Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 39
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

  SHERATON VOYAGER  06.05.2004 - 1333/39   

Toplam Üye

54 + 12

 

KONUŞMACI

HAVVA İŞKAN IŞIK

Katılan Üye

30 + 02

KONU

Gelecek Dönem

Katılım

% 55

KONUKLAR

TELAFİ  KARTI

FAHRİ IŞIK

HAVVA IŞIK EŞİ

MUSTAFA YAPAN

OLİMPOS ROTARY

CELAL VECEL

GÖKSEL KUMSAL MİSAFİRİ

    MAZERET BİLDİRENLER

 

TUNAY ALTINPINAR

ANTALYA DIŞI

SALİM GÜLLÜPINAR

       “           “

LEVENT İÇEL

       “           “

MUHARREN KARATAŞ

       “           “

FATMA KIZILIRMAK

       “           “

SALİH PEKER

       “           “

İBRAHİM ŞENCAN

       “           “

TOPLANTI   NOTLARI

 

1433. toplantımızın konuşmacısı gelecek dönem başkanımız Havva  Işık’ tı.

Gelecek dönemin programıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

     

      “ Değerli Rotaryan Üyelerim;

         2004-2005 yılı başkanı olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum. 22. yılında bana emanet edilen Antalya Rotary kulübü başkanlığımı benden önceki tüm başkanlarımız gibi kendinden önce hizmet doğrultusunda yürütmek için özveri ve gayretle çalışacağım. 20-25 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen 2430. Bölgenin asamblesinde bize aktarıldığı üzere dönemimizin sloganı “100.YILDA ROTARY’ Yİ HİZMETLERİNİZLE KUTLAYIN ” olacaktır. Uluslararası Rotary Başkanımız A.B.D eyletinden Alabama Eyaletindendir ve

2430.bölge guvernörümüz Mersin Rotary kulübünden Erhan Çiftçioğlu’dur.

         Dönem guvernörümüz 2004-2005 yılı için 6 temel hedef belirlemiştir.

Bölgemizin ana projesi KOYE’ dir. Bölge bazında şu andaki döneminde 42.000 kişi bu projede okuma -yazma öğrenmiştir. KOYE projesindeki en önemli kazancımız gayretli çalışmalarımızda elde ettiğimiz deneyimimiz ve ayrıca Oktay kardeşimizin 2430. Bölge KOYE  Ana Komitesi’ nde yer almasıdır.Biz bu konuda çok başarılı ve deneyimli bir kulübüz ve bölgenin ana projesi olan KOYE’ ye devam edeceğiz.

      Bölgemizin 2. projesindeki üst başlık “Gençlik” tir. Bununla bağlantılı olarak yapmak istediğimiz projelerin başında sayılarını sınırlı tutacağımız ülkelerdeki öğrencileri  uyuşturucu ve madde bağımlılığı hakkında bilgilendirmek gelmektedir. Ancak bunu gençlerin ilgisini çekmeyen sıkıcı öğüt, konferanslar niteliğinde yapmayacağız .İstanbul Emniyetinin narkotik şube uzmanları bu bilinçle görsel ağırlıklı bir sunum hazırladılar.Bu sunumda gençleri bilgilendirmeyi hedefliyoruz. Gençliğe yönelik bu proje en azından birisini kurtarmak adına hizmete girecektir. Tinerci çocuklarımızdan sadece birine tıbbi ve psikolojik yardımla birlikte eğitim, iş ve yeniden yaşam vermeyi amaçlıyoruz. Bu projeyi bu aşamada sadece bir gençle sınırlı tutmamızın nedeni kulüp olanakları ve herşeyden önemlisi tıbbi ve psikolojik mudahelenin son derece hassas olmasıdır.

     Kulübümüzün 2004- 2005 döneminde de bir Ryla seminerine aday olduğunu açıklamak istiyorum.

      Bir başka gençlik projemiz de yetiştirme yurdundakilere yöneliktir. İçinde yaşadıkları kentin tarihi ve kültürel değerlerini daha iyi tanımaları için  20 kişilik gruplara Kaleiçi, Perge,Aspendos, Side, Alanya antik kentleri gezdirilecek ve her birinden yazılı olarak alınacak izlenimler yerel basında değerlendirilecektir.

    Aytaç Başkan döneminde başlanan Antalya’ nın tanıtımını amaçlayan Uluslararası Rotary ve 2430.bölgenin ortak projesi kapsamında  Avrupa'dan 17 genç Türkiye'ye gelecek, İzmir-Ankara-Antalya ve Kapadokya'da ülkemizi gezecek ve ülkemizi tanıyacaklardır.14-18 Temmuz arasındaki Antalya ayağı için ben görevlendirildim.

    Burslarımız devam edecektir ancak amacımız bu bursların sayısını arttırmak yerine daha tatminkar hale getirmektir.Yeni bir uygulama olarak burs verdiğimiz bursiyerlerimizin her birine kulüp üyelerinden bir danışman atanacaktır. Danışmanların uygun görüşleri doğrultusunda kulübümüzün etkinliklerinden en az birine katılarak Rotary’ yi tanımaları sağlanacaktır.

   Kısa ve uzun dönem gençlik mübadele programıyla ilgili olarak kulübümüzden istekli üyelerimiz olursa

bu programa katılmak istiyoruz.

   Dönemimizin bölge bazındaki 2 nci. ana hizmet projesi temiz sudur. D.S.İ den edindiğimiz bilgiler doğrultusunda bir fizibilite hazırlıyoruz. Eğer özellikle mali anlamda kulübümüzün üstlenebileceği Antalya'nın köylerinden birine temiz su getirme olanağı varsa bu projeyi başlatıyoruz

      Sağlık ana başlığı hemen her dönemde olduğu gibi 100.yılda da ana hedeflerden biridir.Burada da amacımız daha önce yapmış olduğumuz sağlık ocağı ve toplum merkezi projelerimize devam etmektir.

      Yine bu konuda gençlere ve yetişkinlere obezite ve dengeli beslenme konusunda seminerler verilecektir.

       Dönemimizin hiç kuşkusuz ana hedeflerinden biri de aile içi iletişim konusudur. Toplumda yer alan diğer iletişim araçlarının ve medyanın baskısı altında kendi iç dengelerini,dinamiklerini zedelenmiş hisseden bir toplum görüntüsü vardır. Yine bu konuda Rotaryan eşleri ve Rotaryon koçların desteğiyle seminerler verilecektir.

       Dünyanın özlemini çektiği barış kavramı 100.yıl Rotary’ sinin bir başka hedefi olmuştur.Bu doğrultuda biz kulüp olarak Bulgaristan ve Ermenistan’ dan birer Rotaryan ailesini Antalya’ ya davet ediyoruz. Bu Rotaryan dostlarımıza kentimizi, gelenek ve göreneklerimizi tanıtacak ve karşılıklı olarak önyargılarımızı yenmeyi öğreneceğiz.Yine bu ülkelerden sanatçılarla birlikte yapacağımız sergi, konser gibi etkinliklerle aramızdaki dostluğu pekiştirmede katkı sağlamış olacağız.

      100. yılın son merkezi ana hedefi %10 luk üye alışıdır. Ancak üyeler olmazsa Rotary’ nin de olmayacağı gerçeğini ve üye artışının her bir Rotaryanın birinci sorumluluğu olduğu bilincine rağmen sizlere çok etkileyici tabloyu sunmak istiyorum..Rotary nin zaman zaman 1995 yılından itibaren çok kan kaybediyoruz endişesiyle başlattığı üye alım stratejileri var. Bu öneriler doğrultusunda uygulamalar yapıldı.

       1996 yılında Türkiye Rotary Kulüplerine 35.172 üye alınmış.

       1997 yılında 700 üye ayrılmış.

       1998 yılında 12.153 üye Rotary’ den ayrılmış.

       1999 yılında 8.000 üye ayrılmış.

       2000 yılında 12.911 üye ayrılmış ve 1996 yılında elde edilen  35.172  sayısı 4 yıl içinde sıfırlanmıştır.

       2002 yılında 54.000 yeni rotaryan alınıyor ve bir yıl sonra bunların 16.000’ i ayrılıyor.

       2004 yılında da 20.000 gibi bir ayrılma bekleniyor. Sonuçta bana göre de çok uygun olmayan bir uygulamanın yapıldığı ortaya çıkıyor.

   Dünya bazında da Uluslararası Rotary kulübüne alınan 100 kişiden 55 ini bir yıl içinde kaybediyoruz.Buradan da açıkça görülebiliyor ki üye sayısının kağıt üzerindeki artışının hiçbir yararı yoktur.Burada ana ilkemiz yardım ile hizmet arasındaki farkı bilen, sorumluluklarını yerine getirebilen, kulübe enerji ve dinamizm getirebilen üyelere sahip olmaktır.Bu nedenle şu anda 65 olan üye sayımıza 100.yılda kulübümüze yeni üye alma gibi bir kaygımızın olmadığına inanıyorum ve bu nedenle hepimiz yukarıda belirttiğim kriterlere uygun nitelikte üyelik yapmak zorundayız. Üye alımıyla ilgili olarak Uluslararası Rotary nin önerisi; aday üyeye 8 haftalık süre içerisinde toplantılara katılarak, daha önceden Rotary’ nin işleyişi hakkında bilgi verilmesidir.

     Gerekçeli aday üye itirazları yazılı ve gizli olarak sadece başkana yapılacaktır ve başkan bu itirazı yönetim kuruluna bile göstermek zorunda değildir.

    Bu doğrultuda alacağımız her üyeye bir deneyimli Rotaryan danışman olarak belirlenecek ve bir yıl süreyle yeni üyenin rotary eğitiminden ve adaptasyonundan bizzat sorumlu olacaktır. Yeni üyeler konusu 2004-2005 rotary 100.yılda bir rotary hizmet projesi olarak karşımızda durmaktadır.

 

 Komite projelerimize gelince, toplum hizmetleri komitemizin ağırlık noktasının Koye olduğunu vurguladım.

 Sağlık ve temiz su sorunları da bu komite kapsamındadır. Antalya Valiliği ve il özel idaresinin maddi katkılarıyla bu konuda girişimlerimiz var.Seçilmiş bir köyde meydan düzenlemesi yaparak kadın ve gençlerimizin nakış dikiş ürünlerinin sergilenmesi yine proje aşamasındadır.Bu projeye çok ciddi bir maddi destek var. Antalya valimiz tarafından bu konuda öneri geldi. Daha önceki koye projesindeki başarımızdan dolayı kulübümüze böyle bir projenin başlatılması için istekte bulundu.Bu teklifi değerlendiriyoruz.

Şu ana kadar değinmediğimiz meslek hizmetleri projesi suskunluğunu bozuyor. 100. yılda ilgili meslek kuruluşları ile birlikte etkinlikler ve seminerler düzenlenecektir. Öncelikle hedef kitlemiz taksi şoförleri ve hemşirelerdir. .

Kalite derneği ile birlikte meslekte ve kamu yönetiminde kalite ve verimlilik eğitimi seminerleri yapılacaktır.Bu projedeki hedef kitleler esnaf odaları birliği ve üniversitenin önerileri ile belirlenecektir. Ekim ayında meslek ödülü verilecektir. Bu ödülü meslek, kamu ve kültür sanat kategorilerinde ele alıp ayrıca Antalya merkez ve antalya il bütünü olarak ikiye ayırmak istiyoruz. İş yeri olan üyelerimizden ilgili branşlarda okuyan üniversite öğrancilerine yanlarında staj ve deneyim kazanma olanağı vermelerini isteyeceğiz.

Bir başka meslek hizmetleri projesi de unutulmaya yüz tutan meslek gruplarından birisinin yeniden ele alınıp kamu oyuna tanıtılmasıdır.

Bültenimiz yenilenerek yine internet üzerinden dağıtılacaktır.

Ocak başı toplantımız devam edecektir.Antalya Rotary Kulüp rozeti üretilecek ve yurt dışından gelen konuklara da bayrağımızla birlikte bu rozetler takdim edilecektir.Düzenli olarakta kulüp içi rotary seminerleri yapılacaktır.Bu  seminerlere rotaryan eşlerinin de katılımı amaçlanmaktadır.

Konuşmacılarımız Antalya ile sınırlı tutulmayacaktır.Her konuda uzman olan kişiler buraya konuşmacı olarak davet edilecektir ve bizimle aynı yerde toplantı yapan diğer rotary kuluüpleri ile birlikte hareket edeceğiz.

     Bu dönem içn oluşturacağımız 100. yıl tanıtım ve halkla ilişkiler komitesi ise rotary’nin 100. yılının bir miras, prestij ve görev yılı olduğunun bilinciyle hareket edilecektir.Yazılı ve görsel basına tüm projelerimiz en kapsamlı biçimde yansıtılacaktır.

 Uluslararası hizmetler komitesine gelince, her yıl yapılan vakıf seminerine kulübümüzden 3 arkadaşımızın gitmesi gündemdedir.

Şu ana kadar açıkladığımız konuların tamamında ayrılmaz parçalarımız roterackt ve interacktlarımızdır. Etkinliklerimizin hepsini onlarla birlikte yönlendirecek ve onların da kendi oluşturduğu projelere destek verilecektir.

2004-2005 yılı bütçemiz gerçekçi ve farklı bir bütçe olacaktır.Gerçekte kulübümüzün kendi öz kaynakları dışında başka bir geliri yoktur.Projelerimiz de bu gerçek doğrultusunda geliştirilmiştir.

 

     Başkanlığımı yalnızca sizler adına, rotary ilkeleri doğrultusunda hizmet üretme koordinasyonunu 1 yıl süreyle üstlenen biri olarak yorumlamıyorum. Sizlerden biri, aranıza geri dönecek bir rotaryan olarak kulübümüzün yararlı, neşeli,keyifli toplantılar yapmasını, kendi içimizdeki dinamiği yeniden ortaya çıkarmamızı, aramızdaki sevgi,dostluk, iletişim köprülerini pekiştirmeyi arzuluyorum.Antalya Rotary Kulübü üyesi  olmanın bilinç ve gururunu hep birlikte yaşamamız ve yaşatmamız gerektiğine inanıyorum.” 

 

 

 

       B U   H A F T A

    SHERATON VOYAGER  20.05.2004-1334/40

 

KONUŞMACI

AHMET ÜNSAL

                   MÖNÜ

KONU

Serbest Konuşma

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

22.05.2004

GÜLSEN SÜER ( TEOMAN SÜER EŞİ)

13.05.2004

MEBRURE-SÜLEYMAN ÇEVİK

23.05.2004

BERNA BİLGEN (OSMAN BİLGEN EŞİ)

13.05.2004

YAŞAR-YILMAZ URCU

23.05.2004

PINAR GÖNEN ( BURAK GÖNEN EŞİ)

14.05.2004

DİLEK-TAŞKIN TECİMER

 

22.05.2004

SEMİN-KEMAL KAPTAN

22.05.2004

NURTEN-AHMET GÖNEN

23.05.2004

SÜREYYA-AHMET ÜNSAL

 

 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

 

 

 

              12 Nisan 2004 Salı günü Hülagü Şencan’ ın ev sahipliği yaptığı Ocakbaşı toplantısında, Rotary hakkında güzel konular konuşuldu.

 

Ocakbaşı toplantısına; Serdar Akaydın ve Eşi, Kadir Dursun ve Eşi, Burak Gönen yalnız olarak katıldı. Şenol Yavuz ve Eşi Ocakbaşı toplantısına katılmadılar.

 

İlk olarak Serdar Akaydın ’ın düzenlediği Uluslararası Penaltı Turnuvası’ ndan elde edilen gelirin Rotary tarafından Koye projesinde kullanılmak üzere bağışlanması konuşuldu.

(5.000.000.000 TL. gibi bir rakam bağışlayacağını söyledi.)

Daha sonra bayanlara özel, kursların ve söyleşilerin düzenlenmesi hakkında görüşler alındı.Devamsız üyelerin durumları konuşuldu.

 

Konuyu bilgileriniz sunarım. 10.05.2004

 

 

Toplantı sorumlusu

Rtn. Kadir DURSUN

 

 

 

 

 

 

HUZURLU OLMAK İÇİN 100 ÖNERİ – 5

 

 

81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin

82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.

83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.

84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında)

bulunmaya çalışın.

85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.

86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.

87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.

88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.

89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.

90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.

91. Başkalarını suçlamayı bırakın.

92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.

93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.

94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.

95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.

96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.

97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.

98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.

99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.

100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin

 

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

ALMANYA NASIL BAŞARDI?

Münir Arıkan (NLP Trainer, Düşünce koçu) 

 

 

Adı, Almanya Federal Cumhuriyeti. Başkenti Berlin. Yüzölçümü, 356.910 km². Yüzölçümü 780.576 km² olan ülkemizin yarısından daha az. Biz yüzölçümü açısından AB içinde en büyük ülke ve nüfus açısından da Almanya'dan sonra ikinci büyük ülkeyiz. Almanya’nın nüfusu, 83 milyon. Bizimki 70 milyon.

 

Almanya’nın GSMH’sı yaklaşık iki trilyon Euro iken bizde 198 milyar Euro. Yani Almanya’nın onda biri bile değiliz. Kişi başı milli gelir 25 bin Euro. Bu rakam bizde, değişik hesaplama ve tartışmalar sonucunda 4-5 bin Euro arası. Yani kişisel kazancımız açısından Almanya’nın beşte biri bile etmiyoruz.

 

Şahıs olarak 5 katımızdan fazla, ülke olarak ise 10 katımızdan fazla bir ekonomik güçleri var. (Çok kısa bir tarif ile: GSMH, Gayri Safi Milli Hasıla; bir ülkede, o yıl üretilen mal ve hizmetlerin karşılığıdır. Yani ülke olarak o yıl bütün çalışıp çabalayıp, meydana getirdiğiniz her şey.)

 

Almanya nasıl başardı? Alman başarısının altındaki sır neydi? Nasıl olup da, yarım asır önce neredeyse haritadan silinen bu ülke, AB’nin en dinamik ve Dünya’nın sayılı ekonomik güçlerinden biri haline gelmişti?

 

İşte sonuçlar: 

 

  • Erken kalkmak (Sevgili Fatih Altaylı’nın geçen hafta yazdığı yazıdan bir alıntı değil bu: ama aynen öyle dediler; eşek gibi çalışıp, insan gibi yaşamak) Bu konuyu biraz açalım.

Erken kalkan yol alır. Üç gün erken kalkan ömrüne bir gün kazandırır. Güneşi üzerine doğurma. Seher vaktini uykuda geçirme... Erken kalkmakla ilgili o kadar çok söz var ki, kültürümüzde. Daha ne yazayım ki? Kültürümüzde erken kalkmakla ilgili onca söz olunca, haliyle erken kalkan bir toplum olduğumuz düşünülebilir. Ama maalesef durum gözler önünde.

 

Halbuki erken kalkmak, uyku deprimasyonu denilen, fiziksel ve psikolojik rahatlamaya neden oluyor. Yani depresyonu önlüyor. Hormonlar açısından sabahları daha zinde, daha enerjik ve güçlü bir durumda oluyoruz. Erken kalkmak bir nevi doping gibi etki yaratıyor. Vücut biyoritmimiz, yükselen bir grafik çiziyor (Sabahın erken vakitlerinde yükselen vücut biyoritmimiz öğleye doğru düşüşe geçiyor. Birçok ülkede bu nedenle şirketler uyku odaları yapmışlar. Ve çalışanlarına öyle uykusu izni veriyorlar. Çünkü verimliliğin düştüğü bir vakitte, işe asılmanın bir anlamı yok)

 

Tamam bunlar doğru da, erken kalkabiliyor muyuz? Elbette hayır! İşte Almanya ile en büyük farkımız bu. Sabahın köründe diye bir deyim var ya bizde. Yani aslında ortalık daha zifiri karanlıkken... Daha ibibikler ötmemişken... Tan yeri ağarmamışken... İşte tam bu sıralarda  Almanlar evlerinden çıkıp, metrolara, otobanlara, yollara koyuluyorlar. Araba vızırtıları, o yemyeşil şehir atmosferindeki kuş cıvıltılarına karışıyor. Tatlı bir telaş alıyor herkesi. Vücut biyoritimleri, hormonları, duygusal, ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak en güçlü vakitlerinde iş başında olmak, işlerini daha zevkli, daha doğru ve daha çabuk yapmalarını sağlıyor. Stephan R. Covey’in çok sevdiğim bir sözü var; ‘İş, kendini sizin ofiste kalacağınız vakte kadar yayar’ diyor. Biz geç gitmeye ve eve de geç dönmeye alışkın bir milletiz. Ne oluyor? İşim var! Sanki işimizi vaktinde yapsak, kıyamet kopar.

 

Personeli işe erken getirtmek için, neredeyse çekiliş düzenleyeceğiz. Erken gelenler ev, araba ve değişik ödüller vereceğiz. Niye? Aslında sözleşmesine göre, işe gelmesi gereken vakitte gelsin diye. Yahu, sen bu sözleşmeyi imzalarken, evet, evet, işe erken gelebilirim demiyor muydun? Erken kalkmak benim için bir sorun değil demiyor muydun? İşe kapağı atınca, erken kalkmak niye tatlı bir İstanbul masalına döndü?

 

Almanya’da tanıştığım sevgili Dinçer Ağabey. Diş teknisyeni. Ama öyle bir işinin uzmanı ki. Alman patronu onu Bremen’e götürebilmek için, İstanbul’a gelip konsolosluktan işlemlerini bizzat takip ediyor. Yani öyle bir uzman. Hayati derecede önemli bir eleman. Çalıştığı laboratuvarda kritik bir görev ifa ediyor. Almanya’ya gidiyorlar. İşe başlıyorlar. Daha ilk hafta işe geç gidiyor. Alman patron buna bir anlam veremiyor ama, bir şey de demiyor. Ertesi hafta yine bir gün işe geç gidiyor. Alman patron hemmen kapıya dikiliyor. Bak Dinçer, diyor. Bu iki etti. Eğer üçüncüsü olursa, kendini aynı gün geldiğin yerde bulursun. Şimdi bir daha işe geç gitmek diye bir şey olabilir mi?

 

Ve diğerleri,

 

  • Profesyonel olmak.
  • Kurallara uymak.
  • Vergileri tam ve zamanında ödemek.
  • İşini sevmek ya da sevdiği bir iş bulmak.
  • İş çıkışı mutlaka işin stresini eve gelmeden atmak. (İş çıkışı Pub’lar o kadar doluyor ki, iğne atsanız yere düşmüyor gerçekten)
  • Her akşam yeteri kadar eğlenmek. (Gece klüpleri, bar, pavyon ve diskolar kast ediliyor)
  • Her gün en az bir kez ama çoğu zaman iki kez yıkanmak.!!!
  • İşine konsantre olmak.
  • İşi mutlaka ehline yaptırmak. (Onlar “en profesyoneline” diyor da ben böyle tercüme ettim)
  • Kendini ilgilendirmeyen bir işe asla ve asla burnunu sokmamak.
  • Sadece yapabileceği şeye konsantre olmak.
  • 1 hafta içinde en az 7 arkadaşla bir araya gelmek. (Cinsel amaçlı birliktelik değil, sohbet, yeme, içme ve eğlence kast ediliyor)
  • Mutlaka bir şey yapmak, bir şey başarmak, bir katkı sağlamak. (Konuşmalarında boş boş durmak gibi bir deyip kullanmıyorlar. Çünkü yok. Ve Almanlar boş durmayı gerçekten bilmiyorlar) Bizde ağaca çıkıp beklemek gibi bir deyim nasıl yoksa, onlarda da boş durmak gibi bir kavram yok.

 

 

Evet. Almanya başardı. Ve onlar başarılarının altındaki sırları böyle sıraladılar.

 

 

 

 

    SİZİN KÖŞENİZ

İTÜ İnşaat Fakültesi Ulaşım Ana Bilim Dalı tarafından yazılmış olan, araç kullanımında doğru olarak bildiğimiz yanlışlarla ilgili faydalı bir metin.

Prof. Dr. Ergun GEDİZLİOĞLU - İTÜ İnşaat Fakültesi Ulaşım Ana Bilim Dalı

 

- Usta sürücü, düştüğü problemden kazasız sıyrılmayı bilir!

Yanlış! Çünkü usta sürücü probleme girmeyen sürücüdür. Karşısına çıkabilecek her türlü tehlikeyi önceden görebilir, ona göre tedbirini önceden alır.Problemlerle uğraşmaz.

- Otobanda tamam ama, şehir içinde emniyet kemeri takılmayabilir!

Yanlış! Emniyet kemeri hayat kurtaran en önemli güvenlik gerecidir. 50  km/s hızda meydana gelen bir çarpışmada otonun içindekiler emniyet kemeri takmadıkları takdirde, 4 katlı bir binadan aşağı düşmeyle eşit şok yaşar.

- Arkada oturanlar için emniyet kemeri takmak gereksizdir!

Yanlış! Motorlu araçlar bir yere çarptığında hemen durur, ancak içindeki  yolcular aynı hızla bir yere çarpana kadar ilerlemeye devam eder. Arkada oturanların da yaşam haklarını kullanmaları ve emniyet kemerlerini  takmaları  gerekir. Her ne kadar henüz kanunen zorunlu olmasa da, yolcuların  güvenliği için geliştirilmiş olan emniyet kemerleri hayat kurtarır.

- Lastik havalarını düşük tutarsak, hem daha iyi tutunur, hem de daha  konforlu olur!

Yanlış! Lastik havalarının, aracın fabrika değerinin altında olmaması gerekir. Hatta yüke ve yolcu sayısına göre artırılmalıdır. Çünkü inik lastiğin tabanı yere yayılarak daha iyi tutunma sağlamaz. Aksine tabanın ortası yukarı kalkar ve yol ile teması kesilir. İnik lastiklerin yalnız omuz kısımları yere basar. Lastik inikken; kayma hareketleri çok daha düşük hızlarda başlar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha geç cevap alınır. Belki daha konforlu sürüş yaparsınız ama, konforlu şekilde yoldan çıkar, konforlu şekilde çarparsınız!

- Sıcak havada, lastiğin ısınmasını dengelemek için lastik havaları indirilir!

Yanlış! Lastiğin ısınmasının en büyük nedeni havanın sıcak olması değil, lastik havalarının düşük olması nedeniyle lastik yanaklarının daha fazla esnemesidir.

- Yağmurda inik lastik daha az kayar!

Yanlış! İnik lastikte su boşaltma kanalları kapandığı için yağmur suyunu çok daha az boşaltır hatta boşaltamaz ve su üzerine çıkma ve su yastığı üzerinde kayma (aquaplanning) çok daha düşük hızlarda başlar.

- Direksiyon saate göre 10'u 10 geçe tutulur!

Yanlış! Direksiyon saate göre 9'u çeyrek geçe tutulur. Bu pozisyon, acil  bir durumda her iki yöne eşit miktarda direksiyonu çevirebileceğiniz tek pozisyondur.

- En iyi koltuk pozisyonu, sürücünün en rahat ettiği pozisyondur.

Yanlış! Sürücünün doğru koltuk pozisyonu öncelikle otomobile hakim olabileceği ne çok uzak, ne de çok yakın bir pozisyondur. Koltuk mümkün olduğunca dik olmalıdır. Direksiyon 9.15 pozisyonundayken kollar dümdüz olmamalıdır. İdeal dirsek açısı 120 ile 135 derece civarındadır. Evimizde TV seyrettiğimiz koltuk pozisyonu çok rahat olabilir, ama bu pozisyonda otomobile ve trafiğe hakim olabilmek çok zordur.

- Motorlu araçlar lastiğin üzerinde gider!

Yanlış! Motorlu araçlar lastiğin içindeki havanın üzerinde gider. Eğer lastiğin içinde hava yoksa, hiçbir yere gidemezsiniz. Doğru lastik havası, ayağınızdaki ayakkabı numarası gibidir. Ayağınızı sıkan veya bol gelen bir ayakkabıyla nasıl yürüyemezseniz, otomobilin yol tutuşu da aynı şekilde bozulur.

- Ani frenlerde önce frene basıp, durmaya yakın debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanıp daha kısa mesafede dururuz!

Yanlış! En etkin yavaşlama frenle debriyaja aynı anda basılarak yapılır. Böylece fren anında motor devre dışı bırakılarak, motorun aracı ileri götürme kuvveti yok edilir.

- ABS (Antiblokaj Fren Sistemi) mekanik frene göre çok daha kısa mesafede durdurur!

Yanlış! ABS fren sistemi olan bir araç tekerleklerin kızaklamasını önler ve fren sırasında manevra yapılabilmesini sağlar. Ancak, daha kısa mesafede durdurmaz. Bilinen fren bağıntılarında fren uzunluğu aracın dört tekerleğinin de TAM BLOKE olup (yani dönmeden) kayarak yol üzerinde lastik izi bıraktığı durum için hesaplanır.  Yayınlanmış olan tüm fren boylarındaki kabul böyledir. Halbuki ABS tekerleklerin tam bloke olmasını engeller!

- Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalını pompalayarak daha kısa mesafede durulabilir!

Yanlış! Pompalamak için ayak fren pedalı üzerinden çekildiğinde, aracın ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Doğrusu; panik frende fren  pedalı üzerindeki basıncı azaltarak lastiğin dönmesini sağlamaktır. Ancak ayak fren pedalından kaldırılmamalı ve fren yapmaya devam edilmelidir.

- Doğru takip mesafesi hızın yarısıdır!

Yanlış! Bu yöntem kullanışlı olmamakla birlikte, hata payı yüksektir. İdeal takip mesafesi (kuru havada) 2 saniye arkadan takip etmektir. Yağışlı havalarda veya yük durumunda bu süre 3-4 saniyeye çıkarılmalıdır.

- Dörtlü ikaz (flaşör) tünele girince yakılır!

Yanlış! Dörtlü ikaz sadece trafiğe tehlike yarattığınız durumlarda yakılır. Yani olası bir kaza veya arıza halinde. Tünelde kısa farların açık olması yeterlidir.

- Gündüz kısa farları yakmak trafiktekilerin gözünü alır!

Yanlış! Gündüz kısa far yakmak, daha erken farkedilmenizi ve size tehlike yaratacak olan kişilere kendinizi daha erken göstermenizi sağlar. Gece yakılan kısa farlar gözümüzü daha çok alır. Sadece kapalı ve yağışlı havalarda değil, güneşli havalarda ve hızlı yol kesimlerinde de kısa farların açılması kendi sürüş güvenliğiniz için önemlidir.

- Çocukları uyarmak için korna çalınır!

Yanlış! Çocukları uyarmak için korna çalınmaz! Korna onların paniğe kapılıp beklenmedik bir reaksiyon vermelerine yol açar. En iyisi iyice yavaşlamak ve gerekirse durmaktır.

- Yoğun siste en iyi gitme yöntemi dörtlü ikazları yakmaktır!

Yanlış! Yoğun siste en iyi gitme yöntemi hiç gitmemektir. Çünkü siste daha  iyi gören sürücü yoktur, daha çok risk alan sürücü vardır. Görüş mesafesi  yeterliyse siste sarı camlı gözlükler takarak, sis lambalarını ve kısa farları yakmak, sileceklerinizi çalıştırmak, yerin kayganlaştığını dikkate almak, takip mesafesini artırmak ve sollama yapmamak daha güvenli yol almanıza yardımcı olur.

- Unutmayın! Hayatınız boyunca ölümlü bir trafik kazası geçirme olasılığınız %33' tür. Rus ruletinde bile bu oran %17'dir. Lütfen,  trafikte  araç kullanmanın bir yaşam işi olduğunu hiçbir zaman aklınızdan  çıkarmayın!

 

 

 

       SİZLER’DEN

 

İNSAN ÖMRÜ 21 BİN 184 GÜN!

Burak ÖZDEMİR

 70 yıl yaşayacağımızı varsayalım ve 70’ten çocukluğumuzu yani 12’yi çıkaralım hep birlikte. Bilinçli bir biçimde tüketebileceğimiz bir 58 yıl kalıyor elimizde. 58’i de 365 gün 6 saatle çarpalım. İnsan ömrü dediğimiz şeyin matematiksel karşılığıyla karşılaşmaya hazır mısınız? Hazırsanız buyrun: 21.184 gün.

 

Ne kadar az geldi değil mi? Oysa ne kadar da uzun geliyordu bize yıllar…

 

Anne karnı… Çocukluk… İlkokul… Lise… Üniversite… İş hayatı… Evlenme… Boşanma!.. Emeklilik… Torunlarla oynamak… Bunların hepsinin 21 bin 184 güne sığması size acıklı geliyorsa sıradaki hesapla yeni bir dumura uğrayacaksınız. Kemerleri bağlayın.

 

21 bin 184 günü 24’le çarpalım. Böylelikle koca ömür! kaç saatmiş bir görelim.

21.184 x 24 = 508.416 saat.

 

Evet, yaklaşık 500 bin saatimiz var yaşamak için. Hesaplama çalışmalarımız henüz bitmedi. Günde sekiz saat uyuduğumuzu da hesaba katarsak 330 bin aktif saat kalıyor geriye.

 

Benim 30 yaşımda olduğumu çok iyi biliyorsunuz. Zira, ilgili bunalımımı paylaşmıştım sizlerle. Şimdi kendime daha çok hak veriyorum. Boşuna girmemişim bunalıma. Önümde 14 bin 610 gün kalmış. Bunun saat cinsinden karşılığı da 233 bin 600 aktif saat.

 

Hayallerimi gerçekleştirmem ve de gerçekleştirdiğimde onları doya doya yaşayabilmem için 233 bin saatim var demek oluyor bu.

 

Kocaaa bir ömür çerçevesinde önümde heyecanla bekleyebileceğim 40 tane yaz var.

40 tane doğum günü partim kalmış demek ki…

TRT benim için 40 tane daha yılbaşı eğlence programı hazırlayabilecek demek ki…

 

Ne ilginç! Bana sanki yüzlerce doğum günü yaşayacakmışım gibi geliyordu.

 

Bu tabloya bakıp edilebilecek tek kelime nedir diye sorsaydınız bana, tek bir kelimeyi haykırırdım size:

E-R-T-E-L-E-M-E-Y-İ-N!

İsteklerinizi ertelemeyin.

200 küsur bin saatinizi doğru kullanın. Boşa vakit geçirmeyin.

TV karşısında boş vakit geçirmeyin örneğin. İnternet karşısında da geçirmeyin.

 

Otuz yaşında olduğunuzu varsayarsak günde 3 saat boş boş TV seyretmekten vazgeçmemenizin size maliyeti: 43 bin 830 saat!

 

Zaten kalmış 233 bin 600 saatimiz! Günde üç saat boş vakit geçirirseniz ömür kredinizin limitleri birden düşüyor 189 bin 770 saate.

 

Yerinizde olsam, sadece boş vakitleri değil dolu vakitlerimi de sorgulardım. Öyle ya bana zevk vermeyen, getirisi olması gerekenden düşük bir işyerinde bir yıl geç istifa etmenin maliyeti size tatsız tuzsuz harcanmış 2921 saat.

 

Ne aşkı ne de meşki kalmış sadece yeni bir hayat kurmaya üşendiğiniz için 3 sene daha sürdürdüğünüz bir evliliğin faturası huzursuz 17 bin 532 saat! 

 

Alamadığımız kararların bize maliyetleri yüzünden eksi bakiye vermemizden korkuyorum! Ve de hesap kitap işlerine noktayı koyuyorum.

 

Zaman-karpuz ilişkisi

 

Buraya kadar yazılanlarla sakın moralinizi bozmayın. Yukarıdaki tablo bize tek bir şey söylemeli. O da zamanı doğru harcamak gerektiği. Size başka bir şey söylemesine izin vermeyin.

 

Einstein kimdir dersem hepiniz bilirsiniz. En önemli hizmeti nedir dersem zamanın göreceli oluşunu keşfetmesi dersiniz. Bazılarınız zamanla ilgili o meşhur formülü ezberinde tutuyor bile olabilirsiniz. Formülleri ve kavramları bir kenara bırakın. Çünkü, zaman fizikçilere bırakılmayacak kadar önemli bir konu. Bugün, zamanın göreceli oluşunu hayat felsefenizin içine yerleştirmenizi teklif ediyorum size. Bunu benimsemeyi ve tüm hesapları-kitapları ona göre yapmanızı teklif ediyorum. Göreceli lafını hiç sevmiyorum. Fizik kitaplarını çağrıştırıyor. Gelin ona yanar-döner zaman diyelim. Değişiklik olsun.

 

Bizler, yani insanoğlu cisimlerin ağırlığını kilogramla ölçüyoruz, uzunluklarını da metreyle... Zamanı da dakikalarla ölçüyoruz. Karpuzlar gibi sayıyoruz onu da. Yanar döner oluşunu geçtim, her şeyden önce zaman soyut bir kavram. Tıpkı ruhumuz gibi… Zamanı birimleştirerek ona hükmetmeye çalışmak kusura bakmayın ama çok büyük bir salaklık. Çünkü, takvim bu yüzden icat edilmedi. Takvimin tek görevi insanları diğer insanlarla senkronize edebilmek. Ki bu da çok önemli bir görev. Milyonlarca insanın bir arada yaşadığı toplumlar, kişiden kişiye değişen zaman sistemiyle büyük bir kaosun içine girerdi hiç şüphesiz. Düşünsenize…

 

Politikacılar nasıl bayılırdı bu işe? Hele bizim ülkemizde:

- Celalettin Bey, görev süreniz olan beş yılı doldurdunuz. Lütfen makam odanızı boşaltınız!

Celalettin Bey: - Nasıl yani? Neye göre beş yıl Abdülkadir beyefendi? Ben bu makama oturalı henüz 1 Celalettin yılı oldu!

 

Bizi politikacıların şerrinden koruyan takvimi bulanlar her kimse, onların hepsine şükranlarımızı sunmalı yeri gelmişken. Gerçekten önemli bir icat!

 

İş dünyasında da takvim bize toplantı ayarlamamıza olanak sağlayan ya da şirketlerin vergilerini ödemesi, müşterilerine faturalar kesmesi gibi konularda senkronizasyonu sağlayan bir buluştur. Daha fazlası değildir. İnsani konularda zamanın matematiği yanıltıcı bir perspektiftir. Çünkü, hayat bir karpuz kamyonu değildir. Hoş, karpuzlar bile standart değildir. Hepsinin geometrisi özgündür.

 

Dünyada bir ilk…

 

Şimdi huzurlarınızda dünyada bir ilke imza atacak ve kendi yazdıklarını aynı yazı içinde yalanlayan yegane yazar olacağım. Ak dediğime kara demek için de bir gün bekleyemeyeceğim. Çok özür dilerim.

 

Efendim, neymiş 21 bin 184 günü 24’le çarpalımmış. Böylelikle ömür kaç saatmiş görebilecekmişiz. Yaklaşık 500 bin saatimiz varmış yaşamak içinmiş... Bunların hepsi deli saçması. Bu satırlara kanmamışsınızdır umarım.

 

Ben diyorum ki;

Kaç yıl, kaç saat, kaç dakika yaşadığımızın hiçbir önemi yok.

Önemli olan o hayatın için neler sığdırdığımız.

Ne kadar yaşadığımız değil, ne yaşadığımız…

 

-         Ayy ne güzel! Adam 98 yaşındaymış. Beyamca uzun yaşamanızın sırrını nedir?

-         Ben, her gün enginar yerim evladım. Bir de stresten uzak dururum.

-         Aman aman. Enginar yemek çok faydalı demek ki.

 

Yahu, ben ne napayım enginar yiyerek geçecek 98 yılı? Az önce zorla yedirildim zaten ve hiç cazip bir yaşam biçimi değil. Öbür sırra gelince… Stres, heyecanın ablasıdır. İkisi bir araya gelirse yaşadığın hayatın içeriğini güzelleştirir, özelleştirir. Doğru hükmedilirse iyi bir şeydir. Yavaş yaşa yaşlı öl’den daha iyidir en azından…

 

Yaşadığımız ya da yaşayacağımız hayatın muhasebesi, çarpım cetveline bakarak yapılmaz. Düz mantık insan ruhunun derin yapısında işlemez çünkü.

 

-         Vah vaaah. 35’inde gidiverdi gencecik çocuk. Tüh tüh. Şeytan kulağına kurşun.

 

Biz nereden bilebiliriz o çocuğun o otuz beş yıla neler sığdırdığını? Bu da başka bir abuk bakış açısı. Ölmekten korkarak yaşanır mı? Zaten insan ölüm korkusu yüreğine düştüğü anda ölür. Yaşamın gazı kaçar. Şu anda varsam varımdır ve önemli olan da budur!

 

Gelelim işdünyamıza. Kişisel destanlarımız olan CV’lerimize…

 

12 yıl filanca pozisyonda görev aldı.

 

Bana ne?

 

Sen 12 yıl masa başında uyuklamış, günlerini vaziyeti idare etmekle geçirmiş de olabilirsin. Benzer bir pozisyonda 2 yıl boyunca çalışan biri, süresini senden daha yoğun yaşamış ve daha çok sorumluluk almış olabilir. Dolayısıyla daha deneyimli biri olabilir konusunda. Olamaz mı?

 

Böylesi durumlarda rakamlar, çok güzel makyaj malzemeleridir ve onlara karşı dikkatli olmak gerekir. Eğer, biri size “Şu kadar yıldır bu işi yapıyorum” diyip duruyorsa ve hangi icraatlara imza attığından hiç bahsetmiyorsa şundan emin olun: O kişi rakamları sivilcilerinin üstünü kapatmak için kullanıyor!

 

Zaman yanar dönerdir ve insan beyni, zamanın matematiğine akıl sır erdiremez. Sevdiğiniz bir filmi düşünün. Matrix kaç dakika sürdü hatırlayanınız var mı? Ya da Matrix’in en sevdiğiniz sahnesi? Tam olarak kaç saniyeydi? Bileniniz var mı?

 

Uzun lafın kısası. Sigara, enginar, stres. Uzun yaşamak adına bunları iyi, kötü, çirkin olarak etiketlemekle vakit kaybetmeyin.

 

Hayatın içeriğinde neler yaşadığınıza bakın siz.

21 bin 184’ü 24’le çarpmak gibi saçmalıklardan uzak durun…

 

 

 

                               

                              

İŞİN  KOMİK  TARAFI

 

 

 BURÇLARI TANIYALIM – 1

 

KOÇ

 

Canim benim. Ya ben yerim senin o duygusal , mütevazi, ince, anlayış yumağı

duygularını! Sen seçildin de mi gönderildin bu dünyaya. Bir insan bu kadar

mı düzgün, bu kadar mı programlı, bu kadar mı anlayışlı olabilir.. Bu

koçlar var ya, IQ seviyesi yüksek insanların burcudur. Dost insan, güzel

insan. İnsan gibi insan. Allah seni başımızdan, yanımızdan eksik etmesin.

İyi ki varsın! Allah herkese koç gibi dostlar nasip etsin inşallah. Bitanem

benim, canım canım...

 

BOĞA

 

Ayy benim güzeller güzelim. Bu boğalar var ya dünya tatlısı, yer gök

harikası, şeker mi şeker insanlardır. Bal bunlar bal. Bunun sohbetine doyum

olmaz. İyi sevgili, iyi arkadaş, iyi,iyi,iyi,...... say say bitmez bunlar.

Hatta bak yazmayayım dedim, ama dayanamayacağım ve sizinle de paylaşacağım

bu gerçeği. Biliyor musunuz ki sizler; "bir koç  dünyaya bedeldir"...

Onlar şanlı burç aleminin, yere göğe sığmaz, harikulade burç gurubudur.

 

İKiZLER

 

Halt etmiş sana iki yüzlü diyenler. Onlar seni çekemiyorlar. Rahatlığın,

her ortama uyum sağlayışın, pratik zekan... Taaabiii ki kıskanırlar seni

şekerim. Kim senin gibi kadar özgüven sahibi olmayı istemez ki. Sen hiçbir

zaman unutma ikizler, seni hayatın boyunca çekemeyenler olacaktir. Sen hiç

takma o güzel kafanı onlara. Sen burçların en sevimlisisin. Adın ikizler

ama, sen bitanesin.

 

YENGEÇ

 

Allah seni yarattı, melekleri niye yarattı. Ya kardeşim nedir bu zerafet,

karizma... Sen mıknatıs mısın nesin? Bir insan her girdiği ortamda bu kadar

ilgi çekmeyi nasıl başarır. Hem de hiçbir çaba bile sarf etmeden. Yoksa sen

mükemmelliğin eş anlamı mısın? Kim istemez annesi yengeç burcu olsun, eşi

bir yengeç burcu olsun. Sen var ya olmazsa olmazsın. Burçların baş tacısın.

 

 

ASLAN

 

Heyt bee.. gözümüzün şenliği, gönlümüzün nuru. Afet-i devran, mükemmel-i

cihan. Aslan mı bu aslan. Senin kadar aynalarla barışık olan var mı şu

dünyada. Sen ki güzelliğin simgesi, yeryüzünün güneşi. Senin bütün

fallarında nazar çıkacaktır. Mümkündür. Başka mümkünatı da yoktur. Allah

seni kem gözlerden korusun inşallah, emi?

 

BAŞAK

 

Merhametlim benim. Karıncayı bile incitemeyen, hassas , sevgi dolu, güzel

başağım benim. Efendiliğin simgesi, kibar insan. Seni varya anlatacak

kelime bulamıyorum. Nesin sen? Yoksa kanatsız bir melek mi? Herkesin

iyiliğini düşünen, verici , vefakar başak. Senin adın başak değil, barışın

, temizliğin simgesi beyaz güvercin olmalıydı. Neyse canım üzülme. Biz

biliyoruz ya yeter. Üzülme tamam mi? Beyaz güvercinim benim.

 

 


   KİTAP KÖŞESİ
  


   MELEKLER VE ŞEYTANLAR - DAN BROWN

   Dan Brown'un ilk kitabı ''Da Vinci Şifresi'' aylardır çok satanlar listesinden inmiyor. Hatırlarsı