Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 37
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

  SHERATON VOYAGER  22.04.2004 - 1331/37    

   Toplam Üye

54 + 12

KONUŞMACI     GÜNSELİ ORAL
    Katılan Üye

31 + 04

KONU Bilişsel Süreçlerde Cinsiyet Farklılıkları

Katılım

% 58

KONUKLAR
TELAFİ  KARTI BURCU DİLEK ANTALYA ROTARACT KULÜBÜ
    SERHAN GÜLLÜPINAR         “               “              “
    MAZERET BİLDİRENLER HOLDWİLL WEBER ALMANYA-DUNHILL
YAVUZ CANÖZ ANTALYA DIŞI TOM HASBARGER VENTURA CALIFORNİA
    YALÇIN GÖKHAN İSTANBUL TOPKAPI

 

 

 

 

 

TOPLANTI   NOTLARI

 

Bu haftaki konuğumuz kendimizden birisi sevgili Günseli Oral’ dı.

“Bilişsel Süreçlerde Cinsiyet Farklılıkları “ konusunda aşağıdaki konuşmasını gerçekleştirdi.

 

Önceki yıllarda bilişsel süreçlerdeki cinsiyet farklılıkları pek çok sosyal bilimci tarafından bireyin sosyalleşme sürecinde sosyal uyaranlardaki eşitsizliklerle açıklanırdı. Ancak günümüzde kadın ve erkek düşünme ya da öğrenme  süreçlerinde gerçek biyolojik farklılıklar olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu farklılıkları bazı başlıklar altında toplamak mümkündür:

 

  1. Uzamsal Yetenekler

Uzamsal (ya da üç boyutlu düşünmeyi içeren) becerilerde kadın- erkek ayrımı oldukça yoğun biçimde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle nişan alma (silah, dart ya da top fırlatma gibi) davranışında erkeklerin bariz bir üstünlüğü söz konusudur. Kadınlarda ise hedef  ve nişan alma becerileri erkekler kadar iyi değildir. Ayrıca homoseksüel erkeklerde de nişan alma becerileri kadınlardaki gibidir.  Kız ve erkek çocuklarına bakıldığında, henüz 3 yaşında bile bu becerinin cinsiyetler arasında anlamlı fark oluşturduğunu görebilmekteyiz.

 

  1. Matematik Becerileri

Matematik oldukça karmaşık becerileri içeren bir alan olmasına karşın, farklı kültür ve zamanlarda yapılan araştırmalar hep benzer bulgular ortaya çıkarmıştır: Erkekler matematiksel kavramlarda, kuramların uygulanmasında, kavramsal düşünme yüksek performans gösterirken, kadınlar matematiksel hesaplamalarda yüksek performans sergilemektedirler. Matematik becerilerinde kadın-erkek farklılıkları özellikle  beyaz ırkta görülmekle beraber, sarı ve siyah ırkta azalmaktadır.

Matematik becerilerindeki bu fark bir cinsin diğerine üstün olup olmaması ile değil, kız ve erkek çocukların matematiksel düşünmeyi öğrenmelerinde farklı yol ve yöntemlerin kullanılması gerektiği ile sonuçlanabilir. Günümüzde bazı gelişmiş ülkelerde  kız ve erkeklerin matematik öğreniminde farklı yöntemler kullandıklarına dikkat çekilmektedir. Erkekler tümden gelirken (bir kuramı algılayıp sonra somuta indirgeme), kızlar tüme varmaktadırlar (somut gerçeklerden kuram oluşturma). Bu nedenle, Batı’daki bazı araştırmalar matematiksel düşünmeyi içeren tüm derslerde  kız ve erkeklerin aynı konuları farklı öğrenme ortamlarında, kendi bilişsel yöntemlerine uygun biçimde öğretilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

 

  1. Algı

Algı konusunda, kadınların dış uyaranlara erkeklere göre çok daha hassas oldukları bulunmuştur. Henüz birkaç günlük olsa da, kız bebeklerin diğer bebeklerin ağlamalarından erkeklere göre daha çok etkilendikleri ve rahatsız oldukları gözlenmiştir. Görsel algı konusunda, erkeklerin hayali çevirme yapmada (hayali bir nesnenin üç boyutlu görüntüsünü zihinde doğru olarak çevirebilme) daha iyi olduklar, buna rağmen kadınların periferik (kenar) algılarının, derinlik ve mesafe algılarının daha üstün olduğu bulunmuştur. Bu nedenle yüzü dönük olmasa da, bir kadının etrafındaki erkeklerin hareketlerini fark edebilmesi kolaydır. Bununla beraber, algı hızı kadınlarda erkeklere göre daha yüksektir. Son olarak, kadınların yüz ve beden ifadelerini okumada erkeklerden bariz derecede daha üstün olduklarını söylemek gerekir. Bu nedenle beylerin eşlerinden bir şey saklamaları çoğu kez mümkün olamamaktadır.

 

  1. Sözel Yetenekler

Çoğu kimsenin zannettiğinin aksine, yetişkin kadınlarla erkeklerin  sözcük dağarcıkları arasında fark bulunmaz. Her iki cinsiyet de bu konuda birbirine eşittir. Ancak, kadınların sözel belleklerinin erkeklere göre daha üstün olduğuna dair araştırma bulguları bulunmaktadır. Ayrıca kadınların sözel akıcılık ve ifade akıcılıklarının erkeklerden daha iyi olduğu da ortaya çıkarılmıştır.

 

Sonuç olarak, kadın ve erkeklerin zihin süreçlerinde cinsiyet farklılıkları olduğunu ve bu farklılıkların bir çoğunun yetiştirilme tarzı ya da kültürel etkenlerden ziyade net biyolojik farklılıklardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Önemli olan nokta, eğitim süreçlerinde kız ve erkek çocukların sahip oldukları potansiyeli en verimli biçimde değerlendirecek yöntem ve tekniklerin oluşturulması, aile ve öğretmenlerin bu farklılıklardan haberdar edilmeleridir.  

 

 

 

       B U   H A F T A

    SHERATON VOYAGER  29.04.2004-1332/38

KONUŞMACI     MEHMET KÖRK
   Antbirlik Gn. Md.

MÖNÜ

KONU       ANTBİRLİK

            Günün mönüsü

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

04.05.2004

DENİZ ŞENCAN ( HÜLAGU ŞENCAN EŞİ)

29.04.2004

SERPİL- AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL

 

 

01.05.2004

VOLKAN- CANSEL TUNCER

 

 

 

 

BAŞSAĞLIĞI

Değerli üyemiz Sayın İzzet Uzun’un babası Sayın İsmail Uzun 22.04.2004 tarihinde hakkın rahmetine kavuşmuştur. 

Allah'tan rahmet diliyor, ailesine, dostlarına, kendisini sevenlere ve Rotary Ailesine başsağlığı diliyoruz.

 

 

 

 

 

BAŞSAĞLIĞI

 Değerli üyemiz Sayın İbrahim Şencan’ın ablası 22.04.2004 tarihinde  hakkın rahmetine kavuşmuştur. 

Allah'tan rahmet diliyor, ailesine, dostlarına, kendisini sevenlere ve Rotary Ailesine başsağlığı diliyoruz.

 

 

 

 

 

GEÇMİŞ OLSUN

 Değerli üyemiz sevgili Güray Parlak ‘ ın kızı başarılı bir kalp ameliyatı olmuş.

Geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyoruz.

 

 

 

 

 

DUYURULAR

 

1-     Geçmiş dönem başkanlarımızdan Yaşar Süzen 01.04.2004 tarihinden itibaren kulübümüzden istifa etmiştir. Kendisine bundan sonraki yaşamında başarılar

     dileriz.

2-     2003 – 2004 dönemi Guvernör devir teslim töreni 26.06.2004 tarihinde Ankara Sheraton Oteli’ nde yapılacaktı.  O tarihte George Bush ekibinin Nato toplantıları nedeniyle tüm oteller dolu olduğu için devir teslim töreni 30.06.2004 tarihine ertelenmiştir.

3-     Diyarbakır Celal Güzelses ilköğretim Okulu’ ndan bir talep var. İmkansızlıklar nedeniyle okul kütüphanelerinde kitap yokmuş. Bizlerden kitap yardımında bulunmamızı rica ediyorlar.

4-     Kulüp ofisimiz satılmıştır. Ancak yeni alınacak yer belirlenmediği için teslimatı yapılmamıştır. 120 m2. den az olmayacak yeni bir ofis yerinin ayarlanabilmesi için tüm üyelerimizin yardımlarını rica ediyoruz.

5-     Geleneksel hale getirdiğimiz bir bahar şenliğimiz var. 16. 05.2004 Pazar günü sevgili Rtn.  İbrahim Şencan’ ın tesislerinde herkesin katılımını  bekliyoruz.

 

 

 

 

              MART  AYI  DEVAM  RAPORU

   

                            %100  DEVAM EDEN ÜYELER

 

  • EGE ALTAY,TUNAY ALTINPINAR, NEZİHİ BAYIK, OSMAN BERBEROĞLU, YAVUZ CANÖZ, SÜLEYMAN ÇEVİK, DURAN ÇİFTÇİ, ÖZLEM ÇÖLKESEN, SENAY DODANLI, KADİR DURSUN, FİGEN EBREN, HAKAN EYİCAN, BURAK GÖNEN, SALİM GÜLLÜPINAR, KUBİLAY GÜRKAN, VEDAT ILIKAN, LEVENT İÇEL, HAVVA IŞIK, KEMAL KALENDER, SEMİN KAPTAN, MUHARREM KARATAŞ,  GÖKSEL KUMSAL, AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL, HİMMET ÖCAL, FEHİM ÖZ, SALİH PEKER, HAKAN POSTACILAR,  MUSTAFA SÖZEN, TEOMAN SÜER, YAŞAR SÜZEN, HÜLAGU ŞENCAN, DİLEK TECİMER, İZZET UZUN, MUSTAFA YAPAN, OKTAY YİĞİTBAŞI, MELİKE YÜCEL.

 

                                     % 66 DEVAM EDEN ÜYELER

 

  • SERDAR AKAYDIN, OSMAN BİLGEN, MUSTAFA KIVRAK, FATMA KIZILIRMAK,  NECATİ KOÇ, GÖNÜL MUTLU, GÜRAY PARLAK, ŞENOL YAVUZ.

 

          GENEL TOPLAMDA %100 DEVAM EDENLER

 

  • NEZİHİ BAYIK, OSMAN BERBEROĞLU, ÖZLEM ÇÖLKESEN,  HAKAN EYİCAN, AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL, GÖKSEL KUMSAL, SALİH PEKER, HAKAN POSTACILAR, TEOMAN SÜER, OKTAY YİĞİTBAŞI.

 

 

·           %100 DEVAM EDEN DEVAMDAN MUAF ÜYELER

 

  • A.TURHAN SÖZEN, İBRAHİM ŞENCAN, AHMET ÜNSAL, SALİH ÇOPUR.

 

 

  • ANTALYA ROTARY KULÜBÜ, 04.03.2004 İLE 25.03.2004 TARİHLERİ ARASINDA ÜÇ RESMİ TOPLANTISINI  SHERATON OTEL’ DE GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR.
  • BİR TOPLANTI  ALANYA’ DA YAPILAN SEMİNER NEDENİYLE İPTAL EDİLDİ.
  • OCAKBAŞI TOPLANTILARI BU AY YAPILMADI.
  •  
  • 1326. toplantı : katılan üye ; 45 + 6 ; devam oranı : % 83.33
  • 1327. toplantı : katılan üye ; 43 + 4 ; devam oranı : % 79.62
  • 1328. toplantı : katılan üye ; 41 + 2 ; devam oranı : % 75.92
  •  
  • AYLIK ORTALAMA DEVAM ORANI % 78.62 OLARAK GERÇEKLEŞMİŞTİR.

 

 

 

 

 

 

 

OCAKBAŞI TOPLANTISI RAPORU

 

 

Ev Sahibi :  Rtn.Hakan Postacılar ve Eşi

         Tarih:   20.04.2004

 

 

    1.  Toplantıya,'Ocakbaşı Toplantı Tablosu' nda yer alanlardan Rtn. Süleyman  ÇEVİK, Rtn. Ege ALTAY, Rtn. Turhan SÖZEN ve eşleri katılmışlar, Rtn.Muharrem  KARATAŞ  ve eşi katılmamıştır. Ev sahibinin davetine binaen Rtn.Göksel KUMSAL ve eşi de ayrıca toplantıya katılmışlardır.

   

  2.Toplantıda görüşülmesi istenen konunun ; ' 2004- 2005 dönemi başlarken yeni dönemde yapılması istenilen projeler hakkında katılımcıların görüş ve önerileri ' şeklinde belirlenmiş olduğu malumlarıdır.Toplantı sorumlusu , katılımcıların görüş ve önerilerini bildirmeleri için konuyu görüşmeye açtı.

Rtn. Turhan SÖZEN  ilk  sözü alarak; 'her hangi bir dönemde Kulüp Başkanlığını yürütecek kulüp üyesi arkadaşımız daha 2-3 yıl önceden belli olmaktadır.

O arkadaşımız, döneminde yapacağı işlerle ilgili projelerini bu güne kadar çoktan hazırlamış olmalıdır. Döneminin başlamasına sadece 1-2 ay kala, bu konuda kulüp üyelerinden  görüş ve öneri toplanması, kendisinin böyle bir hazırlık yapmadığı yorumlarına yol açabilir. Oysa 2004-2005 döneminde kulübümüzün başkanlığını yapacak değerli üyemizin projelerinin hazır olduğundan ben şahsen eminim .O nedenle böyle bir konunun bu toplantıda görüşülmesi uygun değildir.'şeklinde görüş bildirmiştir.

Diğer katılımcılar da bu görüşe aksi bir görüş bildirmemiş olmakla  Rtn.Turhan SÖZEN 'in görüşüne dolaylı olarak katılmışlardır.

 

  3.Rtn.Turhan SÖZEN ayrıca , gelecek dönemlerde görev yapacak kulüp başkanlarının , sekreterlerin ,saymanların ve diğer yönetim kurulu üyelerinin belirlenmesinde objektif bir kriterin gözetilmediği , dar kadrolar tarafından subjektif değerlendirmelerle belirlemeler yapıldığı, bunun da tabiatıyla hoşnutsuzluklara sebep olduğu şeklindeki görüşünü de diğer katılımcılarla paylaşmıştır.

 

 4.Ev sahibi Rtn.Hakan POSTACILAR ve değerli eşinin zarif ev sahiplikleri ve zengin bir ikram menüsü ile yapılan toplantı misafirlerin saat 20.45 sularında gelmeleri ile başlamış saat 23.30 sularında da sona ermiştir.

 

 

ANTALYA 20.04.2004

 

  Rtn.Süleyman Çevik

  Toplantı Sorumlusu   

 

 

 

 

 

 

HUZURLU OLMAK İÇİN 100 ÖNERİ – 3

 

41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin.

Göreceksiniz canınız yanmayacak.

42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.

43. Zihninizi sessizleştirin.

44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.

45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.

46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.

47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.

48. Biraz yüzünüz gülsün.

49. Bu da geçer.

50. Gevşeyin!

51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.

52. İç dünyanız için zaman ayırın.

53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.

54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.

55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.

56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.

57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.

58. Daha sabırlı olun.

59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.

60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.

 

 

 

 

 

 

 

   SİZİN KÖŞENİZ

 

VER ORADAN 6 ŞAPKA

Münir Arıkan (NLP Trainer, Düşünce koçu) 

 

Yaşamınızla ilgili önemli bir anı nasıl yaşarsınız? Önemli bir toplantıda neye göre konuşursunuz? Hayati bir kararı nasıl alırsınız? Neye göre düşünür, neye göre karar verir ve neye göre bir kararınızı bekletirsiniz?

 

Hiç önemli bir toplantıda, işkembeden atan sözde uzmanları dinlemek zorunda kaldınız mı? Canınız sıkıldı mı hiç? Yahu bu kadar da olmaz ki dedirten bir olaya istemeye istemeye şahit oldunuz mu hiç?

 

Sahi insanlar, konuşuyor, anlaşıyor, anlaşmasa da anlaşıyor gibi görünerek türlü kararlar alıyor. Ne türlü kararsızlıklar yaşadıklarını bilemiyoruz hiç kimsenin. Ama sonuçta bir karar veriyorlar. Çok ama çok önemli bir karar verip, sonra kararınızdan döndüğünüz oldu mu? Pişman olduğunuz bir fikriniz? O toplantıda ateşli bir şekilde savunmanıza rağmen, toplantıdan çıktığınızda vazgeçtiğiniz bir fikriniz?

 

Evet. Düşünüyoruz düşünmesine ama biz düşünürken, düşüncelerimize yön verecek, kılavuzluk edecek bir sistematik var mı acaba? Düşünüyoruz. Bu kesin. Ama bir düşünce mihengi var mı elimizde? Konuşuyoruz. Doğru. Ama bir konuşma stratejisi var mı acaba bildiğimiz? Toplanıyoruz. Hem de sayısız kereler. Bu şirket toplanmaktan bi’hal oldu dedirten toplantılara katılıyoruz. Peki bir toplantı yol haritası var mı uyguladığımız?

 

Karşımızdakini dinlerken bile, onu susturma yolları arıyoruz. Adı üstünde işte. Karşımızdaki. Yani bize karşı olan. Susturulması gereken. Gerçi konuşması sırasında 7.65’lik ağzına, susturucu takmasını beceremeyen dostlar da yok değil hani, ama onları başka bir zaman anlatırım.

 

Dünyaca ünlü yönetim gurusu, Uluslararası Yaratıcılık Forumu ve Kavramsal Araştırmalar Vakfı’nın Kurucusu Edward De Bono, düşünceyi kendi kendini düzenleyen bir bilgi sistemi olarak ele alır. Yani temelde bir bilgi ve o bilgiyi çalıştıran bir sistemden bahsediyorum. Kendisine uluslararası ün kazandıran 6 Şapkalı Düşünce Tekniği isimli kitabında, kişiliğimizi değiştirmeden de yaratıcı bir şekilde farklı düşünme tarzlarını deneyebileceğimizi ve hatta savunabileceğimizi anlatır.

 

Gerektiğinde herkesin kendine ait olan şapkayı (kolaylıkla) çıkartıp, bir başka şapkayı takabilmesini sağlayan bu öğretide 6 değişik renkte 6 şapka vardır. Gerçek hayatta, her şapka onu takana farklı karakterler kazandırır ama bu yöntemde onu takıp çıkartmak, hem de kolayca değiştirebilmek kendi elimizdedir. Dolayısı ile şapkalar karakterinizi değil, o andaki düşüncelerinizi temsil eder.

 

Bu öğretinin en zevkli yanlarından birisi de, uygulayıcılarına özgür ama bilinçli bir şekilde rol yapma imkanı tanımasıdır. Amaç tüm toplantı ve düşünce seansı sürecinde dikkatleri maksimum düzeyde tutmak ve oyunun kurallarına göre yönlendirebilmektir. Pavlov Deneyini hatırlarsınız. Her yemek verildiğinde zil sesi ile uyarılan köpek, yemek gördüğünde salya üretmektedir. Ve bir müddet sonra yemek verilmeden sadece zil sesini duyan köpek yine aynı tepkiyi vermeye başlar. Salya üretir. Burada da amaç başınıza taktığınız şapkalarla beyindeki kimyasal temeli değiştirmektir. Çünkü siyah şapkayı taktığınız anda kendinizi o siyahlığın karamsar düşünce tarzına şartlıyorsunuz. Bu şartlanma istekli ve gönüllü bir şartlanma olduğu için, kuralları belli bir oyunu oynamanın keyif ve heyecanını yaşarsınız, bu yöntemi uygulamakla. Üstelik insanlara bu olumsuz fikirlerden kurtulmanı istiyorum veya şu duygusal fikirlerinden vazgeçmeni bekliyorum gibi kırılgan laflar etmek yerine, şimdi sarı şapkayı takmanı istiyorum demekle daha eğlenceli bir ortam yaratabilirsiniz. Sadece sıra dışı düşünme yeteneği açısından değil, toplantı yapabilme ve yapılan toplantılardan sonuç alabilmemize de yarayan bu tekniği, evde, işte, okulda kolayca uygulayabilirsiniz. İşyerinde veya okulda 6 değişik renkte şapka alarak bu uygulamaya başlayabilirsiniz.

Yapacağınız bir toplantı öncesinde konu ile ilgili katılımcıları bilgilendirmeniz gerekir. Herkes sadece bir şapkanın, bir fikrin temsilcisi olmaktan çıkıp, değişik fikirler sergileyebilmelidir. İlk önce beyaz şapkalar takılır, herkesin beyaz şapka taktığı bir anda, konuşulması gereken şey sadece bu konuda ihtiyacımız olan bilgidir. Bu rengi, bilgisayarı ilk açtığınızda ekranın beyazlığından veya mektup kağıdından hatırlayabilirsiniz. Bu aşamada konuşan herkes bize o anda gereken ve bilinen bilgileri verir. Tarafsız ve objektif bir şekilde. Objektif olgu ve rakamlarla tüm bilgiler net bir şekilde ortaya konur. Verilen bilgilerin kesinlik derecesi doğru bir biçimde belirlenmeli ve bu süreç daha iyiye doğru çabaladığımız bir yön olmalıdır. Tabii ki konuşma sadece bilgi üzerinde olunca, düşünce de sadece ona yönelik, yani bilgiye odaklanmış bir şekilde gerçekleştirilir. Sıra bilgide iken bilgi konuşulur. Önsezi, sezgi ve deneyime dayanan yargı, duygu, izlenim ve kişisel görüş gibi değerli şeyler devre dışıdır, bu aşamada.

 

Daha sonra sıra, kırmızı şapkaya gelir. Bu şapkayı taktığınızda, duygular ve önsezilerinizin ortaya konma anı gelmiştir. Çıkıp gayet hisli bir konuşma yaparak insanları ağlatabilirsiniz. Çünkü bu şapka, öfke, tutku ve duyguların konuştuğu, tüm olaylara duygusal bir bakış açısıyla bakıldığı bir aşamadır. Önsezileriniz ve sezgileriniz burada hayat bulur. Dolayısı ile gerekçe göstermeye veya konuşmalarınızı herhangi bir temele dayandırma gereksinimi yoktur. Bana göre, hislerime göre böyle der ve konuşmanızı tamamlarsınız.

 

Ve sıra olumsuzlukların ortaya konduğu siyah şapkaya geldiğinde, yargının ve bir nevi şeytanın avukatlığının yapıldığı ve o işin neden olamayacağının ispat edildiği an gelmiş demektir. Şapkanız siyah iken mümkün olduğunca en provokatif bir şekilde o işin neden olamayacağı ispat etmeye çalışmalısınız. Ancak neden olamayacağını görürken, mantıksal bir olumsuzluk nedeni öne sürmeniz gereklidir. Siyah şapka karamsar ve olumsuzdur ama asla duygusal değildir. Hakimlerin duygusal olarak davrandığını bir düşünsenize… Baştan bu fikir sizin kendi fikriniz bile olsa, siyah şapka sırası geldi mi, kendi fikrinizi bile çürütecek tezleri özgürce savunabilmelisiniz. Zaten bunu yapmazsanız tek odaklı, tek gözlüklü bir yaklaşımla, değişik açılardan görme ve farklılıkları anlama zenginliğine kavuşamazsınız. Üstelik toplantılarda olumsuz düşünmenin çekiciliğini göz ardı etmemelisiniz. Zira olumsuzluk anında başarı sağlar. “Ben bunun böyle olmadığını düşünüyorum” yerine “bakın bu böyle değil”i gösterdiğiniz anda görevinizi başarıyla yapmış olursunuz. 

 

Bir sonraki aşamada sarı şapka takılır. Sarı güneş gibidir. Olayı aydınlatır ve olumludur. Hayat verir. Şimdi, iyimser bir şekilde, umutla ve olumlu düşünme vaktidir.  Hayallerinizle değil, sağlam bir temel üzerinde yapıcı bir düşüncenin uygulandığı andır bu an. Ve  o konu ile ilgili ihtimaller ve olumlu fikirler ortaya konur. Olabilecek en iyi senaryo, mantıklı ve pratik bir şekilde ifade edilir.

 

Ve yeşil şapka sırası geldiğinde, şu ana kadar düşünülen, konuşulan fikirlerle ilgili alternatifler ve yeni fikirlerin konuşulma vakti gelmiş demektir. Tıpkı topraktan fışkıran yeşil filizler gibi, yeni yeni fikirlerin mevsimidir şimdi. Bereket ve verimli büyümeye nispet edercesine yaratıcı fikirlerinizi, sorunlara yeni yaklaşım tarzlarıyla ortaya koyduğunuz an bu andır.

 

Ve son olarak mavi şapka herşeyin üstündeki gök mavisini çağrıştıran bir şekilde serinkanlılığı ifade eder. Mavi şapka düşünce sürecinin düzenlenmesini ve kontrolünü sağlar. Diğer şapkaların kullanımını ayarlar. Nasıl bir düşünce yolu seçmemiz gerektiğini düşündürür. Diğer 5 şapkanın hangisini takmamız gerektiğini söyleriz, mavi ile. Ve bu şapka bir orkestra şefi gibi tartışmaları bitiren ve yönlendirdiği kişilerin değişik sesleri ile müziği yaratan şapkadır. Çok sesliliğin uyumu ve ahengi orkestranın başarısıdır. Ve tabii ki bizim ve kurumumuzun da.

 

Kendimize ait vereceğimiz kararların hissiliğinden, tek taraflılığından, eksikliğinden ve yanlışlığından kurtulmak için mükemmel bir yöntem. Aynı konuda bile olsa 6 değişik şapka ve 6 değişik bakış açısı ile en mükemmel olan sonuca ulaşma şansı.

 

Eskiler at gözlüğü takmayın derlerdi. Bilirsiniz at gözlükleri, atın görüş açısını sadece önünü görebilecek şekilde kapatan kulak gibi kapaklara sahiptir.

 

At gibi dar görüşlü olmamak için söylenen bu sözü, De Bono’nun bu öğretisinde bir kez daha anlıyorum. Farklı bakış açıları ile bakabilmek, farklı farklı düşünebilmek erdemi, bize yaşam zenginliği sağlıyor. Zira “herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir” diyor, Walter Lipmann. Ve 6 şapka bizi bu dar görüşlülükten ve hiçbir şey düşünmemekten kurtarıyor. Ve karşımızdaki anlayabilmek yolunda ilk adımı atmamızı sağlıyor. Neden olmaz yerine, ‘nasıl olabilir’i bulmamızı sağlıyor. Dünyada milyonların beynine nakış gibi işlenen De Bono öğretisinin sırrı da bu olsa gerek. 

 

 

 

 

 

 

      SİZLER’DEN

 

 

  REİKİ’YE DEVAM...
Burak ÖZDEMİR

 

 Geçen haftaki “Mistik çağı’na hazır mısınız?” yazımdan sonra sizden yüzlerce mail geldi. “Ben de istiyorum. Ben de... Ben de...” diyordu çoğunluk. -de’yi yanlış yazıp “Bende istiyorum” diyenler de oldu tabiiJ Bana farklı farklı mesajlar verdiniz. Ama belki de sizden aldığım en büyük mesaj, hiçbirinizin soruma cevap vermeyişinizdi! Farkında mısınız bilmiyorum ama hiçbiriniz “Evet, ben mistik çağı’na hazırım” demedi. Belki de diyemedi...

 

İşte bu yüzden bu konuyu biraz daha kaşımaya karar verdim. İlk olarak şunu söylemek istiyorum. Ben, yazılarımı beni okuyanlar için değil bana yazanlar için yazıyorum. Ortaçağ’dan kalma “sen yaz, ben sadece okurum” temelli okur-yazar ilişkisi bana hiç sıcak gelmiyor. Reiki konusunda da sizden aldığım ışık doğrultusunda konuya devam ediyorum.

 

Bu konuya bu kadar ilgi duyuşunuzun beni çok mutlu ettiğini söyleyebilirim. Reiki master’ımın adını iyi ki de vermemişim! İletişim bilgilerini tek tek aldınız benden... Parmaklarıma kramp girdi ama sağlık olsun.

 

“Huzur İslamdadır” şeklinde tek cümlelik bir mail gönderen arkadaşımızın Reiki hakkında bilmediği şey, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in Reikivari bir enerjiyle şifa dağıttığına dair ciddi tarihsel kayıtların olduğuydu. Zaten, Reiki’yi bulan Dr. Mitsui’yi harekete geçiren olay bir öğrencisinin ona sormuş olduğu “Neden biz de İsa gibi ellerimizle insanları iyileştiremiyoruz?” sorusu. Bu nedenle altını tekrar çiziyorum. Reiki ne dinlere bir alternatif ne de “modern” tıbba bir alternatif. O sadece Reiki. O bir anlayış. Onun dünyasına girmeden yapılacak her yorum boş.

 

Geçen hafta yazım Pazartesi yayına girdi. Salı akşamı ise, Reiki 21. gün deneyimleri paylaşma toplantımız vardı. 21. gün toplantısının anlamı, kendinizi evrensel enerjiye açtıktan sonra bedeninizin 21 gün boyunca kendini temizlemesinden ileri geliyor. İki Reiki olayı elimde olmadan aynı haftaya denk geldi. Akşam toplantısında master’ımız birkaç yeni teknik gösterdi. Herkesin geçen 21 günde yaşadıklarını paylaştığı bu toplantıda benim bu olaya olan inancım bir kat daha arttı. Evrensel akımdan aldığım frekansif pay, yükseldi bu yeni tekniklerle. Artık, ellerimin ucundaki enerji çok daha güçlü hale geldi.

 

Bazılarınıza şaka gibi gelebilir... Reiki 1 olduktan sonra hayatınızın sonuna kadar ellerinizin ucunda oluşan bir karıncalanma ile birlikte yaşamaya başlıyorsunuz. Bu karıncalanma, evrenden aldığınız şifa enerisinin ta kendisi. Yararlanın ya da olmaz öyle şey diyip yararlanmayın. Değişen birşey yok. O, orada durmaya devam edecek. Emrinize amade bir biçimde... Bu enerji ücretsiz bir enerji! Kimse size ay sonunda fatura göndermiyor. Free TV gibi düşünün. Bulunduğunuz ortamda yayın zaten var. Tek yapmanız gereken alıcınızın ayarlarını yaptırmak. Eğer, ilkel bir televizyon kutusunun dünyadaki frekanslara açık olduğuna inanırken diğer yanda da insan bedeni gibi muhteşem bir yapının değişik frekanslara açık olabileceğine ihtimal vermiyorsanız bu gerçekten sizin sorununuz. Ve size bu sorundan kendinizi kurtarmanızı öneririm.

 

Şu soru akıllara geliyordur mutlaka. Reiki her hastalığı geçiriyor mu? Cevap basit. Geçirebilir ama geçirmiyor! Çünkü, şifa üçlü bir anlaşma. Hasta-şifacı-evren arasında üçlü bir anlaşma. Taraflardan biri istemezse şifa kesinlikle gerçekleşmiyor. Reiki’ye göre hastalık da sevgiyle yaklaşılması, süresince birşeyler öğrenilmesi gereken bir durum. Ve de yaşadığımız hastalıkların kökeni bizim psikolojimiz. Yenibir okuru Selda Talaakar’ın size önerdiği Hastalık- İyileşmeye Giden Yol / Mimoza yayıncılık kitabında da göreceğiniz üzere büyük-küçük bütün hastalıkların psikolojik nedenleri var. Örneğin kanser, “affetmemek” ve “affedilmemek”ten kaynaklanıyor.

 

Reiki ve genel anlamda da mistik konusu çok derin, ucu bucağı olmayan bir konu. Ben kendime şu soruyu soruyorum son günlerde. Neden? Neden? Neden? İnsanoğlu böyle bir mucizeyi kontrol edebilmenin yolunu bulmuş. Her bireyi, İsa peygamber gibi elleriyle şifa dağıtabilir hale getirmenin yolunu bulmuş. Ben bu aleme girince dünyam değişmiş. Peki bu olay neden flaş haber olarak duyurulmuyor sağda solda? Neden?

 

Sanıyorum yanıtları buldum.

 

Reiki’nin sansasyonel hale gelmeyişinin nedenleri:

 

1-       Reiki bir Amerikan icadı değil! Amerikan kültürünün ürünü değil. Amerikan kovboylarının geliştirdiği bir teknik değil. Tam tersine, Amerikan kültürel emperyalizminin silmeye çalıştığı “Doğu”nun bir ürünü. Eğer böyle olmasaydı, emin olun bir Holywood filminde Brad Pitt’i sabah kalktığında çakralarına enerji yüklerken görüyor olacaktık!

 

2-       Kapitalizm, Reiki’den pek hoşlanmıyor. Reiki ona bir ekmek kapısı sunmuyor zira. Reiki bir pazar değil. Tam tersine, başta sağlık sektörü gibi birçok pazarın dengelerini altüst edebilecek “çıkıntı” bir olay. 100 milyon lira veriyorsunuz ve bir ömür boyu sınırsız kullanıyorsunuz. Öyle gıdım gıdım kontör kontör de değil. Sınırsız kullanıyorsunuz. Dev tesislerde üretilebilecek birşey de değil. İnsanlardan insanlara direk olarak yayılıyor. Tıpkı hayvancılık sektörünün vejeteryenliğin sesini duyurtmaması gibi bir durum.

 

3-       Biz Reiki gibi şeylerden korkuyoruz. Ve asıl önemli neden de bu.

 

Birinci ve ikinci maddelerle ilgili olarak yapabileceğimiz hiçbirşey yok ne yazık ki. Bu nedenle üçüncü maddenin üzerine biraz daha fazla gitme taraftarıyım. Size bir arkadaşımla aramda yaşadığım bir diyaloğu aktaracağım. Demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

 

Bir yazar arkadaşımla Reiki’yi tartıştık geçen hafta. Kitapları onlarca baskı yapan çok başarılı, çoğunuzun adını duymuş olabileceği gerçek bir fikir önderi bir arkadaşım ve benim aramda geçiyor konuşma. Şunu da söylemeliyim, yazdığı fikirlerini çok takdir ettiğim bir isim kendisi.

 

buRAK- Reiki olayları böyle böyle... Adresini vereyim sen de gitsene

O- Sen önce masadaki şu kitabı düşüncelerinle kıpırdatır seviyeye gel ben o zaman giderim!

buRAK- (Deyim yerindeyse “oha fffalan” olarak) Nasıl yani?

O- Ben inanmak istemiyorum böyle şeylere.

buRAK- Niye?

O- Çok ters geliyor bana.

buRAK- Yahu bir gününü ayır git. Sonra da aklına yatmazsa en kötü bana küfredersin. Birşey kaybetmezsin. Sen ki, insanlara fikir önderliği yapan birisin. Sen de kendini yeni fikirlere kapatırsan işimiz iş.

O- Yok yok. Sen kitabı kıpırdat. Ben o zaman giderim.

buRAK- Paradigmanın yerinden oynamasından korkuyorsun değil mi?

O- Belki de...

 

Arkadaşım benim ilk başlarda yaşadığım korkuyu atlatamamıştı. Koca adam küçük bir çocuk olmuş kitabı kıpırdatmaktan bahsediyordu! “Bilmiş insan sendromu” olarak ifade edebileceğim o şey, onu engelliyordu. Öyle ya, bu yaşa kadar kırmızı zannettiğimiz hatta herkese “bakın bakın nasıl da kırmızı kırmızı dönüyor?” dediğimiz dünyanın mavi olduğunu öğrenmek de vardı işin ucunda.

 

Galiba yaşadığımıza inanmakla inandığımıza yaşamak arasında bir tercih yapmanın zamanı geldi. Bu olay, önümüzü kapatıyor çünkü. Ya inandığımız yanlışsa? Ya dünya gerçekten kırmızı değil de maviyse? Eğer, dünyanın zannettiğinizden farklı bir renkte olduğunu öğrenmenin şokuna hazırlıklıysanız, Reiki tam size göre... 

 

 

 

 

 

                               

                              

İŞİN  KOMİK  TARAFI

 

 

İŞİN KOMİK TARAFI  
 
 
 Kariyer Testi 
 
 
Kedinin biri ağaca çıkmış ve inmek bilmiyor. Kediyi  o  ağaçtan indirmek için ne yaparsınız?


 
 
1-Ağaca tırmandıysanız;
  Cesur ve girişkensiniz... İyi bir satış temsilcisi  olursunuz...
 
 2-Ağaca merdiven dayayıp tırmandıysanız;
 
 Hedefe nasıl ve ne yöntemlerle ulaşacağınızı  planlayabiliyorsunuz.
 İyi bir halkla ilişkiler müdürü olursunuz...
 
 3-Gel pisi pisi diye bağırdıysanız;
 
 Saflık derecesinde iyimsersiniz... Ne yaparsanız  yapın, sakın kendi işinizi kurmaya kalkmayın...
 
 4-Dişi bir kedi bulup ağacın altına getirdiyseniz;
 
 Kendi işinizi kurup çok başarılı ve ünlü  olabilirsiniz...
 
 5-İtfaiye gibi kurtarıcı görevlileri aradıysanız;
 
 Sorumluluğu başkalarına atmayı iyi beceriyorsunuz...
İyi bir üst düzey yönetici olursunuz...

 

 

Düzenleyen: Rtc.Nazik Erdoğan

 

 

 


   KİTAP KÖŞESİ
  



   İÇİNDEKİ DEVİ UYANDIR - ANTHONY ROBBİNS

   ''Hepimizin rüyaları vardır... Hepimiz ruhumuzun derinliklerinde, bizde özel birşeylerin olduğuna, dünyada bir fark yaratabileceğimize, insanlarla özel bir biçimde ilişki kurabileceğimize, yaşadığımız dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğimize inanmak isteriz. Hayatımızın bir aşamasında, hepimizin içinde, arzu ettiğimiz ve hak ettiğimiz hayatın kalitesiyle ilgili bir vizyon mutlaka belirmiştir. Ama çoğumuz için o rüyalar gündelik koşturmanın ve kaygıların arasında öyle sislenmiştir ki, artık onlara ulaşabilmek için çaba göstermeyi bile kesmişizdir. Pek çok insan için, rüya artık silinmiştir ve onunla birlikte, kendi kaderimizi biçimlendirme irademiz de yok olmuştur. Kazanan kişi olabilmeyi getiren o güven duygusunu kaybetmiş pek çok kişi vardır. Benim hayatımın amacı, o rüyayı geri getirip gerçekleştirmek, her birimizin onu hatırlamasını ve kendi içinde uyumakta olan o sınırsız gücü uyandırmasını sağlamaktır.


   Bireylerin elinde, hayatlarında istedikleri herşeyi bir anda değiştirebilecek gücün var olduğuna hep inandım. Rüyalarımızı gerçeğe çevirmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynakların, bizim uyanıp doğal hakkımızı almamızı bekler durumda olduğunu öğrendim. Bu kitabı bir tek nedenle yazdım: Hayata bağlı olup, Tanrı'nın verdiği gücü daha iyi kullanmak isteyenler için bir uyandırma zili olarak işlev görmek istedim. İşte, bu kitapta sizlere, gerek kendinizde ve gerekse başkalarında belirli, ölçülebilir, kalıcı değişiklikler yaratmanız için yardımcı olacak fikirler ve stratejiler
bulunmaktadır.''   Anthony ROBBİNS

 Hazırlayan: Rtn. Özlem  ÇÖLKESEN
 

  

  

          SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN

 


  İLİŞİK YAŞAYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın.

Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Sahiplenmeyeceksin o kadar.

Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları…Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “O benim.” diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya ya da pembeye.


Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak.

 
 Düzenleyen: Rtc.Nazik Erdoğan
 

 

 

Sevgili Dostlar,   

Bu hafta üzüntülerle dolu bir hafta oldu. Sevgili İzzet Uzun’ un babası ve sevgili abimiz İbrahim Şencan’ ın ablası birer gün arayla vefat ettiler.Tekrar başsağlığı diliyoruz.
Sevgili Güray Parlak’ ın kızı bir kalp ameliyatı geçirmiş. Başarılı bir ameliyat.Çok geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyoruz.
Bir üzücü haber de çok sevgili dostumuz geçmiş dönem başkanlarımızdan Yaşar Süzen istifa etti. Kendisini çok özleyeceğiz.
Bu hafta SHERATON OTEL’ deyiz.
 

Hepinize Sevgi ve Saygılar...
Bülten Komitesi.