![]() |
![]() |
Adres
:Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Dönem: 2003-2004
Sayı :
25 |
| 2003-2004
Dönem Başkanı Aytaç KÜÇÜKÜNAL As Başkan Havva İşkan IŞIK Sekreter Salih PEKER Sayman Ege ALTAY Üye Yavuz CANÖZ |
Meslek
Hizmetleri Ana Komite Başkanı Ahmet FIĞLACI Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı M.Oktay YİĞİTBAŞI Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı Melike YÜCEL Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı Levent İÇEL |
2003-2004
Dönem UR Başkanı Jonathan B. MAJIYAGBE 2003-2004 Dönem UR 2430. Bolge Guvernörü Yılmaz ÖNEL 2003-2004 Dönem X. Grup Guvernör Yardımcısı Osman BERBEROĞLU |
| G E Ç E N H A F T A |
Talya Oteli 08.01.2004 - 1318/27 |
|||||
|
Toplam Üye |
55 + 12 |
|
KONUŞMACI |
DR.AHMET UYKAÇ |
||
|
Katılan Üye |
35 +07 |
KONU |
ŞEKER HASTALIĞI |
|||
|
Katılım |
% 63 |
KONUKLAR |
||||
TELAFİ KARTI |
SÜLEYMAN EVREN |
ANTALYA RTC.BAŞKANI |
||||
|
|
|
SERHAN GÜLLÜPINAR |
ANTALYA RTC.KULÜP |
|||
MAZERET BİLDİRENLER |
DENİZ KIZILIRMAK |
FATMA KIZILIRMAK KIZI |
||||
MELİKE YÜCEL |
ANTALYA DIŞI |
|
|
|||
NECATİ KOÇ |
“ “ |
|
|
|||
|
TOPLANTI NOTLARI
Bu hafta toplantıyı yine gelecek dönem başkanımız Havva Işık yönetti. Konuşmacı konuğumuz Dr.Ahmet Uykaç, konumuz Şeker Hastalığı idi. Ahmet Uykaç, 1965 Antalya doğumlu. İlk, orta ve liseyi Antalya’ da tamamladı.1989’da Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1999’ da Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları dalında master kazanarak 2002 yılında Diabetik hasta eğitimi master uzmanı ünvanını aldı. 2003 yılında Türk Diabet Cemiyeti Antalya Şubesini kurdu ve bu kuruluşun başkanlığını yürütüyor. Evli ve bir kız çocuk babasıdır.
Ahmet Uykaç, Şeker Hastalığı(DM) konusunda şu açıklamalarda bulundu.
· DM TİPLERİ· Çocukluk ve genç erişkinlerde,Zayıf görünümlü,Ani başlangıçlı,Vücutta insülin hormonu hiç yok,% 5-10,· Erişkin yaşta, sıklıkla >35yaş,Şişman,Gizli seyirli,Vücutta insülin yetersiz ve/veya direnç,% 90-95·· KAN ŞEKER DÜZEYLERİ· Normal 70 – 110 mg/dl, Şüpheli 110 – 126 mg/dl, Aşikar 126 mg/dl ( iki ayrı açlık) ve randomize 200 mg/dl
· KLİNİK· Ağız kuruluğu, Çok su içme,Sık idrara çıkma, Halsizlik ve yorgunluk, İyileşmeyen yaralar,Her şey ama hiçbir şey
· RİSK FAKTÖRLERİ (TİP 2 DM)· Kilo, Aile hikayesi, Yaş ve cinsiyet, Yüksek doğum ağırlığı, Gebelik diabeti, Coğrafya, Çevresel faktörler :· KOMPLİKASYONLAR· Mikrovasküler· Retinopati -------> Körlük· 2) Nefropati --------> Böbrek yetmezliği· 3) Nöropati ---------> Ağrı, parestezi, hissizlik, diabetik ayak, impotans
· SIKLIK2000 2025· Gelişmekte olan 120 milyon 200 milyon· Gelişmiş ülkeler 40 milyon 100 milyonT O P L A M 160 milyon 300 milyon· NEDEN ÖNEMLİ· Bugün dünyada 100 milyon,2025 de 300 milyon· ABD : % 6,6· TR : DM % 7,2 ----- IGT % 6,7· KKTC : DM % 11,3 ---- IGT % 13,5· ANTALYA : % 8 civarı· 1 bilinen = 1 bilinmeyen· WHO : DM bulaşıcı olmayan epidemik hastalıktır.· TÜRK DİABET CEMİYETİ· 1955 Yılında kurulmuş· 1963 Yılında kamu yararına çalışan dernek ünvanı· Tüm Türkiye’de 20 civarında şube· ANTALYA DİABET· Kuruluşundan 48 Yıl Sonra Antalya’da· Yaklaşık 5 Ay Önce Kuruluşunu Tamamlamış· ANTALYA DİABET II· Bugüne Kadar 2.500 Kişinin Kan Şeker Ölçümünü Ve Şişmanlık Ölçümünü Yapmış· Eğitim Toplantılarına Yaklaşık 150 Kişi Katılmış.
|
||||||
|
B U H A F T A |
Talya Oteli - 15.01.2004 - 1319 / 28 |
|||||
|
|
KONUŞMACI |
SERBEST KÜRSÜ |
MÖNÜ |
|||
KONU |
Miami biftek, Salata, Baklava |
|||||
|
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
|||||
|
|
|
19.01.2004 |
BERNA- KADİR DURSUN |
|||
|
ROTARY YAZILARI
ROTARY'DE SINIFLANDIRMA PRENSİBİ Gerçekte Rotary üyelikleri bir tür "sınıflandırma" ya dayanır. Temelde, yapılan bu sınıflandırma o Rotaryenin topluma verdiği hizmetlerin iş veya meslek açısından toplumca bilinen yönünü tanımlar. Rotaryenlerin sınıflandırma prensipleri biraz daha belirgin ve keskin çizgilerle çizilmiştir. Bir Rotaryenin sınıflandırılması tesbit edilirken bakılan şey aktif Rotary üyesi şahsın ilgili bulunduğu "Firma, Şirket veya Kuruluş'un iş veya mesleki faaliyetine bakılır. Şurası unutulmamalı ve iyice anlaşılmalıdır. Bu tür sınıflandırmalar topluma yapılan hizmetler ve faaliyetlere göre tesbit edilir. Yoksa salt o kişinin bulunduğu mevkii veya makam değildir önemli olan. Yani, bir kişi bir bankanın genel müdürü bile olsa o kişinin sınıflandırması "banka genel müdürü" olarak değil, sadece "bankacılık" kategorisindedir. Bir iş veya meslek faaliyetinde çalışan ve bunu iş olarak yapan veya kişinin başlıca iş veya mesleği ne ise ona göre sınıflandırma yapılır ve o konumdaki kaliteli kişi öylecek sınıflandırılır. Örneğin: devamlı olarak bir işte çalışan bir elektrik mühendisi, bir sigortacı, bir demiryolu müdürü, bir madencilik yöneticisi, fabrikatör, hastahane veya klinik yöneticisi vb. bu işyerlerini kendi adına çalıştırıp yürüten kişi olarak da o iş veya mesleğin temsilcisi seçilebilir, o tür şirket veya kuruluşlarda ücretle çalışan bir yönetici kişi de olsa o iş veya mesleğin temsilcisi olarak seçilebilir. Bu sınıflandırma prensibi o iş veya sanayi dalında ayrıca sınıflandırılarak bir iş veya mesleğin üreticisi, dağıtıcı, toptancısı, ve satıcı olarak ayrıştırılabilir. Yine sınıflandırma bir başka ayrıştırma yolu, çok büyük bir şirketin çeşitli bölümleri arasında yapılabileceği gibi iş idaresi okulu veya mühendislik okulu gibi aynı üniversiteninin çeşitli dallarına göre de uygulanabilir. Sınıflandırmanın ana prensibi, her Rotary kulübünün toplumdaki her meslek dalı, iş ve profesyonel hizmetlerinin bir kesitini temsil eden bir mozaik halinde tutmaktır.
|
|
OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU Toplantı Tarihi :13 Ocak 2004 Salı Ev Sahibi :Duygu – Hakan EYİCAN Katılan Konuklar :Gönül MUTLU / Salih PEKER Gülay – Yavuz CANÖZ / Nevin- Yaşar SÜZEN Hilal- Oktay YİĞİTBAŞI Katılamayan Konuklar :Şule-Mustafa SÖZEN Toplantı Konusu : Rotary’nin yüzünücü yılı nedeni ile uluslar arası düzeyde 11 Eylül 2004 tarihinde aspendosta yapılabilecek "BARIŞ KONSERİ" hakkında düşünceleriniz nelerdir. Sevgili Duygu – Hakan EYİCAN çiftinin sıcak ve nazik ev sahipliğinde ocakbaşı toplantısı yapıldı. 100. yılda Rotary’i ile ilgili olarak katılımcılar özet olarak;
|
|
DUYDUNUZ MU ?
ÖĞRENMENİN YAŞI
YAŞ 7: Meşrubat
içerken gülersem içtiğimin burnumdan
geleceğini öğrendim
Özdemir Asaf Düzenleyen : Rtn.Yaşar Süzen |
|
Bugün, kuluçkaya yatmış tavuklarla aramızdaki benzerliği inceleyeceğiz hep birlikte. Tıpkı bizim gibi ekonominin bir parçası olan ülkemiz tavuklarından bahsediyorum. Altı üstü tavuk işte, benim gibi karizmatik bir varlıkla nasıl bir ortak noktası olabilir diyenler! Size, bu kadar erken karar vermeyin derim.
Tavuklar, işletme bilgileri çok sınırlı düzeyde olsa da düzenli olarak ürettikleri yumurtalarla ekonominin ayrılmaz bir parçasıdır. Öyle ki, onların ölümleri bile ayrı bir sektör oluşturur: Şinitzel endüstrisi! Bir tavuğun üretime geçmek için ihtiyaç duyduğu ortamı yaratmaya harcadığınız para, onun ürünlerini sattığınızda elinize geçenden daha düşüktür. Buna da kâr deriz. Hattâ, günde 1 kere yumurtlayan tavuklarımızın zaman mefhumlarının zayıf olmasından yararlanarak kârımızı kolaylıkla artırırız. Örneğin, binlercesini biraraya topladığımız bir kümeste 4 saat aydınlık-4 saat karanlık bir ortam oluştururuz. Onlar da “zaman da ne çabuk akıyor!” diyerek bir günde üç günü birarada yaşar ve üç kere yumurtlarlar. Görüldüğü gibi onlar, örneğin bir aslan kadar karizmatik olmasalar da çok verimli bir personel grubudur.
Gelelim insana... Yüksek müsadelerinizle burada insanı, hayal gücü olan ve vizyon sahibi tek hayvan olarak tanımlayacağım. Yaratıcılık boyutunda bizler de ideal kuluçka ortamımız oluşturulursa yaratır, ekonomiye katılırız. Çok temel bir farkla... Tavukların en büyük avantajı olan standart ürünler yumutlayabilme olayı bizde çok zordur. İnsanoğlunun fikir kuluçkasından bir gün Ferrari çıkar bir gün prezervatif! Bir gün barut, bir gün yangın söndürme cihazı.. Bir gün futbol topu, bir gün preformans değerlendirme kriterleri...
Bizim ürünlerimiz standart olmadıkları için yirmişerli tertipte yumurta mukavvalarına dizilemezler. Çünkü bizim ürünlerimizin fiyatı, piyasası, kullanım alanı, ağırlığı net tanımlanabilmiş değildir. Bu anlamda, tavukların iş tanımları son derece nettir ve bu nedenle onların çok şanslı oldukları söylenebilir. Onların kümeslerinde, “bu olmuş, bu olmamış, şunu al tekrar yumurtla” diyen kimseleri de yoktur. Hata payları yok denecek kadar azdır. Moralman çökük olduklarında, küp şeklinde yumurtlamazlar. Diledikleri gibi bir kariyer planı yapamasalar da,eninde sonunda bir gün mutlaka şinitzellik mertebesine yükseltilecek olsalar da tavukların işi kolaydır. Bizimki ise hiç de öyle değildir...
Aslına bakarsanız işimizin zorluğu üretim çeşitliliğimiz değildir. Tam tersine bu başlıbaşına bir zenginliktir. Keyfin ta kendisidir. Bu belki de insan olarak yaşamanın en güzel tarafıdır. İşimizi zor kılan, entelektüel becerilere dayalı işlerde standardizasyonun olamayacağı gerçeğiyle barışık olmayışımızdır. Daha doğrusu yöneticilerimizin böyle düşünmemesidir. Genelde onlar, belki isteyerek belki istemeyerek bizden mukavva kutulara kolaylıkla yerleşebilecek işler çıkarmamızı beklerler. Kalite güvence sistemleri de işte bu noktada devreye girerler. Kimisi genel anlamda organizasyonel süreçleri düzenler ve bir artı değer yaratırlar. Kimisi ise, bireysel üretim tarzına üniforma giydirmeye kalkışırlar. Şahsen benim, bana tavuk muamelesi yapan bu tip yanlış sistemlerle yıldızım hiç barışmamıştır. Bizi bu kurallara uydurmak, bir tavuğu sanat akademisine gönderip heykeltıraş olmasını ummaktan daha saçmadır.
Çünkü, bir insanın üretim stilini bırakın bir takım prosedürleri, o insanın kendisi bile belirleyemez. Bizler, yani insanlar iniş-çıkışları olan canlılarızdır. Biz, profesyonel tiplemelere bürünmüş olsak da bizim beynimizin yaratıcı tarafı, yani sağ beynimiz aynı zamanda duygu besleyen tarafımızdır. Aşık olduğumuz dönemlerde, üzerimizde bir dâhi pırıltısıyla ortalıklarda gerine gerine gezinmemiz, üretkenliğimizin tavana vurması da bu yüzdendir. Söylememe herhalde gerek yok, sevgilimizden ayrıldığımız zaman bize “yaratıcılık mı o da ne? Git başımdan!” dedirten de aynı şeydir.
Eğer bu çağın adı bilgi çağı ise yaratıcılık bizim en değerli altın bileziğimizdir. Düşünün, taşının... Düşünce özgürlüğünün gelişmediği ortamlarda, klasik bir tavuk olmaktan ileriye gidemeyeceğinizi kulağınıza küpe edin. Altın yumurtlayan tavuk kimliğinizin, standart ateşlerde pişirilmesine sakın müsaade etmeyin. Nar gibi kızarmış kreatif tavuklardan olmayın. Benden söylemesi...
BURAK ÖZDEMİR
|
|
SARI ÖKÜZÜN ÖYKÜSÜ (KIBRISI VERELİM DİYENLERE İTHAF OLUNUR)
Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gerçi bir iki sıyırık alırlarmış ama yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalığına. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı.Ancak tavşan, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Gitgide güçten düşmüşler. Eee, aslan bu, hiç fareyle doyar mı. - 'Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor' demiş aslanlardan birisi. - 'Evet' diye tasdik etmiş diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken 'bir dakika' diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa.Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Topal Aslan'mış söze atılan. - 'Hayır' demiş, 'hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.' İnanmamış kimse ona ama haydi bir şans verelim ne çıkar diye düşünmüşler. O da almış yanına bir iki aslan gitmiş öküzlerin yanına. Beyaz bayrak çekmeyi de unutmamış. Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini. Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz'ün sivri ve kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş. - 'Saygıdeğer öküz efendiler' diye başlamış lafa. 'Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum sizleri çok defa incittik, kimbilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç birini isteyerek yapmadık. Biliniz ki biz aslanlar barışçı bir milletiz. Hele öküzlerle hiç bir alıp vermediğimiz olamaz. Ancak evet size defaatla saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördükmü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz, ve sürünüze zarar veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiç bir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü hayatınızdan emin rahat rahat otlayamıyorsunuz, belki geceleri bile bizim kükrememiz sizin uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi Sarı Öküz'ün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım' demiş. Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz olmaz demiş ama kimseye dinletememiş sesini.Zavallı Sarı Öküz kurban edilmiş aslanlara. Hepsi birden saldırmışlar zavallı öküzün üzerine. Bir ikisini fırlatmış üstünden ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, yalvarmış, ama yokmuş onu işiten. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki. Bütün sürünün selameti için bir öküz...,gerekliymiş bu. Gerçekten de günlerce sürüye hiç bir saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki. Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra. Acıktık demişler Topal Aslan'a daha bir kaç hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz'ün yanına. - 'Selam' diye girmiş söze. ' Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.' - 'Nedir?' demiş Boz Öküz merakla.. - 'Şu sizin Uzun Kuyruk' demiş Topal Aslan. Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de aklımız başımızda gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öylemi ya, hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.Boz Öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.Dışlamışlar Uzun Kuyruk'u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara. Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebeb bile söyleme gereği duymuyorlarmış. 'Verin bize şu öküzü yoksa karışmayız' derlermiş sadece. Zavallı öküzlerin hayır diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde.Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı kalmış en sona. Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük? diye sormuş biri Boz Öküz'e. - 'Biz' demiş Boz Öküz gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek 'Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi...'
Düzenleyen: Rtn.Kubilay Ali Gürkan
|
SİZLERDEN
Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp Hızla atıldı çapariye Önce müthiş bir acı duydu dudağında Gümbür gümbür oldu yüreği Sonra hızla çekildi yukarıya Aslında hep merak etmişti Denizlerin üstünü Neye benzerdi acep gökyüzü Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu "Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar Hani görüpte gökyüzünü, oltadan son anda kurtulanlar Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu Küçük istavrit anladı yolun sonu Koca denizlere sığmazdı yureği Oysa şimdi yüzerken Küçücük yeşil leğende Cansız uzanıvermiş dostlarına Değiyordu minik yüzgeci insanlar gelip geçtiler önünden Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine Yavaşça karardı dünya Başı da dönüyorduSon bir kez düşündü derin maviyi Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu işte tam o anda eğilip aldım onu Yürüdüm deniz kenarına Bir öpücük kondurdum başına iki damla gözyaşından ibaret Sade bir törenle saldım denizin sularına Bir an öylece bakakaldı Sonra sevinçle dibe daldı Gitti, tüm kederimi söküp atarak Teşekkürü de ihmal etmemişti Bir kaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye "Bir gün dedim bulursam kendimi Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz Son ana kadar hep bir umudum olsun diye" Düzenleyen: Rtn. Gönül Mutlu |
|
|
SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN
|
|
Sevgili Dostlar, Başkan Aytaç Küçükünal üç haftadır aramızda yoktu. Bu haftadan itibaren tekrar aramızda olacak sayın başkan. Kendisine hoşgeldin diyoruz. Bu arada Başkan’ın yokluğunda ona vekalet eden, başarılı şekilde toplantıları yöneten gelecek dönem başkanımız sevgili Havva Işık’a da teşekkürlerimizi iletiyoruz. Ocakbaşı toplantılarımızın ikinci turları başladı. Rotary ailesindeki kaynaşmada büyük önemi olan bu toplantıların raporlarını yayınlamaya devam ediyoruz. Yine birçok dostumuz güzel yazılar göndermiş. Beğeneceğinizi umuyoruz. Hepinize Sevgi ve
Saygılar... |