Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1   Antalya          Dönem: 2003-2004         Sayı : 16
Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246  E-mail: antalya_rotary@yahoo.com Web :http://www.antalya-rotary.org.tr

2003-2004 Dönem Başkanı
Aytaç KÜÇÜKÜNAL
As Başkan 
Havva İşkan IŞIK
Sekreter
Salih PEKER
Sayman
Ege ALTAY
Üye
Yavuz CANÖZ
Meslek Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Ahmet FIĞLACI
Toplum Hizmetleri Ana Komite Başkanı
M.Oktay YİĞİTBAŞI
Gençlik Hizmetleri Ana Komite Başkanı
Melike YÜCEL
Uluslar Arası Hizmetler ve Rotary Vakfı Ana Komite Başkanı
Levent İÇEL
 
2003-2004 Dönem
UR Başkanı
Jonathan B. MAJIYAGBE

2003-2004 Dönem
UR 2430. Bolge Guvernörü
Yılmaz ÖNEL


2003-2004 Dönem

X. Grup Guvernör Yardımcısı
Osman BERBEROĞLU  

 

G E Ç E N       H A F T A

Talya Oteli  23.10.2003   -   1309/18    

Toplam Üye

49 + 12

 

KONUŞMACI

   Olağanüstü Gn. Kurul

Katılan Üye

27 +02

KONU

         Kulüp Ofisi

Katılım

%55

KONUKLAR

MAZERET BİLDİRENLER

SERAP YAZICIOĞLU

HÜKÜMET KOMİSERİ

YAVUZ CANÖZ

ANTALYA DIŞI

PHIL NEROOTSO

PRESIDENT VİCTORIA,CANADA

SÜLEYMAN ÇİL

            

FRED DURDAN

PRESIDENT MISSISSAUGA,CANADA

İBRAHİM COŞAR

            

AHMET FIĞLACI

            

ÖZLEM ÇÖLKESEN

ANTALYA ROTARACT KULÜBÜ

İZZET  UZUN

            

 

 

TOPLANTI   GÜNLÜĞÜ

 

BAŞKAN AYTAÇ KÜÇÜKÜNAL:“Değerli Rotary Ailem !

Açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için uzatalım ellerimizi diyerek 1309.nci toplantıyı açıyorum.”

 

Bu hafta toplantımız kulüp ofisi hakkında karar almak için olağanüstü genel kurul olarak yapılacaktı. Ancak çoğunluk sağlanamadığı için genel kurul haftaya ertelendi.

Konuklarımızdan birisi de hükümet komiseri idi. Ayrıca Kanada’dan iki kulüp başkanı konuğumuz daha vardı. Yabancı konuklar bizlerle olmaktan memnuniyetlerini belirten birer konuşma yaptılar.

 

Başkan, İbrahim Coşar’ ın boyun fıtığı olduğunu duyurarak kulüp adına geçmiş olsun dileklerini bildirdi.

 

Başkan yeni üyelerle ilgili şunları iletti ;

“Bildiğiniz gibi  2 Ekim 2003 tarihinde kulübümüze yapılan yeni üye başvuruları değerlendi, askıya çıkarıldı, herhangibir itiraz olmadığı için adaylarımız kulübümüze kabul edilmişlerdir. Bir aylık sürede de kayıt işlemleri yapılacaktır.”

 

Katılımın % 55’ lerde kaldığı bu haftaki toplantımız kısa sürdü. Ve Başkan her zamanki sözleriyle toplantıyı sona erdirdi.

 

Değerli Rotary Ailem !

Açlığı, sefaleti, cehaleti ortadan kaldırmak, sağlıklı bir toplum yaratmak için uzatalım ellerimizi diyerek 1309.nci toplantıyı kapatıyorum. Hepinize iyi tatiller diliyorum.”

 

 

 

B U   H A F T A

       Talya Oteli - 30.10.2003 - 1310 / 19

 

KONUŞMACI

   Olağanüstü Gn. Kurul

                   MÖNÜ

KONU

         Kulüp Ofisi

Izgara Köfte, salata, şekerpare

DOĞUM GÜNLERİ

EVLENME YILDÖNÜMLERİ

   01-11

   MERAL SÖZEN   (Turhan Sözen eşi)

 

   04-11

   MUSTAFA  YAPAN

   05-11

   TEOMAN  SÜER

           

 

 

 

 

ROTARY  YAZILARI

 

ROTARY'DE YÜZDE YÜZ DEVAM KURALI

Güçlü ve aktif bir Rotary kulübü olabilmek için Rotary toplantılarında kesintisiz olarak devam etmek şarttır. Rotaryenlerin devam konusuna verdikleri önem, 1922 yılında Uluslararası Rotary'nin toplantılara düzenli katılma konusunda açtığı bir yarışma ile ilk defa dünya Rotaryenlerine duyuruldu. Dünyadaki tüm Rotaryenler yüzde yüzlük bir katılma oranı için yarıştılar ve binlerce Rotaryen üst üste birkaç yıl bu devam başarısını elde ettiler. Rotaryenler gerek kendi kulüplerinde, gerekse başka Rotary kulüplerinde, bu yüzde yüzlük katılım oranına erişme başarılarını gururla anlatır ve bu rekorlarını anlatmaktan büyük bir haz duyarlar.

Gerçekte Rotary kuralları, üyelerinin en az yüzde altmışlık bir katılım oranını bulmalarını yeterli görmekteyse de, yüzde yüzlük bir katılımın en istenilen bir devamlılık yüzdesi olduğu konusunda hiç şüphe yoktur. Rotary'de toplantılara tüm üyelerin gelmesi ve toplantıda bulunması özellikle aranır ve istenir, çünkü Rotary üyelerinin her biri kendi meslek veya iş alanında o mesleğin veya o işin temsilcisi durumundadır. Bu nedenle, toplantıda tek bir üyenin bile bulunmaması o toplantının belirli meslek veya iş dalında temsil edilmemiş olması o üyenin dostluğunun o toplantıda yokluğunun duyulması sonucunu doğurur.

Zaman zaman toplantıya katılmama nedenleri doğrultusunda, katılmayana kredi puanı verilerek Rotaryenleri devamlılık konusunda yüreklendirmek için teklifler yapılmıştır. Topluma hizmet için, jüri görevleri için bir iş toplantısına giden üye için veya uzak yerlerde tatile gidenler, gemide yolculukta olanlar, hasta olanlar veya benzeri özel nedenlerle toplantılara katılamayanların toplantıda var imiş gibi puanlandırılmaları konusu hep tartışılagelmiştir. Çünkü gerçek şudur ki, toplantıya katılmayan bir Rotaryenin hiçbir mazereti kabul edilemez ve toplantıya katılmayan bir üye, neden ne olursa olsun, katılmış varsayılarak puan alamaz.

Ancak, bazı özel durumlarda, yani bir Rotaryenin bir başka tür Rotary faaliyetine katılmış olması halinde o üyeye toplantıda bulunmuş gibi kredi puanı verilmesi mümkün olabilir. Örneğin, bir Rotaryen bir başka yerde bir interact veya Rotaract toplantısında görevli bulunması istenmişse toplantıya katılmış gibi işlem görür. Yine bir Rotaryen, Rotary bölge Konferansına katılmış ise, Bölge Assamblesine gitmiş ise, Uluslararası Komite’de görevli ise, Yasama Konseyi’nde üye olarak bulunması veya şehir içi birleşik toplantıda veya benzeri bir rotary faaliyetine katılması zorunlu ise, devamlılık puanı düşürülmez ve toplantılara katılmış kabul edilerek devam kredisi alabilir. Yine bir Rotaryenin Rotary Bölge sorumlusu olarak toplantılara katılamayacak uzaklıktaki ücra bir bölgede hizmet projesi amaçları doğrultusunda çalışıyor olması durumu da toplantılara katılmış gibi puan almasına nedendir. Ayrıca, iki haftadan fazla bir süre ile Rotary kulübü olmayan bir ülkeyi ziyaret eden Rotaryen devamdan muaf sayılır.

 

 

80. YIL KUTLU OLSUN

 

 

 

 

 

 

BEN  MUSTAFA  KEMAL’ İM,

 

ÇAĞIN  GERİSİNDE  KALDIYSA  DÜŞÜNCELERİM,

HALA  EN  HAKİKİ  MÜRŞİT  DEĞİLSE  İLİM,

KURUSUN  DAMAĞIM  DİLİM,

ÖZÜR  DİLERİM,

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ,

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ.

 

ÖZGÜRLÜK  HALA

EN YÜCE DEĞER DEĞİLSE  EĞER,

PIRANGALI  KALSIN  DİYORSANIZ  KÖLELER,

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ 

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ ...

 

YOKSA  ÇAĞDAŞ  MEDENİYETİN  BİR  ANLAMI,

ORTAÇAĞA  TAŞIMAK  İSTİYORSANIZ  ZAMANI,

BAŞTACI  EDEBİLİYORSANIZ 

SANATIN  İÇİNE  TÜKÜREN  ADAMI

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ ...

 

YETMEDİYSE  ACISI  ŞİDDETİN, SAVAŞIN,

ANLAMI  KALMADIYSA “ YURTTA  SULH, DÜNYADA  BARIŞIN”

EĞER  VARSA  ÖDÜLÜ 

SİLAHLANMAYLA  YARIŞIN

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ ...

 

ÖZLEDİYSENİZ  FESİ, PEÇEYİ,

AYDINLIĞA  YEĞLİYORSANIZ  KARA  GECEYİ,

HALA  MEDET  UMUYORSANIZ

ŞIHTAN, ŞEYHTEN, DERVİŞTEN,

ŞİFA  BULUYORSANIZ 

MUSKADAN, ÜFÜRÜKÇÜDEN

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ ...

 

EŞİT  OLMASIN  DİYORSANIZ

KADINLA  ERKEK,

KARA  ÇARŞAFA  GİRSİN  DİYORSANIZ

YOBAZIN  GAZABINDAN  ÜRKEREK,

DİYORSANIZ Kİ OKUMASIN

KADINIMIZ, KIZIMIZ

BUDUR  BİZİM  ALIN  YAZIMIZ

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ ...

 

FAZLA  GELDİYSE  SİZE

HÜRRİYET, CUMHURİYET,

ÖZLEMİNİ  ÇEKİYORSANIZ

SALTANATIN, SULTANIN

HALA  ÖNEMİNİ  ANLAMADIYSANIZ

MİLLET  OLMANIN,

KUL  OLUN, ÜMMET  KALIN

FETVASINI  BEKLEYİN  ŞEYHÜLİSLAMIN.

UNUTUN  TÜM  DEDİKLERİMİ

YIKIN  DİKTİĞİNİZ  HEYKELLERİMİ ...

 

BEN  MUSTAFA  KEMAL’ İM . 

 

 

 

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?  

  • Ormanlar yazın ısıyı 5-8 derece düşürür, kışın 1-3 derece yükseltir. Nemi  sabit tutar.
  • Bir hektar ladin ormanı 32 ton, kayın ormanı 68 ton, çam ormanı ise 40 ton  toz emer.
  • Yapraklı ağaçlardan oluşan bir bölgede 50 kuş türü yaşar.
  • Ormanlar ağaçsız bir alandan 8 kat daha fazla humus üretir.
  • 25 m boyunda bir kayın ağacı saatte 1.5 kg oksijen üretir.
  • 100 yaşındaki bir kayın saatte 40 kişinin çıkardığı karbondioksiti yok eder.
  • 100 yaşındaki bir kayın yılda 30.000 litre su çeker ve erozyonu önler. 
  • 1981 yılında askeri yönetimin yaptığı orman yetiştirme çalışması 1982-1990 yıllarında yapılan çalışmaların toplamına eşittir. 
  • Türkiye'de nüfus başına düşen orman 0.3 h'dır. Bu sayı ABD'de 1.3, Kanada'da 18 ve dünya ortalaması 1.3 hektardır. 
  • Türkiye'de bir hektardaki odun miktarı 46 m3 iken Avustralya'da 212 m3, Almanya'da ise 147 m3'tür. Türkiye'deki ormanların büyüme miktarı 1.4 m3/h iken Almanya'da 5.6 m3/h'dır. 
  • Son 100 yılda 30.000 bitki türünün nesli tükenmiştir. 2000 yılında dünyanın varoluşundan beri yaşamış tüm bitkilerin %20'si yok oldu. 
  • Dünyada her gün 3 canlı türü yok olmaktadır. 2000 yılında dünyanın varoluşundan beri yaşamış tüm canlıların %20'si yeryüzünden silinmiştir. 
  • Saatte 3000 dönüm orman, dakikada ise 50 dönüm orman yok olmaktadır. 
  • Türkiye'deki kağıt tüketiminin artış hızı dünyanın artış hızından 4 kat  fazla. 
    Türkiye'de yılda 8.000.000 m3 odun kesilmekte ve bunun %74'ü inşaat, %12'si  kağıt, %6'sı maden, %6'sı ambalaj, %2'si PTT direk olarak kullanılmaktadır. 
  • Türkiye'de kaçak odun kesimi ise 35.000.000 m3'tür. 
  • Türkiye'nin %75'i erozyona maruz kalmaktadır.  
  • Türkiye ormanlarının sadece %14'ü verimlidir. Verimsiz ormanlar bütün ormanların %56'sını oluşturmaktadır. 
  • Türkiye'de koruma altındaki ormanlar tüm ormanların %2'sini oluşturmaktadır. 
  • Birkaç bin yıl önce Türkiye'nin %75'i ormanlarla kaplıydı. 
  • Gelişmiş ülkelerde 70.000'in üzerinde kimyasal madde üretiliyor ve bunların  yarısı kontrolsüzdür. 
  • 1952'de Londra'da 3000 kişi hava kirliliği yüzünden öldü.
  • 3.7 litre benzin 3.000.000 litre içme suyunu kirletebilmektedir. 
    1 litre motor yağı 800.000 litre içme suyunu kirletebilmektedir. 
  • 1980-90 yılları arasında 750.000 fil,dişleri için öldürülmüştür. 
  • Denize atılan kağıt  3 hafta, teneke 100 yıl, plastik 400 yıl yok olmadan kalabilmektedir. 
  • Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 10.000 kişi kimyasal zehirlenmeden ölmektedir.
  • 1 ton kağıt için; 30 yaşındaki 60 ağaç, 3000 kw enerji, 60.000 ton su ve 400kg  fuel-oil kullanılıyor. 
  • Türkiye 1980'de en fazla ormanı olan 33. ülkeydi. 1990'da 55. sıraya düştü.
  • Türkiye dünyada ormanlarını en hızlı tüketen 2. ülkedir (1.ülke İran). 
  • Fransa'daki 56 nükleer santralin %60'ının çelik kubbesi çatlaktır. 
  • Cam şişenin yeniden kullanılması 60 wattlık bir lambanın 4 saat yanmasına yetecek enerji tasarrufu sağlar. 
  • Bir hektarlık orman yılda 16 ton biolojik kütle üretir. Şehirde 1 m3 havada  500.000 ormanda ise 500 toz taneciği vardır. 
  • Bir ağacın ömrü boyunca işlevsel değeri 500.000 marktır. 
  • Yağmur ormanlarının %80'i 2000 yılında ortadan kalkmıştır. Bu ormanların 250
    hektarında 750 çeşit ağaç, 1500 çeşit çiçekli bitki, 125 tür memeli, 400  çeşit kuş, 100 çeşit sürüngen, 60 çeşit su canlısı,150 çeşit kelebek ve  binlerce böcek türü yaşıyor.
    Ve kanser ilaçlarının hammaddesinin %70'i bu ormanlardan temin edilmektedir.
  • Kan kanserinden ölme riskini 5'te 1'e düşüren bitkinin yayılma alanlarının  %90'ı yok edildi. 
  • 1960'ta 3 milyar olan dünya nüfusu, 2000 yılında 6 milyar oldu. Bu insanın  var oluşundan bu yana varılan rakamın 40 yıl içinde ikiye katlanması demek. 
  • Akdeniz'de her yıl 650 bin ton petrol , 120 bin ton yağ, 60 bin ton  deterjan, 100 bin ton cıva, 38 bin ton kurşun, 21 ton çinko, 320 bin ton fosfor ve 800 bin ton azot akıtılıyor. 
  • Amerika'daki 12 eyalet enerji ihtiyacının %100'ünü rüzgar gücünden  karşılamaktadır.
  • Çernobil 10.000 kişiyi öldürdü. 10.000 km2lik alanı zehirledi. 100.000 km2 alanda tarım yapılamaz hale geldi ve bu topraklarda 4.000.000 kişi yaşıyor.
  • Artvin-Mugrul bakır fabrikası 15 yılda 100.000 hektarlık ormanı yok etmiş, 80.000  hektarda erezyona neden olmuştur.
  • Yatağan termik santrali ise 400.000 dekarlık kızılçam ormanını şiddetli  zarara uğratmıştır.

 Rtn. Yaşar  SÜZEN

 

 

  SİZİN KÖŞENİZ

 

 

GENÇLİK; YALNIZLIK VE KÖKSÜZLÜK

 

İlk düzenli şehir içi ulaşım seferleri başlayıp, orta ve alt sınıftan insanlar kenti bir ucundan bir ucuna gezme imkanına kavuştuklarında, Alman sosyolog George Simmel o korkunç teşhisi koymuştu:

“İnsanlık tarihinde ilk kez iki insan yan yana bu kadar yakın oturup, bedenlerine dokundukları halde saatlerce birbirleriyle konuşmadan yolculuk yapıyorlar”.

Bu yalnızlığa nicedir aşinayız.

Çocuklarımız bir süredir, uyku öncesi masallarını yataklarının başucuna konan bir teypten dinliyorlar. Oyunlarını bilgisayarda oynuyorlar. Derslerini videodan izliyorlar, kahramanlarını televizyondan seçiyor, sevgilileriyle internette buluşuyorlar.

Bütün bunlar olup biterken bir odanın içinde yapayalnızlar.

Yüzyılın bizi getirip bıraktığı nokta burası..... Onlara "Biberon kuşağı" demek geliyor içimden. 80'lerin ekonomik özgürlüğünü kazanmış, "yuppie" annelerinin "memelerim sarkar" endişesiyle emzirmeden yetiştirdiği bebekler, büyüyüp yüzyılın sonunda ergen oldular. Daha cinsellikle tanışamadan, AIDS ile karşılaştılar. Doğum kontrol haplarının yaygınlaşması sayesinde özgür seksin kapısını aralayan ebeveynlerinin aksine, tanımadıkları bir virüs yüzünden özgür seksin kapısını çektiler. Bu korkunun zoruyla, giderek yalnızlığın güvenli ıssızlığını keşfettiler.

Şimdi "dokunmadan yaşamanın" tadını çıkarıyorlar. Markete gitmeden, internetten sipariş verip, bilgisayar aracılığıyla alışveriş yapıyor, doktorlarına röntgen filmlerini "mail"leyip, uzaktan muayene oluyorlar. Onlara "X kuşağı" da deniliyor ; "ölü kuşak" ya da "ne idiğü belirsiz nesil" anlamında......En belirleyici özellikleri yalnızlıkları.... Danstan, "bir bele sarılmanın hazzı"nı anlayan büyüklerinin aksine, kulaklarında walkmanle "techno" ritminde tek başına dans etmekten haz alıyorlar. Sofra başında aileyle birlikte değil, odalarında ekran karşısında veya burgercide ayaküstü, ama mutlaka yalnız "atıştırmayı" tercih ediyorlar. Gazete okumuyor, "göz atıyor"lar. DVD'deki filmi zaplayarak izliyor, kitabı sayfa atlayarak okuyorlar. İnternette gezinirken, aynı anda telefonla konuşabiliyor, yemek yiyebiliyor, televizyon izleyebiliyor ve dergilere göz atabiliyorlar. Uzun sevişmeler yerine üstünkörü "dokunuş"ları, uzun konuşmalar yerine, kısa "sunuş"ları seviyorlar.

" İnternette gevezelik" sitelerinden birine girip, yarattıkları yeni dili görmelisiniz. Hep bir yere yetişme telaşındaymış gibi düşünen, konuşan, yazan bir neslin kendine özgü dilini kuruyorlar; "Hi" ile başlayıp "Bye" ile biten "N'aber" sorusunun "N'olsun" diye yanıtlandığı garip bir geyik muhabbeti..... En çok, kitapçılarda "Ünlü Roman özetleri" türünden kitaplar görünce onları anımsıyorum. Yüzyılın başındakilerin hayata bakışlarını değiştiren kitapların sadece konularıyla ilgileniyorlar. Sağlıklı yaşıyor, iyi kazanıyor, kolay harcıyorlar....Hem parayı hem dostlarını... Markalarını, okullarını, kariyerlerini, ailelerinden, arkadaşlarından, fikirlerinden daha çok önemsiyorlar. Hayatı "zap" layarak yaşıyorlar. Bilgisayarlarında olduğu gibi özel hayatlarında da "sörf" yapmayı, derine dalmadan yüzeysel ilişkiler kurmayı, kök salmadan dolaşmayı yeğliyorlar.

Bu "kök salamama" meselesi, Türkiye açısından özellikle önemli.... Geçenlerde bir arkadaşım "Farkında mısın? "dedi, "hiçbirimiz dedemizin mezarının olduğu kentte oturmuyoruz artık". Hrant Drink'in televizyonda anlattığı öykü daha da dramatikti. Her gittiği yeri çiçeklerle bezeyen bir dostunun, son yerleştiği evinin bahçesini çırılçıplak bulunca nedenini sormuş Hrant ve şu yanıtı almış; "Ne zaman bir ağaç ektim de meyvesini yiyebildim ki....". Öylesine köksüz, öylesine göçebe, öylesine gezgin bir toplumuz ki hala... Yerleşemedik gitti..... Dedelerimizin mezarlarının olduğu yerleri terk ettikten sonra, ilkin evimizi, derken işimizi, aşımızı ve nihayet bütün yaşamımızı değiştirdik. Bütün bunlar yarım asır içinde olup bitti ve hepimizde öyle bir travma yarattı ki, hala altından kalkamıyoruz.

 

Oysa bu kökten kaçma yenilgilerin nedeni, insanların çoğu zaman işi yarıda bıraktıklarında aslında başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememelerindendir.

 

Düzenleyen : Rtn. Havva  İşkan Işık

 

Bu güzel yazı için sevgili Havva İşkan Işık’ a  teşekkür ediyor, yazılarının devamını bekliyoruz.

Bülten Komitesi

 

 

SİZLER’DEN

 
DÜNYANIN 7 HARİKASI
 
Bir grup öğrenciden “Dünyanin Yedi Harikası” nın neler olduğunu düşündüklerine dair bir liste yapmaları istenir.

 

Aralarında anlaşmazlıklar çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır :
 
1)  Mısır' ın Büyük Piramitleri
2)  Tac Mahal (Taj Mahal)
3)  Büyük Kanyon (Grand Canyon)
4)  Panama Kanalı
5)  Empire State Binası
6)  St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica)
7)  Çin Seddi (China's Great Wall)
 
Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz kağıdını vermemiş olduğunu farkeder.
Sonra öğrencisine kendi hazırladığı liste ile ilgili bir problem olup olmadığını sorar. Kız öğrenci ise ;

 

"Evet, biraz. O kadar çok sey var ki, bir türlü karar veremiyorum" der.
 
Öğretmen de öğrencisine "Peki, söyle bakalim senin listende neler
var, belki biz sana yardımcı olabiliriz" der.
 
Kız öğrenci önce duraksar ve  sonra okumaya başlar:
 
"Bence “Dünyanın Yedi Harikası” ;
1)  Görmek
2)  Duymak
3)  Dokunmak
4)  Tatmak
5)  Hissetmek
6)  Gülmek
7)  ve Sevmek...  
 
Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu.

 

Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar da mükemmeldirler.

Düzenleyen Rtn. Gönül  MUTLU 

 


EFLATUN

Eflatun'a iki soru sormuşlar...
Birincisi;"İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?"

Eflatun tek tek sıralamış:

·        Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki  çocukluklarını özlerler...

·        Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...

·        Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar...

·        Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Sıra gelmiş ikinci soruya ; "peki sen ne öneriyorsun?" Bilge yine  sıralamış;

·        Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın! yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır...

·        Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır".

·        Sizi seven çok kişi vardır ama onlar duygularını nasıl ifade edeceklerini bilemeyebilirler...

·        Bazen başkaları tarafından affedilmek yetmez, siz de kendinizi  affedebilmelisiniz...

Rtn. Gönül  MUTLU

 

          SEVGİLİ ROTARACT’LARIMIZDAN 

 

KİTAP KÖŞESİ


  
  ANGELA'NIN KÜLLERİ - FRANK McCOURT

  ''Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hala
şaşarım. Kötü bir çocukluktu; mutlu bir çocukluğun pek kayda değer yanı
yoktur zaten. Sadece mutsuz bir çocukluk geçirmiş olmak da, mutsuz bir
İrlandalı çocuk olmak kadar kötü değildir. Bundan da kötüsü, mutsuz bir
İrlandalı Katolik çocuk olmaktır.''

  Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin
çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki
yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor.
Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da
aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp
besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam
olmasına karşın, Frank'in hikaye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır.
Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı
hikayelerle, annesine bebekler getiren, “Yedinci Basamaktaki Meleğin “
hikayesiyle beslenerek büyür. Belki de Frank'in hayatta kalmasının nedenidir
bu hikayeler. Frank, paçavralar giyerek, Noel yemeği için domuz başı
dilenerek, ateş yakmak için sokak kenarlarından kömür toplayarak,
yoksulluğa, açlığa ve akrabalarıyla komşularının zalimliğine katlanır.
Katlandığı gibi, hikayesini, yaşama sevinciyle dolu, olağanüstü bağışlayıcı
ve etkili bir dille anlatmak için sağ kalır.

  Her sayfası, Frank McCourt'un şaşırtıcı ve sevecen mizahı ile dolu olan
ANGELA'NIN KÜLLERİ, bir klasiğin tüm belirtilerini veren muhteşem bir kitap.
''Why Should You Doubt Me?'' (Benden Niye Kuşkulanasın ki) isimli kitabın
yazarı, Mary Breasted'in dediği gibi, ''Frank McCourt'un kitabı çok dokunaklı, çünkü insanın yüreğini dağlayan hikayesi gerçek. Hiç kimse, hiçbir zaman yoksullukla çocukluğu böyle anlatmadı. Frank McCourt'un hikaye yazmak için sağ kalması insanı hayrete düşürüyor. Böylesine bir pislik ve sefaletten, kusursuz bir başyapıt yaratabilmiş olması da az mucize değil.''

  Pulitzer Ödülü
  Ulusal Kitap Kritikleri Çevresi Ödülü
  Los Angeles Times Kitap Ödülü


Rtc. Özlem Çölkesen

 

Sevgili Dostlar,

Bugün 16. ci bültenimizi çıkardık. Görev süremiz içersinde yapmamız gereken görevin 1/3 lük bölümünü geride bıraktık. Bu süre içersinde bazı dostlarımız bize çok büyük destek verdiler. Sevgili dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi ve sevgilerimizi iletiyoruz.

Biz bu dostlarımızın desteğini almaya devam edeceğimizi ümit ediyor ve onlara güveniyoruz. Ancak bütün dostlarımızın ve sevgili eşlerinin de imkanlar dahilinde istedikleri taktirde katkı sağlayabileceklerini de biliyoruz. Bu nedenle görev süremiz bitinceye dek sizlerden destek istemeye ve almaya gayret göstereceğiz. Lütfen bize yazmayı deneyin.
Çok zor olmadığını göreceksiniz.

Sevgi ve saygılarımızla.
Bülten Komitesi..