Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 17
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

Antalya Tenis İhtisas Kulübü 30.10.2003   -   1310/19    

Toplam Üye

49 + 12

KONUŞMACI

   Olağanüstü Gn. Kurul

Katılan Üye

31 +03

KONU

         Kulüp Ofisi

Katılım

%63

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

SERAP YAZICIOĞLU

HÜKÜMET KOMİSERİ

AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL

PERGE ROTARY

 

    MAZERET BİLDİRENLER

  İBRAHİM COŞAR

ANTALYA   DIŞI

  AHMET FIĞLACI

                  

TOPLANTI   GÜNLÜĞÜ

 

BAŞKAN AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL:“Değerli Rotary Ailem !

Açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için uzatalım ellerimizi diyerek 1310.nci toplantıyı açıyorum.”

 

CUMHURİYETİMİZİN KURULUŞUNUN 80. YILINI İDRAK ETMİŞ OLMANIN GURURUYLA, ATATÜRK İLKE VE İNKİLAPLARINA GÖNÜLDEN BAĞLI SİZ DEĞERLİ ROTARY AİLEMİN BAYRAMINI KUTLAR, MUTLULUK VE ESENLİK DİLEKLERİM.

 

DEĞERLİ  DOSTLARIM : BÜYÜK ÖNDER  ATATÜRK ‘ÜN

 

“.....CUMHURİYET FAZİLETTİR...... TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER, DERVİŞLER, MÜRİTLER, MECZUPLAR MEMLEKETİ OLAMAZ. EN DOĞRU, EN HAKİKİ, TARİKAT, MEDENİYET TARİKATIDIR... BU VATAN, ÇOCUKLARIMIZ VE TORUNLARIMIZ İÇİN CENNET YAPILMAYA LAYIKTIR... YAPTIĞIMIZ VE YAPMAKTA OLDUĞUMUZ DEVRİMLERİN GAYESİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKINI TAMAMEN MODERN VE BÜTÜN ANLAM VE ŞEKLİ İLE UYGAR BİR TOPLULUK HALİNE GETİRMEKTİR... ANCAK KENDİLERİNDEN SONRAKİLERİ DÜŞÜNEBİLENLER, MİLLETLERİNİ YAŞAMAK VE İLERLEMEK İMKANLARINA KAVUŞTURURLAR.”

 

“..CUMHURİYET REJİMİ DEMEK, DEMOKRASİ SİSTEMİ İLE DEVLET ŞEKLİ DEMEKTİR. CUMHURİYETİ KURMAK DEMEK ULUSUN İNSANCA YAŞAMASINI BİLMESİ, İNSANCA YAŞAMANIN NEYE BAĞLI OLDUĞUNU ÖĞRENMSİ DEMEKTİR. TÜRK ULUSUNUN TABİAT VE ADALETLERİNE EN UYGUN OLAN İDARE CUMHURİYET İDARESİDİR... TÜRKİYE CUMHURİYETİ; HER ANLAMI İLE BÜYÜK TÜRK ULUSUNUN ÖZ VE AZİZ MALIDIR. KIYMETLİ EVLATLARININ ELİNDE DAİMA YÜKSELECEK, EBEDİYEN YAŞIYACAKTIR.”

 

SÖZLERİNİ BİR KEZ DAHA HATIRLAMANIZI İSTİYORUM.

Değerli dostlarım,
Olağanüstü genel kurula başlamadan önce sizlere bölgenin duyurularını iletmek istiyorum.
 

1-   BİLDİĞİNİZ GİBİ BÖLGEMİZİN 2006 – 2007 DÖNEMİ BÖLGE GUVERNÖR ADAYININ SEÇİMİ GEREKMEKTEDİR. Aday belirleme süresi 17/11/2003 tarihine kadardır. Bu konuda geniş bilgi bu hafta çıkacak bültende yayınlanacaktır.

2-   Bilindiği gibi, GURUP İNCELEME MÜBADELE ( GİM ) / GROUP STUDY EXCHAGE  (GSE ) PROĞRAMI  25 – 40  YAŞLARI ARASINDA, PROFESYONEL İŞ YAŞANTILARININ BAŞLANGICINDA, ROTARYEN OLMAYAN ERKEK VEYA KADIN MESLEK SAHİPLERİNİN BİR BAŞKA ÜLKEDE YAKLAŞIK 5 HAFTA KALARAK KÜLTÜREL VE MESLEKİ BİLGİ DEĞİŞİMİ YAPABİLMELERİNE OLANAK SAĞLAYAN BİR ULUSLAR ARASI ROTARY PROĞRAMI ‘ DIR. 

GİM programına katılabileceğini düşündüğünüz  “ çok iyi derecede ingilizce bilen “  ekip üyesi olabilecek adaylarınızı  14/kasım/ 2003 cuma günü akşamına kadar Bölgemiz GSE Komite Başkanı Rtn. Abdullah Sami PAKSOY ‘ A ( Adana Seyhan RK ) bildirmenizi rica ederim.

Değerli Dostlarım, Ahmet FIĞLACI kardeşimizin annesi İstanbul ‘ da geçtiğimiz hafta içerisinde bir göğüs ameliyatı geçirmiştir. Ahmet Fığlacı kardeşimize geçmiş olsun diyor hasta annesine de acil şifalar diliyoruz.”

Başkan daha sonra bir ayrılık konuşması için Hülya Yazıcı’ya verdi.

HÜLYA YAZICI: “ Buruk bir yemek yiyorum. Sizlerle son yemeğim. İstanbul’da büyük bir firmanın proje departmanı başında bulunmak için aranızdan ayrılıyorum. Çok üzüntülü olarak ayrılıyorum. Hepinizi çok seviyorum. Bana sıcak dostluklar verdiniz. Sağolun.”

Hülya Yazıcı’nın ayrılığı bizleri de çok üzdü. Kendisine yeni işinde başarılar diliyoruz.

Daha sonra geçen hafta sayısal yetersizlikten dolayı bu haftaya ertelenen “kulüp ofisi” konusundaki genel kurulumuz aşağıdaki gündemle başladı.

1-) Açılış Yoklama ve Saygı duruşu

2-) Genel Kurul Başkanlık Divanının seçim, teşekkülü ve tutanaklara imza yetkisi verilmesi

3-) Sinan Mahallesi 3928 ada 10 parselde kayıtlı Derneğimizin taşınmasızın satılmasına, kullanıma uygun bir taşınmazın alınmasına ve alınıncaya kadar bir taşınmazın kiralanmasına yetki verilmesi,

4-) Dilek ve Temenniler, kapanış.

Saygı duruşu ardından toplantı başkanlığı için Turhan Sözen, yardımcıları olarak Duran Çiftçi ve Figen Ebren seçildiler.

Dilek ve temenniler bölümünde üyeler eski ofis ve yeni alınması düşünülen  ofisimiz ile ilgili düşüncelerini, fikirlerini aktardılar. Sonuçta eski ofisin satılarak kulübün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir ofis alınması ve bu konuda gereken tüm çalışmaların yapılması için “yönetim kurulu”na yetki verilmesi kararlaştırılarak bu karar oylamaya sunuldu ve oybirliği ile kabul edildi.

Ve Başkan herzamanki sözleriyle toplantıyı bitirdi.

Değerli Rotary Ailem !

Açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için uzatalım ellerimizi diyerek 1310.nci toplantıyı kapatıyorum. Hepinize iyi tatiller diliyorum.” 

 

 

B U   H A F T A

       ATSO Tesisleri - 06.11.2003 - 1311 / 20

 

KONUŞMACI

YENİ ÜYE ALIM TÖRENİ

( Saat 17.00 / 19.00 arası)

                   MÖNÜ

KONU

           İFTAR  YEMEĞİ

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

   07-11

ERTUĞRUL YILMAZHAN

 

   08-11

ZEHRA ILIKAN (Vedat Ilıkan eşi)

 

ROTARY  YAZILARI

 

ROTARY'DE "İLK" LER

- Dünyada ilk Rotary Kulübü toplantısı Amerika Birleşik Devletlerinin lllinois Eyaleti, Chicago şehrinde 23 Şubat 1905 tarihinde yapıldı.

- Rotaryenlerin birlikte resmi öğle yemeği yeme geleneği ilk olarak 1909 yılında kurulan California Oakland Rotary kulübünce başlatıldı.

- İlk Rotary Konvansiyonu 1910 yılında Chicago'da yapıldı.

- Amerika Birleşik devletleri dışında kurulan ve kabul edilen ilk Rotary Kulübü 1910 yılında Kanada, Manitoba Eyaletinde Winnipeg Rotary Kulübüdür.

- Kuzey Amerika dışında kurulan ilk Rotary Kulübü, 1911 yılında Irlanda'da kurulan Dublin Rotary Kulübüdür.

- Konuşma dili İngilizce olmayan ilk Rotary Kulübü 1916 yılında kurulan Küba'da Havana Rotary Kulübüdür.

- Güney Amerika'da kayıtlı ilk Rotary Kulüp, 1918 yılında Uruguay'da kurulan Montevideo Rotary kulübüdür.

- Asya'da kayıtlı ilk Rotary Kulüp, 1919 yılında Filipinlerde kurulan Manila Rotary Kulübüdür.

- Afrika kıtasında kayıtlı ilk Rotary Kulübü, 1921 yılında Güney Afrika'da kurulan Johannesburg Rotary Kulübüdür.

- Avusturalya kıtasında kayıtlı ilk Rotary Kulübü, 1921 yılında kurulan Melbourne Rotary Kulübüdür.

 

 

 

DUYDUNUZ MU ?


GEÇTİĞİMİZ  YILIN  AKLA  ZİYAN  OLAYLARI
 

  • Otobüs şoförü 'yandaki kazaya bakarken' otobüsü devirdi; 6 ölü.(11 Şubat)

  • Bıçaklanan adamı arkadaşları, 5 dakika mesafedeki İzmit Devlet Hastanesi yerine "Tanıdık doktor var" diyerek Gölcük'e götürürken yolda can verdi.(15 Subat)

  • Kurban Bayramı'nın daha ilk dakikalarında 103 kişi kendini yaraladı; bir tosun da 5'inci kattan düştü! Japon turistler sokaklarda kurban kesen Türkler’i kameralarla kaydetti.

  • Evine gelen elektrik faturasını gören Kemal Derviş "Bu faturalar herkese böyle mi geliyor? Bu millet buna rağmen isyan etmiyor ha... Türkiye'de isyan çıkmayacağına inandım" dedi. (25 Şubat)

  • Malatya'da hırsız, çaldığı malları koyduğu yerde bulamayınca polisi aradı! 

    (27 Subat)

  • Bursa'da Umut Semerci adlı genç "Bir Çift Yürek"i okuyup Aborjinlere katılmak üzere evden kaçtı. (4 Mart)

  • Bir adam halay çekerken kendini bıçakladı!

  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için düzenleyeceği şenliğe çağıracağı isimleri açıkladı: Tecavüzden hapis yatan Doğuş ile kadın dövmeyi savunan İbrahim Erkal. (5 Mart)

  • Bülent Ecevit, dramatik bir tonla "Barış değil savaş istiyoruz" dedi; aynı gün Tayyip Erdoğan'ın sürç-ü lisanı "Kürdistan" oldu. (7 Mart)

  • Yozgat'ta Mc Davut's' adıyla köftecilik yapan adama McDonald's uyarıda bulundu. Köfteci, "McDonalds'a bir zarar verdiysek özür dileriz" dedi. (9 Mart)

  • Diyarbakır'da DGM katibi ile odacısı yargıcın kaşesi ile mührünü kullanarak Avrupa'ya iltica etmek isteyenlere para karşılığı "gıyabi tutuklu ve PKK'li" belgesi verirken yakalandı!

  • Rize ve Giresun'da iki kişi kendi kestikleri ağacın altında kaldı. (11 Mart)

  • Bartın'da 34 yaşında bir adam, ahır kapısına bağladığı kuzuya tecavüz ederken yakalandı. (13 Mart)

  • 73 yaşındaki dede, ineğe tecavüz ederken yakalandı. (14 Mart)

  • Konya'daki bir markette avakadonun yanında 'kullanma kılavuzu' verilmeye başlandı. (15 Mart)

  • Trabzon'daki bir çiftin kızlarına, her gün önünden geçtikleri GIMA marketin ismini verdikleri ortaya çıktı.

  • Tunceli'de 3 bin kişi birahanede çalışan 8 kadına karşı yürüdü. (25 Mart)

  • Nuri Ergin "Şambabası, satanist, anafo, sanal Pokemon, kınalı kuzum, Ciguli, Marziye" benzetmeleri yaptığı Alaattin Çakıcı ile barışabileceğini söyledi.

  • Kurusıkıya gerçek mermi! Samsun'da kurusıkıya gerçek mermi koyan 2 kisi birbirini yaraladı.  (29 Mart)

  • 'Kümes Hayvanları Derneği' adı altında horoz dövüştüren gruba “Hayvan Dostları Derneği” baskın yaptı; 4 kişi yaralandı.

  • Urfa'da 2 çete, 13 yaşındaki usta kapkaççı M.Y.'yi transfer etmek için otomobil önerdi;kavga çıktı, 11 kişi tutuklandı. (31 Mart)

  • Show TV'nin "Kaçak" adlı yarışmasındaki "kaçan adam", Bursa'da kendisini gören 10 kadar işgüzar tarafindan "Kaçak lan bu" denilerek dövüldü. (5 Nisan)

  • Sheraton Otel faturası, Zekeriya Beyaz’ın erotik yayın yapan Pay TV'yi izlediğini ortaya koydu. Televizyonu açtığında porno yayınla karşılaştığını savunan Beyaz, "4 kişi ne yapıyorlardı öyle, insan insanlığından çıkıyor vallahi" dedi. (9 Nisan)

  • Kayseri'de "Ben Cebrailim (Azrail bile değil!) hepinizin canınızı alacağım" diyerek tehditler savuran adam çevresinden 200 milyon lira haraç aldı.

    (21 Nisan)

  • Sinop'ta bomba dersi veren bir adam 'gerçek bomba ile verdiği' derste pimi açık unutunca yaralandı. (26 Nisan)

  • İngiltere'de bir midilliye tecavüz ederken pantolon ve cüzdanını düşüren Tuncay Özcan, polise soygun ihbarı yaptı. Ancak DNA testi skandalı ortaya çıkardı. (30 Nisan)

  • Bursa'da iki adam, uzun yolculukta tek kapılı arabada arkada oturan ve sürekli tuvalet ihtiyacı duyan arkadaşlarını başını mermere vurarak öldürdü. (30 Nisan)

  • Bursa'da bir adam, fabrikada çayına çiş karıştırıp şaka yapan 3 arkadaşını pompalı tüfekle öldürdü. (3 Mayis)

  • Hayvansever katiller! Gaziantep'te bir adam yavru kazını yiyen kediyi pompalı tüfekle vurdu; kedinin sahibi de döner bıçağıyla adamı öldürdü (19 Mayıs).

  • Silifkeli Ünal Pişirgen, inek maketinin içine koyduğu soğutucudan 'sağdığı' ayrana 'inek kola' adını verdi. (22 Mayis)

  • Vanlılar köy-kent projesi için gelen Dünya Bankasi yetkililerine "Biz kent istemiyoruz, inek verin yeter" dedi. (28 Mayıs)

  • Bursa'da bir adam diğerini "Sol eliyle çorba içtiği için" öldürdü (29 Haziran).

  • Adanalı seyyar lokantacı Osman Çakmak, zabıtadan kaçmak için büfesini raylı sistemle taşıdı.(8 Temmuz)

  • Kıyısında 'içtiği' Sapanca Gölü'nü 'o kafayla' yüzerek geçeceği iddiasına giren Ali Pehlivan boğuldu. (10 Temmuz)

  • Konya'da akıl hastaları, hasta bakıcının anahtarlarını çalarak kaçtı. (15 Temmuz)

  • Giresun'da çarpısan otomobillerde kavga çıktı 1 ölü; 2 yaralı. (15 Temmuz.)

  • Giresun'da cami avlusunda iskambil oynayan kardeşleri uyaran muezzin öldüresiye dayak yedi. (19 Temmuz).

  • Adana'da döner ustası Yunus Şen, dürümün içindeki eti az bulan müşterisince öldürüldü. (19 Temmuz.)

  • Evin yolunu şaşırınca...Sarhoş olup 5 ay önce taşındığı evi kendi evi zannederek içeri giren, rahat rahat televizyon seyreden adam ev sahiplerinden yediği dayak nedeniyle öldü. (22 Temmuz).

  • Adana'da oğlunun sünnet düğününde hep aynı şarkıyı çaldıran grupla tartışan adam bir kişiyi öldürdü (22 Temmuz).

  • İki komşu kadın TV sesinin yüksekliği nedeniyle gündüz kavga ettiler; gece de esleri kavga etti; 1 ölü. (24 Temmuz).

  • Gaziosmanpaşa'da 3 kafadarın, 370 metrelik elektrik kablosuyla yaptıkları ışıklı uçurtmayı halk UFO sandı. (27 Temmuz)

  • Rize'de boşanmadaki mal paylaşımında kavga çıktı; 1 ölü, 5 yarali. (10 Ağustos)

  • İzmit'te Ahmet Üstün'ü kaçırdığı genç kızın yakınları önce dövdü; sonra da 2 saat boyunca kırmızı bez parçalarından yapılan bir dansöz kıyafeti ve topuklu ayakkabılarla mahallede 'oynattı'. (13 Ağustos)

  • Kolici katil, tahliye talebi reddedilince hakime saatini fırlattı. (24 Eylül)

  • Konya'da biri cami avlusuna krizde bakamadığı gerekçesiyle hamster bıraktı.

  • Cihangir Parkı'nda Keje adlı dizinin çekimlerinde rol gereği biri bıçaklandı. Tinerci Adil Çalışkan, "Güçsüz birine saldırmak olur mu?" diyerek iki kameramanı kalçasından bıçakla yaraladı. (29 Eylül)

  • Diyanet İşleri eski Başkanı ve eski Devlet Bakani Dr. Lütfi Doğan,kadınların ne hissettiğini anlamak için evinde türbanla dolaştığını açıkladı. (9 Ekim)

  • Tansu Çiller Kırklareli halkına, "Allah'ı size emanet ediyorum" diye seslendi. (12 Ekim)

  • BBG üçüncü dönem birincisi Kaan'ın annesi İstanbul ikinci bölgeden bağımsız milletvekili adayı oldu; oğlunun fotoğrafıyla dolaşıp "Bu çocuğu ben yetiştirdim" diyerek oy istedi.

  • Eskişehir'de, taraftarlar derneği başkanı Deniz Yılmaz  gözaltına alındı. Polis, Yılmaz'ın kendini duvara vurup akciğerlerini patlattığını, kaburgalarını kırdığını açıkladı.

  • Tost makinesi gözaltında! Televole ekibi, taaa Kıbrıs'a kadar giderek Çağla Şikel' in mesajında adı geçen tostu yapan makineyi buldu!

  • Erzincanlılar, Arçelik reklamında "korkak" bir bekçiyi canlandıran  Şafak Sezer'e kızınca oyuncu özür diledi. (27 Kasim)

  • Samsun'da bir genç silahla Atatürk büstünü rehin aldi. Ertesi gün de büste çiçek koydu.

Rtn. Fatma KIZILIRMAK

 

 

    SİZİN KÖŞENİZ

 

 

Savaşın Öbür Yüzü: Diğer Tabiat Varlıklarına Etkisi 

 

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre; savaş devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştiği silahlı mücadele veya muharebe olarak ifade edilmektedir. Cicero ise “Savaşta yasalar susar” der. Her ne kadar akıl ve bilgi çağında olduğumuzu düşünsek de halen sorunları konuşarak yani diyalog ile çözülmesi beklenirken diyalog yerine düellonun tercih ediliyor olması çağımıza yakışmıyor. Ünlü Carl von Clausewitz’in “Savaş Üzerine” adlı eserinde ise savaş şöyle ifade edilmektedir: “Savaş, çok genişletilmiş bir düellodan başka bir şey değildir”. Savaş aslında satrancın geniş bir alanda gerçek silahlarla yapılanıdır. Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir. Tek tek yapılan düellolar kavga, çok sayıda düellocu işin içine girince savaş oluyor. Clausewitz “savaşın karakteri onu oluşturan düşüncelerle yönetilmektedir” diyor. Savaşı kazanmak ve güçlü olmak için iyi siyaset yapmak ve asker beslemek gerekiyor. Dolayısıyla Clausewitz’in de dediği gibi savaş “siyasetin farklı araçlarla sürdürülmesi” yani askeriyenin siyasi gücünü göstermesidir. İnsanın insanla mücadelesi veya diğer canlıların kendi aralarında verdikleri mücadele aslında içgüdüsel olarak var olmasının veya yaşamını sürdürmesinin kaynağı olan bir tür çekişmedir. Daha doğrusu sürdürülebilirliğini garanti altına alma mücadelesidir. Bu çekişme kan dökmeye dönüştüğü zaman adı savaş olur. Bu savaştaki amaç beslenme, üreme ve yaşama alanını genişletmektir. Diğer canlıların tersine içgüdüsel olarak hareket etmeyen insan ise, insan olma sürecinde bu savaşa bir de ben duygusunu katarak zorunlu beslenmenin dışında kendisini kabul ettirmeyi de sisteme katmıştır. Tacitus ise “İnsanlar yalnız inandıkları zaman savaşsalardı savaş çıkmazdı” demiştir.

          Bir tür doğu öğretisi olan ve Japonca’da reiki veya “rei” olarak ifade edilen ruhsal bilgelik öğretisinin amacı bireyin kendini tanımasını sağlamak ve onu egoları ile yüzleştirmektir. Bu öğretide dünyada yaşayan tüm insanlar aynı hak ve özgürlüklere sahiptir ve kimse kimseden üstün değildir. Bu yüzden bütün zenginlikleri ortak paylaşmalıyız ve ihtiyacı olanlara sunmalıyız. Bu da ancak kişinin egosunu yıkarak yani kendisini aşması ile gerçekleşir. İnsanlık tarihine baktığımızda bildiğimiz düşün, felsefe ve doğa bilginlerinin bütün amacı da bu değil miydi? Bakın Goethe, Storm, Shakespeare, Maugham, Nash, Sokrates, Platon, Aristoteles, Konficius, R. Tagor, Gandi, Erasmus, Descartes, Mevlana, Yunus, Hacıbektaş Veli gibi düşünce ustaları ve benzerlerinin hepsi insanı merkeze alarak insanın sahip olduğu yaşam enerjisini ömrünü daha sağlıklı ve mutlu geçirecek şekilde bilinçli ve düzenli olarak kullanmasını öğretmişlerdir. Hepsi yaşamalarında (felsefelerinde) akıl zenginliğinin para zenginliğinden daha kıymetli olduğunu işlemişlerdir.

          Kişilerin her şeyleri var, fakat gözleri aç; egoları, kişileri dünyanın öbür ucundan ta buralara kadar maceraya sürüklemektedir. Ego deyince insanın doğuştan getirdiğine inanılan bu olguyu yeterince tanımadığı, fakat yaşam içerisinde gelişerek olgunlaşması doğayı ve kendisini tanıması ile biraz törpülenmektedir. İçine sürüklendiğimiz şu anlamsız savaş süreci de bunun bir göstergesi olsa gerek. Dünyadaki demografik dağılım ve birim km2 başına insan sayısı ve doğal zenginlikler yönünden belki de en şanslı ülkelerden biri olan ABD bunca zenginliğine karşın kendisi ile hiçbir coğrafi komşuluğu olmayan Ortadoğu petrollerine ve bölgenin diğer zenginliklerine sahip olmak istemektedir. Neden? Niçin? Bu kadar kan ve gözü yaşlı insanın geniş bir coğrafyada halen bütün olarak olup bitenden haberi olmayan bir durumda savaşların mağduru olması neden?

          İnsanı doğadaki tüm canlılarla bir tutarsak, bugünkü konumuna, esas amacından uzaklaşarak buralara nasıl geldiğini de daha iyi anlarız. İnsanın savaşlar konusundaki deneyimi tarihleri kadar eskidir. Bir zamanlar ipek, pamuk ve keten için verilen perde arkası savaşlar bugün petrol için verilmektedir. Yani son yıllardaki savaşlara baktığımızda, tamamının temelinde “enerji” kaynaklarının ele geçirilmesi, enerji kaynaklarına farklı bir şekilde ulaşma olduğunu açıkça görebilmekteyiz. Afganistan’da değerli taşlar, Irak ve Venezuela’da petrol, Afrika'da elmas ve petrol bölgeleri sürekli savaş sürecinde.

          Hindistanlı doğa filozofu veya bir tür doğa tarikatı kurucusu olan Jiddu Krishnamurti’nin beğendiğim “Dünyayı sevmiyoruz ondan yalnızca yararlanıyoruz” sözü çok yönlü olarak günümüz olaylarını aydınlatacak düzeydedir. İnsanın bilinçli kısa yaşam tarihi incelendiğinde son 10 bin yıldır ekonomik çıkarları için birbirini boğazlamakta olduğu savaşlar yoluyla ön plana çıktığı görülmektedir. Bu kavgadır ki insanın insan üstünlüğü için her tür savaş teknolojisini geliştirdi. Bir zamanlar birbirlerine ok fırlatan yerliler sonra kılıç daha sonra tüfek, top ve nihayet askerler karşı karşıya gelmeden kıtalararası füzeler fırlatarak birbiri üzerine üstünlük kurmaya çalışmaktadır. Bugün  bu kavgada kişinin fiziksel gücü yerini beyin gücüne bırakmış durumdadır. Köroğlu’nun dediği gibi “tüfek icat oldu mertlik bozuldu”.

            Tabii bu arada modern savaşların doğa üzerinde yarattığı tahribat rakamlarla ifade edilemeyecek kadar yüksek düzeydedir. Savaşı kazanmak için kullanılan radyoaktif bombalar, yakıcı alev bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar doğa üzerinde bir daha yaşanmayacak şekilde derin tahribat yaratmaktadır. Japonya’ya atılan atom bombasının etkisi halen sürmektedir. Savaş belki de insanı öldürerek kontrolü sağlamaya çalışmaktadır fakat savaşın bir de diğer mağdurları vardır ve esas tahribat doğaya yapılmaktadır. Savaşın diğer mağdurları yeryüzü coğrafyanın dağılımında kendi yaşama alanları dışında hiçbir sınırdan ve haritadan haberi olmayan diğer bitki ve hayvan türleridir. Ansızın yok edilen yaşam ortamlarında daha önce hiç tanışmadıkları değişik zehirleyici ve öldürücü gazlar ve şarapnel parçaları ile karşılaşmışlardır. Bir çok canlı türü bombaların, füzelerin ve uçakların sesinden ürkerek alanlarını terk etmektedir. Yaşama alanları kirletilen veya yok edilen bu canlıların bir çoğu endemik ve bir başka bölgede yaşama şansları sınırlıdır. Bilindiği gibi savaşın olduğu bölge göçmen kuşlarının uçuş yolu üzerindir. Amerikalıların kuşların uçaklara zarar vereceğini düşünerek havada imha ettiği rapor edilmektedir. Özellikle mevsimin ilkbahar olması ve kuşların kuzeye doğru göçlerinin başlaması nedeniyle çok sayıda kuşun öldürüldüğü söyleniyor. Yıllardır Adana İncirlik hava üssünde kuşların uçaklara zarar vermemesi için öldürüldüğünü ve bazı sesler gönderilerek hava alanı çevresinden uzaklaştırıldığını duyuyorduk ancak, 9 Mart 2003 tarihli Milliyet gazetesinde Can Dündar “Önce leylekleri vurdular” adlı yazısında konuyu kamuoyuna taşıyarak, savaşa katılacak uçakların zarar görmemesi için leylekleri silahlar ile öldürerek ortamdan uzaklaşmasını sağlamaktadırlar. Savaşı kazanmak için bazen doğa, aracı olarak kullanılmaktadır. Basına yansıyan bilgilere göre, Amerikan ordusu çok sayıda yunus, foks balığı, tavuk ve güvercinin değişik amaçlar için orta doğuya ve Hint okyanusuna getirdiği yazılmaktadır. Yine örnek olarak; Körfez Savaşı sırasında çevreci güçleri Irak yönetiminin üzerine sürmek ve kendilerine destekçi bulmak için, Kaliforniya kıyılarında bir tankerden sızan petrol artıkları ile cebelleşmiş ve artık yürüyemeyecek düzeyde yorgun düşen bir karabatak kuşu körfezde Irak yönetimin petrol kuyularını denize akıtmasının bir kurbanı olarak bütün dünya medyasına sunuldu ve ne yazık ki çoğumuz buna inandık ve üzüldük. Fakat sonradan anlaşıldı ki bu bir savaş oyunuymuş. Savaş sırasında Irak yönetimi Kuveyt'ten çekilirken yüzlerce petrol kuyusunu ateşe verdi; ortama salınan dumanların etkisi bütün Ortadoğu ve Türkiye'de günlerce hissedildi ve bu toksik gazlar başta atmosfer olmak üzere toprak ve bitkileri kirletmiş oldu. Bugün yine petrol kuyuları sabote edildikleri için gök yüzüne toksik gazlar saldıkları bütün medyada görülmektedir. Bu durumda doğal çeşitliliğin savaşlarca yok edilmesine kaşı duruş noktası, savaş karşıtlarının nirengi noktalarından biri olmalıdır.

Çoğumuz Vietnam’da, 1991 Körfez Savaşı’nda, Bosna’da, ve Afganistan’da son yıllarda atılan yakıcı silahların zararlı etkisinden hangi makro ve mikro canlıların zarar gördüğünü bilmiyoruz. Dünyanın bu bölgelerinde yaşayan ve eğitim düzeyi düşük olan bu insanlardan dünyanın kaç bucak olduğunu hayal bile edemeyen kaç kişi askere alındı ve öldürüldü? Kaç çocuk gözlerini hayata açmadan öldü? Bugün bütün dünya televizyonları her gece yeni üretildiği ve kullanıldığı söylenen yüzlerce kg ağrılığındaki bombaların tahrip ettikleri alanlarda ölen çocuk, kadın ve yaşlıların resimlerini göstermektedirler. Pekala dünyadan haberi olmayan ve bu savaşta hiçbir sorumluluğu olmayan kaç kişi daha ölecek? Bunun hesabını kim verecek?

İnsanın enerji kaynaklarını elde etme sevdası ve hırsı, beyaz insanın deniz aşırı ülkeleri kontrol altına alma  kavgasını doğurmuş ve körüklemiştir. Tıpkı uzaya yolculuk ve uzay teknolojisi alanında yaratılan teknolojik gelişmeler gibi. Fakat bu kazanımlar kaybedilenlerin yanında yine de küçük kalmıştır. Beyaz adamın enerji kavgası kendisini en iyi Amerika kıtasında Kızılderililerle girdiği savaşta gösterdi. İlkel olarak adlandırılan yerli ile modern adamın toprak kavgası şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Kızılderili reisi Seattle'in, 1854'te, kendi topraklarını istila eden beyaz adamların (adem oğullarının) liderine yani ABD Cumhurbaşkanına yazdığı mektupta yaşamın kaynağının toprak olduğunu ve bunun vazgeçilmezliğini vurgulamaktadır. Bugün bu olgu halen devam etmektedir. Maalesef bugünkü durumu analiz edemeyen doğal çeşitliliği ve yaşamın sürdürülebilirliğini bilmeyen ama bir şekilde iktidara gelmiş bir çok insan güçlü; mazlumlar, evinde, işinde olan insanlar ise zayıf durumdadırlar. O zaman savaşı Beyaz adam kazandı; fakat insanların gönlünde savaşı yerli, ilkel ama bir o kadar da onurlu ve ilkeli Kızılderili uzak görüşlülüğü ile kazandı.

Benzer şekilde Reiki öğretisinin en önemli duası ise; “Bugün dürüst olacağım; tüm varlıklara karşı nazik ve saygılı olacağım”. Tüm canlılara karşı saygılı olmak için savaşa karşı olmak gerekir. Huxley “Savaş kesinlikle bir ‘doğa yasası değildir” diyor. Darwin “Doğaya karşı olan hiçbir şey uzun zaman yaşayamaz”. Doğada her zaman bir denge vardır ve insan bencilliği katılmadığı sürece bu denge korunacaktır. Ancak insanın sınır ve yasa tanımaz arzusu sonucu oluşan savaşlar doğa (bitki ve hayvan nesillerinin) tahribatına neden olmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk ise “Ulusların yaşamı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir”.

Biyologların bildiği gibi bu bölge ve coğrafya fesleğenler, hurma ağaçları, asma bahçeleri, leylekler, horozlar, develer, yılanlar ve ceylanların ana yurtlarıdır. Yakın geçmişte bu bölgede endemik bir yılan türü bilimsel makalelere yansıdı. Yanı başımızdaki Amanos Dağları ve bölge bir çok endemik bitkinin merkezi olması nedeniyle olası bir savaş ve yangın durumunda veya toksik gazlar bu bitkilere zarar verecektir. Ayrıca Toros dağ sıralarında bulunan doğal hayvanların ölmesi veya ortamı terk etmelerinin yaratacağı dengesizlikler onarılamayabilir. Bu canlıların yaşam için ne anlama geldiğini ancak ekolojinin önemini bilenler anlar. Bu coğrafyada yaşayan ve bir bitki besleme bilimcisi olarak biyolojik çeşitliliğin ne anlama geldiğini bilen bir bilim adamı olarak bu canlıların avukatlığını yapmak isterim.

İnsanlık tarihinin bir tarım tarihi olduğunu düşünen ve bu konuda araştırmalar yapan bir bilim insanı olarak yaşamın şekillendiği ilk coğrafyalardan biri olarak bilinen ve 8.000 yıllık insanlık birikimi olan ve halen yer altında çıkarılmamış binlerce yerleşkesi olan Mezopotamya’nın (Yunanca’da “mezo (orta, ara)” “potamya (nehirler)” anlamına gelen “iki nehir arası”) bu şekilde göz göre göre tahrip edilmesine kimin gönlü razı olur? Dünyanın en eski kentlerinden olan “Urak”un kıyas kabul edilmez olarak İncil’de bahsedilen kent bu bölgede bulunmaktadır. Asur saraylarının bulunduğu görkemli Ninova kentleri, Abbasi sarayları bütünüyle bu bölgededir. İnsanlığın ekmek kavgası dediği ekonomik ve ego savaşları bu bölgede binlerce defa yaşandı. İnsanlık tarımı, ticareti, yazıyı bu topraklarda yarattı. İlk devlet bu bölgede kuruldu. Matematik, cebir, kimya, çanak-çömlek sanatı bilgileri bu topraklardan dünyaya yayıldı. Bugün saat sisteminde kullandığımız 12’lik sistem Babiller tarafından bulunmuştu ve halen kullanılmaktadır. Bölge önemli derecede tarihi eserlerin bulunduğu zengin bir mirasa sahiptir. İnsanlık tarihinin en önemli süreçleri bu bölgede meydana gelmiş olup, halen bilinmeyen bir çok alanın araştırıldığı arkeologlar tarafından belirtilmektedir. Tesadüfen yakın geçmişte “Zaugma” Fırat'ın kıyısında bulundu. Düşününki daha niceleri halen yer altında bulunmaktadır. Bütün kutsal kaynakların beslendiği, Gılgamış destanının beslendiği Sümer uygarlıkları ve onların insanlık tarihini oluşturmadaki kilometre taşları bu topraklarda atıldı. Dünyanın birkaç harika eseri nemrut, babil bahçeleri bu bölgede bulunmaktadır. Halen bulunamayan River of Eden (Cennet vadisi), Nuh’un Gemisi’nin bu bölgede olduğu bilinmektedir. Bütün bunlar hepimizin atalarının geçmişini nereden geldiklerini ve nereye yöneldiklerini göstermektedir. Yarın insanlığın ortak mirası olan ve geçmişini aydınlatacak bu tarihi eserlerin tahribinin hesabını kim verecek?. Hangi akıllı füzeye güvenerek dünyada bir başka eşi olmayan tarihi eserleri, sarayları, müzeleri orta yerde bırakabiliriz? Hiçbir savaşın getirisi bu değerlerden daha kıymetli olamaz. Nihayet basına yansıyan bilgilere göre, içinde çok önemli tarihi eser bulunan bir müzenin bugün vurulduğu belirtilmektedir.

Tarih ve coğrafya bilgisi zayıf olduğu söylenen ABD Başkanı George W. Bush Jr’ın bu bölge hakkında ne kadar bilgisi var? Bölgede çıkan bu savaşın sınırlı alanla kalmayacağı bir çok ülkeyi etkileyeceği bilinmektedir. Bu savaşta şu ana kadar kullanılmayan son teknoloji silahların kullanıldığı bizzat savaşa katılan ülkelerin yetkilileri tarafından belirtilmektedir. Değişik dalga boylarında ışınlar ile yapay şimşekler yaratılarak elektronik araçları ve insanların sersemleştiren Enerji bombaları kullanmayı düşündüğü söylenmektedir. Lazer ışınları ile araçların hareket edemeyeceği biçimde lastiklerinin yerinde eritilmesi. Tabii bütün biyolojik organizmalarında anında eritilerek yok edilmesi mümkün olacaktır. Belki basına yansımayan bilinmeyen yeni silahları da kullanılarak insanın dolayısıyla diğer canlıların hareket yetenekleri ortadan kaldırılmaya çalışılacaktır. Birinci körfez savaşında uranyumlu bombalar yanında halen açıklanmayan bazı gazların kullanıldığı ve bunların savaşa katılan askerlerin beyin ve sinir sistemlerini çökerttiği söylenmektedir. Bu savaşta seyreltilmiş uranyum bombalarının kullanılacağı ve bunun da bölgedeki insanlar ve başta kanser olmak üzere tedavisi zor olan bir çok hastalığın ortaya çıkacağı belirtilmektedir. Acaba bu bölgedeki diğer hayvanlar nasıl etkilenecek.

Sorumlu bir yurttaş olarak kendimi sorumlu hissediyorum. Aklım ve bilgimi kullanarak ve bilinçli bir yurttaş olarak bu bölge ile hiçbir ilişkisi olmayan bir başka gücün hiçbir maddi ve manevi dayanağı olmaksızın bölgemde dünyayı hiçe sayarak çıkardığı ve hiçbir haklı nedeni olmayan savaşın benim de maddi ve manevi olarak zarar göreceğim kesin. Hepimizi TV ekranlarının başında atari filmi izler gibi canlı savaş görüntüleri ile başta çocuklar olmak üzere hepimiz binlerce km ötede cehennem bombaları ile vurulan insanların ölülerini izleyerek psikolojimiz allak bulak olmaktadır. İnsanlığın bilgi çağında akla mantığa gelmeyen bu savaşa izlemek dehşet verici. Euripides “Akıllı insan savaşı önlemelidir” der. Einstein ise “Ben barış için savaşmak istiyorum” diyor. Stefan Zweig ise “Savaş akılla ve sağduyu ile bağdaşmaz. Savaşa karşı savaşmak gerekir” diyor. Yine Einstein “İnsan, savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse, daha iyi değil mi? Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de vermeye hazır olmalıyız” diyor. Jean Paul Sartre “Savaşlar önlenmese, silahlanma tekniğindeki hızlı gelişmeler, insanlığın kendi kendisini yok etmesiyle sonuçlanacaktır”. Düşünür, yazar, ABD Columbia Üniversitesi öğretim üyesi prof. Edward Said İsrail’in Filistin’e uyguladığı savaşa karşı tutumunu İsrail sınırına sembolik olarak dünya kamuoyu önünde taş fırlatarak karşı çıkmıştır. Platon “Yeryüzünün iki gücü vardır akıl ve kılıç. Çoğu zaman akıl kılıcı yenmiştir” der. Belki de Edward Said aklın yolunu göstermek için yazdığı onlarca makalesi ile birlikte Amerika’dan Filistin’e giderek İsrail sınırında karşı duruşunu göstermiştir. Toplum bizlerden üniversitelilerden savaş konusunda ne düşündüğümüzü göstermemizi beklemektedir. Üniversitelerin araştırma, eğitim ve öğretim yanında bir diğer görevi de toplumu aydınlatmak ve bilgilendirmektir. Yalçın Bayar 15 Şubat 2003 tarihli Hürriyet gazetesindeki köşesinde bir okuyucunun “YÖK ve Üniversiteler milli meselelere çok hassaslar, acaba bizim ile hiçbir alakası olmayan ve bizi etkileyen bu savaş konusunda ne düşünüyor” diye soruyor. Bu ve benzeri sorular hepimize sorulmaktadır. Acaba insanlığın bilim adamı olarak omuzlarıma yüklediği sorumluluğu ne ölçüde yerine getiriyorum diye kendimi sorguluyorum.

Çıkarım için güçlüden yana mı olayım, yoksa doğrudan ve haklıdan mı yana olayım diye düşünüyorum. Güçlü bugün Bush, Saddam gibi silaha, paraya ve sahip oldukları otoriteye dayananlar ve onların bir avuç alkışlayıcıları!. Doğru ise bu coğrafyada binlerce yıldır birlikte yaşayan insanlar, hayvanlar ve bitkilerdir. Küçük çıkarı için güçlüden yana olmak veya karşı durmak bir kişilik sorunudur. Baskılara boyun eğmeyen, başkalarının sırtından çıkar sağlamayan, kendi değer yargıları doğrultusunda kişilikli olmayı, tutarlı düşünce ve davranış sergilemeyi, onur ve saygınlığı ön planda tutmayı esas alan, esen rüzgara göre yelken açmayan, rüzgargülü olmayan bir kişilik şekli gereklidir. Kişilikli davranışlar kişiye saygınlık kazandırır. Onun, bunun uyduluğuna soyunmuş, bağımsız karar alamayan, ilkeli davranmayan bir kişi, toplum ve devlet indinde saygınlık kazanamaz ve güven yaratamaz. Bireylerin kişiliği gibi toplumların ve kurumların da kişilikli davranışları bulunmaktadır. Stratejisi ve amacı belirlenmiş istikrarlı gelişen kurum, kuruluş ve devletlerin içeride ve dışarıdaki saygınlığı her zaman yüksektir. Bunu hayatı boyunca cepheden cepheye savaşmış komutan Mustafa Kemal daha iyi gördüğü için “benim karakterim özgürlüktür” diyerek Türk ulusunun kendi kaderini kendisinin çizmesini ve kendi ayakları üzerinde durmasını savunmuştu. İsmet İnönü, Kıbrıs konusunda Türkiye’yi sıkıştıran Amerikan Cumhurbaşkanı Johnson‘a yazdığı mektupta ”Dünya yeniden şekillenir, Türkiye de yerini alır” diyerek kişilikli ve bağımsızlıkçı bir tavır sergilemiştir. 

Sonuç olarak günümüzde kavga komşu ile sınır adına değil, enerji kimde ise onunla ve üleşen vampirler arasında yapılıyor. Şu anda ABD-İngiltere cephesi bir yanda, dünya diğer devleri öbür yanda savaşırken, bölge halkı ise çaresiz elleri kolları bağlı, her gün içeriğinin ne olduğunu bilmedikleri ilk defa kullanılan binlerce tonluk bombanın başlarına nasıl ve hangi yönden yağdırılacağını beklemektedir. Ve her biri bugün de ölmedim diyebilmeyi bekliyor, soğuğa, açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa ve ölümüne yoksulluğa rağmen! Bizler ise sıcak odamızda TV karşısında savaş oyunu izliyoruz. Savaşın diğer mağdurları olan zavallı hayvanlar ve yerinden oynama şansı olmayan bitkiler ise ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyecekleri insanoğlunun ekonomik egosuna kurban gitmektedirler.

Söz konusu olan savaşın bir psikolojik savaş olup az gelişmiş (yalnızca silah sanayi değil bilgi birikimi olarak da) ülkelere ve toplumlara karşı eşit olmayan koşularda bir süper güç tarafından verilmekte olan bir savaştır. Bir tarafta Irak’ın elindeki silahları toplayacaksın, diğer tarafta kendin atom bombası dahil her türlü teknolojik silaha sahip olacaksın. Bilgi birikimi ve bilimsel alt yapısı olmayan Irak’a yıllar öncesinden önce komşuları ile düşman ettirildi. Sonra her türlü biyolojik ve kitle imha silahları, füzeler sattırıldı ve sonra da 8 yıl boyunca İran ile savaştırıldı daha sonrada Kuveyt'e girersen sesimi çıkarman denildi. Şimdi de sende kitle imha silah var deyip Irak savaşa sürüklenmiştir. Bu arada bütün dünyaya medya dahil her türlü rüşvet ve hile yollarına başvurarak savaş kazanacaksın. Bu nedenle bu savaş ahlaki değildir. Hazretli Muhammet savaş hiledir; hileden ibarettir diyor. Savaşı kazanmak için karşı tarafın moralini bozmak için her türlü yalan ve yanlış bilgi verdikleri hepimizin dikkatinden kaçmamaktadır. Bu savaş teknolojik üstünlük ile kazanılabilir. Fakat hiçbir zaman insanların beyninde ve gönlünde kazanılmış bir savaş olmayacaktır.

Neruda “ Savaşa ait ne varsa savaşı da alıp gitsin” der. Brecht de “ Bir gün gelecek, oh diyecek insanoğlu. Silahları bırakın, artık ihtiyaç kalmadı” diyecek. Bu günleri görmek dileği ile.

Herkesin her türlü savaşa karşı daha duyarlı olması dileği ile..... 

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Çukurova Üniversitesi

 

Düzenleyen: Rtn. Gönül  MUTLU 

 

 

       SİZLER’DEN

 


Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.

Dönüşünde sorarlarmış :
Ne gördün?
Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
Döndüğünde yine sormuşlar :
Ne gördün?
Hiç demiş. Hiçbir şey...


Oscar Wilde'in yukarıdaki harika öyküsünü ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve ne demek istediğini anlamamıştım. Daha sonra unutmuşum.

Yıllar sonra rastladığım Haldun Taner'in bir sözü bana öyküyü hem hatırlattı hem de ne demek istediğini çok çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Şöyleydi söz :
"Bir hayalin gerçek olması kadar hayal  kırıcı bir şey yoktur."
Daha sonraları ise bu tema pek çok edebi eserde karşıma çıktı.Örneğin Simyacı'da.
Hâlâ okumamış olan var mı bilmiyorum ama hatırlarsanız orada bütün yaşamı boyunca tek hayali para biriktirip Mekke'ye hacca gitmek olan bir dükkan sahibi vardı.
Adam artık gerekli parayı fazlasıyla biriktirmiş olduğu halde bir türlü gitmiyordu.
Bu hayalin kendisini yaşama bağlayan çok önemli bağ olduğunu düşünüyor ve onun gerçekleşmesi halinde bu önemli bağı yitireceğinden korkuyordu. Haklıydı aslında.


Düşünüyorum da hepimizin böyle hayalleri var mutluluğumuzu bağladığımız, gerçekleşene kadar yaşamı sanki ertelediğimiz.
Acaba hiç düşünüyor muyuz bu istediğimiz her neyse, gerçekleştiğinde iyi mi olacak.
Bir düşünürün hep aklımda tuttuğum bir sözü vardır :
"Bütün dualarımı kabul etmediği için  Tanrıya şükrediyorum"
Belki de daha az üzülmeliyiz gerçekleşmeyen hayallerimiz için.
Belki de aslında sevinmemiz, mutlu olmamız gereken bir şey için gözyaşları döküyoruzdur.
Belki de olaylara bir de bu açıdan bakmayı artık öğrenmeliyiz...

Yalnız hakkınızda hayırlı olan hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle...

Dr. Fatih Sua TAPAR

 

Düzenleyen Rtn. Fatma KIZILIRMAK 

 

BİR  ŞİİR

KAPILAR  KAPANDI...

 

Kapattık  kapıları  dostlarımıza

Mesafeler  koyduk  araya …

 

Bir  merhaba  demek  için,

girmeleri  gerekti  sıraya …

 

Bize  çok  ihtiyaçları 

olduğu  an  meşguldük .

 

Not  bıraksınlardı, sonra 

arardık. Başka  zaman …

 

Sınavdan  en  iyi  notu  aldıklarında,

Gözlerindeki  parıltıyı  göremedik,

Ve, bir  küçücük  armağan  veremedik…

 

Canları  yandığında  bize

koşamadılar  nefes  nefese,

 

Ne  kadar  hasrettiler  bir 

dost  sese…

 

Görüşürüz;  ya  salı,  ya  çarşamba  günü,

Diye  diye  kaçırdık  nişanı,düğünü…

 

Paylaşamadık  o  en  coşkulu 

anlarını…Seveceğimiz  yanlarını…

 

Hayat  denen  suyun  akışında,

Birlikte  çağlayamadık…

 

Ölümlerini  bile  geç  duyduk da…

Vaktinde  ağlayamadık !

 

Bu  hikaye  hem  acı

Hem  uzun

 

Selam  vermeden  geçiyoruz

Artık  yanından  komşumuzun…

 

Herkes…

Bir  yalana  kandı.

Ne  olursa  sebep,

Aslında  kapılar  hep;

 

Kendi  üstümüze  kapandı…
HİLALY
 

Düzenleyen Rtn. Yaşar  SÜZEN 

 

  SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN 

 

KİTAP KÖŞESİ

  
    
YANILSAMALAR KİTABI - PAUL AUSTER

   Karısıyla iki küçük oğlunu bir uçak kazasında yitiren David Zimmer,
yaşayan bir ölüye dönüşmüştür, kederini alkole gömerken günlerini kendine
acıyarak geçirmeyi sürdürür. Bir gece televizyon izlerken, sessiz film
döneminin komedi oyuncularından Hector Mann üzerine bir belgesele
rastlayınca hayata bakışı bir anda değişir. Altmış yıl önce ansızın ortadan
kaybolan ve o zamandan beri kendisinden haber alınamayan bu gizemli
oyuncunun filmlerinin peşine düşen, Avrupa ve Amerika'da dolaşan David,
sonunda onun hakkında bir kitap yazar. Kitap yayınlandıktan hemen sonra
aldığı ve başka bir dünyadan gelmişe benzeyen ilginç bir mektupla hayatı
geri dönülmez biçimde değişecektir. Soluk kesici bir tempoda ilerleyen bu
şaşırtıcı roman, okuru, gülünçle trajik olanın, gerçekle hayalin, şiddetle
yumuşaklığın birbirinin içinde eridiği bir imgeler evreninde dolaştırıyor.
Önceki romanlarında olduğu gibi raslantıların insan yaşamında oynadığı rolün
altını çizen, bütün olayların birbirine bağlanıp çözüldüğü “Yanılsamalar
Kitabı”, Amerika'nın en güçlü ve özgün yazarlarından Paul Auster'in, içeriği
en yoğun, duygusal yanı en zengin romanlarının başında geliyor.

Rtc. Özlem Çölkesen 

 

 

Sevgili Dostlar,

Bizler zaman içersinde bazen sizlere çatıyoruz. Bizim hazırlamaya çalıştığımız bültene daha fazla destek olun, bülteni okuyun, bazı arkadaşlar mail sayfalarını boşaltmıyor vs.. Ancak daha vahim bir durum ortaya çıkınca biz bu sızlanmaları bir kenara bıraktık. Dostlar, lütfen Toplantılara katılınız. Bu husus belki bizim konumuz değil diye düşünebilirsiniz. Rotary’de her rotaryen devamsızlık konusunda kendisini görevli hissetmelidir.

O nedenle biz siz sevgili dostlarımıza, başkanımıza, yönetim kurulu üyelerimize, devam komitemize ve toplantı sorumlumuza devam konusunun daha dikkatli olarak ele alınması gerektiği hususunu hatırlatıyoruz.

Sevgi ve saygılarımızla..
Bülten Komitesi..