Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 25
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

Talya Oteli  08.01.2004   -   1318/27    

Toplam Üye

55 + 12

 

KONUŞMACI

  DR.AHMET UYKAÇ

Katılan Üye

35 +07

KONU

  ŞEKER HASTALIĞI

Katılım

% 63

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

SÜLEYMAN EVREN

ANTALYA RTC.BAŞKANI

 

 

SERHAN GÜLLÜPINAR

ANTALYA RTC.KULÜP

    MAZERET BİLDİRENLER

DENİZ KIZILIRMAK

FATMA KIZILIRMAK KIZI

MELİKE YÜCEL

ANTALYA DIŞI

 

 

NECATİ KOÇ

      “          “

 

 

 

TOPLANTI   NOTLARI

 

Bu hafta toplantıyı yine gelecek dönem başkanımız Havva Işık yönetti.

Konuşmacı konuğumuz Dr.Ahmet Uykaç, konumuz Şeker Hastalığı idi.

Ahmet Uykaç, 1965 Antalya doğumlu. İlk, orta ve liseyi Antalya’ da tamamladı.1989’da Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1999’ da Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları dalında master kazanarak 2002 yılında Diabetik hasta eğitimi master uzmanı ünvanını aldı. 2003 yılında Türk Diabet Cemiyeti Antalya Şubesini kurdu ve bu kuruluşun başkanlığını yürütüyor.

Evli ve bir kız çocuk babasıdır.

 

Ahmet Uykaç, Şeker Hastalığı(DM) konusunda şu açıklamalarda bulundu.

  • DM kronik bir rahatsızlık olup, kişide yol açtığı etkiler ve sağlık ekonomisi açısından oldukça maliyetlidir.

 

  • Uzun süre devam eden DM renal hst, körlük kalp hst, MI ve inme gibi çok çeşitli komplikasyonlara yol açar.
  • DM popülasyonun yaklaşık % 5 nde  görülür

 

 

·        DM TİPLERİ

·        Çocukluk ve genç erişkinlerde,Zayıf görünümlü,Ani başlangıçlı,Vücutta insülin hormonu hiç yok,% 5-10,

·        Erişkin yaşta, sıklıkla >35yaş,Şişman,Gizli seyirli,Vücutta insülin yetersiz ve/veya direnç,% 90-95

·         

·        KAN ŞEKER DÜZEYLERİ

·        Normal 70 – 110 mg/dl, Şüpheli 110 – 126 mg/dl, Aşikar 126 mg/dl ( iki ayrı açlık) ve randomize 200 mg/dl

 

·        KLİNİK

·        Ağız kuruluğu, Çok su içme,Sık idrara çıkma, Halsizlik ve yorgunluk, İyileşmeyen yaralar,Her şey ama hiçbir şey

 

·         RİSK FAKTÖRLERİ (TİP 2 DM)

·         Kilo, Aile hikayesi, Yaş ve cinsiyet, Yüksek doğum ağırlığı, Gebelik diabeti, Coğrafya, Çevresel faktörler :

 

·        KOMPLİKASYONLAR

·        Mikrovasküler

·        Retinopati -------> Körlük

·        2) Nefropati --------> Böbrek yetmezliği

·        3) Nöropati ---------> Ağrı, parestezi, hissizlik, diabetik ayak, impotans

 

·        SIKLIK

                                 2000             2025

·        Gelişmekte olan       120 milyon      200 milyon

·        Gelişmiş ülkeler        40 milyon        100 milyon

 

      T O P L A M        160 milyon       300 milyon

 

·        NEDEN ÖNEMLİ

·        Bugün dünyada 100 milyon,2025 de 300 milyon

·        ABD : % 6,6

·        TR : DM % 7,2 ----- IGT % 6,7

·        KKTC : DM % 11,3 ---- IGT % 13,5

·        ANTALYA :  % 8 civarı

·        1 bilinen = 1 bilinmeyen

·        WHO : DM bulaşıcı olmayan epidemik hastalıktır.

 

·        TÜRK DİABET CEMİYETİ

·        1955 Yılında kurulmuş

·        1963 Yılında kamu yararına çalışan dernek ünvanı

·        Tüm Türkiye’de 20 civarında şube

·        ANTALYA DİABET

·        Kuruluşundan 48 Yıl Sonra Antalya’da

·        Yaklaşık 5 Ay Önce Kuruluşunu Tamamlamış

 

·        ANTALYA DİABET II

·        Bugüne Kadar 2.500 Kişinin Kan Şeker Ölçümünü Ve Şişmanlık Ölçümünü Yapmış

·        Eğitim Toplantılarına Yaklaşık 150 Kişi Katılmış.

  

 

 

 

 

 

       B U   H A F T A

       Talya Oteli - 15.01.2004 - 1319 / 28

 

KONUŞMACI

  SERBEST  KÜRSÜ

                   MÖNÜ

KONU

Miami biftek, Salata, Baklava

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

 

 

19.01.2004

BERNA-  KADİR  DURSUN

 

 

 

 

 

                        

                  ROTARY  YAZILARI

 

 

ROTARY'DE SINIFLANDIRMA PRENSİBİ

Gerçekte Rotary üyelikleri bir tür "sınıflandırma" ya dayanır. Temelde, yapılan bu sınıflandırma o Rotaryenin topluma verdiği hizmetlerin iş veya meslek açısından toplumca bilinen yönünü tanımlar.

Rotaryenlerin sınıflandırma prensipleri biraz daha belirgin ve keskin çizgilerle çizilmiştir. Bir Rotaryenin sınıflandırılması tesbit edilirken bakılan şey aktif  Rotary üyesi şahsın ilgili bulunduğu "Firma, Şirket veya Kuruluş'un iş veya mesleki faaliyetine bakılır.

Şurası unutulmamalı ve iyice anlaşılmalıdır. Bu tür sınıflandırmalar topluma yapılan hizmetler ve faaliyetlere göre tesbit edilir. Yoksa salt o kişinin bulunduğu mevkii veya makam değildir önemli olan. Yani, bir kişi bir bankanın genel müdürü bile olsa o kişinin sınıflandırması "banka genel müdürü" olarak değil, sadece "bankacılık" kategorisindedir.

Bir iş veya meslek faaliyetinde çalışan ve bunu iş olarak yapan veya kişinin başlıca iş veya mesleği ne ise ona göre sınıflandırma yapılır ve o konumdaki kaliteli kişi öylecek sınıflandırılır. Örneğin: devamlı olarak bir işte çalışan bir elektrik mühendisi, bir sigortacı, bir demiryolu müdürü, bir madencilik yöneticisi, fabrikatör, hastahane veya klinik yöneticisi vb. bu işyerlerini kendi adına çalıştırıp yürüten kişi olarak da o iş veya mesleğin temsilcisi seçilebilir, o tür şirket veya kuruluşlarda ücretle çalışan bir yönetici kişi de olsa o iş veya mesleğin temsilcisi olarak seçilebilir.

Bu sınıflandırma prensibi o iş veya sanayi dalında ayrıca sınıflandırılarak bir iş veya mesleğin üreticisi, dağıtıcı, toptancısı, ve satıcı olarak ayrıştırılabilir. Yine sınıflandırma bir başka ayrıştırma yolu, çok büyük bir şirketin çeşitli bölümleri arasında yapılabileceği gibi iş idaresi okulu veya mühendislik okulu gibi aynı üniversiteninin çeşitli dallarına göre de uygulanabilir.

Sınıflandırmanın ana prensibi, her Rotary kulübünün toplumdaki her meslek dalı, iş ve profesyonel hizmetlerinin bir kesitini temsil eden bir mozaik halinde tutmaktır. 

 

 

 

 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

Toplantı Tarihi                    :13 Ocak 2004 Salı

Ev Sahibi                             :Duygu – Hakan EYİCAN

Katılan Konuklar               :Gönül MUTLU  /  Salih PEKER

             Gülay – Yavuz CANÖZ / Nevin- Yaşar SÜZEN

             Hilal- Oktay  YİĞİTBAŞI

Katılamayan Konuklar     :Şule-Mustafa SÖZEN

Toplantı Konusu               : Rotary’nin yüzünücü yılı nedeni ile uluslar arası düzeyde 11 Eylül 2004 tarihinde aspendosta yapılabilecek "BARIŞ KONSERİ" hakkında düşünceleriniz nelerdir.

Sevgili Duygu – Hakan EYİCAN çiftinin sıcak ve nazik ev sahipliğinde ocakbaşı toplantısı yapıldı. 100. yılda Rotary’i ile ilgili olarak katılımcılar özet olarak;

  • Katlımcılar Uluslararası Barış Konseri fikrini olumlu bulduklarını.

  • Eş zamanlı olarak Rotary'i anlatan bir sergi düzenlenebileceğini.

  • Girişte yada biletle birlikte Rotaryi ve hizmetlerini tanıtacak bir broşür    verilebileceğini

  • Konser öncesi Rotary hakkında kısa bir multivizyon gösterisi yapılabileceğini

  • Yerel sinemalarda reklam formatında tanıtım filmi hazırlanabileceğini

  • Hazırlık ve sponsor bulma çalışmalarına hemen başlanması gerektiğini

  • Elde edilecek gelirin hangi projede kullanılacağının konuklara duyurulması gerektiğine dikkat çekildi.

    Verilen konu ile ilgili olarak belirtilen ve yukarıda özetlemeye çalıştığım görüşlerin  dikkate alınacağı ümidiyle bizleri çok güzel ağırlayan Sevgili Duygu – Hakan EYİCAN çiftine katılımcı konuklar adına tekrar teşekkür eder, sevgiler sunarım.

     

    Toplantı Sorumlusu

    Rtn M. Oktay YİĞİTBAŞI

 

 

 

 

 

 

DUYDUNUZ MU ?

 

ÖĞRENMENİN YAŞI


YAŞ 5: Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni  ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7: Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim
YAŞ 12: Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13: Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15: Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18: İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24: Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33: Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36: Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38: Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41: Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44: Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu oğrendim..
YAŞ 46: Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49: Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50: Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53: İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55: Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64: Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70: İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82: Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına başağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90: Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95: Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
"Dün sabaha karşı kendimle konuştum.Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı. Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum"
 

 Özdemir Asaf

 Düzenleyen : Rtn.Yaşar Süzen  

 

 

 

 

 

    SİZİN KÖŞENİZ


KIZARMIŞ KREATIF TAVUK!

 

 

Bugün, kuluçkaya yatmış tavuklarla aramızdaki benzerliği inceleyeceğiz hep birlikte. Tıpkı bizim gibi ekonominin bir parçası olan ülkemiz tavuklarından bahsediyorum. Altı üstü tavuk işte, benim gibi karizmatik bir varlıkla nasıl bir ortak noktası olabilir diyenler! Size, bu kadar erken karar vermeyin derim.

 

Tavuklar, işletme bilgileri çok sınırlı düzeyde olsa da düzenli olarak  ürettikleri yumurtalarla ekonominin ayrılmaz bir parçasıdır. Öyle ki, onların ölümleri bile ayrı bir sektör oluşturur: Şinitzel endüstrisi! Bir tavuğun üretime geçmek için ihtiyaç duyduğu ortamı yaratmaya harcadığınız para, onun ürünlerini sattığınızda elinize geçenden daha düşüktür. Buna da kâr deriz. Hattâ, günde 1 kere yumurtlayan tavuklarımızın zaman mefhumlarının zayıf olmasından yararlanarak kârımızı kolaylıkla artırırız. Örneğin, binlercesini biraraya topladığımız bir kümeste 4 saat aydınlık-4 saat karanlık bir ortam oluştururuz. Onlar da “zaman da ne çabuk akıyor!” diyerek bir günde üç günü birarada yaşar ve üç kere yumurtlarlar. Görüldüğü gibi onlar, örneğin bir aslan kadar karizmatik olmasalar da çok verimli bir personel grubudur.

 

Gelelim insana... Yüksek müsadelerinizle burada insanı, hayal gücü olan ve vizyon sahibi tek hayvan olarak tanımlayacağım. Yaratıcılık boyutunda bizler de ideal kuluçka ortamımız oluşturulursa yaratır, ekonomiye katılırız. Çok temel bir farkla... Tavukların en büyük avantajı olan standart ürünler yumutlayabilme olayı bizde çok zordur. İnsanoğlunun fikir kuluçkasından bir gün Ferrari çıkar bir gün prezervatif! Bir gün barut, bir gün yangın söndürme cihazı.. Bir gün futbol topu, bir gün preformans değerlendirme kriterleri... 

 

Bizim ürünlerimiz standart olmadıkları için yirmişerli tertipte yumurta mukavvalarına dizilemezler. Çünkü bizim ürünlerimizin fiyatı, piyasası, kullanım alanı, ağırlığı net tanımlanabilmiş değildir. Bu anlamda, tavukların iş tanımları son derece nettir ve bu nedenle onların çok şanslı oldukları söylenebilir. Onların kümeslerinde, “bu olmuş, bu olmamış, şunu al tekrar yumurtla” diyen kimseleri de yoktur. Hata payları yok denecek kadar azdır. Moralman çökük olduklarında, küp şeklinde yumurtlamazlar. Diledikleri gibi bir kariyer planı yapamasalar da,eninde sonunda bir gün mutlaka şinitzellik mertebesine yükseltilecek olsalar da tavukların işi kolaydır. Bizimki ise hiç de öyle değildir...

 

Aslına bakarsanız işimizin zorluğu üretim çeşitliliğimiz değildir. Tam tersine bu başlıbaşına bir zenginliktir. Keyfin ta kendisidir. Bu belki de insan olarak yaşamanın en güzel tarafıdır. İşimizi zor kılan, entelektüel becerilere dayalı işlerde standardizasyonun olamayacağı gerçeğiyle barışık olmayışımızdır. Daha doğrusu yöneticilerimizin böyle düşünmemesidir. Genelde onlar, belki isteyerek belki istemeyerek bizden mukavva kutulara kolaylıkla yerleşebilecek işler çıkarmamızı beklerler. Kalite güvence sistemleri de işte bu noktada devreye girerler. Kimisi genel anlamda organizasyonel süreçleri düzenler ve bir artı değer yaratırlar. Kimisi ise, bireysel üretim tarzına üniforma giydirmeye kalkışırlar. Şahsen benim, bana tavuk muamelesi yapan bu tip yanlış sistemlerle yıldızım hiç barışmamıştır.  Bizi bu kurallara uydurmak, bir tavuğu sanat akademisine gönderip heykeltıraş olmasını ummaktan daha saçmadır.

 

Çünkü, bir insanın üretim stilini bırakın bir takım prosedürleri, o insanın kendisi bile belirleyemez. Bizler, yani insanlar iniş-çıkışları olan canlılarızdır. Biz, profesyonel tiplemelere bürünmüş olsak da bizim beynimizin yaratıcı tarafı, yani sağ beynimiz aynı zamanda duygu besleyen tarafımızdır. Aşık olduğumuz dönemlerde, üzerimizde bir dâhi pırıltısıyla ortalıklarda gerine gerine gezinmemiz, üretkenliğimizin tavana vurması da bu yüzdendir. Söylememe herhalde gerek yok, sevgilimizden ayrıldığımız zaman bize “yaratıcılık mı o da ne? Git başımdan!” dedirten de aynı şeydir. 

 

Eğer bu çağın adı bilgi çağı ise yaratıcılık bizim en değerli altın bileziğimizdir. Düşünün, taşının... Düşünce özgürlüğünün gelişmediği ortamlarda, klasik bir tavuk olmaktan ileriye gidemeyeceğinizi kulağınıza küpe edin. Altın yumurtlayan tavuk kimliğinizin, standart ateşlerde pişirilmesine sakın müsaade etmeyin. Nar gibi kızarmış kreatif tavuklardan olmayın. Benden söylemesi...

 

 

BURAK ÖZDEMİR 

  

 

 

 

 

 

    SİZLER’DEN

 

 

    

SARI ÖKÜZÜN ÖYKÜSÜ

(KIBRISI VERELİM DİYENLERE İTHAF OLUNUR)

 

Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış       yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazmış onları.        Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir    hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini  bilirlermiş o        koca aslanları. Gerçi bir iki sıyırık alırlarmış ama yine de boyun        eğmezlermiş aslanların zorbalığına.

Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı.Ancak tavşan, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Gitgide güçten düşmüşler. Eee, aslan bu, hiç fareyle doyar mı.

- 'Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor' demiş aslanlardan birisi.

- 'Evet' diye tasdik etmiş diğerleri.

Nereye gideriz diye düşünürlerken 'bir dakika' diye bir ses duymuşlar        gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa.Sürünün en çelimsiz,     ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Topal Aslan'mış söze atılan.

- 'Hayır' demiş, 'hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim        bu işi.'

İnanmamış kimse ona ama haydi bir şans verelim ne çıkar diye düşünmüşler. O da almış yanına bir iki aslan gitmiş öküzlerin yanına. Beyaz bayrak çekmeyi  de unutmamış. Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım  öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini.

Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz'ün sivri ve        kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş.

- 'Saygıdeğer öküz efendiler' diye başlamış lafa. 'Bugün buraya sizden özür   dilemek için geldik. Biliyorum sizleri çok defa incittik, kimbilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç birini isteyerek yapmadık. Biliniz ki biz aslanlar barışçı bir milletiz. Hele öküzlerle hiç bir alıp vermediğimiz olamaz. Ancak evet size defaatla saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor.        Onu gördükmü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz, ve  sürünüze zarar veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiç bir alıp veremediğimiz       yok. Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü hayatınızdan emin rahat rahat otlayamıyorsunuz, belki geceleri bile bizim kükrememiz sizin uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi   Sarı Öküz'ün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım' demiş.

Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de        sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz olmaz demiş ama        kimseye dinletememiş sesini.Zavallı Sarı Öküz kurban edilmiş aslanlara.        Hepsi birden saldırmışlar zavallı öküzün üzerine. Bir ikisini fırlatmış üstünden ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, yalvarmış,  ama yokmuş onu işiten. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki. Bütün sürünün selameti için bir öküz...,gerekliymiş bu.

Gerçekten de günlerce sürüye hiç bir saldıran olmamış. Huzur içinde        geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki. Hele öküz     etinin tadını aldıktan sonra. Acıktık demişler Topal Aslan'a daha bir kaç        hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha        gitmiş Boz Öküz'ün yanına.

- 'Selam' diye girmiş söze. ' Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal        milletiz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur        içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim.  Büyük bir problemimiz var.'

- 'Nedir?' demiş Boz Öküz merakla..

- 'Şu sizin Uzun Kuyruk' demiş Topal Aslan. Öyle uzun bir kuyruğu var ki        nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de aklımız        başımızda gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öylemi ya, hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.Boz Öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.Dışlamışlar Uzun Kuyruk'u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara. Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça       küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebeb bile söyleme gereği duymuyorlarmış.        'Verin bize şu öküzü yoksa karışmayız' derlermiş sadece. Zavallı öküzlerin     hayır diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış        aslanların pençesinde.Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı kalmış en  sona. Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne        kadar da güçlüydük? diye sormuş biri Boz Öküz'e.

- 'Biz' demiş Boz Öküz gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek

'Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi...'

 

Düzenleyen: Rtn.Kubilay Ali Gürkan

 

 

 

 

 

SİZLERDEN

 

 

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp

Hızla atıldı çapariye

Önce müthiş bir acı duydu dudağında

Gümbür gümbür oldu yüreği

Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti

Denizlerin üstünü

Neye benzerdi acep gökyüzü

Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu

"Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar

Hani görüpte gökyüzünü, oltadan son anda kurtulanlar

Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı  onu

Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yureği

Oysa şimdi yüzerken

Küçücük yeşil leğende

Cansız uzanıvermiş dostlarına

Değiyordu minik yüzgeci insanlar gelip geçtiler önünden

Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine

Yavaşça karardı dünya

Başı da dönüyordu

Son bir kez düşündü derin maviyi

Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu işte tam o anda eğilip aldım onu

Yürüdüm deniz kenarına

Bir öpücük kondurdum başına iki damla gözyaşından ibaret

Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece bakakaldı

Sonra sevinçle dibe daldı

Gitti, tüm kederimi söküp atarak

Teşekkürü de ihmal etmemişti

Bir kaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme

Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye

"Bir gün dedim bulursam kendimi

Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz

Son ana kadar hep bir umudum olsun diye"  

Düzenleyen: Rtn. Gönül Mutlu 

  


   KİTAP KÖŞESİ
 
 
   MOR İNEK - SETH GODİN

   Mor ineksiniz ya da değilsiniz. Çarpıcısınız ya da görünmezsiniz. Seçiminizi yapın.

   Birini, ikisini ya da onunu gördükten sonra inekler sıkıcıdır. Mor İnek hariç... İşte bundan birşey çıkabilir. Mor İnek, bir fenomeni, heyecan verici olanı, sezgilere dayananı, inanılmaz derecede hızlı olanı simgelemektedir. Hergün, tüketiciler çok sayıda sıkıcı şeyle yani çok sayıda kahverengi inekle yüzyüze kalıyorlar, ama emin olun Mor bir ineği unutmayacaklardır. Ve bu,ürününüz ya da hizmetinize sonradan ilave edeceğiniz bir pazarlama fonksiyonu değildir. Mor İnek ürün ya da hizmetin
tam olarak kendisidir. Sonradan eklenecek birşey değil, aksine daha en baştan yapılacak olandır.

   Mor İneğin özelliği dikkate değer olmasıdır.

   Bu kitap farklı ve dikkate değer olmanın nasılı,nedeni ve ne olduğu üzerinedir.

   Mor İnek kitabında Seth Godin, gerçekten fark edilebilir birşey yaratmak  istiyorsanız, ürettiğiniz ve yaptığınız herşeyin içine Mor İnek'i koymanız gerektiğini söylüyor. Pazarlamaya en çok değecek ürünü veya hizmeti sunmanın yolunu arayan herkes için bu kitap bir manifestodur. İster ürün satıyor, ister hizmet sunuyor olun, rakiplerinizden nasıl ayrılabileceğinizi ve işinize Mor İnek'i nasıl katabileceğinizi bu kitap size gösterecektir.

   ''Bu kitabı sevdim! uyanın çağrısının yapıldığı bölüm, uygulama bölümü ve
Seth Godin'in Mor İnek'i, günümüz dünyasındaki kurumların nasıl farklılık
yaratacağını ve bu sayede nasıl yokolmayacağını gösteriyor.''
Tom KELLEY - IDEO genel müdürü, ''Art of İnnovation'' yazarı

Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

 

 

          SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN


 
ŞARABIN FELSEFESİ

Bir felsefe profesörü sınıfta, önünde bazı  malzemelerle öğrencileriyle ders yapıyordu. Önce önündeki boş bir kavanozu 5 cm. çapındaki taşlarla doldurmaya başladı. Öğrencilere kavanozun dolu olup olmadığını sordu. Onlar da dolu olduğunu kabul ettiler. Profesör bu sefer bir kutu çakıltaşı aldı ve onları kavanoza boşalttı. Kavanozu hafifçe sallayınca çakıl taşları büyük
taşların arasındaki boşluklara doldular. Profesör yine öğrencilerine kavanozun dolu olup olmadığını sordu, onlar da onayladılar. Bu sefer bir kutu kum alıp kavanoza boşalttı.
Tabii kum geriye kalan bütün boşlukları doldurunca yine öğrencilerine aynı soruyu tekrarladı.
Öğrencilerin hepsi bir ağızdan kavanozun dolu olduğunu söylediler. Profesör bu sefer masanın altından bir şişe kırmızı şarap çıkarıp içindekileri kavanoza boşalttı ve böylece kumların arasındaki boşlukları etkili bir şekilde doldurdu. Öğrenciler gülmeye başlayınca;

  •  "Şimdi," dedi "Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini bilmenizi istiyorum. Taşlar hayatınızdaki önemli şeyler aileniz, eşiniz, sağlığınız, çocuklarınız. Her şeyi kaybetseniz ve elinizde sadece onlar kalsa bile hayatınızın dolu dolu olmasını sağlayacak şeyler bunlar. Çakıl taşları ise işiniz, eviniz, arabanız gibi diğer önemli şeyler. Kum da geriye kalan her şeydir, küçük şeyler yani. Eğer kavanozu once kumla doldurursanız çakıl taşlarına ve büyük taşlara yer kalmayacaktır.
  • Aynı şey hayatınız için de geçerli. Bütün zaman ve enerjinizi küçük şeylere harcarsanız hayatınızda sizin için önemli olan şeylere hiç yer kalmayacaktır." Mutluluğunuz için çok önemli olan şeylere dikkat edin. Çocuklarınızla oynayın, doktor kontrollerinizi düzenli yaptırın. Eşinizi dansa götürün. İşe gitmek, evi temizlemek, tamirat yapmak ve yemek vermek için hep zamanınız olacaktır. Önce büyük taşları gerçekten önemli olanları halledin. Önceliklerinizi belirleyin. Geriye kalanlar sadece kumdur."
    Öğrencilerden biri elini kaldırıp şarabın neyi simgelediğini sordu.
    Profesör gülümsedi, "Sorduğunuza sevindim. O sadece hayatınız ne kadar dolu görünürse görünsün iyi bir şişe şaraba her zaman yer olacağını size göstermek içindi."

    Hazırlayan: Rtc.Nazik ERDOĞAN

 

 

 

Sevgili Dostlar,  

Başkan Aytaç Küçükünal üç haftadır aramızda yoktu. Bu haftadan itibaren tekrar aramızda olacak sayın başkan. Kendisine hoşgeldin diyoruz.

Bu arada Başkan’ın yokluğunda ona vekalet eden, başarılı şekilde toplantıları yöneten gelecek dönem başkanımız sevgili Havva Işık’a da teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Ocakbaşı toplantılarımızın ikinci turları başladı. Rotary ailesindeki kaynaşmada büyük önemi olan bu toplantıların raporlarını yayınlamaya devam ediyoruz. Yine birçok dostumuz güzel yazılar göndermiş. Beğeneceğinizi umuyoruz.

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.