Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 44
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

 SHERATON VOYAGER 0TELİ  17 .06.2004-1338/44

   Toplam Üye

52 + 12

KONUŞMACI AHMET ÜNSAL
Antalya’ ya Elektriğin Gelişi
    Katılan Üye

33+ 04

KONU Antalya Valisi Alaattin Yüksel’ e Meslek Hizmet Ödülü Verilmesi

Katılım

% 63

KONUKLAR
TELAFİ  KARTI SÜLEYMAN EVREN ANTALYA RTC. KULÜP BŞK.
    BARIŞ YILMAZ ANTALYA RTC. KULÜP
    MAZERET BİLDİRENLER ALİ KEMERLİ ANTALYA RTC. KULÜP
GÜRAY PARLAK ANTALYA DIŞI SAYGIN SAMAN ANTALYA RTC. KULÜP
  KÜRŞAT BAŞKIRT ASPENDOS ROTARY KLP.BŞK.
METİN PETEK UNSAPHİRE OTEL GN. MD.
GÖKHAN KÜLAHÇI PERGE ROTARY KLP.BŞK.
KARTAL İBRAHİMOĞLU DEMİRTAŞ KOCAÇITAK
ASUMAN TARIMAN Aspendos GDB AHMET ÜNSAL
HİLMİ ÜNSAL Kaleiçi GDB AHMET ÜNSAL
İBRAHİM İNCE AHMET ÜNSAL
ORKUN ÇÖLKESEN ÖZLEM ÇÖLKESEN

 

TOPLANTI   NOTLARI

 

 Sevgili Ahmet Ünsal Antalya’ da elektriğin öyküsünü anlattı bizlere. Antalya’ nın tek elektrik duayeni olarak tanımladığı Tevfik Işık’ tı asıl sözkonusu olan. 1875 yılında Antalya’ da doğan Tevfik Işık, yıllarca devletin önemli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1925 yılında emekli olarak Antalya ‘ya gelmiş. Bazı mücadeleler sonucu kimi varlıklı kişilerle ortaklık yaparak Antalya Elektrik şirketini ve 1927’ den 1972’ ye kadar hizmet verecek elektrik santralını, elektrik şebekesini kuruyorlar.

İkinci bir kategori olarak 1954’ te Kepez Elektrik Şirketi kuruluyor. Bugünlere kadar geliniyor.

1950’ de yıllık 950 kwh olan elektrik 2003’ te 3.8 milyar kwh olarak kapandı. 2023’ te 44 milyar kwh elektrik gereğimiz olacaktır. Gerekli tedbirler alınmazsa 2007- 2008 yılında elektrik sıkıntısı başlıyabileceğini belirterek konuşmasını sona erdirdi Ahmet Ünsal.

  Sevgili Ahmet Ünsal’ ın konuşmasından sonra sayın valimiz Alaaddin Yüksel’ e eğitime yaptığı katkılardan dolayı “Meslek Hizmet Ödülü” verildi. Valimizin önemli bir toplantısı nedeniyle aramızda bulunamayışından dolayı kendisini temsilen vali yardımcısı ödülü teslim aldı. 

 

 

 

       B U   H A F T A

   SHERATON VOYAGER 0TELİ   25.06.2004-1339/45

KONUŞMACI     DEVİR TESLİM TÖRENİ                    MÖNÜ
KONUK

Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

26.06.2004 SİBEL FIĞLACI (AHMET FIĞLACI EŞİ)

  24.06.2004

  FATMA-BAHA KIZILIRMAK

30.06.2004 SALİH PEKER

 

 

 

 

 

 

              MAYIS  AYI  DEVAM  RAPORU

   

                            %100  DEVAM EDEN ÜYELER

 

  • EGE ALTAY, NEZİHİ BAYIK, OSMAN BERBEROĞLU, YAVUZ CANÖZ, SÜLEYMAN ÇEVİK, DURAN ÇİFTÇİ, ÖZLEM ÇÖLKESEN, SENAY DODANLI, FİGEN EBREN, HAKAN EYİCAN, HAVVA IŞIK, FATMA KIZILIRMAK, AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL, HİMMET ÖCAL, FEHİM ÖZ,  HAKAN POSTACILAR,   TEOMAN SÜER,  MUSTAFA YAPAN, OKTAY YİĞİTBAŞI, MELİKE YÜCEL.

 

                                     % 75 DEVAM EDEN ÜYELER

 

  • TUNAY ALTINPINAR, OSMAN BİLGEN, CANSEL ÇEVİKOL, HULKİ DEMİREL, NURİ GÜVENÇ, ZEYNEP IŞIK, KEMAL KALENDER, MUSTAFA KIVRAK, NECATİ KOÇ, GÖKSEL KUMSAL, GÖNÜL MUTLU, HULAGU ŞENCAN, DİLEK TECİMER.

 

          GENEL TOPLAMDA %100 DEVAM EDENLER

 

  • NEZİHİ BAYIK, OSMAN BERBEROĞLU, ÖZLEM ÇÖLKESEN,  HAKAN EYİCAN, AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL, GÖKSEL KUMSAL, HAKAN POSTACILAR, TEOMAN SÜER, OKTAY YİĞİTBAŞI.

 

 

·           %100 DEVAM EDEN DEVAMDAN MUAF ÜYELER

 

  • A.TURHAN SÖZEN

 

 

  • ANTALYA ROTARY KULÜBÜ, 06.05.2004 İLE 27.05.2004 TARİHLERİ ARASINDA ÜÇ RESMİ TOPLANTISINI  SHERATON OTEL’ DE GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR.
  • BİR TOPLANTI  GELENEKSEL BAHAR ŞENLİĞİ OLARAK İBRAHİM ŞENCAN VE ZİYA ERBAŞ’ IN İŞYERİ OLAN ÇALLIOĞLU ŞİRKETİNDE  YAPILDI. OCAKBAŞI TOPLANTILARI  YAPILMADI.
  •  
  • 1333. toplantı : katılan üye ; 33 + 2 ; devam oranı : % 67.26
  • 1334. toplantı : katılan üye ; 53 + 12 ; devam oranı : % 100
  • 1335. toplantı : katılan üye ; 31 + 2 ; devam oranı : % 58.49
  • 1336. toplantı : katılan üye ; 31 + 2 ; devam oranı : % 58.49
  •  
  • AYLIK ORTALAMA DEVAM ORANI % 71.06 OLARAK GERÇEKLEŞMİŞTİR.

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

BEYİNLERDE BAHAR TEMIZLİĞİ

BURAK ÖZDEMİR  

 

Duyduk duymadık demeyin. Zihninizde işe yaramayan anılarınızdan kurtulmak, yeni ve güzel hatıralara yer açmak artık mümkün.

 

Bir seans sonunda yaşamaktan memnun kalmadığınız anılarınız hafızanızdan çıkarılabiliyor artık. Söz konusu iddia, benim kitabım Yıl 2binyüz2’de Nöro-çıkıkçı Nuri isimli tiplemeye ait.

 

Eğer, yukarıdaki paragrafı lazerli epilasyon türünden hazır bir mâmul zannedip heveslendiyseniz, size şunu söylemek isterim: Parayı bastırıp, koltuğa uzanıp birileri tarafından geliştirileceğini ummak post-modern batıl inançtan başka birşey değildir.

 

Nöro-çıkıkçı Nuri bir espri olsa da, beyinlerde bahar temizliği gerçektir ve onu başarmak mümkündür. Bunu başarabilecek veya başaramayacak bir kişi var. O da sizsiniz... Umarım bu yazı sizi, yüreklendirir ve ateşler.

 

Belki dikkat etmişsinizdir. Bilgisayarda 4 dakikalık bir video klip yaklaşık 30 megabyte yer tutuyor. O klibin üç boyutlu olduğunu, kokulu, dokulu ve lezzetli olduğunu düşünürsek, dört dakikalık bir hatıranın zihnimizde yüzlerce megabyte yer tuttuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Şapşal bir aşk ilişkisi...

Berbat bir iş deneyimi...

Okkalı bir arkadaş kazığı...

 

Bunların hafızamızda kaç yüz gigabyte tuttuğunu bir düşünsenize! Bu arada bir noktaya dikkat. Kafayı “olmuş bitmiş olaylar”a takmanın, size “bugün” cinsinden maliyeti tahmin ettiğinizden daha yüksek olabilir.

 

Birkaç yıl önce TV haberlerinde, çöplerini atmayıp yıllarca biriktiren yaşlı kadının içler acısı halini izlemiştik hep beraber. Vah vaaaah demiştik hattâ. Peki size sormak isterim. Anlamsız anılarını biriktiren bizlerlerin o kadıncağızdan ne farkı var?

 

Bazı insanlar hafızalarının çok güçlü olmasıyla övünürler. “Ben hiçbirşeyi unutmam” sloganıyla ortalıkta gerine gerine gezinirler. Ben de onlara şöyle derim içimden: İyi halt ediyorsun!

 

Söyledikleri de yalan değildir. Bir soru sorun, 5 sene öncesine dair. Kesinkes hatırlarlar;

-         Ya Aykut abi, hani 1999’un yılbaşı gecesinde hop-tiri-nay-nay diye bir mekâna gitmiştik. Kuzum biz o gece hangi masada oturmuştuk?

Doğru cevap gecikmeden gelecektir.

-         Girişte en solda...

 

Siz Aykut abinin bu hafıza gösterisi karşısında ezilir büzülürsünüz. O ise kendisiyle gurur duyarak yoluna devam eder. Oysa, saçmasapan şeyleri hatırlamak bir meziyet değildir. “Ben hiçbirşeyi unutmam” demekle, “Ben akşamları kapıcıya hiç çöp vermem. Hepsini biriktiririm” demek arasında hiçbir fark yoktur. Akşamları çöp tenekemizi boşaltmak bizim için zorunluluktur. Ümraniye çöplüğünde yaşamıyorsak tabi...

 

Aslına bakarsanız insan beyni, bir yanıyla çok gıcık bir organdır! İşe yarar bilgileri şıp diye unutur. Silinesi şeyleri -çok lazımmış gibi- aklından çıkarmaz. Bu sistemi tersine çevirmek... İşte, kişisel gelişim diye ben buna derim!

 

Beynimizde yapacağımız bahar temizliğinde bizi en çok zorlayacak olan travmatik anılarımız olacaktır. Kendi başımıza, başaramıyorsak da ilgili terapiler yardımıyla bunlarla barışmalı ve onları zihnimizdeki arşive kilitlemeliyiz.

Unutmayın: Geçmiş arşivde güzeldir!

 

Binlerce gigabyte’lık gereksiz dosya aklımızda dolanırken, taze ve güzel bir gelecek yaratmanın imkânsız olduğunu aklınızdan asla çıkarmayın (Sakın karıştırmayın. Unutmanız gerekenler benim yazdığım şeyler değil :) Tozlu bir arşiv binasında parti yapmaya benzer bu durum. Keyif vermez. Geçmiş arşivde güzeldir ve de geçmişi didikleyerek faydalı işler üretebilen kişiler sadece ve sadece tarihçilerdir.

 

Bilgisayarlarımızı zaman zaman temizlediğimiz gibi kafatasımızın içindeki o hard diski de elden geçirmeliyiz. Bazıları, özellikle de yukarıda bahsettiğim travmatik hatıralar virüslü olabilir. Bu virüsler, işletim sisteminizi ağırlaştıyor olabilir. Beynimizi taramalı, onları tespit etmeli ve karantinaya almalıyız.

 

Son olarak zihninizde, sağlıklı ve ekolojik bir döngü oluşturmak için şu formülü kullanmanızı öneririm:

 

-Yaşa

Ders çıkar

Arşive kilitle  

Unut

-Yaşa

Ders çıkar

Arşive kilitle  

Unut

-Canın çekerse arşivi aç,

Nostalji yap

Ama sonra unutmadan

Arşivi kilitle!

- Şimdiki zamanı yaşamaya devam et...

 

Gelin, hep beraber radikal bir değişiklik yapalım hayatlarımızda...

Unutmayı keşfedelim! 

 

 

 

 

 

 

AZ UYUMAK YANINIZA KAR KALMAZ!

 

 

Birçoğumuz yoğun iş temposu nedeniyle, kimi zaman da soysal yaşamımızın gereği olarak gereksinim duyduğumuz uyku süresinden 1- 1,5 saat daha az uyumaktayız.

 

Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu 8 saat uyku yerine çoğumuz 6- 6,5 saat uyku ile idare etmekteyiz. Bu eksik uyuduğumuz saatler ne yazık ki yanımıza kar olarak kalmamaktadır. Aksine üst üste eklenip birikmiş uykusuzluğa yol açmaktadır. Her gün gereksinim duyduğunuzdan 1.5 saat daha az uyuyorsanız 5 iş gününden sonra hafta sonuna 7,5 saatlik bir uyku açlığı ile giriyorsunuz demektir.Bu ise bir gece hiç uyumamış olmakla eştir.

 

İhtiyacınız olan 8 saat uyku yerine 6 saat uyursanız şüphesiz ki bunun bedelini ertesi gün ödersiniz. Ertesi gün veriminiz ve üreticiliğiniz belirgin şekilde azalacaktır. Eğer 8 saat yerine 7 saat uyursanız bu baş edilebilir bir eksikliktir. Büyük olasılıkla üstesinden gelirsiniz. Ancak aynı durum iki gün üst üste tekrar ederse o zaman sorun haline dönüşebilir.

 

Bu durumda araba kullanırken ya da konsantrasyon gerektiren bir işiniz varsa dikkatli olmanız gerekmektedir. Unutmamalıyız ki uykusuzluk nedeniyle sadece kendi yaşamımızı değil çevremizdeki diğer kişilerinde yaşamını tehlikeye atıyorsunuz.

 

Pek çok kişi bu yazıyı okurken ‘ben yıllardır 6 saat uyuyorum’, ya da ‘her gece 7 saat uyuyorum bana yetiyor’ diyecektir. Uykusuz kaldığınız geceleri telafi etmek için haftaya bir sekizinci gün ekleme olanağımız olmadığına göre nasıl oluyor da bu uykusuz kaldığımız saatleri yerine koyuyoruz? Birikmiş uykusuzluktan kurtulmamız için daha uzun süre uyumaya değil daha derin uyumaya ihtiyacımız vardır. Yorgun olduğunuzda daha derin uyursunuz ve bir iki günde uykusuz geceleri telafi edebilirsiniz.

 

Yapılmış istatistiksel çalışmalarda  trafik kazalarının %10-20’sine uykusuzluğun neden olduğu bildirilmiştir. Ancak uykusuzluğu ölçmek, kandaki alkol düzeyini ölçmek gibi kesin verilere dayanmadığından trafik kazalarındaki rolü konusu yeteri kadar vurgulanamamaktadır. Trafik kazalarına neden olan sürücülerin küçük bir kısmı direksiyon başında uyuduklarını itiraf etmektedirler.

 

Her insanın beyninde işleyen bir biyolojik saati vardır. Bu 24 saat işleyen saat, uyku- uyanıklık sürenizi, hormon salgısını, açlığı, tuvalet saatlerini, zindeliğinizi, kısaca kişi ile ilgili her şeyi düzenler. En önemli uyku dönemimiz (en uykulu olduğumuz zaman dilimi) sabah 03:00- 05:00 arasıdır. Bu saatler arasında vücudumuzda her şey en düşük hızla  çalışır. Kalp hızı, nefes sıklığı ve vücut ısısı düşer. İkinci uykuya programlanmış dönem ise öğleden sonra 15:00 ile 17:00 arasıdır. Bazı Akdeniz ülkelerinde bu saatler arası siesta zamanıdır.

 

Çoğu insan öğleden sonra kendisini uykulu hissetmesinin nedenini öğlen yemeğini fazla kaçırmasından sanır. Aslında biyolojik saatimiz bizi uykuya davet ettiği için kendimizi uykulu hissederiz. Öğlen yemek yememiş olsak da uyku bastıracaktır. İngilizler geleneksel çay saati ile uykuya karşı kendilerini uyarırken birçok ülkede bu saatlerde insanlar işyerlerini kapatıp uyumak için evlerine gitmektedirler.

 

İnsanoğlunun uyumadan yaşamını idame ettirmesi mümkün değildir. Kaliteli uyku aslında toplam uyku süresinden daha çok derin uykunun süresi ile ilişkilidir.  Hem kişisel verimliliğimiz ve sağlığımız için hem de toplumdaki diğer bireyleri etkileyeceğimizin farkına vararak uyku süremize daha fazla önem vermeli ve biyolojik saatimizin doğruluna inanmalıyız.

 

Op.Dr. Abdülkadir GÖKSEL

 

 

 

 

 

ANNE VE ÇOCUK

 

1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz .

2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda "GİTMİYECEEEEEEM" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.

9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu. Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz.

10 yaşınızdayken  her yere sizi arabayla götürdü. Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz.

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü. "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz.

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi. Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi "Ben senin gibi olmayacağım" diyerek teşekkür ettiniz.

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi. "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz.

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı "Anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz.

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.

   Derken bir gün..... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....

 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

DÖRT MAHALLE

Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi  varmıs.

Birinci mahallede 'Evet ama' lar  yaşıyormuş.

'Evet ama'lar her zaman  ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş.

Yapma zamanı geldiğinde ise  'evet, ama' diye yanıtlarlarmış.

Yanıtları hep yanlış olurmuş. Suçu başkalarına atmakta da  ustaymışlar.

 

İkinci mahallede 'Yapıcam'lar yaşarmış. Ne  yapacaklarını bilirlermiş.

Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlarmış .ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış.

Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten  yara bere içindeymiş. Yaşamı ertelememek için verdikleri kararı  bile  ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yaşayan  'Keşke'cilerin hayatı algılama güçleri mükemmelmiş.

Neyin yapılması  gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlermiş ama... maalesef her şey  olup bittikten sonra.

'Keşke'cilerin de başları hep kanarmış, duvarlara  vurmaktan!

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise 'İyi ki yaptım'lar otururmuş. 'Keşke'ciler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış.

'Yapıcam'lar  'Keşke'cilerle birlikte   bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.

'Evet ama'lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından, güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikâyet ederlermiş.

'İyi ki yaptım' mahallesindeki insanların kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmamasıymış. Bu yüzden yaşadıkları ortam her zaman güzel, düzenli ve huzurluymuş.

Bu hafta hep birlikte  'İyi   ki yaptım'  mahallesine taşınmaya ne dersiniz?

CAN  DÜNDAR

 

 

 

 

IŞIĞA DOĞRU

 

 Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar.Şişenin taban tarafını ışığa doğru,açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar.Arıların  hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar.Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.

 

 Bu arada sinekler,şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kaçıyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor.Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar.İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor.Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor.

 

 Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.Sinekler ise malum hayvanlar.Arılar ne  kadar temizse adı üstünde,sinekler de o kadar iğrençtirler.

Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama,sineklerden midemiz bulanır. Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz.

 

Uğur Mumcu'ları düşünecek olursak,engel olmadan ışığa yürümenin ne kadar

 düşsel olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Onlar,engellere rağmen ışıktan  vazgeçmeyen insanlardır. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını  sürdürenlerdir. Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir. Yürek, azim,  sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı,yaşadığı topluma saygıdır.

 

Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır.Karanlığa yürüyenlerdir.Karanlık düşüncelerdir. Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur.Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. Kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa,nerede rahat yaşayacaklarsa,nerede çok para  kazanacaklarsa oraya giderler.Onlar için karanlık olması önemli değildir  açık ağızların.

 

 Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz.Amacı sadece ışığa  ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri  için ölür.Ama sinekler kaçarlar.Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler  kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis  ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar.Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler.Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur.

 

 Engellere rağmen ışığa yürüyenlere,ışığa ulaşmak için çabalayanlara,ışık saçanlara sevgiler,saygılar.......

 

   

 

 

 


   KİTAP KÖŞESİ
  


SEVGİLİ MATHİLDA, İNSANIN YÜRÜMESİNİ DÖRT GÖZLE BEKLİYORUM

SUSANNA TAMARO

Kitap Susanna Tamoro'nun Afrika'lı bir arkadaşına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Her mektup mevsimlerin doğada meydana getirdiği değişiklerin ve bu değişiklerin yazarda uyandırdığı duyguların tasviri ile başlıyor ve yazarın kendi bakış açısıyla değerlendirdiği, toplumsal sorunları dile getirildiği satırlarla devam ediyor.


'Yaşam, pek çoğumuz için sürekli ve yorucu, bir o kadar da basit ve kurnazca bir kendinden kaçış değildir de nedir? ' diyor mektuplarının birinde yazar ve kim olduğunu, nereden gelip, nereye gittiğini sorgulamadan diğerleri gibi yaşayan, kendi özüne yabancılaşan insanlığı sorguluyor. İnsanın kendisinin oluşturduğu, özünü kavramasını ve kendisini sorgulamasını engelleyen, bilinçsiz ve sınırsız tüketim anlayışının hakim olduğu yaşama ve bunun sonuçlarına dikkatleri çekmeye çalışıyor mektuplarının her satırında.

Susanna Tamoro bu anlayış içindeki insanı, herşeyin kendisi için varolduğunu düşünen son derece kibirli ve çılgın bir krala benzetiyor. Kral maddeye ve onun getirdiği saltanata ulaşmak için aynı zamanda maddenin kölesi oluyor. Tamoro'nun kralla ilgili tasviri; ' Kör ve sağır, bu körlüğünü ve sağırlığını meziyet sanan bir insan'

Tamoro her mektubunda, örneklediği farklı olay ve konularla insanlığın geldiği noktayı sorguluyor. İnsanın özgünlüğünü yitirerek diğerleri gibi olma yarışı içinde, uzak durduğu ve korktuğu yalnızlık olgusunu yazar 'İnsanın kendi kendisiyle bir içtenlik yaşayabilmesi için en olağan üstü yol' olarak nitelendiriyor.

Sonuç

'Ben yazının görünmeye değil, görmeye yaradığını düşünüyorum' diyen Susanna Tamoro'nun 'Sevgili Mathilda İnsanın Yürmesini Dört Gözle Bekliyorum' isimli kitabında, günümüzde düşünmeden konuşan ağızlarda anlamlarını yitirmiş kelimeler sanki anlamlarını bulmuş.

Bir beyazı bir zenciye yazdığı bu dostça ve insancıl mektuplar arkadaşlık, insanlık, sevgi kavramlarına adeta yeniden hayat vermiş.



 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN

 

 

            SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

  
 86400 SANİYE

 Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah 86.400 dolar para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsın; Hepimiz, Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz;

      Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz; yarına transfer edilemez, Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini şu anı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla yatırım yap.

Mutluluk, sağlık ve başarı için. Zaman kaçıyor. Her gün için en iyisini yap.

      Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

      Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.

      Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe,

      Bir saatin değerini anlamak için, kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.

      Bir dakikanın değerini anlamak için, trenin kaçıran yolcuya sor.

      Bir saniyenin değerini anlamak için, bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.

      Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.

      Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş. Zamanına ortak edebileceğin kadar özel biriyle.

      Unutma! Zaman hiç kimse için durmaz. Geçmiş zaman tarihtir. Gelecek zaman sırlar, meçhullerle dolu.

      Sadece şu an sana verilen gerçek bir armağandır.

      Bu hafta dostluk haftası olsun. Arkadaşlar bulunmaz mücevherlerdir. Bizi üzerler, cesaretlendirirler ve zaman zaman avuturlar. Kalplerini bize açarlar. Arkadaşlarına, onları sevdiğini göster.

      Arkadaşlık mesajını herkese gönder, cevap alırsan bütün hayatın için bir dostun bulunduğunu anlarsın.

      Onlara ne kadar çok ihtiyacın olduğunu ve senin için ne kadar önemli olduklarını dikkatle denersen görürsün....



 Hazırlayan : Rtc. Nazik  Erdoğan

 

 

 

 

Sevgili Dostlar,   

Bu hafta yine Sheraton Otel’deyiz ancak her zamanki gibi Perşembe günü değil 25.06.2004 Cuma günü akşam yemeğinde. Yeni dönem için görevlerin devir tesliminin yapılacağı gecede yapılacak toplantımız bu hafta ve Başkan Aytaç Küçükünal ve ekibi başarı ile tamamladıkları bir yıllık görev sürelerini yeni dönem başkanı Havva Işık ve ekibine devredecekler. Gidenlere teşekkürler, gelenlere başarılar diliyoruz.
Bu arada biz de görevimizi yeni bir ekibe devrediyoruz.
Bir dönem bizleri izleyen herkese sonsuz teşekkürler, yeni arkadaşlarımıza sonsuz başarılar …
Yeni dönemde Rotary bayrağını çok daha yükseklere taşımak umut ve dileğiyle… 

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.