Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 29
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

  IC Hotels     19.02.2004 - 1324/31    

 

55 + 12

 

KONUŞMACI

     RYLA YEMEĞİ

 

55 +12

KONU

Katılım

% 100

KONUKLAR

 

 

TELAFİ  KARTI

 

    MAZERET BİLDİRENLER

 

 

TOPLANTI   NOTLARI

Bu hafta toplantımız RYLA seminerimiz başladığı için IC Otel’ de akşam yemeği olarak gerçekleştirildi. Programa uygun olarak açılışı yapılan seminerde günün toplantıları sonrasında kulüp toplantımız Başkan Aytaç Küçükünal’ ın konuşmasıyla başladı.

“Değerli Rotary Ailem, Sevgili Gençler, Rotaryan Eşleri hepiniz hoşgeldiniz.

1324. ncü toplantımızı “açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak üzere uzatalım ellerimizi” diyerek açıyorum.

Bildiğiniz gibi bugün bölgenin 32. RYLA Seminerini düzenliyor. Gençlerle birarada olmamız onların bizlerin bu toplantılarda neler yaptığımızı, nasıl bir toplantı yaptığımızı görmeleri için beraber yemek yemeyi kararlaştırdık. Ve RYLA’ yı buraya kadar getiren Himmet Öcal sizlere bugünün konuşmacısı olarak bilgi verecek.”

 

HİMMET ÖCAL:” Değerli Rotaryan Arkadaşlarım, Saygıdeğer Konuklarımız, Çok Kıymetli Yarının Lider Adayları !

Ryla’ nın geneli içinde bir anlatım var. Buralara  nereden gelindiği. Ama bu genellikle benim katıldığım ve bana öğretilenlerde bu anlatımın bir barkovizyonla yapıldığı.

Burada böyle bir hazırlığımız yok. Ama bir RYLA var. Bu Ryla ‘ nın nasıl yapıldığını ben size interaktif olarak, aranızda dolaşarak anlatacağım.

Kulübüm RYLA semineri için beni görevlendirdi. Ben, Rotaract Başkanım ve Kulüp Başkanım Ankara’ da guvernörlüğün yaptığı ilk toplantıya katıldık. Ve orada RYLA ‘ nın demek olduğunu ben de ilk defa öğrenmiş oldum.

 RYLA bir liderlik semineri ve yarının liderlerini arayan bunun için de kendi imkanlarını kendi olanaklarını gençlere seferber eden  Rotary’ nin çok önemli bir etkinliği. Bugün bu RYLA’ nın yapılışı benim arkamda bir kulübün varlığı ile olmuştur. Kulübümüz Ankara’ dan ilk döndüğümde arkadaşlarıma Ankara bilgilerini verirken kürsüden şöyle demiştim.

 Ankara ‘ daki toplantıda farklı düşünceler sergiledik. Olup olamayacağı ile ilgili de kesin bir cevap verilmemesine rağmen istediğin gibi bir RYLA’ yı yapmaya yetkilisin dediler. Geçen sürede kulübümde yapılan toplantılarda çeşitli konuşmalar sonunda son toplantımızda bir sonuca gelindi.

RYLA’ nın ana düşüncesini oluşturan, Guvernörlüğümüzün zorunlu kıldığı Türkiye’ nin 16 değişik kulübü ikişer öğrenci göndererek hem RYLA’ yı yapan kulübe ekonomik fayda sağlamak bunun ötesinde Türkiye‘nin çeşitli bölgelerinden kendi imkanlarıyla böyle bir seminere katılamayacak çocukları biraraya getirmek felsefesi oluşmadı. Bize Öğrenci göndermek sorumluluğu olan 16 kulüpten sadece 5 öğrenci geldi. 5 öğrenci ile RYLA’ yı yapamayacağımızı söylediğimde kulübüm aynen şunu yapmıştır.

 Bütün giderleri üstlenerek hem bu RYLA’ nın hazırlık yorgunluklarını hem de ekonomik bütün imkanları sağladığı için sizler bugün buradasınız. Antalya Rotary Kulübüne sizler adına bu imkanı sağladıkları için çok teşekkür ediyorum çünkü sivil toplum örgütü olmanın bir örneğini yaşadık, takım olma örneği verdik, yola çıkan bir arkadaşımızla birlik ve beraberlik içinde olduğumuzu göstermiş olduk. Onun içindir ki Rotary’ nin topluma hizmet etmek olan amacını birlikte yaşamaktayız. Ve ben çok mutluyum . Tüm kulüp arkadaşlarıma tekrar çok teşekkür ediyorum. Sevgili gençler sizler de hoşgeldiniz.

 

 

 

 26.02 2004 PERŞEMBE GÜNÜNDEN İTİBAREN TOPLANTILARIMIZ     SHERATON VOYAGER OTEL’ DE YAPILACAKTIR.

 

 

 

       B U   H A F T A

    SHERATON OTEL     26.02.2004 - 1325/32

 

KONUŞMACI

RYLA’ NIN DEĞERLENDİRMESİ

MÖNÜ

KONU

Günün Mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

  27.02.2004

       RUKİYE YAVUZ (Şenol Yavuz Eşi)

 

  28.02.2004

   NURTEN KIVRAK  ( Mustafa Kıvrak Eşi )

  28.02.2004

                ŞENOL YAVUZ

  01.03.2004

        ŞENAY ÖZ (Fehim Öz Eşi )

  03.04.2004

                 FİKRİ  ZAMAN

  03.04.2004

      KUBİLAY YÜCEL ( Melike Yücel Eşi )

 

 RYLA

19-22 Şubat 2004 tarihleri arasında yapılan 32. RYLA Semineri başarıyla tamamlandı.

19 Şubat’ta IC Hotels Airport’ta 41 öğrencinin katılımıyla başladı. Öğrencilerin kayıt işlemleri yapıldıktan sonra seminer boyunca kullanacakları eşyalar teslim edildikten sonra odalarına yerleştirildi.

Öğrenciler, özellikle workshop atölyesinde birlikte çalışabilmeleri ve birbirlerini kolay tanımaları için 5’er kişilik sekiz takıma ayrıldı ve her birine farklı renklerde fularlar verildi . Kırmızı, Mavi, Mor, Sarı, Pembe, Yeşil, Açık Sarı ve 6 kişiden oluşan Lacivert takım.

Öğle yemeğinden sonra açılış seremonisi yapıldı ve  program Sayın Aytaç Küçükünal’ın konuşması ile başladı. Ardından Sayın Osman Berberoğlu’nun uzun teşekkürlerle dolu konuşması Sayın Hülagü Şencan’ın çok başarılı Rotary Nedir? Semineri ile devam etti. Program zaman konusunda yaşanan ufak tefek aksaklıklar dışında sorunsuz devam etti. İlk günün seminerleri bittikten sonra Himmet Öcal’ın hazırlamış olduğu Workshop Atölyesi öğrencilere tanıtıldı.

 Antalya Rotary Kulübünün 1324 nolu haftalık toplantısı 41 öğrencinin katılımı ile IC Hotel Airports’da yapıldı. Yemek ardından Yeniden seminer odasına giden öğrenciler algılama konulu bir takım oyunu gerçekleştirdiler.  Ve programda yer almayan bir süpriz için katılımcılar otelin diskosuna götürüldü. Katılımcı bir öğrencinin iki arkadaşının hazırlamış olduğu dans gösterisi,herkesin gün içindeki yorgunluğunu aldı. 

İkinci gün sabah su sporları ile başladı. Ardından program dahilindeki seminerler devam etti, bugün için en ilgi çekici olay Sayın Adnan Erbaş’ın hazırlamış olduğu seminer bir çok öğrenci tarafından tekrarlanması istendi. Workshop atölyesinde tüm takımlar el becerilerini sergiledi.   

Ve son gün, seminerler sorunsuz devam etti ve öğrencilerin iki gündür yapmış oldukları resimler, çalışmalardan hazırlamış oldukları sergi ile son buldu. Ardından sözlü mülakat için ilk yedi öğrenci seçildi. Mülakat sonucu Akşam yemeğinde açıklandı. Akşam yemeği Guvernör Yardımcı Sayın Osman Berberoğlu, 2430 Bölge Ryla Komite Başkanı, Rotaryenler, Bölge Rotaract Temsilcisi Rotaractlar ve katılımcı öğrencilerden oluşan yaklaşık 140 kişi ile başladı. Sayın Murat Atak tüm öğrencilerin sertifikaları dağıttıktan sonra kapanış konuşmasını yaptı ve 32 Ryla Semineri başarı ile tamamlandı.

 

 

 ROTARY  YAZILARI

 

DÜNYA ANLAYIŞ AYI

Rotaryenler için Şubat ayı çok özel bir ay'dır. Çünkü Şubat ayı Rotaryenlerce "Dünya Anlayış Ayı" olarak kabul edilmiştir. Bu ay aynı zamanda 23 Şubat 1905 yılında yapılmış ilk Rotary toplantısının yıldönümüdür ve şimdilerde "Dünya Anlayış ve Barış Günü" olarak anılmakta ve kutlanmaktadır.

Uluslararası Rotary tarafından Dünya Anlayış ayı kutlamalarında dünyadaki tüm Rotary kulüplerinin yapmakta oldukları haftalık toplantılarda bu günü özel programlarla anmaları ve kutlamaları ve özellikle Dünya barışı için anlayış ve Iyiniyetin önemini vurgulayan kutlama çalışmaları ve özel faaliyetler düzenlemeleri istenir.

Bu özel ay içerisinde yapılan kutlamalar için kulüplerin birçoğu uluslararası konuşmacılar davet eder, gençlik mübadele programı ile gelmiş gençleri çağırır, üniversitede okuyan yabancı ve burslu öğrencileri ile birlikte grup eğitim mübadelesi üyeleri toplanarak yeni programlar planlarlar. Uluslararası konular hakkında görüşmeler yapar, uluslararası kültürel ve sanat ağırlıklı konularda eğlenceler düzenleyip uluslararası anlayışa ağırlık veren benzeri programlar düzenlerler.

Kulüplerin büyük bir kısmı ise uluslararası bir toplum hizmeti verebilmek için bir fırsat yaratır veya bir başka ülke kulübü ile temas kurarlar. Bu ay içerisinde bir Rotary Dostluk Mübadele programına başlamak; 3-H projesi veya Polio Plus programını desteklemek veya bir başka Rotary Vakfı programı girişimi çok uygun ve anlamlı bir Rotary faaliyeti olur.

Dünya anlayış ayı içerisinde yapılan bu tür çalışmalar ve etkinlikler her dört Hizmet Avenüsü içinde yeni gelişimler ve atılımlar yapmak için eşi bulunmaz bir fırsat teşkil eder. Böylece Rotary'nin bitmek bilmeyen, iyiniyet, barış ve anlayış arayışının tüm dünyaya yayılması mümkün olur. 

DÜNYA ANLAYIŞI İÇİN ROTARY ÖDÜLÜ

1981 yılından beri sadece bir yıl aksamayla her yıl seçilen bir kişi veya kuruluşa bir ödül verilmesi adet olmuştur. Bu ödül "Rotary hizmet idealini ve özellikle anlayış, iyiniyet ve barışın gelişmesine yaşamları veya hizmetleriyle örnek olan veya katkıda bulunan" kişi veya kuruluşlara verilmektedir. Bu ödül Uluslararası Konvansiyon sırasında sahibine verilir. Seçimi özel olarak dünya Rotaryenleri arasında seçilmiş bir komite yapar. Bu komitenin yapmış olduğu seçim ayrıca R. 1. Yönetim Kurulu ve Rotary Vakfının mütevelli heyeti üyeleri tarafından onayIanmalıdır.

Ödül olarak ödülü alan kişi veya kuruluşa verilen güzel bir kristal kupa'dan başka o kişi veya kuruluş adına bir öğrenim bursu ihdas edilir ve on kişilik burslu öğrencileri seçme hakkı tanınır. Son yıllarda bu ödüle hak kazanan kişiler şunlardır:

Tıp araştırmacı Bir Japon Profesör olan Dr. Noburo Iwamura, 1981; Paya John Paul Il, 1982; Kanadali Hümanist Dr. Lotta Hitchmanova, 1983; Dünya İzcilik Hareketi Teşkilati, 1984; Ağızden verilen çocuk felci aşısı Sabin'i bulan Dr. Albert B. Sabin, 1985; Kızılhaç Uluslararası Komitesi, 1986; Dünya çapında Ranfurly Kütüphane Hizmetleri için Lady Hermione Ranfurly, 1987; Kurtuluş Ordusu 1988; 1989 yılında ödül verilmedi; Çekoslavakya Cumhurbaşkanı Vaclav Havel, 1990; birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Javier Perez de Quellar, 1991; Amerikan işadamı ve filantropist Edward J. Piszek, 1992; Avusturalyalı bir göçmer olan Dr. Fred. Hollows, 1993. 
 

 

 

 

 


 
OCAK  AYI  DEVAM  RAPORU

   

%100 DEVAM EDEN ÜYELER

 

  • EGE ALTAY, OSMAN BERBEROĞLU, SÜLEYMAN ÇEVİK ,  ÖZLEM ÇÖLKESEN,   
  • HULKİ DEMİREL, SENAY DODANLI, KADİR DURSUN, HAKAN EYİCAN, NURİ GÜVENÇ, MUHARREM KARATAŞ, FATMA KIZILIRMAK, GÖKSEL KUMSAL, AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL, GÖNÜL MUTLU, HİMMET ÖCAL, FEHİM ÖZ, SALİH PEKER, HAKAN POSTACILAR, TEOMAN SÜER, HÜLAGU ŞENCAN, İZZET UZUN, MUSTAFA YAPAN, OKTAY YİĞİTBAŞI, LEVENT İÇE

 

% 50 DEVAM EDEN ÜYELER

 

  • TUNAY ALTINPINAR, NEZİHİ BAYIK, YAVUZ CANÖZ, İBRAHİM COŞAR, CANSEL TUNCER, DURAN ÇİFTÇİ, FİGEN EBREN, ZİYA ERBAŞ, BURAK GÖNEN, SALİM GÜLLÜPINAR, VEDAT ILIKAN, HAVVA IŞIK, KEMAL KALENDER, SEMİN KAPTAN, MUSTAFA KIVRAK, NECATİ KOÇ, GÜRAY PARLAK, YAŞAR SÜZEN, ORHAN ŞENOĞLU, ERTUĞRUL YILMAZHAN, MELİKE YÜCEL.

 

TOPLAMDA %100 DEVAM EDENLER

 

  • OSMAN BERBEROĞLU, ÖZLEM ÇÖLKESEN,  HAKAN EYİCAN, AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL, GÖKSEL KUMSAL, SALİH PEKER, HAKAN POSTACILAR, TEOMAN SÜER, OKTAY YİĞİTBAŞI.

 

 

BU AY  %100 DEVAM EDEN DEVAMDAN MUAF ÜYELER

 

  • A.TURHAN SÖZEN

 

 

ANTALYA ROTARY KULÜBÜ, 08.01.2004 İLE 31.01.2004 TARİHLERİ ARASINDA ÜÇ RESMİ TOPLANTISINI  TALYA OTEL’DE GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR. BİR TOPLANTI HAVA MUHALEFETİ NEDENİYLE İPTAL EDİLMİŞTİR.

 

  • 1319. toplantı : katılan üye ; 39 + 7 ; devam oranı : % 73.08
  • 1320. toplantı : katılan üye ; 47 + 2 ; devam oranı : % 84.54
  • 1321. toplantı : katılan üye ; 35 + 2 ; devam oranı : % 63.81
  • AYLIK ORTALAMA DEVAM ORANI % 73.08 OLARAK GERÇEKLEŞMİŞTİR.

 

 

 

 

 

DUYDUNUZ MU ?

 

 

HAYATIN 40 ALTIN KURALI

 

1) Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.

2) Adam gibi üç fıkra öğren.

3) Sevinçlerini sakın erteleme.

4) Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun

veya bedbahtlığının % 90’ nını oluşturur.

5) Her gün 30 dakika yürüyüş yap..

6) Her yemekten önce şükret.

7) Bir arkadaşının sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.

8) Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

9) Kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.

10) Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.

11) Çocukların, adet kelimesini duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

12) Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.

13) Kendini ve başkalarını affetmesini bil.

14) İlkyardımı öğren.

15) Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

16) Her gün altı bardak suyunu içmeyi unutma.

17) Seni seven insanları koru.

18) Zorda olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene.  

       Bu tatildeki anlar, hayatının en değerli anlarından biri olacak.

19) Kendine yapılması istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.

20) Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.

21) Başarılı ve iyi bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma.

      a) Doğru insanı bulmak. b) Doğru insan olmak.

22) Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.

23) Sevimsiz olmayacak şekilde ayrı fikirde olmayı öğren.

24) Cesaretli ol, hayatına geri baktığında yaptıkların için değil yapmadıkların için üzüleceksin.

25) Çok mükemmel bulduğun bir fikri başkasının engellemesine izin verme.

26) Keyifsizliklerini açığa vurma.

27) Nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek için 24 saat kimseyi ve bir şeyi eleştirme.

28) Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.

29) İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

30) Çocukların hakkında başkalarına iyi bir şeyler söylerken, bırak onlarda duysun.

31) Güç, sahip olduğun mallarla ilgili değildir. Unutma.

32) Çocuklarını anlamaya çalış, yargılamaya değil.

33) Kalem ve not defterini daima yanında taşı.

34) Zaman ve kelimeleri boş yere harcama. İkisi de çok değerli.

35) İnsanların yaptıkları olumsuz şeyleri değil, ileride yapacaklarını düşün.

36) Senden az ya da çok parası olanlarla, paran hakkında konuşma.

37) Bir şeyi elde etmek çok çaba sarf ettiysen, tadını çıkarmak için zaman ayır.

38) Birisinin kahramanı ol.

39) Neyi ve kimi desteklediğini insanlara söyle.

40) Sadece aşk için evlen.

 

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 


YAŞAMSAL ELEKTRİĞİMİZ - NİTELİKLİ İNSANA FARKLI BİR BAKIŞ
Münir Arıkan


Nitelikli insan, hedefimiz olan sarayın yapı taşları, billurdan, zümrüttün, yakuttan, elmastan taşları ve tuğlalalarıdır. Kerpiçten, kerpiç ev olur. Eskiler, "kem alat ile kemalat olmaz" dermiş. Yani kötü aletle güzel bir iş yapılamaz. Peki ya kötü malzeme ile?

Yeme, içme, yatma, kalkma, okuma, öğrenme, alma, satma, dinlenme ve eğlenme stilleriyle tam bir mozaiktir, toplum. Ve her bir yapı taşının, osmanlı çinileri gibi ölümsüz güzellik ve özellikte olması şarttır. Nitelikli evler, nitelikli iş yerleri, nitelikli bir toplum. Bütün bunlar nitelikli insan ile vardır ve var olacaktır.

Biz Sema Hatun ile 1994 yılında evlendiğimizde, kendi yaşam enerjimizi insanlığa en faydalı bir biçimde kullanmak amacıyla, bir hedef belirlemiştik. Bu hedefe göre evliliğimizin ilk 10 yılı kendimizi, ikinci 10 yılı çocuklarımızı ve üçüncü 10 yılı ise torunlarımızı niteliklerle donatma dönemi olacaktı.

Hal böyle olunca, ortaya 30 yıllık bir Türkiye hayali çıkıyor. Bazı dostlar bize güldüler. Ama geçen şu 9 yıl zarfında hala, hedeflerindeki saray için bir taş bile yontmamış ve taş üstüne taş koymamış insanları gördükçe, aslında ağlamamız gereken halimize
güldüğümüzü görüyorum.

Bence bu 30 yıllık hedef çok önemli. Bakın 3 kuşağın ortak bir hedef doğrultusunda el ele tutuşmasından, aynı hedefe kitlenmesinden bahsediyoruz. Kimse kimseyi
kandırmasın. Sandıktan mucize çıkacağına inanılan sihirli peri masalları devri kapandı artık. Sırtında 220 milyar dolar borç yükü olan bir devletten bahsediyoruz. Bu yükten nitelikli insanlarla kurtulacağız elbet ama hesabı kitabı tam olarak yapılmadık işlerden başarıyla çıkmak mümkün müdür hiç?

Araba fabrikası yapmışız. Hani bilirsiniz, tosbağa diye tabir ettiğimiz wolksvagen arabalar üretiyoruz. 75 milyon vatan evladı, fabrikanın dış kapısında dikilmiş, fabrikadan dışarı çıkan her arabaya bakıp, -"anaa" diye çığlığı basıyor. -"anaaa, bu da mercedes
değil, bu da tasbağa çıktı yav" Tamam da, içerideki üretim bandını istediğimiz model arabayı üretecek bir şekilde dizayn etmeden, tosbağa fabrikasından BMW çıkacak değil ya. 

Amerikalılar, önce yapar, sonrasında düşünürmüş. "Nasıl oldu, neler olabilir, bu yaptığımızın zararlarından nasıl kurtulabiliriz ve daha iyi nasıl yapabiliriz" diye. Avrupalılar biraz daha analitik davranırmış. Avrupalı önce düşünür ve sonrasında
yaparmış. Ar-Ge'ye verilen önem bir anlamda. Biz ise, düşünür, düşünür, düşünür ve en sonunda yapılmak istenenin neden yapılamayacağını 40 türlü yoldan isbat eder ve üzerimize düşeni yapmamak için 40 dereden su getirirmişiz. Tabi bir düşünce öğretmeni olarak düşünmeyi aşağılamıyorum. Bilakis, düşüncenin gücünü ifade etmeye çalışıyorum. Düşünen bir Türkiye. Hedefini düşünen bir Türkiye. Ve beklediğine kavuşacak bir Türkiye, bu şekilde olacak, eminim.

Peki nasıl başaracağız bunu? Süreç kontrollü sonuca odaklılık diye bir kavram var. Süreç nedir? 30 yıl. Nasıl olacak? Süreci kontrol edebilirsek. Yani gelişmelerimizi ölçümleyebilirsek. Rotadan sapmalar oldukça, pusulaya bakıp, gemiye her seferinde ama sık sık yön vermek. Okyanusu aşarken pusulaya ayda bir kez bakarsak Kanada yerine Brezilya'ya varmış olabiliriz. Süreci sürekli kontrol etmeliyiz. Tabi dümendeki
kişilerin kaptan olması şartı ile. Yoksa maharet pinpon maçı seyreden çocuklar gibi kafayı bir hedef rotasına bir pusulaya çevirmek değil, şüphesiz.

Ve sonuca odaklılık. 30 yıla inanıyorsak, (ki psikolojik ve sosyolojik açıdan bilimsel bir dayanağı vardır bu 30 yılın) ona odaklanmalıyız. Amerika gelişmesi nasıl oldu? Ya Almanya'nın ve Japonya'nın? Mesela dünyanın en büyük şirketleri sıralamasında
yıllardır hep başlarda olan General Electric'in yıllık cirosu 130 milyar dolar. Dünyanın en değerli şirketi. Ve bunu yalnızca 340 bin nitelikli insanıyla yapıyor.

Hayalleri, hedefleri, sahip oldukları becerileri, hedeflerine odaklanmaları, ihtisaslaşmaları ve asla pes etmeden başarmak için çalışmalarıyla ön plana çıkan  340 bin nitelikli insan. Şimdi biz 75 milyon vatan evladı, bu insanları geçemeyecek miyiz? Hiç öyle bir şey olur mu? Yeter ki nasıl yapılacağını bilelim.

Ama bu işin zorlukları da yok değil hani. Stephan R. Covey yapılması gerekli ve yapılması zevkli işlerden bahseder. Ondan aldığım ilhamla işin sırrını buldum.
Sürekli yapılması zevkli işler peşinde koşarak, yapılması gerekli işlerini ihmal edenler, kaliteli ve nitelikli bir hayata asla sahip olamayacaklar.

En büyük zorluk zevkler. Şimdi zevk zorluk çıkartır mı diye bir soru gelebilir akıllara. Zevk kolaylıktır ama yerli yerinde ise.

Nitelikli insanın önündeki en büyük engel insanoğlunun zevkleri. Şimdi ben seminerler veriyorum. Seminer vermek ruhunun yaşam enerjisi olan bir Münir Arıkan'I tanımlıyorum. Seminer zevk veriyor ama ya ona hazırlık süreci. 4 dakikalık bir konuşma için bazen 4 saat hazırlanmanız gerekiyor. Sinemaya gidebileceğiniz, arkadaşlarla gezip tozacağınız, internette sörf yapacağınız, çet'leşeceğiniz bir 4 saati, gelecekte kavuşacağınız zevkler uğruna terkediyorsunuz. Hayatta acı-zevk dengesini tutturduğunuzda da başarı geliyor.
Dolayısı ile en büyük zorluk zevkler. Hangi zevklere kavuşmak için hangi acılara katlanmamız gerektiğini bilemiyoruz.

Eskiden zevkler kıt, acılar çoktu. Şimdi acılar kıt, zevkler çok. Ders çalışan bir öğrenciyi düşünün. Ortada savaş durumu, yokluk durumu, kıtlık durumu yok. Okula katır sırtında da gidilmiyor. Ders süresince soğuktan donma tehlikesi de geçirmiyoruz. Öğretmen
dersi anlatırken başımıza bombalar da düşmüyor. Okuldan çıkar çıkmaz tezgahın başına koşup çalışmamız ve çalışarak okumamız diye bir şey de söz konusu değil.

Ailemiz, en iyi servis araçlarıyla, en iyi okullara yolluyor, en iyi öğretmenlerden ders aldırıyor. Okul saray yavrusunu andırıyor. Sınıfların 700 sene cihan imparatorluğu kurmuş Osmanlının Bakanlar kurulu odası olan Divan-ı Hümayun'dan bir farkı yok. Yavrucağın başarması ve nitelikli insan olması için bir tek acıya katlanması gerekiyor. Ders çalışma acısına. Ama bugünkü nesil, ona bile tahammül edemiyor. Sayılı günün zahmetine bile katlanmak istemiyor. Ve külfetine katlanmayınca da, nimete kavuşamıyoruz.

Peki çare? Bununla ilgili 3 önerim var dostlarım. Birincisi; tarih okumalıyız. Başaramayacağına inananlar, tarih okumalıdırlar. Tarih; en olmaz zamanda, en olmaz işi başaran şahsiyetlerin, tarihe düştükleri notlardan oluşuyor. Tarihten süzülüp, şu
anda bilgisayarşmşza gelen bir e-mail merakş ve coşkusu ile tarih okumalıyız. Bu hem işlerin geçmişte nasıl yapıldığını, hem nasıl yapılması gerektiğini ve en önemlisi eğer yapılması gerekenleri ihmal edersek,  bizi bekleyen tehlikeleri bütün çıplaklığı ile
gösterir.

İkinci önerim, psikoloji okumalıyız. Davranış biliminin, insan duygu, düşünce ve davranış modellerinin altında yatan sırları keşfetmeliyiz. İnsanı anlamalıyız. Ve duygu, düşünce ve davranışlarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Bugün, küresel rekabet bir taraftan insanı yok ederken, insanın yok olmasına göz yumarken, diğer taraftan da
yok edicilerin en büyüklerine, o yok ediş süreci içerisinde "önce insan" felsefesini benimsetmeye çalışıyor. Bu tıpkı insanlığı yok edecek bir orduyu, "önce insan" felsefesiyle motive etmeniz, arkerlerinizin birbirlerine sevgi ve şefkatle davranmasını teşvik etmeniz ve ordunuzu buna göre düzene sokmanız kadar vahim bir şeydir. Önce insan. Elbette. Ama ne için? Ne için'in cevabını psikolojide bulacaksınız.

Ve son önerim sosyoloji. Sosyoloji okumalıyız. Tarihten süzülüp gelen, tarihi gerçekleri, başarı ve yenilgileri ve bununların altında yatan isabetli karar ve yanılgıları anlamak, insan psikolojisini tanımak. Ama bu algılama işin bireysel boyutudur. Bunu toplum
bazında algılamak için de sosyoloji gerekiyor. Toplum neden, nasıl ve nereye gidiyor. Nereye yöneliyor ve neden? Peki bunu neden yapacağız? Amaç, geleceğin toplumuna nitelikli bir yön vermek değil mi? Yaşamsal elektrikleri üretmek değil mi? Çarpmadan enerji vermek, çalıştırmak değil mi? En nihayetinde amacımız var etmek değil mi? Yeter birbirimizi çarptığımız.


Varlığımız varlığımıza armağan olsun artık.

 

 

Düzenleyen: Rtc. Nazik Erdoğan
  

 

 

 

 

 

    SİZLER’DEN

 

 

 SEVGİYİ BİLGİSAYARINIZA YÜKLEYİN

 

 

Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. SEVGİ yüklemek için ne yapmam gerekiyor?

 

Yetkili: İlk olarak KALBİM dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı?

 

Müşteri: Evet açıldı. Ancak şu anda GEÇMİŞ_ACILAR.EXE, DÜŞÜK_GÜVEN.EXE, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken SEVGİ yükleyebilir miyim?

 

Yetkili: Problem değil. Yüklediğiniz anda SEVGİ otomatik olarak GEÇMİŞ_ACILAR.EXE' yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. SEVGİ er veya geç DÜŞÜK_GÜVEN.EXE'yi silere YÜKSEK_GÜVEN.EXE isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, HASET.EXE VE GÜCENME.EXE'yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar SEVGİ'nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen?

 

Müşteri: Tamam kapattım, SEVGİ otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?

 

Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program. Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka KALP'lerle bağlantı kurmanız gerekiyor.

 

Müşteri: Haydaa... Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor?

 

Yetkili: Mesaj ne diyor?

 

Müşteri: Hata-412! Program iç sistemde çalışmıyor! Bu ne demek?

 

Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, SEVGİ programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba... Sade bir dille şöyle diyor: 'Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini' söylüyor.

 

Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor?

 

Yetkili: 'Kendimi Kabullenme' isimli dosyanın içinde bulacağınız KENDİNİ_AFFETME.DOC, KENDİNE_GÜVENME.TXT, DEĞER_BİLME.TXT VE İYİLİK.DOC isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini KALBİM dosyasına kopyalayın.

 

Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı?

 

Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama, biz ilerisi için de tedbir alalım...

 

SÜREKLİ_KENDİNİ_ELEŞTİR_HAYATI_ZEHİR_ET.EXE diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun!

 

Müşteri: Yaptım. Hey harika... Neler oluyor?.. KALP temiz dosyalarla doluyor. GÜLÜMSEME.MPG monitöre geldi. SICAKLIK.COM, BARIŞ.EXE ve MEMNUNİYET.COM hepsi KALP'e yerleşiyor.

 

Yetkili: Güzel, demek ki SEVGİ yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle başa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

 

Müşteri: Nedir?

 

Yetkili: SEVGİ programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir... Mutluluklar...

 

Müşteri: Teşekkürler. Size de mutluluklar...

 

 

 

 

                               

FARKLI PERSPEKTİFLER

 

 

Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur :

 

"Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü  için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen  ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.

 

"Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar.

Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.

Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır...

 

Dr.Ruskin, Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki makalesinde, (günümüzde çok yaşandığı gibi ) gülünç bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.

                               

 

 


   KİTAP KÖŞESİ


   İÇİMİZDEKİ ÇOCUK - DOĞAN CÜCELOĞLU

Kimi kişi yaşamındaki her olayda kendini suçlar, kimi başkalarını...
Çevrenizdeki insanları gözlemleyin; kimi saldırgan, kimi pısırık, kimi yobazdır. Bazılarının sigara ve içki düşkünlüğü vardır, diğerlerinin kızgınlık, karamsarlık ya da kıskanma gibi olumsuz duygulara tutkusu...
Sağlıklı, dengeli ve mutlu kişi, evliliğinde, işinde, yaşamının her yönünde,   sağlıksız, dengesiz ve mutsuz kişiden farklı davranır. İnsanlar arasındaki bu farklar nereden kaynaklanmaktadır? Bu sorunun cevabını bu kitapta bulacaksınız.

   İçimizdeki Çocuk, yaşamımıza yön veren güçlü bir varlıktır. İçimizdeki Çocuk ve İçimizdeki Ana-Baba duygu, düşünüş ve davranışlarımızı sürekli yönlendirdiği halde, çoğu kez onların varlığından bile haberdar olmayız.

   Bu kitap, içinde yetiştiğiniz ailenin ve yakın çevrenin sizin iç dünyanızı ve şimdiki duygu, düşünüş ve davranışınızı nasıl etkilediğini incelemektedir.

   İnsandan İnsana'nın yazarı Doğan Cüceloğlu, İçimizdeki Çocuk kitabında,
İç Çocuk ve İç Ana-Baba ilişkisinin nasıl oluştuğunu, bu ilişkinin duygu, düşünüş ve davranışlarımıza nasıl yansıdığını günlük örnekler kullanarak sağlam mantıksal kurgusu ve yalın anlatımı ile veriyor. İç dünyasına denge, ahenk ve huzur getirmek isteyen okuyuculara bir program çerçevesinde alıştırmalar sunuyor.

 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN


 

 

 

 

          SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

 
        ULUSAL ÖZELLİKLERİMİZ - 1


     Otoban kenarında yeşil alana oturup, üzeri gazete kağıdı sarılı biraların içilmesi, gelip geçen arabaların  seyredilmesi...
     Keçeli kalemle, büyükçe bir kağıt ya da kartona yazılmaya çalışılan duyurularda başlangıç alanının hovardaca  kullanılması ve son harfe yer kalmaması dolayısıyla
son harfin eciş bücüş hatta aşağı ya da yukarı kaymış şekilde yazılmas...
    Televizyondaki tüm dizilere olan bağımlılık nedeni ile bunu paraya dönüştüren bir esnaf topluluğunun olması...(orn: Dicle sürmesi, Seymen Ağa yüzüğü) ve  bunları satın alan bir kitlenin bulunması...
   Birbirini uzun süre görmemiş kişilerin karşılaştıklarında, birinin diğerine "Kilo almışsın" demesi...
   Birilerine kızıldığı zaman "Sallandıracaksın bunlardan iki tanesini Taksim meydanında, bak bir daha yapıyorlar mı?" denmesi...
  Minibüslere güzellikten ve şıklıktan nasibini almamış  dantelli perdeler takılması...
  Her mankenin şarkıcılık ve oyunculuk yeteneğine sahip  olması...
  Kedi, köpek (ve hatta civciv) gibi hayvanlara zorla rakı  içirilip, sarhoş edilmeye çalışılması...
  İşlek caddelere temizlensin diye paspas atılması...
  Yurt dışı seyahatinden gelindiğinde bavullara takılan bagaj etiketinin hava olsun diye kasten çıkartılmaması...
 Her milli maçtan sonra sevinç gösterisi başlığı altında birkaç kişinin kurşuna tutulması...
 Alakalı alakasız her tip pozisyonun "Bariz  Ofsayt"olması...
 Karşılaşılan her türlü sorunun "Uygulamadan  Kaynaklanan Aksaklık"  olarak nitelendirilmesi...
 Başı dönen birine (cinsiyeti hic fark etmez!)"Miden de  bulanıyor mu, yoksa hamile misin?" esprisinin yapılması...
 Yollara kaymak gibi asfalt döküldükten iki gün sonra su  borusu döşemek için yeniden kazılıp yolların köstebek yuvasına  çevrilmesi...
Gece sabahlara kadar "clubber takılıp", club'tan çıktıktan sonra  işkembeciye gidilip kelle paça yenilmesi...
 Yolda park etmek yasak olduğu zamanlarda arabanın kaldırıma çıkartılıp  park edilmesi...
 Arabayla giderken, çöp bidonuna yaklaşılınca eldeki malzemeyle basket yapmaya çalışılması...
Açık büfe olan yerlerde bile aile reisinin baş köşede  oturması, hanımın koştura koştura sofrayı donatması...
Plajlarda 45 derece sıcağın altında çay içilmesi, hatta çay sıcak olmazsa söylenilmesi, öte yandan karpuzun deniz içinde  soğutularak her ikisinin de "serinlettiğine inanılarak" servis edilmesi...
"Delikanli Edebiyatı" diye bir edebiyat türünün var  olması...
"Karpuz+Peynir+Ekmek"in, "Ctrl+Alt+Del" kadar kıymetli ve tatmin edici olması...
3 veya daha çok çocuklu ailelerde ilk çocukların kız olması,  erkeği bulana kadar çocuk yapılması...
İşçilerin ve memurların hükümete tepkilerini göstermek için meydanlarda davul-zurna, güle-eğlene halay cekmeleri...
Önüne gelene "sanatçı" denmesi , bu yüzden "gerçek sanatçı" diye bir kavramın oluşmuş olması...
"Milli olmak" diye bir kavram olması...
Mobylette denen ufacık zavallı makineye dört kişi binilmesi...


Hazırlayan: Rtc.Ceyhan Bulut                     

 

 

 

 

Sevgili Dostlar,  

Çok başarılı bir RYLA Seminerini geride bıraktık. Bu semineri çok başarılı şekilde organize eden, yöneten, biz üyelere, katılımcı gençlere  ve tüm Rotary ailesine çok anlamlı ve etkili mesajlar veren sevgili Himmet Öcal’ a öncelikle sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ardından Himmet Öcal’ la birlikte,ona  her adımında  verdiği güçlü destekle

bu organizasyonun aksamadan tamamlanmasını sağlayan kulübümüzün tüm üyelerini kutluyoruz.

Topluma hizmet etmek, bu sevinci paylaşmak gerçekten çok güzel. Bu sevinci yaşayan ve yaşatan herkese tekrar tekrar teşekkürler.

Bu hafta kulübümüz için önemli bir değişiklik var. Toplantı yerimiz bundan böyle Talya Oteli değil Sheraton Voyager Oteli olacak.

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.