Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 27
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

Talya Oteli  05.02.2004 - 1322/29    

 

55 + 12

KONUŞMACI

     SERBEST  KÜRSÜ

 

23 +02

KONU

Katılım

% 42

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

FAHRİ IŞIK

HAVVA IŞIK EŞİ

 

 

 

    MAZERET BİLDİRENLER

EGE ALTAY

ANTALYA DIŞI

NEZİHİ BAYIK

      “          “

İBRAHİM COŞAR

      “          “

AHMET GÖNEN

      “          “

ZEYNEP IŞIK

      “          “

FATMA KIZILIRMAK

      “          “

GÜRAY PARLAK

      “          “

CANSEL TUNCER

      “          “

AHMET ÜNSAL

      “          “

TOPLANTI   NOTLARI

 

Bu hafta toplantı konumuz serbest kürsü olarak belirlenmişti.

Tartışma konuları yaklaşmakta olan Ryla semineriyle ilgili gelişmeler ve 11 Eylül 2004 tarihinde Aspendos’ ta düzenlenecek Barış Konserine ilişkin düşüncelerdi.

Fakat Başkan Aytaç Küçükünal başka önemli bir konuyu daha gündeme getirdi.”Talya Oteli yönetimi ile olan ilişkiler.”

2003 yılı sonuna kadar 16.500.000 TL olan yemek fiatının Talya Yönetimi tarafından yeni dönemde 19.500.000  TL’ ye arttırılmak istendiğini ancak kendilerinin yönetim kurulu olarak 17.500.000 TL.lik bir fiyat önerdiklerini, buna karşılık Talya Yönetiminin son olarak 18.500.000 TL.lik bir fiyat önererek ya bunu ödeyin ya da buradan gidin tarzında bir yaklaşımda bulunduklarını anlatan Başkan, buna benzer tutumların geçmişte de yaşandığını ve sorunun çok fazla uzatılmadan halledildiğini ama artık giderek artan Antalya Rotary’i  yük gibi gören aksi bir tavrın artık çok rahatsız edici olduğunu, gerekirse olağanüstü bir genel kurulla üyelerin görüşleri alınarak toplantılarımız için başka bir yer aramanın zorunlu hale geldiğini aktardı.

Konuyla ilgili olarak birçok üye de görüşlerini belirtti.

 

Havva Işık otel idaresinin yaklaşımının çok yanlış olduğunu, Antalya Rotary Kulübü bu otelin bir onuru olarak muamele görmelidir diyerek, bu koşullarda istenmediğimiz bir yerde daha fazla durmamamız gerektiğini ifade etti.

 

Osman Berberoğlu, konunu parasal yönünün önemli olmadığını, otel idaresinin Rotary ‘e bakışının olumsuz olduğunu söyleyerek gerçek böyleyse tartışmaya girmeden genel kurul yapmak suretiyle tartışıp,görüşüp başka bir yere gitmenin daha doğru olacağına inandığını belirtti. Genel kanaat belli olduktan sonra otel idaresiyle tekrar yüz yüze görüşmenin de faydalı olabileceğini sözlerine ekledi.

 

Adres ve toplantı yer bilgileri değişecekse Uluslararası Rotary’e bildirileceği için alınacak kararın olağanüstü toplantıyla belirlenmesinin doğru olacağını düşündüğünü söyleyen Başkan, birçok ülke otellerinin toplantı yapan Rotary kulüplerinin amblemlerini girişlerine asmalarına rağmen bunu Talya’ ya anlatamadıklarını, Antalya Rotary topluluğunun burada toplanmasının burası için bir onur olduğunu sözlerine ekledi.

 

Turhan Sözen, yapılacak değişiklikler tüm dünyaya bildirileceği için  resmi hüviyeti olan bir toplantı yapmak gerektiğini belirterek sorunu otel yukarı yönetimine bildirerek oradan gelecek tepkiye göre asıl tavrı belirleyelim diyerek düşünülen yeni yerin de bu arada netleştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.

 

Hülagu Şencan, 13 yıl önce bu kulübe geldiğini, o zamanlar Rotary’ e karşı ilginin çok iyi olduğunu anlattı. Fakat son dönemlerde onur kırıcı bir tavrın egemen olduğunu, bugün sorun çözülmüş gibi olsa da  bir süre sonra aynı tavrın yine tekrarlanacağını o yüzden fazla zaman kaybetmeden buradan gitmek gerektiğini söyleyerek yöntem konusunda da iç tüzükteki ”haftalık toplantıların Talya’ da yapılacağını” belirten maddenin genel kurul yapılmasını gerektirebileceğini belirtti.

 

İbrahim Şencan, daha önceleri aynı sorun yaşandığında genel müdürle konuştuğunu,

yukarı yönetimin Rotary’ den yana bir düşünce yapısı içinde olduğunu aktardı.Bu sebeple önemli olanın yukarının tavrı olduğunu belirtti.Bu konuda bir karar için genel kurula gerek olmadığını düşündüğünü aktaran Şencan, Rotary İnternasyonal’ in yayınladığı kitapta toplantı yer bilgileri olacağı için kitap basılmadan önce kararı netleştirmek gerektiğine dikkat çekti.

 

Süleyman Çevik daha yoğunluklu bir toplantıyla alınacak karara göre hareket edelim dedi.

 

Yeni guvernör yardımcımız Mustafa Yapan kendisine gelecek dönemin tüm görevlilerini ve 2004-2005’ te toplantıların yapılacağı yer ve saat bilgilerinin 10 Şubat’ a kadar  bildirilmesini isteyen bir guvernörlük yazısının geldiğini belirtti.

 

Gelecek hafta bu konuyla ilgili tüm üyelerin katılımıyla gerçekleştirilecek bir toplantı düzenleyelim diyen Başkan Ryla ile ilgili konuşması için Himmet Öcal’ a söz verdi.

 

“İstenilmeyen yerde hiçbir canlı durmaz ama genel kurulun vereceği karar saygılıyız “ diyerek söze başlayan Öcal, Çankaya Rotary Kulübünün Ryla toplantısına katıldığını, burada düşünmediğimiz ve yapılması gereken bazı uygulamaları gördüğü gibi yapılması gereken ama eksik olan uygulamaları da görüp, notlarını aldığını belirtti.Bize öğrenci gönderecek kulüplerle sıkı bağlantı kurarak gelecek öğrencileri sağlama almalıyız diyen Öcal, geçen hafta dağıtılmış bulunan taslak programın kesinlik kazandığını, ancak özellikle Antalya dışından gelecek olanların henüz kesin teyidlerini yaptırmadıklarını söyleyip Salı gününe kadar hem bunların hem de mali konuların netleşmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Başkan 1322. nci toplantıyı Ryla’ da hep beraber olalım diyerek sona erdirdi. 

 

 

 

 

BAŞSAĞLIĞI

Sevgili Dostumuz  Rtn. Ahmet Esat Kurşun’ un  kayınpederi  08.02.2004 tarihinde vefat etmiştir.

Merhum’a Allahtan rahmet, kederli ailesine ve sevgili dostumuz Ahmet Esat Kurşun’ a   başsağlığı  dileriz.

 

 

 

 

BAŞSAĞLIĞI

Sevgili Dostumuz Rtn. Havva Işık’ ın  kayınvalidesi  09.02.2004 tarihinde vefat etmiştir.

Merhume’ ye Allahtan rahmet, kederli ailesine ve sevgili dostumuz Havva Işık’ a başsağlığı dileriz.

 

 

  

       B U   H A F T A

    Kışlahan Oteli - 12.02.2004 - 1323/30

KONUŞMACI

  SERBEST  KÜRSÜ

                   MÖNÜ

KONU

Piliç şiş,salata,sütlaç

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

12.02.2004

Çiğdem Zaman (Fikri Zaman eşi)

12.02.2004

Şule-Mustafa Sözen

13.02.2004

Mebrure Çevik (Süleyman Çevik eşi)

12.02.2004

Neriman-Himmet Öcal

15.02.2004

Feray Altınpınar(Tunay Altınpınar eşi)

14.02.2004

Nurten-Mustafa Kıvrak

17.02.2004

Olcay Parlak (Güray Parlak eşi)

17.02.2004

İnci-Kemal Kalender

 

 

 


ROTARY  YAZILARI

BİR ROTARYENiN ULUSLARARASI SORUMLULUKLARI

Uluslararası bir kuruluş olarak Rotary her üyesinde eşsiz imkanları ve sorumluluklar verir. Hen ne kadar her Rotaryenin kendi ülkesinin vatandaşlık sorumluluklarını önde tutma görevi var ise de, Rotary'ye üye bir Rotaryen uluslararası olaylara bir başka açıdan bakar. 1950'li yıllarda bir Rotaryenin global düşüncelerinin tanımı yapılmıştı.

"Dünya görüşlü bir Rotaryen şu şekilde düşünür:

- Milliyetçilik düşüncelerinden sıyrılarak uluslararası anlayış, iyi niyet ve barışın yücelmesi için sorumlulukları paylaşır;

- Irk veya milliyet üstünlüğü fikrini savunmaz;

- Diğer ülkelerin insanları ile anlaşabilmek için ortak düşünceler arar ve geliştirir;

- Bireylerin özgürlüğünü korumak için düzeni ve yasaları korumak suretiyle bireylerin düşünce, konuşma, toplantı haklarını savunur ve korku, açlık, şiddet ve zulümden korur;

- Tüm insanların yaşam standartlarını geliştirmek için yapılan çalışmaları destekler ve bir bölgedeki açlığın tüm dünyayı tehdit edeceğine inanır;

- İnsanlık için adalet prensiblerini herşeyin üstünde tutar;

-Ülkeler arasında barışı geliştirmek için çalışır ve bu ideal için kişisel özverilerde bulunmaya hazırdır;

- Uluslararası iyiniyet için atılacak bir adım olarak her kişinin inancına anlayış gösterme ruhuyla hareket eder, daha zengin ve dolu bir yaşam için bazı temel ahlaki ve ruhani standardları anlayışlı karşılar."

İşte tüm bunlar bir Rotaryenin düşünce ve hareketlerini eyleme dönüştürmek için üstlenilen görevlerdir. 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

 

 

Ev Sahibi: Rtn. Muharrem Karataş ve Eşi

Toplantı Sorumlusu: Rtn. Serdar Akaydın ve Eşi

Konuklar: Rtn. Melike Yücel, Eşi ve kızı Ece

                    Rtn. Şenol Yavuz (gelmedi)

                    Rtn. Ahmet Koç (mazeret bildirdi, katılamadı)

Konu: Rotary’ nin 100.yılı nedeniyle uluslararası düzeyde 11 Eylül 2004 tarihinde Aspendos’ ta yapılabilecek “ Barış Konseri” hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Toplantı Tarihi: 09.01.2004, Cuma

 

Uluslar arası bir barış konserinin düzenlenmesinin çok olumlu ve güzel

olduğu yönünde ortak bir görüş oluştu. Düzenlenmesi arzu edilen konserin, Rotary kulüplerinin ulusal düzeyde tanınmasına katkıda bulunacağı, keza konserin uluslararası olması ve 11 Eylül gibi anlamlı bir tarihte yapılmasının, Türkiye ve Antalya’ yı bir kez daha dünya gündemine alacağı vurgulandı.

 

Bu görüşlerin yanısıra, bazı endişeler de dile getirildi. Örneğin 11 Eylül gününde bir açık hava konseri düzenlemenin riskli olabileceği, bu nedenle geçmiş yılların istatistiklerine bakılmasında fayda olacağı düşünüldü.

 

Konserin 11 Eylül günü olmasının, güvenlik açısından bir riski de beraberinde getirdiği, ancak bu gibi özel günlerde yapılan organizasyonlarda güvenlik güçlerinin gösterdiği fedakarlık ve yerel yönetimler ile emniyet teşkilatının vereceği destek sayesinde, güvenlik sorununun aşılabileceği varsayıldı.

 

Diğer önemli konunun, bu tür büyük bir organizasyonun başarılı olabilmesi için, komite kurulması gerektiği ifade edildi. Ancak kulübümüzde üyelerimizin aktivitelere ve projelere katılımının genelde zayıf olmasının organizasyonun başarısını engelleyebileceği, bu nedenle üyelerimizin  çalışmalara özveriyle katılmaları  ve zaman ayırmaları gereği; özellikle üzerinde durularak vurgulandı. Bu genel sorunun bilincinde olan Başkanımız Rtn.Aytaç Küçükünal Bey’ in, yeni, kolay ulaşılabilir, otopark sorunu olmayan, geniş, konforlu ve her türlü donanıma sahip bir büro ile,  bu büroda istihdam edilecek deneyimli, yabancı dil bilen ve bilgisayarı iyi kullanan bir sekreter projesinin hayata geçmesini müteakip, çalışma ve koordinasyon sorununun da ortadan kalkacağına inanıldığı, önemle vurgulandı.

 

Rtn. Serdar Akaydın 

 

 

 

 

 

DUYDUNUZ MU

 

YASAKLAR

 

Arabasının altında birinin bulunduğunu gören sürücünün otomobilini çalıştırması yasaktır. (Danimarka)

Otomobilinin karşısına at arabası çıkan sürücü, otosunu kenara çekmek zorundadır. (Danimarka)

Demiryolunda öpüşmek yasaktır. (Fransa)

Domuzlara “Napolyon” isminin verilmesi yasaktır. (Fransa)

Yağmur yağarken çimler sulanamaz. (Kanada)

Koleje gitmek için entelektüel biri olmak zorundasınız. (Çin)

Kapılar ve pencereler pembe renkte olmak zorundadır. (Kanada-Kanata)

Ağaca tırmanmak yasaktır. (Kanada-Oshawa)

Bank Street’te pazar günleri dondurma yemek yasaktır. (Kanada-Ottawa)

Yong Caddesi’nde ölü atları pazar günü sürüklemek yasaklanmıştır. (Kanada-Toronto)

Kadınların toplu taşım araçlarında çikolata yemesi yasaktır. (İngiltere)

Tropikal balık satıcıları hariç! kadınların halka açık yerde üstsüz gezmesi yasaktır. (İngiltere-Liverpool)

Etek giyen erkekler tutuklanır. (İtalya)

Pazar günleri balık avlamak yasaktır. (İskoçya)

İnek sahiplerinin sarhoş olması yasaktır. (İskoçya)

Kapınızı çalıp sizden “klozetinizi isteyen birini” içeri almak zorundasınız. (İskoçya)

Pazar günü çamaşır asmak yasaktır. (İsviçre)

Çocukların sigara satın alması yasak, içmesi serbesttir. (Avustralya)

Patikada sağ elinin üzerinde amuda kalkarak yürümek yasaktır. (Avustralya)

Pazar günleri pembe pantolon giymek yasaktır. (Avustralya-Victorio)

Araba kullandığınız zaman gömlek giymek zorundasınız. (Tayland)

İç çamaşırsız gezmek yasaktır. (Tayland)

Metroda sakız çiğneyen tutuklanır. (Singapur)

Kuaförde saç kurutucusunun altında uyuyan kadın ve salon sahibi para cezasına çarptırılır. (ABD-Florida)

Hollywood Bulvarı’nda 2 binden fazla koyun varsa araba kullanmak yasaktır. (ABD-Hollywood)

Sanık sandalyesinde ağlamak yasaktır. (ABD-Los Angeles)

U dönüşü yapmak yasaktır. (ABD-Teksas)

Evde içki içmek yasaktır. (ABD-Indiana)

Birisinin arkasından konuşmak ve dedikodu yapmak illegaldir. (ABD-Indiana)

Berberlerin çocukların kulağını kesmesi yasaktır. (ABD-Indiana)

Polisler, ikaz etmek amacıyla köpekleri ısırabilir. (ABD-Ohio)

Birine yılan atmak yasaktır. (ABD-Ohio)

Eşeklerin banyo küvetinde uyuması yasaktır. (ABD-Arizona)

Çorbayı höpürdeterek içmek yasaktır. (ABD-New Jersey)

Ayakkabıyla uyumak yasaktır. (ABD-Oklahoma)

Lolipop yemek yasaktır. (ABD-Washington)

Buzdolabının kapısı açıkken önünde uyumak yasaklanmıştır. (ABD-Pennsylvania)

Banyoda şarkı söylemek yasaktır. (ABD-Pennsylvania)

Ana caddede traş olmak yasaktır. (ABD-Mississippi


 Düzenleyen: Rtn. Hülagu Şencan 

 

 

 

 

    SİZİN KÖŞENİZ


Issız Adada Tek Başına (Issız Ada Sendromu)
Münir Arıkan

 

Hiç tek başına ıssız bir adada kaldığınızı düşündüğünüz oldu mu? Çocukluğumuzda hepimiz en az bir kez, en azından Daniel Defoe’nun eşsiz klasiği Robinson Crusoe’ini okurken bunu düşünmüşüzdür. Ya da büyüdüğümüzde Cast Away’de (Yeni Hayat) ıssız bir adaya düşen Chuck Noland’ı (Tom Hanks’i) izlerken... Bir de Fransızların klasik sorusu olan, ıssız bir adaya düşseniz yanınızda ne almak isterdiniz sorusuna muhatap olurken. 

Issız bir ada. Yanımıza alacağımız 3 şey? Bilmem. Herkesin fantezileri çok değişik. 

Bir düşünsenize.

 

Yıllık izinlerinizde bile cep telefonunu yanında ayırmayan GSM “lover”ı iseniz, ıssız adada cep telefonu bir numaralı tercihiniz olurdu. İyi de, cep telefonunuz var, ama arayacağınız kimse yok. Adada cep telefonunun ne olduğunu anlayan hiç kimse yok. Sizde de dünyanın en pahalı cep telefonu var. Aman ne komik. Telefonu şarj edecek elektrik yok. Sizi aradığınız aboneye ulaştıracak, baz istasyonu yok. Elinizde pahalı cebinizle, çektiğiniz iri balık resimlerini (en azından şarjı bitene kadar) adadaki ayılara gösterir ve böylesine muhteşem bir telefona sahip olma zevkinizi tatmin edersiniz, artık.

 

Bir de, radyoyu bedenin ruhu gibi gören FM kuşağı var. Yanınızda ruhunuzu serinleten canınız radyonuz var. Issız adada radyonuz var ama radyo vericisi olmadığı için dinleyeceğiniz bir bant yok. Best FM çekmiyor. Power FM yok. 24 saat canlı canlı yayınlar yapan NTV radyo da yok. Eeee? En güzelinden, en minisinden, en kalitelisinden radyonuz var. Onu da portatif yastık olarak kullanırsınız artık.

 

Elleri, beyni ve şeyi televizyon kumandası şeklini almış TV kuşağı var bir de. Issız adada yanlarına aldıkları ilk ve tek şey; TV. TV olsun yeter. İyi de, ıssız adada televizyonunuz var ama TV anteni olmadığı için izleyebileceğiniz bir kanal yok. TV’nin fişini takacağınız bir priz yok. Hem priz olsa bile, başta söylemiştim, bu adada elektrik yok...

 

Çakmağınız var sigaranız yok, el feneriniz var piliniz yok, cüzdanınız var paranız yok gibi bir şey. Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

 

Sonuçta ister fiziksel ister ruhsal, bütün her şey insan için. Ama insanın tek başına kendisi için değil. Arkadaşları, dostları, komşuları, akrabaları ve ailesiyle beraber olan insanın her şeyi için.

 

Bu sözü biraz abartılı bulanlarınız olabilir.

 

21. yüzyılın küresel dünyasında, bir küçücük köy haline gelen dünyada, eş dost, hısım akraba ziyaretlerini kesenleriniz olabilir. Sandra Bullock’un ‘The Net’ filminde canlandırdığı tamamen sanal alemde yaşayan bilgisayarcı kız Angela Bennett gibi yaşayanlarınız olabilir. Yiyeceği pizzayı bile internet üzerinden veren, çalıştığı şirkete işleri e-mail olarak yollayan Angela’nın başına gelenleri biliyorsunuz. FBI’ın değiştirdiği daha doğrusu sildiği kimlik bilgileri yüzünden, Angela olduğunu isbat edecek Alzheimer hastası annesinden başka kimse kalmamıştı. Gerçi annesi de onu tanıyamadı ya, neyse. Bunun gibi, dostluğu, komşuluğu ve akrabalığı kendisi için fazla lüks gören, yalnız kovboylar olabilir.

 

Olabilir biraz fazla. Olur. Vardır. Var.

 

Yanında gezdirecek bir dostu olmadığı için araba sürmeyi, E-5 kenarından fahişe toplamak olarak gören magandalar yok mu?

 

Ya da yanına insan gibi birini almadığı için, yolun bir bölümünde yanındaki yareninle sohbet edemediği için, içindeki canavarı durduramayıp, Bağdat Caddesi canavarına dönüşen kepazeler yok mu? Önü çamur birikintisi ile dolu otobüs durakları önünde lastik sörfü yapıp, etrafına çamur sıçratmayı araba kullanmak olarak algılayan reziller yok mu? Arkasından edilen sülale boyu küfürleri, günün madalyası olarak boynuna takan sünepeler yok mu? 

Issız Ada Sendromu. Bunların hepsi Issız Ada Sendromuna yakalanmış zavallılardır. Öyle olmayıp, yanlarında eş dost, hısım akraba, birileri olsa, hiç yaparlar mı? Bu zavallılar, kendilerini yapayalnız hissettikleri için, kendilerince ve kıt akıllarınca yalnızlığın keyfini çıkartıyorlar. Onların bu yalnızlığı yaşamaları için Robinson Crusoe’in adasına gitmelerine gerek yok. Yapayalnız yaşadıkları şu kalabalık dekorda, tek kişilik oyunlarını oynamaya devam edecekler ne de olsa.

 

Örnekler o kadar çok ki.

 

Tek başına geldikleri lüks restoranları, otelleri, barları, kız tavlama mekanı olarak algılayan zavallılar var. Neyse, en azından tek kişilik oyunlarına zaman zaman, çok kısa süreli de olsa ikinci bir kişiyi dahil etmeyi başarıyorlar. Bazıları bunu da yapamıyor. Ya da bunu yapacak kadar bile cesur değil. Issız Ada Sendromuna o kadar çok kaptırmışlar ki kendilerini. İkinci bir kişi girdiği anda, hayatları zehir oluyor. Tıpkı ışığa duyarlı ‘emphosis’ hastalığına yakalanan hastaların, aslında bir yaşam kaynağı olan ışığı gördükleri anda vücutlarının şişmesi, kabarması ve ölümcül yaralara maruz kalmaları gibi. Bu tekil yaşamlarında ikinci bir şans yok asla onlara. İkinci kişi şans yerine ölüm getiriyor onlara. Zavallı ipek böcekleri olarak, kendi kozalarını örüp, haşlanacakları günü bekliyorlar. Sularının ısındığını bir türlü bilmedikleri için de haşlanmaları kaçınılmaz oluyor. Gerçi ipek böcekleri en azından o harika saf ipeğe dönüşüp, başka kişilerin hayatlarına renk katıyor. Bunlarda o da yok. Yaşa ve öl. Halbuki araya bir de ‘yaşat’ ibaresini ekleyebilsek. Yaşa, yaşat ve öl. Daha iyi olmaz mı?

 

Yapayalnız. Öylesine yapayalnızlar ki. En cazdıraklısından cep telefonu almış. Masaya kendi yerleşmeden önce, itina ile cep telefonunu yerleştiriyor. Bari biri arasa gam yemem.  Sofrada geviş getirdiği 2 saat boyunca, ikide bir eline alıp oynaması dışında cep telefonunda bir hareket yok. Allah bilir, her gece şarjdan çıkartmıyordur bir de. Evladım senin arkadaşın yok ki. Ev telefonunun ahizesi zaten örümcek evi olmuş. Cep telefonu senin neyine ki? Bu tipler, psikolojik olarak yolda giderken, karşı tarafta kimse olmasa da, sürekli ceple konuşuyormuş imajı vermek için, hayaletlerle konuşurlar. Keşke hayaletlerle konuşsalar. En azından medyum filan deriz. Bunlar resmen sapık. Telefon kapalı. Bunlar tek kişilik oyunlarında, bulamadıkları ikinci bir hayatı sanal olarak canlandırıyorlar. Kendilerini, kişiliklerini ve yeteneklerini öldürdüklerini bilemeden...

 

George Bernard Shaw ile İngilizlerin ünlü başbakanı Winston Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. G. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill'i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş: - "Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa." Churchill, hemen cevap göndermiş: - "Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa." İşte aynen böyle. Birisi tek kişilik oyunu, diğeri tek kişilik yaşam sürmeye mahkum kürekçiler gibi. Yaşar gibi yapıp, geçiyoruz hayatı.

 

Kıyafet, hayır hayır marka giyenler var bir de. Giyinmek için değil, tek kişilik yaşamları ile gün geçtikçe değersizleştirdikleri kişiliklerini, marka ile daha donanımlı hale gelmek için giyinen acubeler. Marka düşkünü olmak suç değil. İtirazım sonradan görmeliğe. 1930 Chateau Petrus’un değerini (Bordo’nun Merlot üzümleri yerine) tarihi önemine bağlayan bir zontanın içtiği şarap, ne tad verebilir?  Ya da yediği Beluga havyarının tadını iri tanelerine bağlayan bir zevksize ne demeli? Puronun Cohiba’sını, küpenin Bulgari’si, yüzüğün De Beers’i, parfümün Kanebo’sunu, saatin Rolex’ini ve mücevherin Tiffany’sini tercih etmek suç değil. Hele hele bunu bir yaşam bilinci haline getirmişsen.

 

Ama Suşi ile kokareçi birbirinden ayıramayan yeni yetmelerin, üstlerine başlarına etiket yapıştırma merakına acayip gıcık oluyorum. 

Kıyafet, bedeni örtmek için değil ki. Üstelik her tarafın giyinik çıplakken. Kıyafet, kendimize olduğu kadar eşe dosta da güzel görünmek için değil midir?

 

Eskiden bir yeni kıyafet alınınca, (daha henüz Fashion TV yokken) kıyafetleri büyük bir heyecanla giyip, odada büyüklerimizin önünde arzı endam eder, nasıl yakıştığına dair hayır dualarını alır ve yeni bir kıyafet giyme zevkine varırdık...

 

Fellik fellik, yeni alınan bayramlık iskarpinlerimizi, kolalı gömleklerimizi ve ütülü pantolonlarımızı gösterecek arkadaş arardık. O cicili bicili kıyafetlerimizi gösterecek arkadaşlarımızı bulana kadar, ne aldığımız bayram harçlıklarının ne de giydiğimiz bayramların tadına varamazdık. Çünkü eskiden yaşam tek kişilik bir oyundan ibaret değildi. Bire bin verirdi sevinçler. Acılar binde bire inerdi. Çünkü dostlarım, eskiden dostlarla yaşamak bir hüner, yalnızlık garabetti. Şimdi ne yapmanız gerektiğini bu sefer söylemeyeceğim. Siz anlarsınız. 

 

Sevgililer Günü’nüz kutlu, yüreğiniz mutlu ve yaşamınız umutla dolsun... Ve sizi bütün bunlara eriştirecek sevgili düşünceleriniz hep sizinle olsun. :)

 

 

 Düzenleyen: Rtc.Nazik Erdoğan

 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

 

Bende kabahat

”Şunları biraraya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.


Mutfak işinden de anlarım....  Donattım sofrayı.. Bayağı uğraştım... Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten,  ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim...


Bayağı da para gitti.  Birinin yediğini öbürü yemez... Ötekinin içtiğini beriki içmez... Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım... Bak hepsi, Erick Satie  severdi... Hatırladım... Müziği de ayarladım...Geldiler...


Yirmi yaşımı, otuzbeş yaşımın karşısına oturttum.

Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim...

 

Yirmi yaşım, otuzbeş yaşımı tutucu  buldu... Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi... Yatıştırayım dedim...  "Sen karışma moruk" dediler... Büyük bir  hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular...

 

Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları  evine!!!...

Ali POYRAZOĞLU



Düzenleyen:  Rtn. Mustafa YAPAN

 

 

 

 

                               SOFT BİR MESAJ

 

Hayata hiç isyan etmeyin.
Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
Başımıza gelenler de eşit değil.
Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
İşine akıl erdirebildiğiniz bir Tanrı, Tanrı değildir.
"Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer  havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve  havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken  bir şey söyler:
"Ben en azından denedim".
Siz gerçekten denediniz mi?
Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
Hayata Windows 98'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz?
Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
Kiminin boyalanmış ellerinde,
Kiminin gömleğindeki ter kokusunda ,
Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.
Güneş, her sabah yeniden doğuyor,
Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz,
Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
Yeter ki gülümseyin
Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...


-------------------------------------
Bu iletiyi içinizdeki çocuktan uzak tutunuz.

Zira, siz bu iletiyi okuduktan sonra içinizdeki çocuk, özgürlüğüne kavuşmak isteyip başınıza dert açabilir.
Bu iletiyi yazan ve/veya size gönderen kişiyi, mümkünse kalbinizin derinliklerinde bir yerde muhafaza ediniz.
Bu dünyadaki varlığınızın, dostlarınızın var olmasına bağlı olduğunu,
Bazen bir çiçek yada küçük bir tatlı sözle bile kırık bir kalp tamirinin mümkün olduğunu,

Özür dilemenin, teşekkür etmenin ve şükretmenin "ERDEM" olduğunu,
Bu iletiyi yazan ve gönderen kişinin, hiç tanışmıyor olsanız bile sizi çok sevdiğini,
ASLA UNUTMAYINIZ.
Ve Her sabah uyandiginizda
"BUGÜN YİNE ÇOK GÜZELSİN HAYAT... HER ŞEYE RAĞMEN..."
demeyi ihmal etmeyiniz.

 

Rtn. Hülagu Şencan

Rtc. Ceyhan Bulut

 

 


   KİTAP KÖŞESİ


ŞU HORTUMLU DÜNYADA FİL YALNIZ BİR HAYVANDIR -  AHMETŞERİFİZGÖREN
        -İletişim, başarı ve hayat üzerine-

   ''36 saat içinde kitabınızı iki kere okudum. Okurken sürekli gözlerim
doluydu. Kitabı ikinci kez bitirdiğimde hayatımla ilgili radikal kararlar
aldım.
Sayenizde hayatımın en keyifli otobüs yolculuğunu yaptım.''
         İlknur İşçi - Alternatif Eğitim Danışmanlık Hizm.Eğt.Müdürü

   ''Okumamı tavsiye ettikleri kişisel gelişim kitapları beni hem okumaktan,
hem de kişisel gelişimimi tamamlamaktan uzaklaştırmıştı. Örnekleri yabancı
isimlerle doluydu, çoğu da çeviriydi zaten. Kitabınızı bir arkadaşım verdi,
ayıp olmasın diye aldım. Çok güzeldi, gerçekten çok güzeldi. Hatta biliyor
musunuz, bir yıldır takmadığım gözlüklerimi takmaya başladım.''
         Hesna Bulut

   ''Kitabı elime aldığımda gecenin 12'siydi, bitirdiğimde sabahın 6'sı.
Gözlerim gülmek ve ağlamaktan gözyaşlarıyla doldu. Hayatım boyunca okuduğum en iyi kitap...'' Zerrin Barışık

   ''Lütfen kitabın üzerine bir uyarı yazın, 'Evde okunmalıdır' diye...Kitap
yüzünden metroda ineceğim durağı kaçırdım.'' Duygu Durak

   ''24 yaşındayım, hiçbir kitabı 50 sayfadan fazla okumamıştım. Kitabınızı
aldım, elimden bırakamadım, bittiğinde gecenin ikibuçuğuydu. Harika bir
kitap'' Orçun Yıldıran

   Ahmet Şerif İzgören, 1965 yılında İzmir'de doğdu. Kuleli Askeri Lisesi'nin ardından 1987'de Hacettepe Üniversitesi Dilbilimi'ni bitirdi. Silahlı Kuvvetler’ de üstteğmen rütbesine kadar görev yaptı. 1991 yılında ordudan istifa ederek, Ankara Üniversitesi'ne bağlı bir dil öğretim merkezi'nin Bursa  şubesinde kurucu müdür olarak görev yaptı. 1995'te özel sektöre transfer oldu. İki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. Halen Academy İnternational & Sunley Management Center Türkiye'nin yönetim kurulu başkanlığı ile Akademi Artı A.Ş.nin yönetim kurulu başkanlığını yürütmekte ve Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde 'Yönetim ve İletişim' dersleri vermektedir. Bunun yanısıra 'Yönetim Temelli Eğitimler' vermekte ve yeniden yapılanma, değişim ve liderlik konularında danışmanlık yapmaktadır. 1991 yılından beri başında bulunduğu tüm kurumlarda yeni sistem kurma ve reorganizasyon çalışmaları yürütmüştür.

   Devlette yöneticilik yaptığı dönemde Bursa'nın ilk kültür merkezini açtı,
Türkiye'nin tek çeviri dergisini çıkarttı, 16 tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı. Çalıştığı kurumlarda değişim yaratması ve sistem oluşturması ile tanındı. Türk ve yabancı birçok kuruluşa eğitim ve danışmanlık hizmeti verdi. Liderlik, yönetim ve iletişim alanında yurtdışı
da dahil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 300'ü aşkın seminer
verdi. Yayımlanmış 6 kitabı bulunmaktadır.

   '' 'Herkes kendi evinin önünü süpürse sokaklar tertemiz olur' diye bir
laf var ya, sakın inanmayın, silin kafanızdan. Eğer bu ülkede kendi evinizin
önünü süpürürseniz görevinizi yapmıyorsunuz demektir. Çıkın ve bütün sokağı süpürün. Kafanızı kaldırıp size çöp ve laf atanlara bakmadan ve
hayallerinize sıkı sıkı sarılarak...'' AHMET ŞERİF İZGÖREN

   NOT : Bu kitabı mutlaka okuyun, bu köşeye teşekkür edeceksiniz ve eminim, hayatınız eskisi gibi olmayacak...


    
Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

     SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

BALIKÇI


AmerikalI bir zengin, iş seyahati sırasında Meksika'nın küçük bir kıyı
kasabasına uğramış. Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı...
"- Merhaba balıkçı" diye seslenmiş,
"... Bu balıkları kaç zamanda tuttun?"
"- Bir iki saatimi aldı" demiş balıkçı...
İştahlanmış bizim işadamı;
"- E, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?" diye sormuş.
"- Bu kadarı bize yetiyor da ondan" diye omuz silkmiş balıkçı.
Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı;
"Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki" diye üstelemiş.
Balıkçı, özetlemiş bir gününü:
"- Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım.
Öğleyin karımla biraz siesta yaparım. Akşamları amigolarla beraber
gitar çalıp şarap içer, geç vakte kadar eğleniriz.
Oldukça meşgul sayılırım senyor".
Gerinmiş Amerikalı:
"- Bak" demiş "... ben sana yardımcı olabilirim. Bu işe daha çok zaman
ayırmalısın. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın.
Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede
değil, doğrudan işletme tesislerine satarsın. Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin.
Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun".
Balıkçı merakla
"Bunları yapmak kaç sene alır sinyor" demiş:
"15-20 yılda halledersin" demiş Amerikalı,
"Ama sonrası daha parlak: Zamanı gelince sirketini halka açarsın, hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın."
"- Milyonlar ha..." diye tekrarlamış balıkçı...
"Eeee... sonra?"
"- Sonra emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin.
İstersen zevk için balık tutarsın. Çocuklarınla oynar, karınla keyfince siesta yaparsın. Akşamları da arkadaşlarınla şarap içip gece yarısına kadar gitar çalarsın.
Nasıl...? Mükemmel değil mi?"


Bir an olsun durup düşünseniz;
"Bütün bu telaş ne için...?"
Arada denize açılıp, çocuklarınızla oynaşmayacak, dostlarınızla gitar çalıp şarap içemeyecek olduktan sonra onca koşturmanın ne anlamı var?


Hırsla örülü onca yılın vaat ettiği final, halen yanı başımızda duran
mutluluksa, bu yarışa ne gerek var?
 
 
Hazırlayan: Rtc.Nazik ERDOĞAN 

 

 

Sevgili Dostlar,  

İki haftalık bir aradan sonra tekrar yayınlarımıza başladık. Gerek hava koşulları nedeniyle bir toplantının iptal edilmesi gerekse araya bayram girmesi nedeniyle oluşmuştu bu kesintiler. Umarız bundan sonra kesintisiz devam ederiz.

Bu hafta bayramın hemen ertesi günü ve hafta arası olması sebebiyle herhalde toplantı yüzdemiz düşüktü. Fakat toplantı notlarından da göreceğiniz gibi önümüzde önemli günler var. Ryla günlerine çok az kaldı. Kulüp olarak iyi bir seminere ev sahipliği yapacağımız anlaşılıyor. Bir diğer sorun Talya Oteli ile ilişkilerin gerginleşmiş olması. Toplantı notlarında bu konudaki görüşleri ve gelişmeleri okuyabilirsiniz. 12.02.2004 tarihli toplantımızı ağırlıklı olarak bu konuda ve Ryla konusunda görüşmek üzere “Serbest Kürsü” olarak yapacağız. Toplantı yeri: Kışlahan Oteli.

Bu haftaki toplantıda Başkan iki duyuru yapmıştı. Sevgili abimiz Ahmet Ünsal biraz rahatsızlanmıştı. Ayrıca sevgili dotumuz Hulki Demirel ‘in annesi başarılı bir ameliyat geçirmişti. Her iki dostumuza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Bülten için yazılarınızla desteklerinizi bekliyor, yazılarını eksik etmeyen dostlarımıza da tekrar tekrar teşekkür ediyoruz.

Son olarak 14 Şubat Sevgililer Gününüzü kutluyoruz. 

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.