Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 43
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

 SHERATON VOYAGER 0TELİ  10 .05.2004-1337/43

   Toplam Üye

52 + 12

 

KONUŞMACI

GENEL   KURUL

    Katılan Üye

33+ 03

KONU

Katılım

% 63

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

BURCU DİLEK

ANTALYA RTC. KULÜP

 

 

HÜSEYİN ATALAY

HÜKÜMET KOMİSERİ

    MAZERET BİLDİRENLER

İHSAN ÇAĞLAR

KUBİLAY GÜRKAN KONUĞU

 

SEDEF BAYIK

NEZİHİ BAYIK EŞİ

 

FERAH POSTACILAR

HAKAN POSTACILAR KONUĞ

TOPLANTI   NOTLARI

 

  Olağan Genel Kurulumuz aşağıdaki gündemle toplandı.    

1-Açılış yoklama ve saygı duruşu

2-Genel kurul başkanlık divanı seçimi,teşekkülü ve tutanaklara imza yetkisinin verilmesi.

3-Yönetim ve denetleme kurulu raporlarının okunması ve görüşülmesi

4-Yönetim ve denetleme kurulunun ayrı ayrı ibrazı.

5-Yeni dönem gelir-gider hesaplarının görüşülmesi,bütçenin görüşülerek kabulü veya reddi

6- 2006-2007 Rotary Dönem Başkanının seçimi.

7- 2004-2005 dönemi yönetim kurulunun asil ve yedek üyelerinin seçimi .

8- 2004-2005  dönemi denetleme kurulu asil ve yedek üyelerinin seçimi .

9- Ayrılan üyelerin durumları , genel kurulun tasdikine sunulması.

10-Dilek ,temenniler ve kapanış.

    Saygı duruşunun ardından divan başkanlığına Turhan Sözen, divan başkan yardımcılığına Özlem Çölkesen, divan katipliğine Figen Ebren seçilerek oturuma geçildi.

      Yılın faaliyet raporunu okumak üzere başkan Aytaç Küçükünal söz aldı.

      Çok zevkli ve o derece heyecanlı geçen bir yılı geride bıraktığını belirten başkan, kendisi için bir yaşam biçimi haline gelen rotary felsefesinin gerek başkanlık döneminde gerekse iş ve aile hayatında çalışmalarına yol gösterdiğini söyleyerek tüm çalışma arkadaşlarına tek tek minnet ve şükranlarını ifade etti ve görevi 1 temmuz günü devir alacak olan Havva Işık ve ekibine de burdan başarılar diledi.

Daha sonra döneminde yapılan çalışmaları ve bu dönemin mali portresini açıklayan başkan  2004- 2005 döneminin kulübümüze hayırlı uğurlu olmasını dileyerek sözlerini tamamladı.

Denetim kurulu adına Süleyman Çevik’ in olumlu açıklamasıyla bir sonraki aşamaya geçildi. İdare heyetinin bir yıllık faaliyetinden doğan rapor ve icraat ayrıca denetim kurulunun raporu karşısında yönetim kurulu üyelerinin ve idari üyelerin ibrazı yapılan oylama sonucunda kulübün üyeleri tarafından kabul edilerek göndemin diğer maddelerine geçildi.

 Söz alan yeni dönem saymanı Himmet Öcal dönem bütçesi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Daha sonra yapılan oylama ile bütçe kabul edildi.

Ardından 2006- 2007 dönemi başkanlığına Salih Peker ilan edildi oylanarak kabul edildi.

Daha sonra 2004- 2005 dönemi yönetim kuruluna asil üye olarak Havva Işık, Levent İçel, Ege Altay, Himmet Öcal, Hulki Demirel yedek üyeliklere Osman Bilgen, Vedat Ilıkan, Duran Çiftçi, Ziya Erbaş, Melike Yücel önerilerek Kabul edildiler.

2004-2005 dönemi denetleme kuruluna da asil üye olarak Senay Dodanlı, Süleyman Çevik, Hakan Postacılar yedek olarak Özlem Çölkesen, Nezihi Bayık, Zeynep Işık seçildiler.

Ayrılan üyelerin durumu da genelkurulun tasvibine sunuldu.        

 

 

 

 B U   H A F T A

SHERATON VOYAGER 0TELİ   17.06.2004-1338/44

 

KONUŞMACI

AHMET ÜNSAL

Antalya’ ya Elektriğin Gelişi

MÖNÜ

KONUK

Antalya Valisi Alaattin Yüksel’ e Meslek Hizmet Ödülü Verilmesi

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

22.06.2004

GÜLAY CANÖZ ( YAVUZ CANÖZ EŞİ)

 

 

 

 

 

DUYURULAR

·        Gelecek dönem Guvernör Yardımcımız Mustafa Yapan’ ın kayınvalidesi Ülkü Kasaboğlu kalp kapağı ameliyatı geçirmiştir. Sağlığı yerindeymiş.                        Kendisine ve ailesine geçmiş olsun diyor ve acil şifalar diliyoruz.
 

·        Sayın Vali Aleaddin  Yüksel ulusal eğitime destek kampanyası çerçevesinde bizim yıllardır devam ettirdiğimiz KOYE projesine uygun olarak bir kampanya başlattı. Bir çok kez  KOYE projemize destek verdi. Rotary’nin diğer sivil toplum örgütlerinin her zaman bir adım önünde olduğunu ifade etti. Bu yıl da Eğitim ve Engellilere sağladığı destek nedeniyle “ Meslek Hizmet Ödülü “ nün kendisine verilmesi uygun görüldü ve 17.06.2004 tarihindeki toplantımızda Sayın Valimize  hizmet ödülü plaketi vereceğiz.
 

·        22-24 Haziran 2004 tarihlerinde Kışlahan Otel’ de İnteractlarımızın Bölge Konferansı yapılacaktır. Tüm üyelerimizin bu konferansa destek ve ilgilerini bekliyoruz.

 

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

O KAPIYI AÇMADAN ÖLMEYİN

BURAK ÖZDEMİR  

 

Adamın birinin içinde bir çocuk yaşarmış. 30, 35, 40, 45... Adam ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, çocuk hep ama hep aynı yaştaymış. Bu insan, içindeki o çocuğu öldürmek için herşeyi yapar ama gene de onu öldürmeyi bir türlü başaramazmış. Tek yapabildiği çocuğu ruhundaki odalardan birine kilitlemek ve onu orada tutuklu bırakmakmış. Ve günlerden bir gün adam, içinden yankılanan seslere daha fazla dayanamamış ve çocuğu kapattığı odanın kapısını açmış.. Odanın kapısını açtığında ne görmüş biliyor musunuz?

 

İnanın ben bilmiyorum! Bu bir masal değil çünkü. Bu sizin hikâyeniz. İçinizdeki çocuğun hikâyesi. Kapıyı açın ya da açmayın. O orada ve yaşıyor. Siz onu öldü sanıyordunuz muhtemelen. Size yemin ederim o orada ve yaşıyor. 

 

Düşünüyorum da yeni doğan her çocuk, tanrının insandan umudunu kesmediğinin kanıtıdır sözü ne kadar da doğruymuş. Düşünsenize;

 

Öğrenmeye, keşfetmeye en istekli...

 

Yalan, maske, hırs nedir bilmeyen...

 

Kakasıyla oynayacak kadar kendiyle barışık...

 

İnsanlardık hepimiz. Çocukken... Şimdi büyüdük. Çocukluk da “çocukken ne kadar salaktım” başlıklı hatıralar zincirinin adı olarak kaldı sadece. Boyu bacağımız kadar olan o “enerji”yle karşılaştığımızda “Canım çocuk işte!” diyip geçer olduk. Ne de olsa büyüdük ve “adam” olduk...

 

Aslına bakarsanız hayat, büyüdükçe adam olduğumuz bir süreç değil. Tam tersine, adam olarak doğduğumuz ve büyüdükçe adamlık vasıflarımızı yitirdiğimiz bir süreç. 

 

Yanlış mı? Kendinize bir bakın, farkedeceksiniz. Keşfetmek eskisi kadar zevkli bir şey değil artık. Üç tekerlekli bisikletimizi sürmeyi öğrenirken aldığımız keyfi, otomobil kullanmayı öğrenirken alamadık. Eskisi kadar dürüst de değiliz. Eskisi kadar kolay gülüp kolay mutlu olamıyoruz. Bir isteğimiz, bir ihtiyacımız, bir sıkıntımız olduğu zaman avazımız çıktığı kadar bağıracak kadar mert de değiliz artık. Olduğumuz kişiyle savaşımızsa gittikçe kızışıyor. 

 

Hani biz adam olmuştuk? 

 

Bizden acilen büyümemiz istendi ve biz de büyüklerimizin isteğini yerine getirdik. “Büyüyünce ne olacaksın?” dendi bize. “Hep böyle kal” Çiğdem Talu’nun yazdığı bir şarkı sözüydü sadece. 

 

Şunu bilmenizi istiyorum. Bu yazıyı moralinizi bozmak için yazmadım. Bilakis, size güzel bir haber vermek için yazdım. Müjdemi isterim:

 

O yaşıyor!

 

İçinizdeki çocuk, bilinçaltınızda bir yerde yaşıyor. Bugüne kadar o odanın kapısını açmamış olmanız hiç önemli değil. O yaşıyor!

 

İçindeki çocuğun bulunduğu odanın kapısını açmış, çocuk halini görmüş, onu kucağına almış ve o çocukla oynamış biri olarak size diyorum ki: O yaşıyor.

 

Bu “küçük” buluşma, içimdeki çocuk meditasyonu sırasında gerçekleşti. İkinci derece Reiki oluşumuzdan sonra gerçekleşen olağan 21. gün toplantımızda master’ımız Neşe, “Birazdan içinizdeki çocukla buluşacaksınız.” dediğinde neden bahsettiğini hiç anlamamıştım. Çok ağır bir meditasyon olduğunu söylediğinde bile neyle karşılaşacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu.

 

Meditasyon başlamış, gözlerimi kapamıştım. Bir anda son yılların en şiddetli ağrısı saplanmıştı başıma. O zaman ağırdan kastın ne olduğunu anladım. Meditasyon sırasında bize kalbimizin koridorlarında gezinirken bir kapı aramamız gerektiği ve bu kapıyı gördüğümüz anda durmamız söylendi. Kapıyı zor da olsa buldum. Kapının gövdesi ahşaptan, kulbu ise altındandı. “Şimdi kapıyı açın” dedi Neşe ve kapıyı açtım......

 

İçeride bir çocuk oturuyordu. Bana çok benzediğini farkettim. Yoksa? Evet, o çocuk bendim. Bana gülümsüyordu. Biraz durgundu. Elinden tutup onu odadan dışarı çıkardım. Biraz dolaştık. Oynamaya başladık. Gıdıkladım onu. Acayip mutlu olmuştu beni görmekten ve gıdıklanmaktan... Sonra onu kucağıma aldım. “Ona sizden ne istediğini bir ihtiyacı olup olmadığını sorun” dedi dış ses. 

 

“Benden ne istersin? Bir şeye ihtiyacın var mı?” dediğimde bana ne yanıt verdi biliyor musunuz? SEVGİ! 

 

Dış sesin yönlendirmesiyle ona artık hep yanında olduğumu, ne zaman isterse beni görebileceğini ve onu çok sevdiğimi söyledim.

 

“Onu yavaşça kucağınızdan bırakın” dendiğinde hayatım boyunca hiç unutamayacağım o şey oldu. Çocuk kucağımdan inmek istemedi! Sımsıkı sarılmıştı boynuma. “Ben seni çok seviyorum” dedikçe boynuma daha da sıkı sarılıyordu. Onu bırakmaya çalıştıkça bana “bişey diycem bişey diycem bişey diycem” demeye başladı. Söyle bakalım ne diyeceksin dediğimde aynı şeyi tekrar ediyordu. Bişey diycem bişey diycem... Ona güldüm. Yaptığının haylazlık olduğunu biliyor ve gülüyordu. Sonunda kucağımdan inmeyi kabul etti. Onu elinden tutup odasına götürdüm. Kapıyı açık bıraktım ve geri döndüm. 

 

Gözlerimi açtığımda başımın ağrısı bir anda geçmişti. Çok mutluydum. Çocuk BURAK’ın bilinçaltımda yaşıyor olduğunu görmek beni çok mutlu etmişti. Ancak, bir şeye canım sıkılmıştı. Canımın neye sıkıldığını farketmek canımı daha da sıkmıştı. Çocuğun bulunduğu oda, çok küçüktü ve bir ardiyeye benziyordu. Kıpır kıpır bir çocuk küçük mü küçük bir odaya tıkılmıştı. 

 

Ben ki, Akşam Gazetesi’nde “Çocuk Aklı” isminde sayfa sayfa “çocukça” yazılar yazmış, köşesine çocukluk resmini uygun görmüş biriydim. Hayatımı çocuksu yanımın ürettiği düşüncelerle kazanıyordum ve ben bütün bunlara rağmen içimdeki çocuğu küçük ve derme çatma bir odaya hapsetmiştim. İçimde küçücük bir odada yaşayan ve benden sadece sevgi isteyen o çocukla daha çok ilgilenmem gerekiyordu. 

 

Meditasyon bittiğinde bir arkadaşımız ağlıyordu. Odanın kapısını açmış ama çocuğu bir türlü bulamamıştı. Hepimiz korkmuştuk ki Neşe, bu kerataların zaman zaman böyle oyunlar yapabildiğini ve bir dahaki sefere mutlaka kendisini göstereceğini söyleyince kendimize geldik. 

 

Size, Reiki deneyimlerimi daha önce yazmış ve denemenizi şiddetle tavsiye etmiştim. Şimdi, tavsiyemin şiddetini yüzle çarpıyorum! 

 

Ve düşünüyorum. Ya ben, içimdeki çocuğun yaşadığından bihaber yaşlanıp ölseydim? Ne büyük kayıp olurdu kim bilir benim ve yaşamım için? 

 

Şu anda yaşadığım mutluluğu kelimelere dökecek yetenekte olmadığımı hissediyorum. Sizin ben anlatmadan da anlayabilecek yetenekte olmanıza güveniyorum.

 

Ve son sözümü söylüyorum.

 

Ne yapın, ne edin o çocuğun bulunduğu odanın kapısını açmanın bir yolunu bulun.

 

O kapıyı açmadan sakın ölmeyin!

 

O kapının ardında siz varsınız...

 

 

 

 

 

 

İYİMSERLİK FELSEFESİNİ DÜŞÜNÜN

 

Temelde iki tip insan vardir:Iyimserler ve kötümserler.

 Peki hangisi daha akıllıcadır?

 Tabii, kötümserler kendilerinin " gerçekçi" olduklarını öne süreceklerdir.

 Onlara göre hayat çetindir; çoğu kez işler insanın istediği gibi gitmez ve sonunda hüsran olabilecek şeyler için ümitlenmemek gerekir.

Onların inancına göre, eğer bir işin ters gitmesini beklerseniz, hayal kırıklığına uğramazsınız.  Kötümserlerin iyimserlere göre çok daha fazla hayal kırıklığına uğradığını söylersem hiç şaşırmayın.Nedeni basittir: Onlar hep başarısızlığı ararlar. Olumsuz varsayımlarını kanıtlayacak belirtiler görmek isterler.

 Olumsuz biten deneyimlerini, iyimser düşünceye karşı cephane olarak kullanırlar.

Onlara göre iyimserler kafalarını kuma gömmüşlerdir ve hayatın gerçeklerini göremiyorlardir.

Oysa, iyimserler bilirler ki, kimsenin elinde geleceği tam olarak gösterebilen bir falcı küresi yoktur. Bilirler ki, kötümserler terslik olacağından ne kadar emin olsalar da, bunu sadece tahmin etmektedirler. İyimserlere göre, kimse ne olacağını gerçekten bilemeyeceği için, her şeyin en iyisi olacağını varsayarak hayatı daha zevkle yaşamak çok daha akıllıcadır.

 

Başarının en temel yasalarından biri, enerjinizin dikkatinizi izlediğidir.

Bu yasa iyimser veya kötümser herkes icin geçerlidir;beğenseniz de beğenmeseniz de... Eğer enerjiniz daha işin başındayken olumsuzsa, eğer sadece kusurları, sorunları ve hayatın temel olarak kötü olduğunu gösteren belirtiler arıyorsanız,

enerjinizin tamamı da bu yönde kullanılır. Başarıyı ve bolluğu görebilme beceriniz ciddi olarak sınırlanır, çünkü bütün enerjiniz yalnızca olumsuzluğa ve

engellere odaklanmıştır.

Gördüğümüz ve görmeyi beklediğimiz şeyleri kendimiz yaratırız. Eğer bir duruma olumsuz beklentilerle giriyorsak, olumsuz sonuçlar yaratmamız da kaçınılmazdır.

Size her gün yaşanabilecek bir örnek vereyim:Birçok kez tartışmalara uzlaştırıcı olarak katılma işi aldım. Hepsinde de bana işi veren kimse,diğer kişinin olumsuz yönlerini sıralamıştır. İnatçılığı, dinlemeye yanaşmaması, hemen savunmaya geçmesi.

 İşverenim tartışmanın son derece hararetli ve çetin geçeceğini bekliyordur.

 Şimdi bu kişi, duruma katıksız bir kötümser olarak girmektedir. Ama ona, neden kötümsersin diye soracak olursanız, buna gülecek ve sadece gerçekçi olduğunu söyleyecektir.

Oysa, ben de her duruma iyimser olarak girerim. Buna benzer nice olayla karşılaştım ve hiç kuşku duymadan bilirim ki, çoğu insan diğerleriyle iyi geçinmek ister ve değişmeye hazırdır. Ben böyle bir duruma girerken hep gelişme ve uzlaşma olabilecek ortak zeminleri ararım.

 

Soru şu: Kimin başarılı olma ihtimali daha fazladir? Tabii ki, benim.

Aslında, insan sadece ne arıyorsa onu bulmakla kalmaz, bunu yaratır da.

 Çözüm arıyorsanız, genellikle aradığınızı bulursunuz.

 Peki, her zaman başarılı olacak mısınız?

 Kesinlikle bunu iddia etmiyorum. Ama bir iyimser bu olayı, " Gördün mü bak; ben söylemiştim " diyen kötümserlerin tersine, iyi bir ders olarak görecektir.

Buna benzer bir şeyde başarısız olursam, edindiğim deneyimin ileride işimi

kolaylaştıracağını düşünürüm ve hiç üzülmem.

İyimserlik akıl dolu bir felsefedir. Siz de mutlaka denemelisiniz.

 

Richard Carlson Dr.

 

 

 

 

 

 

İŞİN  KOMİK  TARAFI

 

KARADENİZLİ BİR BABANIN ALMANYA'DA ÇALIŞAN OĞLUNA    

                                   GÖNDERDİĞİ MEKTUPTAN:

 

Uy sevgili uşağum, Allah'ın selamı tabiidur. Mektubumu çok yavaş yazayrum, Çünkim bilirumki,okuman zayuftur,çabuk okuyamazsun...

Benden sana sual edersen, Allahuma pin sükür iyiyum, yeni pir iş buldum. Emrimde 1500'e yakin adam var, hepside sessuz sedasuz, kendi hallerinde... Ne iş pulduğumu soraysan söyleyeceğum patlama, mezarluk pekçisi oldum...

Geçtigimiz hafta puraya iki tefa yağmur yağdu... Piri pazartesinden persembeye | öbüride persembeden pazara...|

Bacin Emine bir uşak doğuracak, daha erkek midir kiz midir pelli değil, haçan o yüzden sağa dayi mi oldin, teyzemi oldin söyleyemeyrum.

Pahriyede askerlik yapan 10 usağu da kaybettuk. Pindikleri denizaltu pozulmus, motoru turmus, inmis aşağu, denizaltuyu itekleyup, motorunu çalişturmakistemuslar...

Temel emicen de tükkan açtu, o da 30 a alduğuni 25 e verir, sürümden kazaniyormus| öyle dedu... Bizim köye findukçularun Temel'i muhtar seçtuk, akullu usakta...

Geçen gün hepimizu zelzeleye karsi aşi etturdu. Temel hem akillidur, hemde | dürüsttür... Geçenlerde bir taksinin soförü köye varmis, muhtari ariyor, meger yolda bir tavuk ezmis sahibini soraymus.

Muhtar Temel tavuğa pakmuş, ha bu pizden değuldur pizum köyde yassu tavuk yoktir demis...

 Senin küçügün Ergin çok akullu usak çikti. Geçen gün tepeye varmis, elinde bir ipsallayip duriy. Anan uy usagum ne edeysun orada demis. O da heva durumuna bakayrum demis. Çektum oni aksam karsuma,anlat bakayum su hava turumu isinu dedum.

 Anlattu, meger ip sallaninca havanin rüzgarli olduguni; ip islanunca da yagmur yagduguni anlaymis. Çok akillu usak vesselam. Sen o yasta böyle akillu degildun

Senin gönderdigun resmi alduk, pir yaninda bir Alman herif pir yaninda pir Alman karisi var, ortada da sen. Iyiki resmin arkasina ortadaki penum diye yazmissun yoksam tanimayacaktuk.

 Yaa iste böyle usagim. Memleçetten sağa pol pol havadis.. Yeni havadis olursa yine yazarum. Baki hüdaya emanet ol. Baban

 

 

 

  SİZLER’DEN

 

AŞK VE ÇILGINLIK

Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez bir vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın oturuyorlarken “Saflık” ortaya bir fikir atmış : "Neden saklambaç oynamıyoruz?" Ve hepsi bu fikri beğenmiş, ve hemen “Çılgınlık” bağırmış: "Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 .... Ve Çılgınlık saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.

"Şefkat" ayın boynuzuna asılmış; “İhanet” çöp yığınının içine girmiş; “Sevgi” bulutların arasına kıvrılmış; “Yalan” bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; “Tutku” dünyanın merkezine gitmiş; “Hırs” bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82..... “Aşk”ın dışında, bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış. “Aşk”, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.. Bu bizi şaşırtmamalı, çünkü hepimiz Aşk’ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Ve Çılgınlık 95, 96, 97... ya gelmiş ve 100'e vardığı anda, “Aşk” sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Ve Çılgınlık bağırmış "Sağım solum sobedir, geliyorum!" ve arkasını döndüğünde, ilk önce Tembelliği görmüş, o ayaktaymış, çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra “Şefkat”i ayın boynuzunda görmüş ve “İhanet”i çöplerin arasında, "Sevgi"yi bulutların arasında, “Yalan”ı gölün dibinde ve "Tutku"yu dünyanın merkezinde. Hepsini birer birer bulmuş, sadece biri hariç.

Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı huyu bulamamış. Derken “Haset”, diğer huy bulunamadığı için haset duyarak, “Çılgınlığın” kulağına fısıldamış: "Aşk”’ı bulamıyorsun, O güllerin arasında saklanıyor. Ve “Çılgınlık” çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, “Aşk” elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş, gözlerinden. “Çılgınlık” “Aşk”ı bulmak için heyecandan "Aşk"ın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. "Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? diye bağırmış. "Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?" Ve Aşk cevap vermiş, "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."

" O günden beri, “Aşk”ın gözü kördür ve Çılgınlık her zaman yanındadır..."

 

 

 

 

ASIL FAKİRLİK

 

 

         Günlerden bir gün  zengin  bir baba oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.

 

         Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,

 

         "İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"

 

         "Evet!"

 

         "Ne öğrendin peki?"

 

         Oğlu cevap verdi,

 

         "Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."

 

         Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi,        "Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"

   

 

 

 


   KİTAP KÖŞESİ
  


  TARİHE YÖN YEREN YALANCI...BAUDOLİNO.

Umberto Eco’nun kitabı Baudolino’yu elinize aldığınızda, hissedeceğiniz ilk şey “can sıkıntısı”. İlerleyen sayfalarda bu can sıkıntısı yerini, heyecan ve meraka bırakıyor. Olayların 12. yy. da geçmesi dili hayli ağırlaştırıyor. Dilin ağırlığından şikayet etsek de, anlaşılacağı üzere bu ağırlık, Umberto Eco’nun dil ve tarih konusunda ustalığından kaynaklanıyor. 

Kitap okurken, kitap kahramanlarıyla aranızda duygusal bir bağ oluşuyorsa ve onları –sanki gerçek kişiler gibi- seviyor ya da nefret ediyorsanız, önce Baudolino’yu tanımalısınız. Baudolino öncelikle usta bir yalancı. Yalanlarının asıl kaynağı ve en büyük destekçisi ise insanların hurafe inançları. Baudolino insanların bu zayıf yönünü çok iyi kullanıyor.Yalanlarına çevresindekileri inandırmayı başarıyor.  Yalanlarının hemen hemen hiçbirisi kötülük amacı taşımıyor. Üstelik kötü bir insan değil. Sevdiklerine karşı vefalı ve dürüst bir insan.

Elinize 540 sayfalık bir kitap aldığınızda, ve bu kitabı Umberto Eco’nun yazdığını düşündüğünüzde çok fazla şey bekleyeceksiniz. Ama kitabın ilk yarısında, ne Baudolino da nede Umberto Eco’da hayat yok. Ama derin tarih bilgisi,  tarih severleri etkileyecektir.

Kitap Baudolino’nun, hayat hikayesini tarih yazarı Niketas’a anlatmasıyla oluşuyor.Baudolino ile Niketas’ın karşılaşması Konstantinopolis’te, Latinlerin Konstantinopolis’i işgali sırasında olur. Baudolino kendi yazdıklarını kaybetmiştir. Ve Niketas’ın kendisini dinleyerek tarihi yeniden yazmasını istemektedir. Niketas’ın sorularıyla, geçmiş değerlendirilir.Ayrıca olayların olduğu gibi anlatılmayıp, Baudolino’nun ağzından, bir tarih yazarına anlatılması, bu kadar abartının aslında Baudolino’nun yalanları olabileceği fikrini doğuruyor.Aynı tereddütü Niketas’da duyuyor çünkü, Baudolino, bir yalancı olduğunu Niketas’tan saklamıyor.Ve malesef gerçeği asla öğrenemiyorsunuz.

Kitap bölümlere ayrılmış. Toplam 40 bölümden oluşuyor. Bu da; okumayı bir nebzede olsa rahatlatıyor.

Baudoline fakir bir köylü çocuğu iken köye gelen bir yabancının dikkatini çeker. Bu yabancı tarafından evlat edinilir. Baudolino sonradan bu kişinin İmparator Friedrich Barbarossa olduğunu öğrenir.Baudolino hayatı boyunca Friedrich’in güvenine asla ihanet etmez. Manevi babasının eşine duyduğu büyük aşkı bağrına basar. Bu aşktan suçluluk duyar.Yeri geldiğinde Friedrich’e de yalanlar söylemekten geri kalmaz ama,  bu yalanlar daima imparator’un lehinedir.

Baudolino’nun ana misyonu Rahip Johannesi bulmaktır.Yıllarını bu hayale adar. Rahip Johannes’den gelen mektup, rahip Johannes’e hediye edilecek Gradal kadar sahtedir. (Mektubu kendisi yazar, babasının içki çanağını Kutsal Gradal olarak tanıtır.) Ama ana misyona başlayabilmek için ne yazık ki kitabın yarısının bitmesi, ve Baudolino’un orta yaşı geçmesi gerekiyor. Baudolino’dan ve Umberto Eco’dan umudu kestiğiniz bir anda, sanki sihirli bir değnek kitaba dokunuyor ve bir sonraki sayfayı merakla bekler oluyorsunuz. Kitabın en okunur ve en heyecanlı,en fantastik yanları, İmparator Friedrich’in ölüp(yada öldürülüp) , Baudolino’nun Rahip Johannes’e gitmeye karar vermesinden itibaren başlıyor. Nihayet sabrınızın ürününü, bundan sonra almaya başlıyorsunuz.

Umberto Eco, bu kitabı yazmaya karar verdiğinde İstanbul’a gelmiş ve gezmişti. Yaptığı ayrıntılı  tasvirlerden,11.12. yüzyıla dair eserleri özellikle incelemiş olduğu anlaşılıyor. (Örneğin bir Yerebatan Sarnıcı.)  Ve bunun yanında İstanbul’un coğrafi yapısını da gayet güzel incelemiş, incelemelerini başarılı bir şekilde kitaba aksettirmiş.

Romandaki kişilerin psikolojik yapılarını gayet güzel oturtmuş. Okuduğunuzda, kimi sevip kimden nefret edeceğinize, kime gıcık olacağınıza, kolayca karar verebilirsiniz. Ayrıca yağmalar, savaşlar, inançlar konusunda, toplum psikolojinin  genel yapısını da gayet güzel ifade etmiş.

Tarih sevenler,Umberto Eco hayranları, tarih bilgisi iyi olanlar,bu kitabı rahatlıkla ve severek okuyabilirler. Ağır kitaplardan hoşlanmayanlar, okumayı hiç denemesinler.



 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

 SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

  
BAHAR TEMİZLİĞİ

Temizlik yaptım bugün. Hem de tüm benliğimde. Bütün kaslarımı, sinirlerimi,
kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim. En küçük yerlerine, kıvrımlarına
girmiş, sinmiş tüm pislikleri attım.

Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce. Görmenizi isterdim. Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız. Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle. Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını. Her yere, görebildiğim, göremediğim heryere serptim. Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye. Geçmişimden de birparça kalsın istemiyordum. Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası. Bakmadım, merak da etmedim. Bağışlamayı beklerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.

Kıskançlığımı çıkardım . Meğer ben ne az kıskançmışım. Çok kolay oldu.
Sevindim. Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum. Çok şükür ki kin ve
nefret yoktu yüreğimde. Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.

Sıra korkularıma gelmişti. Çıkarmaya bile korktum önce. Ne de çok alışmışım
onlarla yaşamaya. Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır, içten içe bir sevgi
nasıl duyulur anlayamadım. Yerini, toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
E ne de olsa iyi bakmıştım onlara. Her gün yeni yeni korkular ekleyip,
endişelerimle sulamıştım.

Mutluluklarımı, ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an. Bu ilgi ve alakayı onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip, beklemeden sevseydim. Herşeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı. Çok zorlandım korkularımla. Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi. Kenetlenmişlerdi adeta. Ama onları da sevgiyle çıkardım. Bir bebek şevkatiyle, öperek, severek,okşayarak ve onları yaşamaktan  hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan, pişmanlık duymadan çıkardım. Kızsaydım onlara, bağırıp çağırsaydım yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.

Güzel kokular geliyor içimden. Saçlarım hep parlak gibi dururdu ama parlak
değilmiş. Ellerim her zamankinden daha yumuşak, tenim hiç olmadığı kadar
duru. Bir su gibi sesim.

Temizlik yaptım bugün. Bahar temizliği. Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim. Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim. Sağlık ektim, bol sıhhat.

Korkusuzlukları ektim alabildiğine. Saatlerce ektim korkusuzluğu.

Çılgınlık ektim, doğallık. Sonsuzluk. Bağışlama ektim. Aşk ektim her hücreme.

Coşku, heyecan, sessizlik ektim. Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana.

Kabullenme ektim. Baş eğme değil. Olduğu gibi kabullenme.


 Hazırlayan : Rtc. Nazik  Erdoğan

 

 

 

 

Sevgili Dostlar,  

Bu hafta her  zamanki saatte Sheraton Otel’deyiz.
Geçen haftaki toplantımızda 2003-2004 döneminin yaptıkları,hesapları incelendi, üyelerin oylarına sunuldu ve kabul edildi. Başkan Aytaç Küçükünal ve çalışma  arkadaşları başarılı bir çalışma döneminin hesabını vererek üyelerin taktirleriyle onaylandılar. Tüm ekibe biz de teşekkür ediyoruz. Bu arada bizler de bu ekibin bir parçası olarak elimizden geldiğince iyi hizmet vermeye çalıştık.

Hatalarımız olduysa affola. Bundan sonra yeni görevlerde yer almak için yerimizi başka arkadaşlara devredeceğiz. Şimdiden yeni arkadaşlara da başarılar diliyoruz.

Yeni dönemde  başta başkan Havva Işık olmak üzere yönetim ve denetim kurullarında görev alan tüm arkadaşlara da başarılı bir dönem geçirmelerini diliyoruz.

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.