SİZİN
KÖŞENİZ...
Merhaba sevgili
dostlar;
Yıllardır düzenli
olarak çıkan bültenimizin iki haftadır yayınlanmadığını duyunca bir
şeyler yapmak ve bu açığı karınca kararınca kapatmak gerektiğini
düşündüm.Ne de olsa ilk kez düzenli haftalık bülteni Hülagu’nun
döneminde çıkartmıştık ve o zaman bülten komitesi bendim.Bundan
kaynaklanan bir sorumluluk hissettim anlaşılan.Sadece 7 yıl önce
çıkarttığımız bülten elektronik ortamda değildi,şimdiki kadar da
gelişmemişti.Yani sizin köşeniz,film köşesi kitap köşesi,bize yazınız
falan gibi bölümleri yoktu.O zamanlar her salı ya da çarşamba Himmet’in
sekreteriyle aramızda çılgın bir faks trafiği yaşanır,bir sürü tapaj ya
da dizgi hatası yapılır,bir sürü işimin arasında hataları düzeltmeğe
çalışırım ve saire ve saire derken haftanın önemli kabuslarından birini
yaşardım ilk zamanlar.Sonraları şimdi adını unuttum, kızcağızla ahbap
olduk,heyecana alıştık ikimiz de,dönem bitince de inanılmaz bir boşluğa
düştük.Tük diyorum çünkü eminim o da bu adrenalinin eksikliğini
hissetmiştir bir süre.Hey gidi günler hey…. derken süper teknolojik
bültenlerin yayınlandığı bugünlere geldik.
Bugün ,okuduğum bir
kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle.Yine 20.yüzyılın başında İstanbul.Bu
kez Halide Edip’in hayatı.Frances Kazan tarafından kaleme alınmış.Frances
Kazan ,Elia Kazan’ın sanıyorum 3.eşi.Ünlü yönetmen ,sanatçı Elia Kazan
hatırlarsınız belki İstanbul’da doğmuş.Kayseri’de doğduğu söylenirdi
hep,ancak ailesi Kayseri’den İstanbul’a göçmüş,Elia da orada
doğmuş.Daha sonraları ABD’ye göçmüler.Elia rivayete göre kendini hep
Anadolu’yla özdeşleştirimiş.Frances türk araştırmaları alanında yüksek
lisans yapmış, türk tarihi ile yakından ilgilenmiş, Halide Edip’in
hayatını Halide isimli romanında,birinci kocasından ayrılışına
,neredeyse 2.meşrutiyete kadar güzel ve akıcı bir dille kurgulamış.Doğu
batı çelişkisi,batılı düşünen,biraz İngiliz ya da Amerikan hayranı,dinci
akımlara kendini kaptırmış padişaha rağmen , kızını Amerikan Koleji’nde
okutacak kadar ilerici ama aynı zamanda garip bir çelişki olarak çok
eşli bir babanın varlığı,tipik bir Osmanlı hanımı anneanne ve doğa üstü
güçleri ile iki kültür ve iki dil arasında büyüyen Halide Edip’i biraz
da mükemmelleştirerek anlatmış yazar.İki farklı dünyanın kaynaşarak bir
değer yarattığını ortaya koymuş.Cumhuriyet öncesi Osmanlı yaşamına ilgi
duyanlar içinse çok güzel tasvirler var.Bir yandan Üsküdar’da ya da
Beşiktaş’ta geçen haremli selamlıklı Osmanlı tarzı konak hayatı,bir
yandan Pera’da azınlıkların ve yabancıların günlük yaşantıları
anlatılıyor. Grand Rue de Pera ya da Cadde-i Kebir’deki kafelerde
,café au lait içip kruvasan yiyen,lafta ilerici kocaların
kollarına peçeli karılarını takarak kafelere gitmeleri,ve de hatta çok
eşliliği kendilerine gelince hak görmeleri,bu ve benzeri kültürel
çelişkiler, zıtlıklar güzelce ortaya konmuş.Nedense Pera’da peçesiyle
pasta yiyen Halide’yi hem okuyunca,hem de sizlere anlatırken şimdi,
2005’in İstanbul’unun Akmerkezi’ndeki Starbuckcafe’de
gördüğüm,peçeli kadın geldi gözlerimin önüne,peçesinin altından
frappucino içiyordu .Halide’den farklı olarak isteyerek bu yolu
seçmişti.Ne yardan ne serden misali…
Kalın sağlıcakla
Rtn.Fatma Kızılırmak
|