Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 24
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

Talya Oteli  25.12.2003   -   1317/26    

Toplam Üye

55 + 12

KONUŞMACI

SERDAR  AYDIN

Katılan Üye

35 +02

KONU

DİL PASAPORTU

Katılım

% 64

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

 

 

 

    MAZERET BİLDİRENLER

KUBİLAY GÜRKAN

ANTALYA DIŞI

DURAN ÇİFTÇİ

      “          “

 

TOPLANTI   NOTLARI

 

Başkan Aytaç Küçükünal bu hafta toplantıya katılamadığı için 1317. ncı toplantıyı gelecek dönem başkanımız Havva Işık yönetti.

Konuğumuz Antalya Koleji müdür yardımcısı Serdar Aydın’ dı.

Serdar Aydın’ ın özgeçmişini yeni üyelerimizden Necati Koç sundu.

“Serdar Aydın 1968 yılında Ankara’ da doğdu. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’ nden sonra 1989’ da Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 1990 yılında Ankara Arı Koleji’ nde İngilizce öğretmenliği görevine başladı.

1992’ de aynı  okulda müdür yardımcısı oldu. 1995’ te Antalya Kolejinde çalışmaya başladı.Halen Antalya Koleji lise müdür yardımcısı olarak çalışıyor.14 yıllık meslek hayatında 8 yurtdışı kongreye katıldı. M.E.B Avrupa Dil Gelişim dosyası projesinde

aktif olarak görev yapıyor. Evli ve iki kızı var.”

Bu haftaki konumuz Dil Gelişim Dosyası bağlamında” Dil Pasaportu” idi.

“Avrupa Konseyinin uygulamakta olduğu projelerden birisi “ diyerek sözlerine başlayan Serdar Aydın konuşmasını şöyle sürdürdü.

“ AB.nin Avrupa vatandaşlığını oluşturma kapsamında 100 kadar ülkede uyguladığı kültürel projeler var. Bunların bir parçası da Dil Projesi. Türkiye de bu projeye 2005 yılında yaygın olarak geçmek için imza atmış durumda. Avrupa Dil Gelişim Dosyası, dil öğrenmeye başladığımızdan beri dil eğitimiyle ilgili ne yapmışsak onla ilgili bilgi ve belgeleri içeren bir dosya.

Dil pasaportu, öğrenciler ve yetişkinler için iki ayrı şekilde düzenlenecek. Yabancı dil bilme seviyemizi gösterecek. 2005’ ten itibaren Avrupa’ da çalışmak için normal pasaport yanında dil pasaportumuz da olacak. Tüm AB ülkelerinde yapılacak girişimlerde Dil Pasaportundaki bilgiler esas alınacak.

Türkiye’ nin dil pasaport taslağı Bakanlığımız tarafından çıkarıldı. Ülke çapında toplam 24 okulumuz pilot olarak seçildi.Bunların 14’ü Ankara’ da, 10’u Antalya’da.

Antalya Koleji pilot olarak seçilen tek özel okul. Bu sebeple sırtımızda önemli bir yük taşıyoruz.”

Toplantı yüzdemiz % 64 oldu bu hafta.

Başkan Havva Işık barış dolu yıllar dileyerek toplantıyı sona erdirdi.

 

 

 

 

 

       B U   H A F T A

       Talya Oteli - 08.01.2004 - 1318 / 27

KONUŞMACI

DR.AHMET UYKAÇ

                   MÖNÜ

KONU

ŞEKER HASTALIĞI

Püreli dana rosto,salata,revani

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

08-01-2004

KEMAL KINAY

12-01-2004

  NEŞE-SALİM GÜLLÜPINAR

09-01-2004

SEMİN KAPTAN

 

10-01-2004

İZZET UZUN

10-01-2004

SÜLEYMAN ÇEVİK

14-01-2004

HİMMET ÖCAL

 

 

 

 

                     

 ROTARY  YAZILARI

 

İLK İSİM VEYA TAKMA ADLARLA HİTAP ETME KURALI

Rotary'nin ilk günlerinden beri Rotaryenlerin birbirlerini ilk isimleri ile çağırmaları ve diğer Rotaryenleri de soyadını söylemeden isimleriyle anmaları olağan olmuş ve o şekilde kullanılagelmişti. Kişisel dostluk, tanışıklık ve dostluk, Rotary olgusunun esas amacı olduğundan, kulüp üyelerinin birbirlerinden bahsettiklerinde o kişilerin resmi sıfatları görevleri veya ünvanları ile değil, sadece ilk isimleriyle anılmaları son derece doğal karşılanıyordu. Rotaryen bir kişi, bir diğer Rotaryenden bahsederken, normalde o kişinin mesleğini veya ünvanını belirterek Doktor, Profesör, Bay, Efendi, Sayın vb. gibi sıfatlar kullanmadan sadece ilk adı ile ondan bahseder; ve karekteristik Rotary Kulübü tanıtma kartlarında ve isim rozetlerinde de bu kural uygulanır.

Avrupa gibi bir kısım yerlerde ise, kulüp üyeleri birbirlerine hitap ederken daha resmi bir dil kullanırlar. Ozellikle Asya gibi yerlerde ise, her yeni Rotaryene bir takma ad verme usulü konmuştur ve genelde bu ya komik bir ad veya o kişinin kişisel özelliklerini belirten bir sıfat veya o kişinin meslek veya adını gösteren bir kelime olmaktadır. Mesala kimyasal gaz üretimi yapan bir fabrika sahibi rotaryen olduğunda ona 'Oksijen' kereste ticareti yapan bir fabrika sahibi rotaryen olduğunda ona "Ağaç', yapı müteahhidine 'Apartman' kırtasiye ticareti yapana 'Kalem' gibi adlar takılmakta, yine buna benzer sözler; Orneğin: 'Düdük, 'Kas', 'Sırıtık' gibi kişilerin fiziksel görünümlerini çağrıştıran yakıştırmalar kullanılabilmektedir.

Takma adlarla kişilere hitap etme usulü genelde yakın arkadaş ve dostlar arasında kullanılan ve hoşluk yaratan bir çağırı şeklidir. Ama bir Rotaryen ilk adıylada anılsa, takma adıyla da anılsa, esas olan kişisel bir dostluk kıvılcımını yakalayabilmek ve yeni hizmet kapılarını aralayabilmek için sağlam adımlar atmaktır.

 

 

 

             ANTALYA  ROTARY  YAZILARI



   KOYE ZİYARETİ VE İZLENİMLER

   26/12/2003 Cuma günü sevgili Rtn.Necati Koç ve sevgili Rotaractlarımızdan
Rtc.Serkan Güvenç ve Rtc.Ali Yanık ile kulübümüzün Toplum Evi'ndeki KOYE
sınıfını ve Eğitim Gönüllüleri Parkı'nı ziyaret ettik, programları hakkında bilgi aldık.

Dersine katıldığımız sınıfın yaş ortalaması yüksekti ve öğrencilerin hepsi bayandı. En hoşumuza giden de buydu çünkü KOYE programının hedef kitlesi sadece değil ama ağırlıklı olarak bayanlar. Kadınları okur-yazar hale getirebildiğimiz ve kadınların okuma-yazma oranını yükseltebildiğimiz müddetçe KOYE programın başarısından söz edebiliriz bence,çünkü okur-yazar kadın oranı kırsal ve gecekondu bölgelerinde  çok çok düşük.

    Toplum Evimizde şu anda 2 grup eğitim alıyor. Hafta içi hergün sabah 9'dan saat 12'ye kadar eğitim sürüyor. 2 grup ise eğitimini tamamladı, birkaç gün içinde de bir sınıf daha açılacak.

    Eğitim Gönüllüleri Parkı'nda ise toplam 3 grup eğitim alıyor. Cuma hariç hafta içi hergün dersler devam ediyor. Pazartesi sabah, Salı hem sabah hem öğleden sonra, Çarşamba sadece sabah, Perşembe hem sabah hem öğleden sonra olmak üzere ders gören 2 grup var. Ayrıca Salı günleri saat 19 ile 21 saatleri arasında ders gören akşam grubumuz var.

    KOYE programındaki öğretmenlerimizin öğrencilerle kurdukları diyalog da bence çok önemli. Çünkü yetişkin öğretiminin en zor taraflarından biri öğrencilerin derslere devamını sağlayabilmek. Bu noktada öğretmenlerimizin öğrencileriyle kurdukları iletişim çok güzel ve çok destekleyici. Hepsine buradan teşekkür ediyorum.

   KOYE Projesi Rotary Kulüplerinin gerçekleştirdiği en güzel ve en anlamlı
projelerden biri. Bizler de KOYE ziyaretlerimizi sürdüreceğiz. Çünkü daha birçok yerde sınıfımız var. 26 no'lu Erenköy Sağlık Ocağı ve 18 no'lu Kültür Sağlık Ocağı bunlardan birkaçı.
                                                                           
Rotaryen sevgi ve saygılarımla

Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

 

Konu : Rotary 50.Yılda Nasıl Kutlanmalı

              Aile Komitesi Hakkında Görüşler


Ev Sahipleri : Leyla – İbrahim Coşar
Konuklar: Nurten -  Burak Gönen, Neriman – Himmet Öcal,

Berrin – Ertuğrul Yılmazhan ,Bahriye – Salih Çopur

 

 

Sn. Osman Başkanım,

09/Aralık/2003 Salı tarihli Ocakbaşı toplantı notları aşağıda belirtilmiştir;

 

İbrahim COŞAR ve sevgili eşleri bizlere sıcak bir Ocakbaşı toplantısı yaşattılar. Katılım Ertuğrul YILMAZHAN rotaryen dostumuz dışında tam idi.

Beşiktaş maçının bu tarihte olması sebebiyle gündemin maç ağırlıklı bir toplantı olması sebebiyle verilen konuları tam detayı ile tartışma imkanı olmamıştır. Bu konuların dışında Himmet ÖCAL dostumuz kulübümüzün aktivite yaratmak konusunda diğer kulüplere kıyasla fakir kaldığı ve üye dostlarımızın aktivitelere katılmak konusunda isteksiz davrandıklarını gördüğünü belirterek yeni üye alımlarında bu konuların iyi araştırılarak istekli ve aktif kişilerin kulübümüze alınması gerektiğini belirtti.

Salih ÇOPUR dostumuz kendi dönemi üyelerinin kulübe gerçekten zaman ayırdıklarını ve o dönem dostlarımızın rotaryenlik adına çok ciddi aktivite ve organizasyonlara imza attıklarını söylediler. Ancak bayrağın artık kulübün genç nesil tarafından devir alınıp aktivite ve projeler üretmesi konusunda zaman harcamaları gerektiğini belirtti. Bu konuda gerekli manevi desteği vermeye hazır olduğunu söyledi.

Himmet ÖCAL dostumuz, 19-21 Şubat tarihleri arasında yapılacak RYLA seminerlerinin düzenlenmesi konusunda başkanımızın kendisine görev verdiğini, Ankara’daki bu konuda yapılan ön toplantının çok yararlı geçtiğini belirtti. Bu seminerin kulübümüz tarafından başarılı olması için herkesin katılımcı olması gerektiği, bu sebeple komiteler hazırladığı ve bütün klüp üyelerine bu komitelerde görev verildiğini belirtti. Bu görüş katılan dostlarımız ve eşlerimiz tarafından da, herkesin katılımı anlamında çok beğenildi.

Kulüp başkanımız tarafından görüşülmesi istenilen konu görüşülmeye başlandığında zaman 12:30’u geçiyordu. Bu sebeple konu hakkında detaylı fikir istişaresi yapma şansımız olamadı. Ancak, Cumhuriyete yakışır bir 50. yıl kutlaması olması gerektiği düşüncesi ortaya atıldı.

 

Saygılar

 

Rtn. Burak GÖNEN             

 

 

 

 

 

 

 

DUYDUNUZ MU ?

 

 

Alman Focus Dergisi, düşünce gücünü geliştirmenin yollarını açıklayan bir yazı yayımlamış. İşte herkesin uygulayabileceği ipuçları:

* Sabahları gözleriniz kapalı duş alın. Lifinizi, sabununuzu ,
şampuanınızı el yordamıyla bulun. Böylece dokunma duyunuz gelişir.

* Sağ elini kullananlar sol, sol elini kullananlar sağ elle diş
fırçalamayı, saç taramayı denesin. Beynin farklı bölgeleri uyarılmış olur.

* İşe giderken farklı yollardan gitmeye çalışın. Böylece beyninizi
otomatik pilot sisteminden çıkarırsınız.

* Aracınıza bindiğinizde gözlerinizi kapatın. Kontağın, sileceklerin, radyonun, el freninin yerlerini düşüncelerinizi yoğunlaştırarak bulun.

* İşlerinizi farklı bir sırayla yapın. Hergün gördüğünüz ancak
üzerinde düşünmediğiniz eşyaların yerlerini değiştirin.

* Çalışma masanızda aromalı objeler olsun. Taze ve hoş kokular yeni düşünce çağrışımlarını beraberinde getirir.

* Öğle yemeğine her zaman aynı saatte çıkmayın. Bir saat önce ya da sonra çıkarak rutinden kurtulun. Hatta saatinizi farklı kolunuza takın.

* Arasıra daha önce hiç yapmadığınız yemekleri yapın. Sadece tad alma duyunuzu değil, beyninizi de besleyin.

* Yemek yerken her zaman aynı sandalyeye oturmayın. Ara sıra
ailenizin masadaki oturma düzenini değistirin.

Düzenleyen: Rtn. Yaşar Süzen

 

 

 

 

 

 

    SİZİN KÖŞENİZ



Selen'in başaramadığı (!)

Gençlerin ölümünde büyük kederler saklıdır. Üniversite öğrencisi Selen'in ölümü ailesini perişan etti. Bu ölümün, "uyuşturucu"dan meydana gelmesi ise konuyu medyada yankılandırdı. "Uyuşturucu belası" giderek yayılan bir sinsi problem tabii ki...

Gazetecilerin, "polis uyuyor mu?" veya "okul yönetimleri ne yapıyor?" şeklindeki eleştirileri de haksız veya yersiz değil...

Fakat ne her gencin başına bir polis dikmek mümkün ne de bu tür vakalar tek boyutlu...

Meseleye salt "yöneticiler" açısından değil, "aileler" açısından da bakmak zorundayız.

"Selen'in çok başarılı olduğu" anlatıldı hep. Üniversiteyi kolayca kazanmış olduğu, Bilkent'e girdiği, ingilizceyi su gibi konuştuğu anlatıldı. Buna bir itirazım yok.

Ama tam da işte bu nokta, hem medya olarak, hem de aileler olarak düştüğümüz en büyük tuzak değil mi? Hem de alabildiğine felsefi bir tuzak. Nedir büyük başarı? Ya da gerçek başarı nedir?

Üniversiteyi kazanmak mı? İyi bir fakülteye girmek mi? Sular seller gibi yabancı dil konuşmak mı? Hayır!..

Bunlar "ikincil" başarılardır. Asıl başarıyı destekleyecek, küçük başarı parçaları... Zor bir maçı kazanmak gibidir ama şampiyon olmaya yetmez.

Şampiyon olmak, "yaşam sanatını" sürdürebilmektir. Asıl başarı budur.

Sağlıklı bir düşünce ve davranış sistemi, çevre ile düzenli ve yaratıcı ilişkiler yumağı, hakkını elde etmek için mücadele,hayatın kederleri ile lezzetlerini aynı potada eritebilme, yoksunluk ve zorluklarla boğuşabilme, aldıklarının karşılığını da duygular ve mutluluk paylaşımları ile ödeyebilmektir asıl başarı...

Bunu başarabildi mi Selen? Hayır başaramadı. Aile ortamında, "yaşam başarısının" ortaya konmasına olanak verecek, kendini tarif edebilecek, paylaşımcı ve kendinden emin bir kişilik oluşturacak, yaşam bağlarını güçlendirecek nesnel ve öznel koşulların yaratılıp yaratılmamış olduğu, her genç için hayati değerde sorulardır.

Ailede, karşılıklı sevgi ve saygı ile yaşama tutunma ortamının yaratılmış olması.

Selen'in annesi hekim, babası da iş adamı olduğuna göre, böyle bir ailede, dişe dokunur bir maddi sıkıntı veya kaba, saba, itici, düzeysiz ilişkiler atmosferi beklenemez.

Fakat "yıllar içinde" oluşmuş ruhsal ve duygusal ortamın, Selen'e nasıl yansıdığı veya onun tarafından nasıl algılandığı çok önemli.

Bir evladın her istediğinin anında karşılanması onun "mutlu olmasına" yeterli olabilir de, olmayabilir de... Bu, o ailede yaratılmış "yaşam kimyasına", elementler arasındaki takım oyununa bağlıdır.

Bir genç, topluma katılıp onunla tek başına ilişkiler kurmaya başladığında binbir tuzak ve pespayelikle karşılaşmaya başlar. O genci bu tuzaklardan koruyan temel zırh, ailenin yaşam kimyasıdır.

 Öte yandan Selen, ailesindeki böyle bir yaşam kimyasına rağmen de, ölümcül tercihe sürüklenmiş olabilir. Bu konu, psikiyatri ve psikoterapi alanına girer.

Benim yıkıcı olaydan çıkarmak istediğim ders şu: Yetişkinlerin en birinci görevi, gençlere "yaşama sanatını" öğretmek olmalı.


Dünyaya gelmekle bir "yaşam borcu" altına girdiklerini, insan için en değerli hediyenin "hayat" olduğunu, diğer bütün başarıların ikincil olduğunu davranış ve duygularla ortaya koymak olmalı.

Ki o genç, ailesine vereceği en büyük başarı ödülünün "yaşaması" olduğunu bilebilsin.

İsterse üniversiteyi hiç kazanamasın, isterse de hiç "büyük adam" olamasın...Yeter ki, "yaşamak sanatından" hiç vazgeçmesin...

 

İLKER SARIER

 

Düzenleyen: Rtn.Ege Altay

 

 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

 

 

 Olgunluk

......20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden.. Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.

30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor. İyi sandıklarının hiyanetiyle tanışıyor, sırtında dost işi hançer darbeleriyle;ve en kötü zannettiği, şefkatle imdadına yetişiveriyor..

Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut
çizgilerini birbirine karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu.. Anlıyor ki, iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve kötülük var.... Kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin; kankardeşi. İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi.. İyilik  ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.

Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete dönüşmesine; acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine.. Tevazuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele yürüyor. İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, günahkarla tövbekarı birarada farkediyor: Benim, hükmeden ve boyun eğen;  zulmeden ve acı çeken. Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.. Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete bulayan benim. Kundak  bezime tıpatıp benziyor kefenim.. Hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve  rezil, hayasız ve asil.. Ben, hem örs hem çekicim.

İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı.. Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı iç savaşlarına borçlu, ilerlemesini...

O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir uğraşı bırakıp-başta kendin olmak üzere- insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun; kıymet bilmeyi ve -yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun..

Tükendikçe pahalanıyor zaman; günler azaldıkça uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değerleniyor dostların.. Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar; sevapları ve zaferleri kadar...

Önemli değil kaç kez yenildiğin, önemli olan; kaç yenilgide sonra yeniden doğrulabildiğin...

Bu paramparça ruhlardan, çelişik duygulardan, çatışmanın açtığı yaralardan
mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya....

ki olgunluk diyorlar adına.....


Can DÜNDAR

 

Düzenleyen: Rtn. Yaşar Süzen

 

 

 

 SİZLERDEN

 

Sanal yaşayanlar... 

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok. "Fast live", "fast food", "fast music", "fast love"..
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...

Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi. Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar! Size sesleniyorum! Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten, ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini ? Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?...

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?...
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman.
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını. Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında ?... Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda ?..
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor? Hayat ıskalamayı affetmez !!! Keşkelerle, tühlerle baş başa
kalmadan önce.

(ne acı ve ne çelişkidir ki böyle bir yorumu yine bilgisayardan iletiyorum...) 

Müşfik Kenter

Düzenleyen:Rtn.Fatma Kızılırmak

 

 

 

ATASÖZLERİ

DÜNYA ÜLKELERİ' NDE ÇOK KULLANILAN ATASÖZLERİ
 
Sis, yelpaze ile dağıtılmaz. JAPONYA 
Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir. U.S.A 
Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. TIBET 
Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar.. VENEZUELA 
Kadın gölge gibidir, kendisini takip edenden kaçar, önünden gidenin arkasından koşar. KONGO 
Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapayın. 
PORTEKIZ 
İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar. 
İSKOÇYA 
Hakiki sevgi ayrılıkta unutulmaz. BELÇİKA 
Allah'ın gülü dikenli yarattığına hayret edeceginiz yerde, dikenler arasında gül yarattığına hayret ediniz. ARABİSTAN 
Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler. UGANDA 
Evlilik,bir kale gibidir.Dışarıdakiler oraya girmek için,içindekiler de dışarı çıkmak için uğraşır dururlar. 
TAYLAND 
Çabuk gelen kötü şans, geç gelen iyi şanstan iyidir. ARNAVUTLUK 
Baskalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. ÇİN 
Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır. 
PERU 
Güzellik,kadınlara verilen ilk hediye, aynı zamanda geri aldığı ilk şeydir. ŞİLİ 
Yatağa yattığım zaman, problemlerimi elbiselerimde bırakırım. HOLLANDA 
Taşı delen, suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. BREZİLYA 
Hiç bir mutfak, iki kadını alacak kadar zengin değildir. SUDAN 
Üç taşınma, bir yangına bedeldir. JAPON 
Nisan yağmuru Mayıs çiçeği getirir. KANADA 
Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat onu yetişip geçer. KENYA 
Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir. NİJERYA 
Birleşmek başlangıçtır, birliği sürdürmek gelişmedir; birlikte çalışmak başarıdır. 
U.S.A 
Ilk karını sana Allah,ikinci karını insanlar,üçüncüsünü ise şeytan gönderir. JAPON 
İdealler yıldızlar gibidir,onları tutmak mümkün olmaz ama karanlık gecelerde yolumuza onlar rehberlik ederler. FRANSA 
Yalan, dört nala gider;gerçek, adım adım yürür fakat,gene de vaktinde yetişir.
NORVEÇ 
Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur..İki kez aldatırsa suç sizindir. ROMANYA 
Bir şekilde doğar, fakat binbir şekilde ölürüz. YUGOSLAVYA 
Hak, yenir ama hazmedilmez. 
YUNAN 
Bir adam, en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever. 
İRLANDA 
Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere dökülür. 
ÇİN 

Düzenleyen: Rtn.Gönül Mutlu

 


   KİTAP KÖŞESİ
 
 

  DA VİNCİ ŞİFRESİ - DAN BROWN

   Amerikalı yazar Dan Brown'ın son kitabı ''Da Vinci Şifresi'' haftalardır Türkiye dahil bütün dünyada en çok satan ilk 10 roman arasında. Romanda, Harvard Üniversitesi simgebilim profösörü Robert Langdon,Louvre Müzesi Müdürü'nün öldürülmesi üzerine, Fransız kriptoloji uzmanı Sophie Neveu ile birlikte bu cinayeti çözmek zorunda kalıyor. İkili komplo teorilerini, gizli örgütleri, şifreleri, yüzyıllarca saklanan sırları sevenlerin çok hoşlanacağı bir maceraya atılıyor.

   Leonardo Da Vinci'nin (1452-1519)hakkında en çok teori üretilmiş, en çok kitap yazılmış,en çok efsane yaratılmış ressam olduğu kuşkusuz. Tipik bir Rönesans insanı olan Leonardo, sadece ressam değil, heykeltıraş,mimar, mühendis, her alanla ilgilenmiş bir bilim adamı ve yazılarıyla da bir düşünürdü. Hayatının her anı ve eserlerinin çoğu, ayrı ayrı efsanelerin doğmasına yol açtı. Örneğin ''Ressamların kötü bir ortak yanları vardır, şeyleri kendilerine benzetirler'' diye yazmıştı. Bu yüzden yaptığı birçok kadın veya erkek portresinin aslında birer otoportre olduğu ileri sürüldü. Kendisi de hesaplardan, sayılardan, geometriden, şifre ve bulmacalardan çok hoşlanırdı. Ancak, başkaları da hakkındaki efsaneleri  yıllar boyunca devam ettirdiler ve geliştirdiler. Resimlerinden çoğu da büyük spekülasyonlara yol açtı. Bunlardan üç tanesine, Dan Brown'un romanında önemli bir yer veriliyor: Mona Lisa, Kayalıklar Meryemi, Son Yemek.

   Dan Brown'un en önemli malzemesiyse 1975'te Paris Milli Kitaplığı'nda
bulunan ''Sion Tarikatı''(The Priory of Sion) ile ilgili belgeler. 1099'da Fransız Kralı Godefroi de Bouillon tarafından Kudüs'ün Hıristiyanların eline geçmesinden hemen sonra kurulan bu örgüt, Süleyman Mabedi'nin yerine inşa edilmiş olan Herold Tapınağı'nın yıkıntıları altında bulunduğuna inandıkları belgeleri elde edebilmek için oluşturuldu.

   Bu grup ''Tapınak Şövalyeleri'' adıyla ünlendi. Sion Tarikatı'nın daha doğrusu, kardeşlik örgütünün üyeleri arasında gelmiş geçmiş en büyük matematikçilerden Isaac Newton(ilginç bir insandır Newton; belki matematiğe harcadığından daha uzun bir zamanı Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışarak geçirmiştir.) , Boticelli, Victor Hugo ve evet Leonardo da Vinci var.

    Kitapta inanılmaz bir bilgi bombardımanı var ve bir solukta okunuyor, böyle bir karışım yapabilmek kolay olmasa gerek... Fibonacci dizisi ve Altın Oran gibi matematiksel kavramlar, 13. cuma gibi efsanelerin ve halk arasında inanılan birçok şeyin kökeni de anlatılıyor bu kitapta. Sembollerin hayatımızdaki yeri ve gerçek anlamları verilen diğer bilgiler arasında. Bilgi demem gözünüzü korkutmasın, çünkü çok keyif alacaksınız bu kitaptan...

   ''Entrika ve tehlikenin içiçe geçtiği, okuduğum en iyi gerilim romanı. Kelime oyunları, gizemler ve bulmacalarla örülmüş akıllara durgunluk veren bir öykü.'' CLİVE CUSSLER, yazar

   ''Böylesine bir gerilim romanı yazılabileceğini hayal dahi etmezdim. Ama size birşey söyleyeyim mi? Bu kitabı elimden bırakamadım. Da Vinci Şifresi''nde Dan Brown büyüleyici ayrıntılarla zenginleştirdiği inanılmaz  bir dünya kurmuş. Okumaya doyamadım. Bay Brown size hayranım.'' ROBERT CRAİS, yazar


Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

  

Sevgili Dostlar,  
Hoşgeldin  2004. Umarız hepimize sağlık, mutluluk, başarı getirirsin hepimize.
Bu hafta 2004 yılının ilk toplantısını yapacağız. Geçen hafta yılbaşına denk geldiği için bültene ara vermiştik. Tekrar beraberiz.
Bu sayımızda da dostlarımızın gönderdiği ilginç yazılara yer vermeye çalıştık.
Umarız beğenirsiniz ve katkılarınızı bizlerden esirgemezsiniz.
Varsa eleştirilerinizi de iletmenizi rica ediyoruz.
Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.