aradığımıza dokunabilme şansına kavuşsak bile... Dokunduktan sonra başka bir şeyin arayışına vermeliyiz kendimizi. Hayatımızın filminin devam etmesi için yeni yeni şeyler kovalamalıyız... Çünkü, yaşadığımız evrenin hareketsizlere tahammülü yok. Bize yerinde sabitmiş gibi gelen, oysa binlerce kilometre hızla hareket etmekte olan dünyanın da doğasında böyle birşey yok. Mevsimlerin en güzeli olan yaz mevsimini bulduğunda bile durmayan, kışa geri dönüp ardından yazın sıcaklığına tekrar kavuşmaktan keyif alan bir dünyada yaşıyoruz biz. Ve onun hareketli sırtının üzerinde sürdüğümüz hayatta mutlu olmak istiyorsak, biz de hareketli olmak zorundayız. Durduğunuz anda bilin ki devrilmek üzeresiniz.

 

Hayalleri güzel yapan onlara ulaşamama riskinin bize verdiği heyecandır. Ne güzel bir hayaldir örneğin mutlu bir evlilik? Ne ilginçtir ki kimi evlilik ölene kadar çok mutlu bir şekilde sürer. Kimisiyse şiddetli geçimsizlikle biter. Peki, dedikleri gibi acaba evlilik aşkı neden öldürür? Aslına bakarsanız mutsuz örneklerde evlilik aşkı değil, sadece ve sadece arayışı öldürür! Karşı tarafı ebediyen sahiplenmenin yolunu “bulma”nın rehaveti, o insanla yeni heyecan ve yeni güzellikler yaşama arayışının önüne geçerse başınız sağolsun. Aşkınız da “bulma”nın lanetine uğramış demektir.

 

Şu anda ne kadar garip hisler içinde olduğunuzu tahmin edebiliyorum. Ediyorum çünkü ben de aynı garip hisleri içimde taşıyorum. Hayallerim bugüne kadar bana hep güleryüzlü göründü. Şimdi ise, onun güleryüzündeki o sinsi yüz ifadesine dikkat ediyorum. Belki de ilk kez...

 

Hepimiz bugüne kadar kurduğumuz hayallere kavuşabilme umuduyla birşeylere sabrettik. Oysa hiç düşünmedik. Hayallerimizi bulduğumuzda yaşayacağımız o tehlikeli sendromdan bizi kurtaracak şeyler hayal etmeyi akıl bile etmedik. Aradıklarımızı kavuşamayınca isyan ettik, öfkelendik, ardından da demotive olduk. Hayallere kavuşamamanın, onlara ulaştığımızda yaşayacağımız sendromdan çıkış yolunu bulamamaktan çok daha hayırlı olabileceğini aklımıza getirmedik.

 

İçimizde yaşayan çocuktan bize bulaşmış o şımarıklıkla tek bir sözcüğü tekrarlayıp durduk tüm bir yaşam boyunca: İstiyorum, istiyorum, istiyorum...

 

 

Düzenleyen: Rtc.Nazik Erdoğan 

 

 

 

                                                               

İŞİN  KOMİK  TARAFI

 

 

 HAYAT TECRÜBESİ


Bir diyetisyen, huzurevinde geniş bir kalabalığı konferans vermektedir:

"Midemize indirdiğimiz her şey bizleri her an öldürebilecek kadar tehlikelidir.

Kırmızı et kanser yapar, gazlı içecekler midemizin dokusunu tahriş eder, sebzeler öldürücü bakteriler barındırabilir, Çin yemekleri karbonhidrat yüklüdür.

Ayrıca hiçbirimiz içme suyunun barındırabileceği mikropları uzun vadedeki etkilerinin farkında bile değiliz.

Fakat bir yiyecek vardır ki içlerinde en tehlikelisidir. Hepimiz onu mutlaka yemişizdir ya da yemek zorunda kalabiliriz.

İçinizde birisi en ciddi rahatsızlıkları yaratacak ve uzun yıllar bizlere acı verebilecek bu gıdayı tahmin edebilir mi ?"

Ön sıralardan 75'lik bir ihtiyar ayağa kalkar ve:

"Düğün pastası"
 

 


   KİTAP KÖŞESİ
  



   KAOS - JAMES GLEICK

   Kaos, adeta her yerde ortaya çıkmaktadır. Sigara dumanı birtakım düzensiz
helezonlar şeklinde dönerek yükselir. Musluktan damlayan su önce düzenli
aralıklarla düşerken sonra düzeni bozulur. Havanın davranışında, otoyolda birbiri peşi sıra giden arabaların davranışında, kaos ortaya çıkar. İçinde bulunulan ortam ne olursa olsun, davranış biçimi yeni keşfedilmiş bulunan bu yasaya uyar. Bu anlamda kimi fizikçilere göre, kaos bir durumun bilimi değil, bir sürecin bilimi, bir varoluşun  bilimi değil, bir oluşumun bilimidir.

   Kaosu keşfetmeye çalışanlar, sahip çıktıkları bu yeni bilim dalının soy kütüğü üzerine eğilmeye başladıklarında, geçmişten bugüne gelebilmiş birçok düşüncenin izini buldular. Bunlardan bir tanesi, diğerlerinden ayrılarak hemen farkedilmekteydi. Devrimin öncülüğünü yapan genç fizikçi ve matematikçiler için çıkış noktalarından biri kuşkusuz  ''Kelebek Etkisi'' olmuştur. Kelebek Etkisi, bugün Pekin'de kanatlarını çırpan bir kelebeğin havada oluşturduğu dalgaların gelecek ay New York'ta fırtınaya dönüşebilmesidir. Yani öngöremeyeceğimiz küçük olaylar büyük değişikliklere yol açabilir.

   Akıcı bir dille yazılmış, Tübitak yayınlarından çıkan bu kitabı okurken birçok soruya cevap bulabileceksiniz: Neden hava tahminleri uzun vadeli olamıyor, Sıcak kahve ile ılık kahvenin soğuma hızı neden aynı değildir... gibi.

 Eğer fiziğe ve/veya matematiğe ilginiz varsa bu kitap size göre...

 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN
 

  

 

           SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

 


 MUTSUZ KUŞAKLAR
 

''Gençlik nereye koşuyor'' başlığı altında ''1980-1990 ve 21. yüzyıl'' olarak üç ayrı bölümde incelenen, çeyrek yüzyıllık Türkiye'nin en kapsamlı gençlik araştırması sonuçlandı. USADEM'in gençler arasında yaptığı araştırmada, 1979-1980 dönemi gençliğine kıyasla sonraki kuşakların giderek mutsuzlaştığı ve ''sevgi''nin yerini ''para''nın aldığı görüldü.
25 yıl önceki gençlik, zengin olma yolunun iyi bir eğitimden ve ticaretten geçtiğini belirtirken, bugünkü yeni kuşağın tercihlerinde ''miras, şans oyunları ve olitika''nın ön plana çıktığı görüldü.

Uluslararası Stratejik Araştırma, Eğitim ve Danışmanlık Merkezi'nin (USADEM), 1980'lerde yaklaşık 3 bin, 1990'ların sonunda bin 200 ve 21. yüzyılda da iki ayrı dönemde 2 bin 500 ve 5 bin kişiyle gerçekleştirdiği araştırma, kitap haline getiriliyor.

USADEM Araştırma Koordinatörü Sosyolog Prof. Dr. İbrahim Armağan, gençlikte köklü değişimin 1980 sonrasında başladığını bildirdi. ''Bireyselleşen gençlik, giderek paraya dayalı renkli yaşam biçimine yöneliyor'' diyen Prof. Dr. Armağan, 25 yıllık gençlik çalışmasıyla ilgili gözlemlerini şöyle aktardı:

''Gençlik, küreselleşme, Özal politikaları ve 12 Eylül döneminin etkilerini yaşadı. Geleneksel değerler sistemini elinin tersiyle itip,Türkiye'de henüz oturmamış ve özümsemediği batının renkli gördüğü değerlerine yöneldi. En büyük sorunu, işsizlik ve eğitim olan gençlik,bir yandan da televizyonlarda gördüğü renkli dünyanın etkisinde kaldı.

Hayatı günlük yaşamaya çalışırken, her şeyi deneme isteği duydu. Ne batılı, ne Türk, kaybolmuş bir kuşak var. Batının sistemini idealize edip, onu aşırı uygulamaya çalışıyor. Kötü alışkanlıklar, kapkaç, uyuşturucu kullanımı yaygınlaşıyor. Aileler çaresiz,eğitim kurumları ve devlet bunu göz ardı ediyor.
Sonuçta gençliğin çok fazla kabahati yok, bugünkü sistem bu ortamı yaratıyor.''



 Düzenleyen: Rtc.Nazik Erdoğan
 

 

 

Sevgili Dostlar,   

09.MAYIS 2004. Mayıs ayının ikinci haftası. Anneler günü. Her sene tüm dünyada ve bizde Mayısın ikinci haftasında kutlanıyor. Peki nasıl başlamış bu kutlamalar diye baktık ve şu bilgilere ulaştık.
“Her yıl Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanan Anneler Günü'nün tarihçesi aslında Antik Yunan'a kadar dayanır.

Yunanlılar, her yıl düzenledikleri "Bahar Bayramı"nı yeryüzünün annesi olarak tanımladıkları ana tanrıçaları Rhea'ya  adarlar.
Anneler günüyle ilgili ilk resmi kutlama ise Amerika'da 1872 yılında Julia Ward Howe tarafından barışa adanan bir günde yapılmış.

1907 yılında Philadelphia'da Ana Jarvis, annesinin ölüm yıldönümü olan Mayıs ayının ikinci pazarının Anneler Günü olarak kutlanması için bir kampanya başlatmış. Bir sene sonra Philadelphia'da kutlanan Anneler Günü Ana Jarvis'i izleyenler tarafından bakanlara, işadamlarına ve politikacılara ulaştırılarak ulusal olarak kutlanmaya başlanmış.

1910'lu yılların başında hemen hemen dünyanın her yerinde kutlanmaya başlanan bu özel gün, 1914 yılında ABD başkanı  Wilson tarafından resmi bir açıklamayla her yıl Mayıs ayının ikinci pazarı Anneler Günü olarak ilan edilmiş. “ 

TÜM ANNELERİN BU MUTLU GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ. 

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.