![]() |
![]() |
Adres
:Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Dönem: 2003-2004
Sayı :
17 |
| 2003-2004
Dönem Başkanı Aytaç KÜÇÜKÜNAL As Başkan Havva İşkan IŞIK Sekreter Salih PEKER Sayman Ege ALTAY Üye Yavuz CANÖZ |
Meslek
Hizmetleri Ana Komite Başkanı Ahmet FIĞLACI Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı M.Oktay YİĞİTBAŞI Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı Melike YÜCEL Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı Levent İÇEL |
2003-2004
Dönem UR Başkanı Jonathan B. MAJIYAGBE 2003-2004 Dönem UR 2430. Bolge Guvernörü Yılmaz ÖNEL 2003-2004 Dönem X. Grup Guvernör Yardımcısı Osman BERBEROĞLU |
|
G E
Ç E N
H A
F T A |
Antalya
Tenis İhtisas Kulübü 30.10.2003
- 1310/19
|
|||||
|
Toplam Üye |
49 + 12 |
|
KONUŞMACI
|
Olağanüstü Gn. Kurul |
||
|
Katılan Üye |
31 +03 |
KONU
|
Kulüp Ofisi
|
|||
|
Katılım |
%63 |
KONUKLAR
|
||||
TELAFİ KARTI
|
SERAP YAZICIOĞLU |
HÜKÜMET KOMİSERİ |
||||
AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL
|
PERGE ROTARY
|
|
||||
MAZERET BİLDİRENLER
|
||||||
İBRAHİM COŞAR
|
ANTALYA DIŞI
|
|||||
AHMET FIĞLACI
|
“
“
|
|||||
|
TOPLANTI
GÜNLÜĞÜ BAŞKAN
AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL:“Değerli
Rotary Ailem ! Açlığı,
sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için
uzatalım ellerimizi diyerek 1310.nci toplantıyı açıyorum.” CUMHURİYETİMİZİN
KURULUŞUNUN 80. YILINI İDRAK ETMİŞ OLMANIN GURURUYLA, ATATÜRK İLKE
VE İNKİLAPLARINA GÖNÜLDEN BAĞLI SİZ DEĞERLİ ROTARY AİLEMİN
BAYRAMINI KUTLAR, MUTLULUK VE ESENLİK DİLEKLERİM. DEĞERLİ
DOSTLARIM : BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK
‘ÜN “.....CUMHURİYET
FAZİLETTİR...... TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER, DERVİŞLER, MÜRİTLER,
MECZUPLAR MEMLEKETİ OLAMAZ. EN DOĞRU, EN HAKİKİ, TARİKAT, MEDENİYET
TARİKATIDIR... BU VATAN, ÇOCUKLARIMIZ VE TORUNLARIMIZ İÇİN CENNET
YAPILMAYA LAYIKTIR... YAPTIĞIMIZ VE YAPMAKTA OLDUĞUMUZ DEVRİMLERİN
GAYESİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKINI TAMAMEN MODERN VE BÜTÜN ANLAM
VE ŞEKLİ İLE UYGAR BİR TOPLULUK HALİNE GETİRMEKTİR... ANCAK KENDİLERİNDEN
SONRAKİLERİ DÜŞÜNEBİLENLER, MİLLETLERİNİ YAŞAMAK VE İLERLEMEK
İMKANLARINA KAVUŞTURURLAR.” “..CUMHURİYET
REJİMİ DEMEK, DEMOKRASİ SİSTEMİ İLE DEVLET ŞEKLİ DEMEKTİR.
CUMHURİYETİ KURMAK DEMEK ULUSUN İNSANCA YAŞAMASINI BİLMESİ, İNSANCA
YAŞAMANIN NEYE BAĞLI OLDUĞUNU ÖĞRENMSİ DEMEKTİR. TÜRK ULUSUNUN
TABİAT VE ADALETLERİNE EN UYGUN OLAN İDARE CUMHURİYET İDARESİDİR...
TÜRKİYE CUMHURİYETİ; HER ANLAMI İLE BÜYÜK TÜRK ULUSUNUN ÖZ VE
AZİZ MALIDIR. KIYMETLİ EVLATLARININ ELİNDE DAİMA YÜKSELECEK, EBEDİYEN
YAŞIYACAKTIR.” SÖZLERİNİ BİR KEZ DAHA HATIRLAMANIZI İSTİYORUM. Değerli dostlarım, 1-
BİLDİĞİNİZ GİBİ BÖLGEMİZİN 2006 – 2007 DÖNEMİ BÖLGE
GUVERNÖR ADAYININ SEÇİMİ GEREKMEKTEDİR. Aday belirleme süresi
17/11/2003 tarihine kadardır. Bu konuda geniş bilgi bu hafta çıkacak
bültende yayınlanacaktır. 2-
Bilindiği gibi, GURUP İNCELEME MÜBADELE ( GİM ) / GROUP STUDY
EXCHAGE (GSE ) PROĞRAMI 25 – 40 YAŞLARI
ARASINDA, PROFESYONEL İŞ YAŞANTILARININ BAŞLANGICINDA, ROTARYEN
OLMAYAN ERKEK VEYA KADIN MESLEK SAHİPLERİNİN BİR BAŞKA ÜLKEDE
YAKLAŞIK 5 HAFTA KALARAK KÜLTÜREL VE MESLEKİ BİLGİ DEĞİŞİMİ
YAPABİLMELERİNE OLANAK SAĞLAYAN BİR ULUSLAR ARASI ROTARY PROĞRAMI
‘ DIR. GİM
programına katılabileceğini düşündüğünüz “ çok iyi derecede ingilizce bilen “ ekip üyesi olabilecek adaylarınızı 14/kasım/ 2003 cuma günü akşamına kadar Bölgemiz GSE
Komite Başkanı Rtn. Abdullah
Sami PAKSOY ‘ A ( Adana Seyhan RK ) bildirmenizi rica ederim. Değerli
Dostlarım, Ahmet FIĞLACI kardeşimizin annesi İstanbul ‘ da geçtiğimiz
hafta içerisinde bir göğüs ameliyatı geçirmiştir. Ahmet Fığlacı
kardeşimize geçmiş olsun diyor hasta annesine de acil şifalar
diliyoruz.” Başkan
daha sonra bir ayrılık konuşması için Hülya Yazıcı’ya verdi. HÜLYA
YAZICI: “ Buruk bir yemek yiyorum. Sizlerle
son yemeğim. İstanbul’da büyük bir firmanın proje departmanı başında
bulunmak için aranızdan ayrılıyorum. Çok üzüntülü olarak ayrılıyorum.
Hepinizi çok seviyorum. Bana
sıcak dostluklar verdiniz. Sağolun.” Hülya
Yazıcı’nın ayrılığı bizleri de çok üzdü. Kendisine yeni işinde
başarılar diliyoruz. Daha
sonra geçen hafta sayısal yetersizlikten dolayı bu haftaya ertelenen
“kulüp ofisi” konusundaki genel kurulumuz aşağıdaki gündemle başladı. 1-)
Açılış Yoklama ve Saygı duruşu 2-)
Genel Kurul Başkanlık Divanının seçim, teşekkülü ve tutanaklara
imza yetkisi verilmesi 3-)
Sinan Mahallesi 3928 ada 10 parselde kayıtlı Derneğimizin taşınmasızın
satılmasına, kullanıma uygun bir taşınmazın alınmasına ve alınıncaya
kadar bir taşınmazın kiralanmasına yetki verilmesi, 4-)
Dilek ve Temenniler, kapanış. Saygı
duruşu ardından toplantı başkanlığı için Turhan Sözen, yardımcıları
olarak Duran Çiftçi ve Figen Ebren seçildiler. Dilek
ve temenniler bölümünde üyeler eski ofis ve yeni alınması düşünülen
ofisimiz ile ilgili düşüncelerini, fikirlerini aktardılar.
Sonuçta eski ofisin satılarak kulübün ihtiyaçlarına cevap verecek
yeni bir ofis alınması ve bu konuda gereken tüm çalışmaların yapılması
için “yönetim kurulu”na yetki verilmesi kararlaştırılarak bu
karar oylamaya sunuldu ve oybirliği ile kabul edildi. Ve
Başkan herzamanki sözleriyle toplantıyı bitirdi. Değerli
Rotary Ailem ! Açlığı,
sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için
uzatalım ellerimizi diyerek 1310.nci toplantıyı kapatıyorum.
Hepinize iyi tatiller diliyorum.” |
||||||
|
B
U
H A F
T A |
ATSO Tesisleri - 06.11.2003 - 1311 / 20 |
||||
|
|
KONUŞMACI
|
YENİ
ÜYE ALIM TÖRENİ (
Saat 17.00 / 19.00 arası) |
MÖNÜ
|
||
KONU
|
İFTAR YEMEĞİ |
||||
|
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
||||
07-11
|
ERTUĞRUL YILMAZHAN
|
|
|||
08-11
|
ZEHRA ILIKAN (Vedat Ilıkan eşi)
|
||||
|
ROTARY'DE "İLK" LER - Dünyada ilk Rotary Kulübü toplantısı
Amerika Birleşik Devletlerinin lllinois Eyaleti, Chicago şehrinde 23
Şubat 1905 tarihinde yapıldı. - Rotaryenlerin birlikte resmi öğle yemeği
yeme geleneği ilk olarak 1909 yılında kurulan California Oakland
Rotary kulübünce başlatıldı. - İlk Rotary Konvansiyonu 1910 yılında
Chicago'da yapıldı. - Amerika Birleşik devletleri dışında
kurulan ve kabul edilen ilk Rotary Kulübü 1910 yılında Kanada,
Manitoba Eyaletinde Winnipeg Rotary Kulübüdür. - Kuzey Amerika dışında kurulan ilk Rotary
Kulübü, 1911 yılında Irlanda'da kurulan Dublin Rotary Kulübüdür. - Konuşma dili İngilizce olmayan ilk Rotary
Kulübü 1916 yılında kurulan Küba'da Havana Rotary Kulübüdür. - Güney Amerika'da kayıtlı ilk Rotary Kulüp,
1918 yılında Uruguay'da kurulan Montevideo Rotary kulübüdür. - Asya'da kayıtlı ilk Rotary Kulüp, 1919 yılında
Filipinlerde kurulan Manila Rotary Kulübüdür. - Afrika kıtasında kayıtlı ilk Rotary Kulübü,
1921 yılında Güney Afrika'da kurulan Johannesburg Rotary Kulübüdür. - Avusturalya kıtasında kayıtlı ilk Rotary
Kulübü, 1921 yılında kurulan Melbourne Rotary Kulübüdür. |
|
DUYDUNUZ MU ?
Rtn.
Fatma KIZILIRMAK |
|
Savaşın
Öbür Yüzü: Diğer Tabiat Varlıklarına Etkisi
Türk
Dil Kurumu sözlüğüne göre; savaş devletlerin diplomatik ilişkilerini
keserek giriştiği silahlı mücadele veya muharebe olarak ifade
edilmektedir. Cicero ise “Savaşta yasalar susar” der. Her ne kadar
akıl ve bilgi çağında olduğumuzu düşünsek de halen sorunları
konuşarak yani diyalog ile çözülmesi beklenirken diyalog yerine düellonun
tercih ediliyor olması çağımıza yakışmıyor. Ünlü Carl von
Clausewitz’in “Savaş Üzerine” adlı eserinde ise savaş şöyle
ifade edilmektedir: “Savaş, çok genişletilmiş bir düellodan başka
bir şey değildir”. Savaş aslında satrancın geniş bir alanda
gerçek silahlarla yapılanıdır. Savaş, düşmanı irademizi kabule
zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir. Tek tek yapılan düellolar
kavga, çok sayıda düellocu işin içine girince savaş oluyor.
Clausewitz “savaşın karakteri onu oluşturan düşüncelerle yönetilmektedir”
diyor. Savaşı kazanmak ve güçlü olmak için iyi siyaset yapmak ve
asker beslemek gerekiyor. Dolayısıyla Clausewitz’in de dediği gibi
savaş “siyasetin farklı araçlarla sürdürülmesi” yani
askeriyenin siyasi gücünü göstermesidir. İnsanın insanla mücadelesi
veya diğer canlıların kendi aralarında verdikleri mücadele aslında
içgüdüsel olarak var olmasının veya yaşamını sürdürmesinin
kaynağı olan bir tür çekişmedir. Daha doğrusu sürdürülebilirliğini
garanti altına alma mücadelesidir. Bu çekişme kan dökmeye dönüştüğü
zaman adı savaş olur. Bu savaştaki amaç beslenme, üreme ve yaşama
alanını genişletmektir. Diğer canlıların tersine içgüdüsel
olarak hareket etmeyen insan ise, insan olma sürecinde bu savaşa bir
de ben duygusunu katarak zorunlu beslenmenin dışında kendisini kabul
ettirmeyi de sisteme katmıştır. Tacitus ise “İnsanlar yalnız
inandıkları zaman savaşsalardı savaş çıkmazdı” demiştir.
Bir tür
doğu öğretisi olan ve Japonca’da reiki veya “rei” olarak ifade
edilen ruhsal bilgelik öğretisinin amacı bireyin kendini tanımasını
sağlamak ve onu egoları ile yüzleştirmektir. Bu öğretide dünyada
yaşayan tüm insanlar aynı hak ve özgürlüklere sahiptir ve kimse
kimseden üstün değildir. Bu yüzden bütün zenginlikleri ortak paylaşmalıyız
ve ihtiyacı olanlara sunmalıyız. Bu da ancak kişinin egosunu yıkarak
yani kendisini aşması ile gerçekleşir. İnsanlık tarihine baktığımızda
bildiğimiz düşün, felsefe ve doğa bilginlerinin bütün amacı da
bu değil miydi? Bakın Goethe, Storm, Shakespeare, Maugham, Nash,
Sokrates, Platon, Aristoteles, Konficius, R. Tagor, Gandi, Erasmus,
Descartes, Mevlana, Yunus, Hacıbektaş Veli gibi düşünce ustaları
ve benzerlerinin hepsi insanı merkeze alarak insanın sahip olduğu yaşam
enerjisini ömrünü daha sağlıklı ve mutlu geçirecek şekilde bilinçli
ve düzenli olarak kullanmasını öğretmişlerdir. Hepsi yaşamalarında
(felsefelerinde) akıl zenginliğinin para zenginliğinden daha kıymetli
olduğunu işlemişlerdir. Kişilerin
her şeyleri var, fakat gözleri aç; egoları, kişileri dünyanın öbür
ucundan ta buralara kadar maceraya sürüklemektedir. Ego deyince insanın
doğuştan getirdiğine inanılan bu olguyu yeterince tanımadığı,
fakat yaşam içerisinde gelişerek olgunlaşması doğayı ve kendisini
tanıması ile biraz törpülenmektedir. İçine sürüklendiğimiz şu
anlamsız savaş süreci de bunun bir göstergesi olsa gerek. Dünyadaki
demografik dağılım ve birim km2 başına insan sayısı ve
doğal zenginlikler yönünden belki de en şanslı ülkelerden biri
olan ABD bunca zenginliğine karşın kendisi ile hiçbir coğrafi komşuluğu
olmayan Ortadoğu petrollerine ve bölgenin diğer zenginliklerine sahip
olmak istemektedir. Neden? Niçin? Bu kadar kan ve gözü yaşlı insanın
geniş bir coğrafyada halen bütün olarak olup bitenden haberi olmayan
bir durumda savaşların mağduru olması neden? İnsanı doğadaki
tüm canlılarla bir tutarsak, bugünkü konumuna, esas amacından
uzaklaşarak buralara nasıl geldiğini de daha iyi anlarız. İnsanın
savaşlar konusundaki deneyimi tarihleri kadar eskidir. Bir zamanlar
ipek, pamuk ve keten için verilen perde arkası savaşlar bugün petrol
için verilmektedir. Yani son yıllardaki savaşlara baktığımızda,
tamamının temelinde “enerji” kaynaklarının ele geçirilmesi,
enerji kaynaklarına farklı bir şekilde ulaşma olduğunu açıkça görebilmekteyiz.
Afganistan’da değerli taşlar, Irak ve Venezuela’da petrol,
Afrika'da elmas ve petrol bölgeleri sürekli savaş sürecinde.
Hindistanlı
doğa filozofu veya bir tür doğa tarikatı kurucusu olan Jiddu
Krishnamurti’nin beğendiğim “Dünyayı
sevmiyoruz ondan yalnızca yararlanıyoruz” sözü çok yönlü
olarak günümüz olaylarını aydınlatacak düzeydedir. İnsanın
bilinçli kısa yaşam tarihi incelendiğinde son 10 bin yıldır
ekonomik çıkarları için birbirini boğazlamakta olduğu savaşlar
yoluyla ön plana çıktığı görülmektedir. Bu kavgadır ki insanın
insan üstünlüğü için her tür savaş teknolojisini geliştirdi.
Bir zamanlar birbirlerine ok fırlatan yerliler sonra kılıç daha
sonra tüfek, top ve nihayet askerler karşı karşıya gelmeden kıtalararası
füzeler fırlatarak birbiri üzerine üstünlük kurmaya çalışmaktadır.
Bugün bu kavgada kişinin
fiziksel gücü yerini beyin gücüne bırakmış durumdadır. Köroğlu’nun
dediği gibi “tüfek icat oldu mertlik bozuldu”.
Tabii bu arada modern
savaşların doğa üzerinde yarattığı tahribat rakamlarla ifade
edilemeyecek kadar yüksek düzeydedir. Savaşı kazanmak için kullanılan
radyoaktif bombalar, yakıcı alev bombaları, kimyasal ve biyolojik
silahlar doğa üzerinde bir daha yaşanmayacak şekilde derin tahribat
yaratmaktadır. Japonya’ya atılan atom bombasının etkisi halen sürmektedir.
Savaş belki de insanı öldürerek kontrolü sağlamaya çalışmaktadır
fakat savaşın bir de diğer mağdurları vardır ve esas tahribat doğaya
yapılmaktadır. Savaşın diğer mağdurları yeryüzü coğrafyanın
dağılımında kendi yaşama alanları dışında hiçbir sınırdan ve
haritadan haberi olmayan diğer bitki ve hayvan türleridir. Ansızın
yok edilen yaşam ortamlarında daha önce hiç tanışmadıkları değişik
zehirleyici ve öldürücü gazlar ve şarapnel parçaları ile karşılaşmışlardır.
Bir çok canlı türü bombaların, füzelerin ve uçakların sesinden
ürkerek alanlarını terk etmektedir. Yaşama alanları kirletilen veya
yok edilen bu canlıların bir çoğu endemik ve bir başka bölgede yaşama
şansları sınırlıdır. Bilindiği gibi savaşın olduğu bölge göçmen
kuşlarının uçuş yolu üzerindir. Amerikalıların kuşların uçaklara
zarar vereceğini düşünerek havada imha ettiği rapor edilmektedir.
Özellikle mevsimin ilkbahar olması ve kuşların kuzeye doğru göçlerinin
başlaması nedeniyle çok sayıda kuşun öldürüldüğü söyleniyor.
Yıllardır Adana İncirlik hava üssünde kuşların uçaklara zarar
vermemesi için öldürüldüğünü ve bazı sesler gönderilerek hava
alanı çevresinden uzaklaştırıldığını duyuyorduk ancak, 9 Mart
2003 tarihli Milliyet gazetesinde Can Dündar “Önce leylekleri vurdular” adlı yazısında konuyu kamuoyuna taşıyarak, savaşa katılacak
uçakların zarar görmemesi için leylekleri silahlar ile öldürerek
ortamdan uzaklaşmasını sağlamaktadırlar. Savaşı
kazanmak için bazen doğa, aracı olarak kullanılmaktadır. Basına
yansıyan bilgilere göre, Amerikan ordusu çok sayıda yunus, foks balığı,
tavuk ve güvercinin değişik amaçlar için orta doğuya ve Hint
okyanusuna getirdiği yazılmaktadır. Yine örnek olarak; Körfez Savaşı
sırasında çevreci güçleri Irak yönetiminin üzerine sürmek ve
kendilerine destekçi bulmak için, Kaliforniya kıyılarında bir
tankerden sızan petrol artıkları ile cebelleşmiş ve artık yürüyemeyecek
düzeyde yorgun düşen bir karabatak kuşu körfezde Irak yönetimin
petrol kuyularını denize akıtmasının bir kurbanı olarak bütün dünya
medyasına sunuldu ve ne yazık ki çoğumuz buna inandık ve üzüldük.
Fakat sonradan anlaşıldı ki bu bir savaş oyunuymuş. Savaş sırasında
Irak yönetimi Kuveyt'ten çekilirken yüzlerce petrol kuyusunu ateşe
verdi; ortama salınan dumanların etkisi bütün Ortadoğu ve Türkiye'de
günlerce hissedildi ve bu toksik gazlar başta atmosfer olmak üzere
toprak ve bitkileri kirletmiş oldu. Bugün yine petrol kuyuları sabote
edildikleri için gök yüzüne toksik gazlar saldıkları bütün
medyada görülmektedir. Bu durumda doğal çeşitliliğin savaşlarca
yok edilmesine kaşı duruş noktası, savaş karşıtlarının nirengi
noktalarından biri olmalıdır. Çoğumuz
Vietnam’da, 1991 Körfez Savaşı’nda, Bosna’da, ve
Afganistan’da son yıllarda atılan yakıcı silahların zararlı
etkisinden hangi makro ve mikro canlıların zarar gördüğünü
bilmiyoruz. Dünyanın bu bölgelerinde yaşayan ve eğitim düzeyi düşük
olan bu insanlardan dünyanın kaç bucak olduğunu hayal bile edemeyen
kaç kişi askere alındı ve öldürüldü? Kaç çocuk gözlerini
hayata açmadan öldü? Bugün bütün dünya televizyonları her gece
yeni üretildiği ve kullanıldığı söylenen yüzlerce kg ağrılığındaki
bombaların tahrip ettikleri alanlarda ölen çocuk, kadın ve yaşlıların
resimlerini göstermektedirler. Pekala dünyadan haberi olmayan ve bu
savaşta hiçbir sorumluluğu olmayan kaç kişi daha ölecek? Bunun
hesabını kim verecek? İnsanın enerji kaynaklarını
elde etme sevdası ve hırsı, beyaz insanın deniz aşırı ülkeleri
kontrol altına alma kavgasını
doğurmuş ve körüklemiştir. Tıpkı uzaya yolculuk ve uzay
teknolojisi alanında yaratılan teknolojik gelişmeler gibi. Fakat bu
kazanımlar kaybedilenlerin yanında yine de küçük kalmıştır.
Beyaz adamın enerji kavgası kendisini en iyi Amerika kıtasında Kızılderililerle
girdiği savaşta gösterdi. İlkel olarak adlandırılan yerli ile
modern adamın toprak kavgası şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Kızılderili
reisi Seattle'in, 1854'te, kendi topraklarını istila eden beyaz
adamların (adem oğullarının) liderine yani ABD Cumhurbaşkanına
yazdığı mektupta yaşamın kaynağının toprak olduğunu ve bunun
vazgeçilmezliğini vurgulamaktadır. Bugün bu olgu halen devam
etmektedir. Maalesef bugünkü durumu analiz edemeyen doğal çeşitliliği
ve yaşamın sürdürülebilirliğini bilmeyen ama bir şekilde iktidara
gelmiş bir çok insan güçlü; mazlumlar, evinde, işinde olan
insanlar ise zayıf durumdadırlar. O zaman savaşı Beyaz adam kazandı;
fakat insanların gönlünde savaşı yerli, ilkel ama bir o kadar da
onurlu ve ilkeli Kızılderili uzak görüşlülüğü ile kazandı. Benzer
şekilde Reiki öğretisinin en önemli duası ise; “Bugün
dürüst olacağım; tüm varlıklara karşı nazik ve saygılı olacağım”.
Tüm canlılara karşı saygılı olmak için savaşa karşı olmak
gerekir. Huxley “Savaş kesinlikle bir ‘doğa yasası değildir”
diyor. Darwin “Doğaya karşı olan hiçbir şey uzun zaman yaşayamaz”.
Doğada her zaman bir denge vardır ve insan bencilliği katılmadığı
sürece bu denge korunacaktır. Ancak insanın sınır ve yasa tanımaz
arzusu sonucu oluşan savaşlar doğa (bitki ve hayvan nesillerinin)
tahribatına neden olmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk ise “Ulusların
yaşamı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir
cinayettir”. Biyologların bildiği gibi bu bölge
ve coğrafya fesleğenler, hurma ağaçları, asma bahçeleri,
leylekler, horozlar, develer, yılanlar ve ceylanların ana yurtlarıdır.
Yakın geçmişte bu bölgede endemik bir yılan türü bilimsel
makalelere yansıdı. Yanı başımızdaki Amanos Dağları ve bölge
bir çok endemik bitkinin merkezi olması nedeniyle olası bir savaş ve
yangın durumunda veya toksik gazlar bu bitkilere zarar verecektir. Ayrıca
Toros dağ sıralarında bulunan doğal hayvanların ölmesi veya ortamı
terk etmelerinin yaratacağı dengesizlikler onarılamayabilir. Bu canlıların
yaşam için ne anlama geldiğini ancak ekolojinin önemini bilenler
anlar. Bu coğrafyada yaşayan ve bir bitki besleme bilimcisi olarak
biyolojik çeşitliliğin ne anlama geldiğini bilen bir bilim adamı
olarak bu canlıların avukatlığını yapmak isterim. İnsanlık tarihinin bir tarım tarihi
olduğunu düşünen ve bu konuda araştırmalar yapan bir bilim insanı
olarak yaşamın şekillendiği ilk coğrafyalardan biri olarak bilinen
ve 8.000 yıllık insanlık birikimi olan ve halen yer altında çıkarılmamış
binlerce yerleşkesi olan Mezopotamya’nın (Yunanca’da “mezo
(orta, ara)” “potamya (nehirler)” anlamına gelen “iki nehir
arası”) bu şekilde göz göre göre tahrip edilmesine kimin gönlü
razı olur? Dünyanın en eski kentlerinden olan “Urak”un kıyas
kabul edilmez olarak İncil’de bahsedilen kent bu bölgede bulunmaktadır.
Asur saraylarının bulunduğu görkemli Ninova kentleri, Abbasi
sarayları bütünüyle bu bölgededir. İnsanlığın ekmek kavgası
dediği ekonomik ve ego savaşları bu bölgede binlerce defa yaşandı.
İnsanlık tarımı, ticareti, yazıyı bu topraklarda yarattı. İlk
devlet bu bölgede kuruldu. Matematik, cebir, kimya, çanak-çömlek
sanatı bilgileri bu topraklardan dünyaya yayıldı. Bugün saat
sisteminde kullandığımız 12’lik sistem Babiller tarafından
bulunmuştu ve halen kullanılmaktadır. Bölge önemli derecede tarihi
eserlerin bulunduğu zengin bir mirasa sahiptir. İnsanlık tarihinin en
önemli süreçleri bu bölgede meydana gelmiş olup, halen bilinmeyen
bir çok alanın araştırıldığı arkeologlar tarafından
belirtilmektedir. Tesadüfen yakın geçmişte “Zaugma” Fırat'ın kıyısında
bulundu. Düşününki daha niceleri halen yer altında bulunmaktadır.
Bütün kutsal kaynakların beslendiği, Gılgamış destanının
beslendiği Sümer uygarlıkları ve onların insanlık tarihini oluşturmadaki
kilometre taşları bu topraklarda atıldı. Dünyanın birkaç harika
eseri nemrut, babil bahçeleri bu bölgede bulunmaktadır. Halen
bulunamayan River of Eden (Cennet vadisi), Nuh’un Gemisi’nin bu bölgede
olduğu bilinmektedir. Bütün bunlar hepimizin atalarının geçmişini
nereden geldiklerini ve nereye yöneldiklerini göstermektedir. Yarın
insanlığın ortak mirası olan ve geçmişini aydınlatacak bu tarihi
eserlerin tahribinin hesabını kim verecek?. Hangi akıllı füzeye güvenerek
dünyada bir başka eşi olmayan tarihi eserleri, sarayları, müzeleri
orta yerde bırakabiliriz? Hiçbir savaşın getirisi bu değerlerden
daha kıymetli olamaz. Nihayet basına yansıyan bilgilere göre, içinde
çok önemli tarihi eser bulunan bir müzenin bugün vurulduğu
belirtilmektedir. Tarih
ve coğrafya bilgisi zayıf olduğu söylenen ABD Başkanı George W.
Bush Jr’ın bu bölge hakkında ne kadar bilgisi var? Bölgede çıkan
bu savaşın sınırlı alanla kalmayacağı bir çok ülkeyi etkileyeceği
bilinmektedir. Bu savaşta şu ana kadar kullanılmayan son teknoloji
silahların kullanıldığı bizzat savaşa katılan ülkelerin
yetkilileri tarafından belirtilmektedir. Değişik dalga boylarında
ışınlar ile yapay şimşekler yaratılarak elektronik araçları ve
insanların sersemleştiren Enerji bombaları kullanmayı düşündüğü
söylenmektedir. Lazer ışınları ile araçların hareket edemeyeceği
biçimde lastiklerinin yerinde eritilmesi. Tabii bütün biyolojik
organizmalarında anında eritilerek yok edilmesi mümkün olacaktır.
Belki basına yansımayan bilinmeyen yeni silahları da kullanılarak
insanın dolayısıyla diğer canlıların hareket yetenekleri ortadan
kaldırılmaya çalışılacaktır. Birinci körfez savaşında
uranyumlu bombalar yanında halen açıklanmayan bazı gazların kullanıldığı
ve bunların savaşa katılan askerlerin beyin ve sinir sistemlerini
çökerttiği söylenmektedir. Bu savaşta seyreltilmiş uranyum
bombalarının kullanılacağı ve bunun da bölgedeki insanlar ve başta
kanser olmak üzere tedavisi zor olan bir çok hastalığın ortaya çıkacağı
belirtilmektedir. Acaba bu bölgedeki diğer hayvanlar nasıl
etkilenecek. Sorumlu
bir yurttaş olarak kendimi sorumlu hissediyorum. Aklım ve bilgimi
kullanarak ve bilinçli bir yurttaş olarak bu bölge ile hiçbir ilişkisi
olmayan bir başka gücün hiçbir maddi ve manevi dayanağı olmaksızın
bölgemde dünyayı hiçe sayarak çıkardığı ve hiçbir haklı
nedeni olmayan savaşın benim de maddi ve manevi olarak zarar göreceğim
kesin. Hepimizi TV ekranlarının başında atari filmi izler gibi canlı
savaş görüntüleri ile başta çocuklar olmak üzere hepimiz binlerce
km ötede cehennem bombaları ile vurulan insanların ölülerini
izleyerek psikolojimiz allak bulak olmaktadır. İnsanlığın bilgi çağında
akla mantığa gelmeyen bu savaşa izlemek dehşet verici. Euripides “Akıllı
insan savaşı önlemelidir” der. Einstein ise “Ben barış için
savaşmak istiyorum” diyor. Stefan Zweig ise “Savaş akılla ve sağduyu
ile bağdaşmaz. Savaşa karşı savaşmak gerekir” diyor. Yine
Einstein “İnsan, savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine,
barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse, daha iyi değil mi?
Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de
vermeye hazır olmalıyız” diyor. Jean Paul Sartre “Savaşlar
önlenmese, silahlanma tekniğindeki hızlı gelişmeler, insanlığın
kendi kendisini yok etmesiyle sonuçlanacaktır”. Düşünür, yazar,
ABD Columbia Üniversitesi öğretim üyesi prof. Edward Said İsrail’in
Filistin’e uyguladığı savaşa karşı tutumunu İsrail sınırına
sembolik olarak dünya kamuoyu önünde taş fırlatarak karşı çıkmıştır.
Platon “Yeryüzünün iki gücü vardır akıl ve kılıç. Çoğu
zaman akıl kılıcı yenmiştir” der. Belki de Edward Said aklın
yolunu göstermek için yazdığı onlarca makalesi ile birlikte
Amerika’dan Filistin’e giderek İsrail sınırında karşı duruşunu
göstermiştir. Toplum bizlerden üniversitelilerden savaş konusunda ne
düşündüğümüzü göstermemizi beklemektedir. Üniversitelerin araştırma,
eğitim ve öğretim yanında bir diğer görevi de toplumu aydınlatmak
ve bilgilendirmektir. Yalçın Bayar 15 Şubat 2003 tarihli Hürriyet
gazetesindeki köşesinde bir okuyucunun “YÖK ve Üniversiteler milli
meselelere çok hassaslar, acaba bizim ile hiçbir alakası olmayan ve
bizi etkileyen bu savaş konusunda ne düşünüyor” diye soruyor. Bu
ve benzeri sorular hepimize sorulmaktadır. Acaba insanlığın bilim
adamı olarak omuzlarıma yüklediği sorumluluğu ne ölçüde yerine
getiriyorum diye kendimi sorguluyorum. Çıkarım
için güçlüden yana mı olayım, yoksa doğrudan ve haklıdan mı
yana olayım diye düşünüyorum. Güçlü bugün Bush, Saddam gibi
silaha, paraya ve sahip oldukları otoriteye dayananlar ve onların bir
avuç alkışlayıcıları!. Doğru ise bu coğrafyada binlerce yıldır
birlikte yaşayan insanlar, hayvanlar ve bitkilerdir. Küçük çıkarı
için güçlüden yana olmak veya karşı durmak bir kişilik sorunudur.
Baskılara boyun eğmeyen, başkalarının sırtından çıkar sağlamayan,
kendi değer yargıları doğrultusunda kişilikli olmayı, tutarlı düşünce
ve davranış sergilemeyi, onur ve saygınlığı ön planda tutmayı
esas alan, esen rüzgara göre yelken açmayan, rüzgargülü olmayan
bir kişilik şekli gereklidir. Kişilikli davranışlar kişiye saygınlık
kazandırır. Onun, bunun uyduluğuna soyunmuş, bağımsız karar
alamayan, ilkeli davranmayan bir kişi, toplum ve devlet indinde saygınlık
kazanamaz ve güven yaratamaz. Bireylerin kişiliği gibi toplumların
ve kurumların da kişilikli davranışları bulunmaktadır. Stratejisi
ve amacı belirlenmiş istikrarlı gelişen kurum, kuruluş ve
devletlerin içeride ve dışarıdaki saygınlığı her zaman yüksektir.
Bunu hayatı boyunca cepheden cepheye savaşmış komutan Mustafa Kemal
daha iyi gördüğü için “benim karakterim özgürlüktür”
diyerek Türk ulusunun kendi kaderini kendisinin çizmesini ve kendi
ayakları üzerinde durmasını savunmuştu. İsmet İnönü, Kıbrıs
konusunda Türkiye’yi sıkıştıran Amerikan Cumhurbaşkanı Johnson‘a
yazdığı mektupta ”Dünya yeniden şekillenir, Türkiye de yerini alır”
diyerek kişilikli ve bağımsızlıkçı bir tavır sergilemiştir.
Sonuç olarak günümüzde kavga komşu ile sınır adına değil, enerji
kimde ise onunla ve üleşen vampirler arasında yapılıyor. Şu anda
ABD-İngiltere cephesi bir yanda, dünya diğer devleri öbür yanda
savaşırken, bölge halkı ise çaresiz elleri kolları bağlı, her gün
içeriğinin ne olduğunu bilmedikleri ilk defa kullanılan binlerce
tonluk bombanın başlarına nasıl ve hangi yönden yağdırılacağını
beklemektedir. Ve her biri bugün de ölmedim diyebilmeyi bekliyor, soğuğa,
açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa ve ölümüne yoksulluğa rağmen!
Bizler ise sıcak odamızda TV karşısında savaş oyunu izliyoruz.
Savaşın diğer mağdurları olan zavallı hayvanlar ve yerinden oynama
şansı olmayan bitkiler ise ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyecekleri
insanoğlunun ekonomik egosuna kurban gitmektedirler. Söz konusu olan savaşın bir psikolojik savaş olup az gelişmiş (yalnızca
silah sanayi değil bilgi birikimi olarak da) ülkelere ve toplumlara
karşı eşit olmayan koşularda bir süper güç tarafından verilmekte
olan bir savaştır. Bir tarafta Irak’ın elindeki silahları
toplayacaksın, diğer tarafta kendin atom bombası dahil her türlü
teknolojik silaha sahip olacaksın. Bilgi birikimi ve bilimsel alt yapısı
olmayan Irak’a yıllar öncesinden önce komşuları ile düşman
ettirildi. Sonra her türlü biyolojik ve kitle imha silahları, füzeler
sattırıldı ve sonra da 8 yıl boyunca İran ile savaştırıldı daha
sonrada Kuveyt'e girersen sesimi çıkarman denildi. Şimdi de sende
kitle imha silah var deyip Irak savaşa sürüklenmiştir. Bu arada bütün
dünyaya medya dahil her türlü rüşvet ve hile yollarına başvurarak
savaş kazanacaksın. Bu nedenle bu savaş ahlaki değildir. Hazretli Muhammet savaş hiledir; hileden
ibarettir diyor. Savaşı kazanmak için karşı tarafın moralini
bozmak için her türlü yalan ve yanlış bilgi verdikleri hepimizin
dikkatinden kaçmamaktadır. Bu savaş teknolojik üstünlük ile kazanılabilir.
Fakat hiçbir zaman insanların beyninde ve gönlünde kazanılmış
bir savaş olmayacaktır. Neruda
“ Savaşa ait ne varsa savaşı da alıp gitsin” der. Brecht
de “ Bir gün gelecek, oh diyecek insanoğlu. Silahları bırakın,
artık ihtiyaç kalmadı” diyecek. Bu günleri görmek dileği ile. Herkesin her türlü savaşa karşı daha duyarlı olması dileği
ile..... Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ
Çukurova Üniversitesi Düzenleyen: Rtn. Gönül
MUTLU |
|
Dönüşünde sorarlarmış :
Yıllar sonra rastladığım Haldun Taner'in bir sözü
bana öyküyü hem hatırlattı hem de ne demek istediğini çok çarpıcı
bir şekilde gösterdi.
Düzenleyen
Rtn. Fatma KIZILIRMAK
|
| BİR ŞİİR KAPILAR KAPANDI... Kapattık kapıları
dostlarımıza
Mesafeler koyduk
araya …
Bir
merhaba demek
için, girmeleri
gerekti sıraya … Bize
çok ihtiyaçları
olduğu
an meşguldük . Not
bıraksınlardı, sonra arardık.
Başka zaman … Sınavdan
en iyi
notu aldıklarında,
Gözlerindeki
parıltıyı göremedik,
Ve,
bir küçücük armağan veremedik… Canları
yandığında bize koşamadılar
nefes nefese, Ne
kadar hasrettiler
bir dost
sese… Görüşürüz;
ya salı,
ya çarşamba
günü, Diye
diye kaçırdık
nişanı,düğünü… Paylaşamadık
o en
coşkulu anlarını…Seveceğimiz
yanlarını… Hayat
denen suyun
akışında, Birlikte
çağlayamadık… Ölümlerini
bile geç
duyduk da… Vaktinde
ağlayamadık ! Bu
hikaye hem
acı Hem
uzun Selam
vermeden geçiyoruz Artık
yanından komşumuzun… Herkes… Bir
yalana kandı. Ne
olursa sebep, Aslında
kapılar hep; Kendi
üstümüze kapandı… Düzenleyen
Rtn. Yaşar SÜZEN |
|
KİTAP KÖŞESİ |
|
Sevgili
Dostlar, Bizler
zaman içersinde bazen sizlere çatıyoruz. Bizim hazırlamaya çalıştığımız
bültene daha fazla destek olun, bülteni okuyun, bazı arkadaşlar mail
sayfalarını boşaltmıyor vs.. Ancak daha vahim bir durum ortaya çıkınca
biz bu sızlanmaları bir kenara bıraktık. Dostlar, lütfen Toplantılara
katılınız. Bu husus belki bizim konumuz değil diye düşünebilirsiniz.
Rotary’de her rotaryen devamsızlık konusunda kendisini görevli
hissetmelidir. O
nedenle biz siz sevgili dostlarımıza, başkanımıza, yönetim kurulu
üyelerimize, devam komitemize ve toplantı sorumlumuza devam konusunun
daha dikkatli olarak ele alınması gerektiği hususunu hatırlatıyoruz. Sevgi ve saygılarımızla.. |