Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 35
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

  SHERATON VOYAGER  08.04.2004 - 1329/36    

   Toplam Üye

54 + 12

KONUŞMACI ERHAN BAYRAMOĞLU
    Katılan Üye

32 +3

KONU FOTOĞRAF GÖSTERİSİ

Katılım

% 59

KONUKLAR
TELAFİ  KARTI SÜLEYMAN EVREN ANTALYA RTC. KULÜP BŞK.
GÖNÜL MUTLU OLİMPOS ROTARY SERHAN GÜLLÜPINAR ANTALYA RTC. KULÜBÜ
    MAZERET BİLDİRENLER YASEMİN AKAYDIN SERDAR AKAYDIN KONUĞU
HAKAN EYİCAN ANTALYA DIŞI KUBİLAY YÜCEL MELİKE YÜCEL KONUĞU
NURİ GÜVENÇ       “           “    
ZEYNEP IŞIK       “            “    

 

TOPLANTI   NOTLARI

 

Bu hafta 1330. ncu toplantımızda birçok duyuru yapıldı.

 

15 Nisan toplantımız iptal edildi. 16 Nisan Cuma  saat 20.00’ de Rotary’nin kuruluşunun 50. yıl balosu Kale içi  Rotary Kulübü’ nün organizatörlüğünde  yine Sheraton Otel’ de yapılacak. Kişi başı 27.500.000 TL.

 

17-18 Nisan tarihinde Tekirova Ünsafir Otel’ de gece yapılacak. Kişi başı 30 milyon TL. Bunun için en geç 14 Nisana kadar katılım bilgisini sekreterimize bildirmemiz gerekiyor.

 

Aramıza yeni bir Rotaract kulübü geliyor. 26 nisan 2004 tarihinde Olimpos Rotary’ nin Rotaract Kulübü’ nün kuruluş balosu var.

 

Gelecek dönem guvernör yardımcımız Mustafa Yapan’ ın bir duyurusu vardı.

“Sevgili dostlarım, gelecek dönem Guvernörümle son birkaç gündür yaptığım konuşmalarda, Antalya Rotary Kulübü’ nden özellikle bahsederek Asambleye katılımın çok düşük olduğunu ancak herhalde programın bilinmediğinden dolayı böyle bir durum hasıl olduğunu bana iletti ve ben kendisine programı erken gönderebilir misiniz diye sordum.

Tam saatleriyle değil ama isimlerle çok önemli bir toplantı olacağını ve bu asamblenin tam Kıbrıs'daki referandum oylamasıyla aynı güne denk gelmesi dolayısıyla özellikle önem verildiği hatta asamblenin çok görkemli geçeceği için Uluslararası Rotary'den bir de temsilcinin geldiğini söyledi.

Ayrıca yurt dışından ve yurt içinden gelecek kişileri söylemek istiyorum.

Konuşmacı konuk A.B. genel sekreteri Murat Sungar, Yunanistan gelecek dönem guvarnörü Michael Varatsos, Yunanistan geçmiş dönem guvarnörü G.Hatzakis, Yunanistan gelecek dönem 2. bölge guvarnörü Kalpov Hinov, İsrail gelecek dönem guvarnörü Gat Shapper, A.B. parlementeri Christian R. - Türkiye konusunda olumsuz görüşleri olan bir parlamenter ama Türkiye'de olması ve bizim asamblemize katılmış olması onu Türkiye lehine çekme konusunda bir avantaj - Almaki gelecek dönem başkanı, Bakü gelecek dönem başkanı misafirlerimiz olacak. Asamble gerçekten çok önemli. Bu asambleye katılımın artması konusunda ,en azından kayıt yaptırmasanız bile asambleye günü birlik gelmenizde fayda var.Teşekkür ediyorum.”

 

Gelecek dönem başkanı Havva Işık’ ın asambleye ilişkin sözleri vardı.

“Ben de gelecek dönemin başkanı olarak Erhan guvernörümüzden böyle bir telefon aldım ve kendisi Antalya Rotary Kulübü’ nden asambleye katılımın çok az olduğunu iletti bana. Ben de katılmasını gerekli gördüğüm bütün dostlarıma telefonla ulaştım. Asambleye katılmalarını özellikle rica ettim. Mutlaka katılmalarını düşündüğüm, öncelikli olarak kulübümüze son 3 yıl içinde alınmış olan yeni ve genç üyelerdi bu kişiler. Bu arkadaşlarımdan ve tabi ki kulübümün tamamından, özellikle Rotary'nin 100. yılının kutlanacağı, geleceğe yönelik çok önemli persfektiflerin konuşulacağı bu asambleye katılmalarını rica ediyorum. Bana güven duymanızı, bana destek olmanızı istiyorum.Telefonla ulaşmaktan öte yapılacak fazla birşey olduğunu da sanmıyorum ama elbirliğiyle böyle bir asamle ortamından geçtikten sonra gelecek dönem düzgün birşeyler yapacağımızı umuyorum.Teşekkür ediyorum.”

 

Aytaç Başkan’ ın Koye ile ilgili bir duyurusu vardı.

“ Değerli dostlarım bildiğiniz gibi Koye projesiyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. 7 Nisan yani dün itibariyle valimiz sayın Alaaddin Yüksel beyefendi bir sertifika töreni düzenledi. Antalya’ daki sivil toplum kuruluşlarının yapmış oldukları okumaz -yazmazlara dayalı çalışmaların neticesini küçük de olsa gösteren bir toplantı oldu ama toplantı görkemliydi. Sivil toplum kuruluşularının yapmış olduğu seminerlerde katılan 20 kursiyere sertifika verildi. Önümüzdeki günlerde Suna - İnan Kıraç Merkezi’ nde, toplum merkezimizde Koye ile ilgili yapılan çalışmalar neticesinde katılanlara sertifika töreni düzenleyeceğiz. Bunu sizlere önümüzdeki günlerde ulaştıracağız. Diliyorum ki bu törene katılırsınız.”

 

Bu haftaki konuğumuz Erhan Bayramoğlu bize martılar ve güvercinlerle ilgili bir fotoğraf gösteri sundu.

 

“Sizlere çok sevdiğim yaratıkları tanıtmak istiyorum. Martılar ve Güvercinler.” diyerek sunumuna başlayan

Bayramoğlu, gösterim sonunda soruları cevaplarken çalışmaları konusunda ilginç bilgiler verdi.

Fotoğraflarının çoğunlukla İstanbul, Bartın ve bir kısım da Antalya ‘da yaptığı çalışmaların sonucu olduğunu anlatan konuğumuz, Antalya ‘daki martıların çok vahşi olduğunu halbuki İstanbul’ dakilerin iyice evcilleşmiş olduğunu ve çok güzel pozlar verdiklerini söyledi.

Antalya ‘ da bütün  martıların çöplükte olduğunu belirten  konuğumuz martıların denizle birlikte olması gerektiğini sözlerine ekledi.” 

 

 

 

 

       B U   H A F T A

    SHERATON VOYAGER  16.04.2004-1331/37

KONUŞMACI

  50. YIL BALOSU

                   MÖNÜ
YER

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

15.04.2004

    NURİ GÜVENÇ

20.04.2004

SENAY- ERKAN DODANLI

19.04.2004

BAHRİYE ÇOPUR ( SALİH ÇOPUR EŞİ)

 

 

 

 

 

DUYURULAR

 

15 NİSAN TOPLANTIMIZ İPTAL EDİLDİ. 16 NİSAN CUMA  SAAT 20.00’ DE ROTARY’NİN KURULUŞUNUN 50. YIL BALOSU KALE İÇİ  ROTARY KULÜBܒ NÜN ORGANİZATÖRLÜĞÜNDE  YİNE SHERATON OTEL’ DE YAPILACAK. KİŞİ BAŞI 27.500.000 TL.

 

17-18 NİSAN TARİHİNDE TEKİROVA ÜNSAFİR OTEL’ DE GECE YAPILACAK. KİŞİ BAŞI 30 MİLYON TL. BUNUN İÇİN EN GEÇ 14 NİSANA KADAR KATILIM BİLGİSİNİ SEKRETERİMİZE BİLDİRMEMİZ GEREKİYOR.

 

ARAMIZA YENİ BİR ROTARACT KULÜBÜ GELİYOR. 26 NİSAN 2004 TARİHİNDE OLİMPOS ROTARY’ NİN ROTARACT KULÜBܒ NÜN KURULUŞ BALOSU VAR.

 

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE SUNA - İNAN KIRAÇ MERKEZİ’ NDE, TOPLUM MERKEZİMİZDE KOYE İLE İLGİLİ YAPILAN ÇALIŞMALAR NETİCESİNDE KATILANLARA SERTİFİKA TÖRENİ DÜZENLEYECEĞİZ. BUNU SİZLERE ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE ULAŞTIRACAĞIZ.

 

 

 

 

 

 

 

HUZURLU OLMAK İÇİN 100 ÖNERİ - 1

 

 

01. Ufak şeyleri dert etmeyin.

02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.

03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.

04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.

05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.

06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.

07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.

08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.

09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.

10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.

11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.

12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.

13. Sevgi elini önce siz uzatın.

14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?

15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.

16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.

17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.

18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.

19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.

20. Zihninizde özel bir bölüm açın. 

 

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

KENDİNİ ÖZLEMEK

Münir Arıkan (NLP Trainer, Düşünce koçu) 

 

Hiç düşündünüz mü, daha ne kadar devam edecek bu yaşam koşuşturmacası? Ne kadar kovalayacaksınız, hayallerinizdeki yaşamı? Ne kadar yorulacaksınız? Bir gün. Yeri ve zamanı geldiği bir gün… Ne kadar yorulduğunuzu ve ne kadar yorulacağınızı düşündünüz mü hiç? Her bir mücadele için bin kez zonklayan beyninizin, kafanıza dank eden gerçeklerle, daha ne kadar dayanabileceğini düşündünüz mü mesela? Yaşam bir mücadele. Evet doğru. Ama uğrunda mücadele edilmesi gerekenleri bir tarafa bırakıp, canı ciğeri beş para etmez şeyler peşinde koşturmak, hem de ölüme… Bilmem ki ne kadar doğru.

 

‘Arada sırada, durup dinlenmek gerek’ der Kızılderililer. Arada sırada durmak. Onun için avlarının peşinden koşarlarken bile, üç defa üst üste gelen tersliği, sürek avını sora erdirmek olarak yorumlarlarmış. Ve hayvanın peşinden koşmayı bırakırlarmış. Bunu, Ulu Manitu’nun o hayvana verdiği bir şans olarak algılar ve durup beklerlermiş bir süre. Ve hayvan ellerinden kaçar kurtulurmuş.

 

Bizimse elimize düşenin hiç şansı yok. Bütün yolları tutuyor, bütün çıkışları tıkıyoruz. Ondan sonra kurtul kurtulabilirsen. Kime yapıyoruz dersiniz bunu mesela. Kimlere değil ki?

 

Mesela birini sevdiğimizde, kurtuluş yok. Ya o kız, ya kara toprak. Hatta bu çam yarması magandayla evliliği kabul etmeyen zavallı kızcağızı, 3 yıl sonra sevişerek evlendiği kocasının yanında öldürenler, boy boy medyada işte. Gazetelerin üçüncü sayfası, batılıların 13. Cuma kabusuna döndü. Evlilik teklifini kabul etmeyen kızı, ailesinin gözü önünde öldürdü. Bana yar olmayanı başkasına yar etmem dedi ve kız tarafından 7 kişiyi doğradı… Biliyorsunuz işte. Bize yabancı haberler değil. Yeter ki bir şeyi istemeye görelim. Cılkını çıkartıyoruz hani. 

 

İstediğimiz şey, ölümlü bir şeyse, onu elde etmeden ölüm bile haram bize. Ya onu öldürüyoruz, ya kendimizi. 

 

Ama her nedense bu istediğimiz ölümlü bir şey değil de, olumlu bir şey ise, o zaman işler değişiyor. Maymun iştahlılık giriyor devreye. Türk gibi başlamak. Daldan dala atlamak. İstikrarsız bir gidiş. Ürkek bir tavır. Keşke Medeni Kanun’da ideallerle de evlenmek yasal olarak mümkün olsaydı. 

 

Cümle alem huzurunda kıyılsaydı nikahımız. Allah’ın emri, Paygamberin kavli ile… Ayağına basmaya kıyamadığım idealim olsaydı masada. Tülünü açıp bakmaya kıyamayacak kadar güzel. Bir dediğini iki etmeyeceğim kadar masum. Yaşam boyu birlikte yaşayabileceğim kadar gizemli. Gittiğim her yere götürebileceğim kadar neşeli. Bütün zor zamanlarımda bana güç verecek kadar kuvvetli. Bilmem… Öyle işte. İstemenin, düşünmenin sınırı yok. 

 

Ölümlüler peşinde koşturmak, ya da olumlular peşinde koşturmak. Bunu derken olumlular peşinde koşmayı da sorgulamamız gerekmiyor mu?

 

Olumlu bir şey. Ney mesela? Satış pazarlama departmanını kurtaracak yeni dönem raporları. Satacaksın ki, raporlar olumlu olsun. Satacaksın. Peki ama ne pahasına? 

 

İnsanları soyup soğana çevirmek uğruna, yapılan bir satış başarılı bir satış mı oluyor yani? 

 

Al. Al al… Mutlaka al. Almalısın. Bak bu şansı kaçırma. Üzülürsün sonra… Ama nedense hep alanlar pişman oluyor. 

 

Alanlar aldatılanlar safındaki yerini ayırırken, almayanlar için sürek avı yeniden başlatılıyor. Tamam da satamadın işte. Dur bir Kızılderililer gibi. Belki avın şansı güldü. Bırak gitsin, bırak kurtulsun işte…

 

Yok illa sonunu getireceğiz.  Beyhude bir satış uğruna, eşimizin, çocuklarımızın, akrabalarımızın, dostlarımızın sonunu getirdiğimizin farkında mıyız acaba?

 

Peki satmayalım mı? Elbette satalım. Ama arada durup dinlenmesini de bilmeli insan. Çevresine şöyle bir bakabilmeli. Tabiat yeniden canlanıyor şu an. Etraf kıpır kıpır. Kuşlar, çiçekler, böcekler, kelebekler… Dallar filizlendi. Çiçekler açtı. Meyve verme yolundaki en büyük dönemine girdi bitkiler. 

 

Biz ise, hala satış koşuşturmacasındayız.

 

Dur bir dinlen n’olur. Çevreye bir göz at.

 

Bir boy aynasında, gözle kendini şöyle on dakka. Kendinize verecek on dakkanız yok mu yoksa? Olsun be. Bir on dakka. Bu sefer olsun. Kendinize bir on dakka ayırın bu sefer. Bu sefer başarın. Bu sefer seyredin kendinizi. 

 

Peri kızı Ekho’nun aşkına karşılık vermediği için, tanrılar tarafından cezalandırılan ve sudaki aksini görüp kendine aşık olan Narkissosu kastetmiyorum elbet. Onun kendi kendine olan aşkı vücudu eritip bitirip bir nergis çiçeğine dönüştürmüştü. Ama ben ayna karşısında baktığınız, seyrettiğiniz kendinizi, asıl kendinize dönüştürmenizi istiyorum.

 

Kendiniz. Kendimiz. Sahi neyiz biz?

 

Adımıza, insan diyorlar bize. Cinsimize bakılırsa ademoğluyuz. İnsanoğluyuz. İnsanoğlu işte. Kendine bakmayı beceremiyor bir. Yılda 260 milyar dolar harcayıp, bize uzak galaksilere bile bakıyor. Ama yanı başındaki dostuna bakamıyor. En yakınındaki dostuna, en yakın dostuna bakamıyor. İnsan kendine bakamıyor vesselam.

 

Yaşam hep eller için. Patron için. Şirket için. Departman için.

 

Yaşam hep, başkaları için.

 

Başkaları için yaşarken, canına can katmak da mümkün ama, kendini öldürerek sadece yerin altındakilere bir yaşam hakkı tanımış olmuyor muyuz?

 

Evet ne demiştik? Sahi neyiz biz?

 

Bir ayna karşısında şöyle bir on dakkalığına seyredince, benim ağlayasım geldi.

 

Ağladım.

 

Koca bir göbek beydahlamışım geçen yıl. Durun durun korkmayın. Arnold Schwarzenegger’in Junior (ufaklık) fimindeki gibi tıbbi bir buluş yaparak hamile filan kalmadım. Normal bir göbek benimkisi. Bilirsiniz işte. Yediğimiz o güzel yemeklerin göbek çevrenizde bıraktığı kalıcı iz.

 

Ağaran saçlarıma ağladım. Geçen yıl onca koşuşturmaca. Onca telaş. Saçlara ilave bir beyazlık olarak geri dönmüş. 

 

Bir elimdeki çocukluk resmime baktım. Bir de aynadaki aksime. Hay aksi şeytan. Bu ben miyim ya? (Hani o bakıp da ağacın yaşını anladığımız halkalardaki gibi) yüzüme çizgi çizgi kazınan yıllarıma ağladım. Yıllarım dolu dolu geçti belki. Belki de bomboş. Ama ben en çok elimde kala kalan, o çocukluk resmimdeki masumluğuma ağladım.

 

Annemin vefatından 1 yıl sonra çekilmiş siyah beyaz bir fotoğraf.

 

Geçen boyun fıtığı olduğumda memleketten geçmiş olsuna gelen Ablam getirmişti. Sağ olsun. İyi ki de getirmiş. Ama ben şimdi, sadece ve sadece o elimdeki çocukluk resmimde kalan masumluğuma ağlıyorum.

 

Profesyonellik. Elbette olacak. Hem de en iyisinden.

 

Satış ve pazarlama. Elbette. Hem de güzelinden.

 

Ama yapılan bir iş, başka bir güzelliği örtmemeli bence.

 

İnsan verilen şirket hedeflerini bir gece ayna karşısına geçip, şöyle bir on dakikalığına bile olsa unutabilmeli. Karabasanlar girmemeli rüyalarına. Rüyalarında kendini yaşatabilmeli. Stresten, sinirden, kaygıdan, yorgunluktan, yattığına da yatacağına da bin pişman olarak kalkmamalı yattığı yatağından.  

 

Bir gece yarısı doğrulup yattığı yerden, kendine bakabilmeli. Kendine. Özüne. İçine.

 

Ve içinde kalan güzellikleri fark edip… Çok özel birisi olduğunu anlayıp… Ve insan olduğuna şükredip… İnsan, gerçekten kendini özleyebilmeli.

 

Çünkü özlemek bile, içimizde var olan kırıntıların delilidir.

 

Çünkü özlem varsa, hala bir umut var demektir.

 

 

 

 

 

 

 

IŞIK

 Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi. Adam dürüst ve dost canlısıydı,insanlar onu seviyorlardı. Ondan alış veriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı.Adam kısa süre içinde bir dükkandan , Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir yarattı.

 Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı.Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı..

 Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi: İçinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına gelecek. Hanginizin bunu hak ettiğine karar vermek için,her birinize birer dolar vereceğim.

 Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız,ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı. Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.

 Akşam geri döndüklerinde babaları sordu:

 "Birinci çocuğum, bir dolarla ne yaptın ?"

 Çocuk cevap verdi "Arkadaşımın çiftliğine gittim,bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı ,saman balyalarını getirdi, açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu.

 Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.

 Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum, sen paranla ne yaptın?."

 Yorgancıya gittim. İki tane yastık aldım ." Bunu söyleyen çocuk, yastıkları içeri getirdi açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı.

 "Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın?." diye sordu adam .

 Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim.Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim .Dolarımın 90 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım.Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım."

 Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı. Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu.Oda samanla veya tüyle değil, bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu.

 Baba memnundu "Çok iyi oğlum .Bu şirketin başına sen geçeceksin,çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı biliyorsun. Bu çok güzel .

 

 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

 

 

 

  Ankara Ticaret Odasının yaptığı araştırmaya göre, Çin malları şu yollardan Türkiye’ye giriyor:

 

  • TSE damgalı ve garanti belgeleri ile normal yollardan, 

  • İthal edilen 200 adet malı 100 adet gibi göstererek, (İthalatçı kisvesindeki tokatçılar tanımınız yerindedir)  

  • Bazı ürünleri gümrük kapısında hiç beyan etmeyerek, (Malın yüzde 50’si peşin veriliyor, gerçek fiyatının yarısına fatura kestiriliyor. Bu durumda gümrük vergisi ve % 9 KDV kaybı doğuyor. Örneğin 2 dolardan alınan bir çantaya 1 dolar fatura kestiriliyor. En büyük kaçak da buradan doğuyor.) 

  • Büyük hacimli mallar içinde küçük hacimli mallar sokarak, 

  • Doğrudan Çin yerine örneğin Ortadoğu veya Romanya üzerinden ithal ederek, (Çin “Made in China” etiketi taşıyan malını önce Ortadoğu ülkelerine ihraç ediyor. Bu ülkelerde etiket 100 dolar karşılığında çıkarılıyor, başka bir ülkenin etiketi takılıyor. Bu yeni etiketle kolayca Türkiye’ye sokuluyor. Bir başka deyişle Dubai gibi ülkeler Çin malını “reeksport” (yeniden ihraç) yapıyor.)  

  • Bavul ticareti yolu ile,  

  • Ücra köşelerdeki gümrük kapılarını kullanarak,  

  • Laboratuvar belgesi üzerinde malın niteliğini farklı göstererek (Örneğin gümrüğe gelen bir ürün, porselen olduğu halde “porselen değil” belgesiyle gümrükten geçiriliyor. Sözde gümrükteki mallardan alınan ve gerçekte porselen olmayan bir numune laboratuvarda test ediliyor. “Porselen değil” belgesi alındıktan sonra rahatça gümrükten geçiriliyor. Bu şekilde Türkiye’ye giren mal insan sağlığına zararlı olup olmadığının test edilmesi için TSE’ye de gönderilmiyor.)                        

 

Çin malları 30 sektörümüzü istila etmiş durumda…. Piyasada satılan her 100 oyuncağın 95’i, 100 armatürün 76’sı, 100 gözlüğün 45’i, 100 halının 25’i, 100 klimanın 50’si Çin malı. Soframızdaki sarmısak bile Çin’den geliyor. 

 

Türkiye’ye kaçak yollardan sokulan Çin malları ekonomimizi milyonlarca dolar vergi kaybına uğratıyor. Fabrikalar kapanıyor, binlerce kişi işini kaybediyor. 

 

Çin mallarını cazip kılan ucuzluğun arkasında devlet desteği, sendikal hakların yokluğu, düşük ücret ve düşük vergi, marka hırsızlığı ve kopyalama gibi haksız rekabet unsurları bulunuyor. Bu unsurlar Çin mallarının maliyetini düşürüp fiyat açısından albenili hale getiriyor. Ancak kalite konusunda aynı şeyi söylemek zor. 

 

Özetlersek, Çin mallarının ucuzluğunun sırrı şu:

  • Çin firmaları devlet tarafından destekleniyor. Çin’deki kamu kuruluşları zararına üretim yapıyor.

  • Birçok sektörde de üretim tamamen atölyelerde yapılıyor.  

  • Çalışanların sendikal hakları yok.  

  • Ücretler düşük. İşçilik maliyetleri Türkiye’de 400 dolar iken, Çin’de sadece 50 dolar… 

  • Vergiler düşük.  

  • Enerji maliyetleri düşük.   

  • Puma, Nike, Adidas, Lacoste, Diesel, Paul&Shark, Sony, Panasonic, Akai gibi kalitesiyle ünlü markaların etiketini taşıyan taklit mallar, işportada, semt pazarlarında, mağazalarda, hatta hipermarketlerde orijinallerinin dörtte biri fiyatına satılıyor. 

        Elektronik ve tesktil alanında faaliyet gösteren Türk markaları da Çin firmaları tarafından taklit edilerek özellikle İran, Irak ve Orta Doğu ülkelerinde satılıyor. Örneğin Türkiye’nin tekstildeki yüz akı Sarar’ın bile taklidini yapıp dünya pazarlarına sunuyorlar. Milyonlarca dolar yatırım yaparak dünyaya açılan, ABD’de 15, Avrupa’da 6 mağaza açan Sarar, kalitesiz Çin kumaşlarından yapılan taklit mallara karşı markasını korumak için Çin mahkemelerinde hukuk mücadelesi veriyor. Dolayısıyla marka yaratan firmalar da Çin tehdidinden kurtulamıyor. 

 

2003 yılının ilk yarısında tırmanışa geçen Çin malları istilası, Türkiye ekonomisine yılda en az 5-7 milyar dolar zarar veriyor. 

 

       Çin malları istilasının verdiği zararları şöyle özetleyebiliriz:
 

  • İstihdamı olumsuz etkileniyor. Örneğin, 2002 yılında Türkiye’ye giren 130 bin Çin malı bisiklet yüzünden bin kişi işinden oldu. 

  • Vergi kaybı doğuyor.  

  • Fabrikalar kapanıyor. Kilit üreticisi 20 firma Çin istilası yüzünden kapandı. Büyük işadamlarımız bile “Fabrikalarımız tehdit altında” diyerek Çin mallarından şikayet ediyor ancak onların sahibi olduğu hipermarketlerde bile Çin malları satılıyor. 

  • Kayıtdışı ekonomi büyüyor.  

  • Sanayici Çin’de fason üretim yapma yoluna gittiği için sermaye transferi yapılıyor.  

  • Tüketici kalitesiz, dayanıksız, sağlıksız mal kullandığı için aile bütçeleri de insan sağlığı da  olumsuz etkileniyor.  

  • Türk sanayinin rekabet gücü düşüyor. Yılda 450 milyon çift ayakkabı üretim kapasitesine sahip Türkiye’ye sadece İzmir’den bir partide 400 bin ayakkabı girdi. 

 

Çin malları ile mücadele konusunda üretici, tüketici ve devlete düşen önemli görevler olduğu kanısındayız:

 

  • Üretici, Çin mallarıyla rekabet edebilmek için iç piyasada daha düşük kar marjıyla çalışmalıdır.  

  • Yatırımlarını kalkınmada öncelikli yörelere kaydırmalıdır.  

  • Tüketici aldığı malın TSE damgası, garanti belgesi, satış ağı ve servisi olup olmadığına bakmalıdır. 

  • Faturasız mal almamalıdır.  

  • İşportadan mal almamalıdır. 

  • Ucuz diye kalitesiz bir malı tercih etmemelidir.  

  • Aldığı her Çin malının, kendi ailesinden bir kişiyi işsiz bırakacağını unutmamalıdır.

  • Devlet ise çeşitli sektörler tarafından yapılan antidamping uyarılarını dikkate almalıdır. 

  • Çin malı satın almaktan vazgeçmelidir. (2000 yılında Ders Araçları Yapım Merkezi, okulların ihtiyacı için 30 bin cam termometreyi Çin’den aldı. Sağlık Bakanlığı her yıl 3-4 milyon hasta termometresi alıyor. Ve bu termometreler sağlıklı sonuç vermiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ve TÜRSAB 5 yıldır, 120 bin hacı adayına 240 bin  Çin malı çanta dağıtıyor ve sektörü öldürüyor. Son 5 yılda 1 milyon 200 bin hacı çantası Türkiye’ye girdi.)

  • Üretim destekleme politikası yeniden ele alınmalı, sanayicilerin vergi, yatırım ve enerji maliyetleri, istihdam üzerindeki yükler  düşürülmelidir.  

  • Gümrüklerde kaçak girişe müsaade edilmemelidir.  

  • En çok etkilenen sektörlerde gözetim ve koruma tedbirleri alınmalıdır.  

  • Çin malları da satılan semt pazarlarına göz yuman belediyelere yaptırım uygulanmalıdır. 

      Saygılarımla 

      Sinan AYGÜN

      Yönetim Kurulu Başkanı

 

Düzenleyen: Rtn. Fatma Kızılırmak  

 

 

 

 

                                                              

İŞİN  KOMİK  TARAFI

 

 

Aşağıdaki maniler Akbank ATM dekontlarının arkasında yazıyor:

 

Yağmur yağar şakır şakır

Bankanın içi fıkır fıkır

Havaleni yap internetten

Hem de çok kolay tıkır tıkır

 

Beyoğlunda gezersin

Gözlerini süzersin

Kredi kartlarını telefonla öde

Daha da çok gezersin

 

En sevdiğim zar dübeş

Dışarıda var güneş

Kendini şubeye kapatma

Dört yüz kırk dört yirmi beş yirmi beş

 

Gitsene sen de kıra

Ne güzel kokar çıra

Faturanı akbank.com ödesin

Bankada bekleme sıra

 

Başından aşkın işin

Bir de şubeye gelmişin

Yatırım fonunu telefonla al

Zaman kazan peşin peşin

  

 


   KİTAP KÖŞESİ
  

   ANNE KAFAMDA BİT VAR - TARIK AKAN


   ''Sana hiçbirşey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın.'' Uçak havaalanına yaklaşırken Müjdat (Gezen) beni yatıştırmaya çalışıyordu.  Onu duymuyor gibiydim. Tutuklanacak olursam onun neler yapması gerektiğini düşünmeye çalıştım; tanıdık birkaç kişinin adını saydım.''Onları hemen ara, avukatımı devreye sok.'' dedim; bir de bütün gazeteleri aramasını tembihledim. Durduk. Herkes hareketlendi, ben bir türlü yerimden kalkmak istemiyordum. Gönülsüz, ağır hareket ediyordum. Müjdat'a döndüm: ''Beni götürürlerse bavulumu sen al,'' dedim. ''Bavulla şubeye gitmek istemiyorum. Yan ceplerinden birinde telefon defterim var, onu yok et...''

   Sinema sanatçısı Tarık Akan,  80 askeri darbesinin hemen ardından , 1981
başlarında Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklanır. Bu tutuklanmanın nedeni, sağcı bir gazetenin manşete çıkardığı yanlı ve yalan haberdir. Böylece, uzun bir yargılama süreci başlar. Siyasi Şube, sorgulanmalar, itilip kakılmalar, aşağılanmalar, soğuk hücreler, bitli-fareli koğuşlar, sağcılar, solcular, devrimciler, TKP'liler, idamlıklar...Ününün doruğundaki Tarık Akan'ın aylar boyu içinde bulunacağı ortam budur.Uzun zaman sonra aklanıp özgür kalan Tarık Akan, aradan yıllar geçse de o günlerin baskılarını, acılarını unutamaz; tek çıkış yolu, yaşadıklarını yazıya dökmektir. Anne Kafamda Bit Var, o karanlık dönemin bir
tutanağı gibi. Son yirmi yıldır toplumsal içerikli filmlere yönelen ünlü sinema adamının az bilinen bir yönünü ortaya çıkaran anılarda ayrıca Şerif Gören'den Atıf Yılmaz'a, Orhan Apaydın'dan Barış Derneği Davası' na kadar pek çok tanınmış ada ve önemli olaya yer verilirken, Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin bütün serüveni de dile getiriliyor.

 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

 

 

        SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN


  
 ÖFKE PATLAMALARINI ENGELLEMEK MÜMKÜN!

Nedenleri ne olursa olsun, öfke patlamalarının iş yaşamında doğurduğu sonuçların hiç de iyi olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak bazen kaçınılmaz gibi görünen bu durumun oluşmasını engellemek için ne yapabiliriz?

Bu, yaşamın bir gerçeği: İş yaşamında başarılı olmak istiyorsanız, yöneticinizle, iş arkadaşlarınızla, iş ortaklarınızla ve müşterilerinizle etkili bir iletişim içinde olmanız gerekiyor. Bu iletişim bazen bir dilden diğer bir dile geçmeyi de kapsayabiliyor.   

Öfkelenmeye başlağınızı hissettiğinizde, eğer mümkünse temiz havada 10 dakikalık bir yürüyüş yapın. Eğer bunu yapamıyorsanız, en azından kendi odanızdan çıkın ve bir süre başka bir yerde durun. Bu, kafanızı biraz boşaltmanızı sağlayarak sizi, öfkenize yenik düşmekten kurtarabilir. Ofis dışından sevdiğiniz ve güvendiğiniz bir
arkadaşınızı arayın ve ona durumu anlatıp tavsiyesini isteyin.
 
Örneğin isteklerinizi yöneticilerinize anlatırken kullandığınız dil ile iş ortaklarınıza veya potansiyel müşterilerinize anlatırken kullandığınız dil aynı olamıyor.

Hepimizin bildiği gibi, bazı durumlarda dil yetersiz kalıyor ve iletişim bir tıkanma noktasına geliyor. Bu noktada isteklerini anlatmaya çalışan kişi öfkeli, sinirli ve fazla duyarlı bir hale gelebiliyor. Öfke patlamaları da bu ruh halinin körüklenmeye devam
ettiği noktalarda ortaya çıkıyor. Öfke duygusuna yenik düştüğünde artık insan elinde olmadan sesini yükseltiyor, düşünmeden konuşuyor ve sonuçlarını
düşünmeden kararlar alabiliyor.

Nadir de olsa, böylesi duygu paylaşımlarının yerinde, hatta faydalı olabileceği durumlardan söz etmek mümkün ancak çoğu zaman durum böyle olmuyor ve öfke
patlamaları, bu duruma şahit olanların gözünde saygınlığınızı ve güvenilirliğinizi kaybetmenize neden olabiliyor. Uzun vadede ilişkilerinize ne kadar zarar verdiğini ise söylemeye gerek bile yok.

Sonuçta hepimiz bunları bilsek de kendimize hakim olamayıp öfkemize yenik düşebiliyoruz. Peki bu istenmeyen durumları en aza indirgemek mümkün mü?
Tabii ki evet. Zaman içinde hepimizi kendi yöntemlerimizi keşfediyor olsak da, aşağıdaki öneriler de işe yarayabiliyor.

Kendinize iyi bakmak, tüm ilaçlardan daha etkili olabiliyor. Kendi ruhsal ve fiziksel sağlığına, görünümüne özen gösteren bir kişi, kendisiyle daha barışık olacağından olumsuz duygulardan uzak durmayı tercih ediyor. Güne uykunuzu alarak başlamak, düzenli beslemek ve egzersiz yapmak iyi bir başlangıç olabiliyor.
Öfke ve hayal kırıklığının fiziksel ve ruhsal olarak sizde ne gibi değişimler yarattığını iyice gözlemleyin. Kızgınlığı ilk olarak vücüdunuzun hangi bölümünde hissetmeye başlıyorsunuz? Örneğin once yüzünüz kızarıyor ya da elleriniz titremeye başlıyor
olabilir. Bazen bu belirtileri erken fark etmek, kendi duygularınızdan soyutlanmanızı sağlayabiliyor.
  Öfkenizi veya korkularınızı sözlü olarak paylaşmak, kesinlikle bir rahatlama sağlayacaktır. Ayrıca sizi bu şekilde öfkelendiren bir olaya tarafsız bir bakış açısı, belki de size haklı olmadığınızı ya da ortada kızacak pek de geçerli bir neden olmadığını gösterecektir.

Kendinize "Ben en çok neden korkuyorum?" sorusunu sorun. Çoğunlukla öfke, korkulardan biri harekete geçtiğinde ortaya çıkan bir duygudur ve kendini tehdit
altında hissetmekle yakından ilgilidir. Duygularınızın tam olarak kaynağına inerek onlara daha iyi anlayabilir ve kontrol edebilirsiniz. Kendinize "Bu durumun iyi olan yanı nedir?" sorusunu sorun. Neyin yanlış gittiği yerine neyin iyi gittiğine odaklanmak, size yeni bir bakış açısı sağlayacaktır. Çoğu kez iletişim çatışmaları ve iletişimin ortadan tamamen yok olması size, hangi noktalarda yeni bir sistemin gerekli olduğunu gösterecek ve en sonunda kurumunuzun yararına olan kararlar almanızı sağlayacaktır.
Harekete geçin. Bazen bir plan işe yaramadığında yeni bir plan uygulanmayı bekliyor demektir. Öfkeli ve kırgın hissetmek yerine bu duygusal yoğunluğu ileriye
doğru atacağınız olumlu bir adımın yekiti olarak kullanabilirsiniz. Güçlü isteklerde bulunun. Eğer bir şeyin farklı olmasını istiyorsanız, işe bunu yapmakla başlayın.
Anahtar kişilerle bağlantıya geçin ve onlara neyi değiştirmek istediğinizi söyleyin. Böylece hem kendi hem de kurumunuzun ihtiyaçlarını açığa çıkarmış olursunuz. Çoğu zaman isteklerinizi uygun bir rica şeklinde basitçe ifade etmek, bunların yerine getirilmesini sağlamak için yeterli olacaktır.


 Düzenleyen: Rtc.Nazik Erdoğan

 

 

 

 

Sevgili Dostlar,   

Bir haftalık normal gündemli bir toplantı sonrası bu hafta Perşembe günü yerine Rotary’ nin 50.nci kuruluş yıldönümü nedeniyle Cuma günü Sheraton’ da saat 20.00’ de  Kuruluş Balosu olarak yapılacak. Organizasyonu Kaleiçi Rotary yapıyor.
Ardından hafta sonu iki günlük Tekirova konaklaması var. Yer: Ünsaphire Otel.
Yine önümüzdeki hafta Olimpos ‘ un Rotaract Kulüp kuruluş gecesi var.

Bu ve benzer organizasyonlar Rotaryenlerin daha da kaynaşması için önemli fırsatlar yaratıyor. Katılımın yoğun olması ve bu fırsatların iyi değerlendirilmesi dileğiyle….

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.