S İ Z L E R D
E N
Sevgili Dostlar,
Geçen toplantımızda
kınadığımız Danıştay’a yapılan saldırı üzerine yaptığımız
konuşmalardan sonra sizlere yazmayı ve düşüncelerimi sizlerle
paylaşmayı istedim. Yazım iki bölümden oluşacak, birinci bölüm
tespitlerimi ve eleştirilerimi ikinci bölüm ise önerilerimi
içerecek.
Cumhuriyeti ve onun
ilkelerini benimsediğini söyleyenler toplumumuzu bir bütün
olarak anlamaya çalışmak ve düşüncelerini herkesin
anlayabileceği şekilde ifade etmek yerine “biz” ve “onlar” diye
iki ayrı kimlik oluşturarak halkın çok büyük bir bölümünü
dışlamış bulunmaktadır. Özellikle Cumhuriyet bayramlarının ve
diğer milli bayramların askeri kutlamalar platformuna
dönüştürülmesine sessiz kalınmıştır. Bu anlayışla hazırlanmış
törenlerde halkın yeri hiç olmamıştır. Yıllardır elit kesim
kendi kendine ve şeklen Cumhuriyet bayramlarını kutlamıştır.
Milli bayramlarda halk hep seyirci olarak kalmış, bu sebeple
toplumun büyük bir kesimi bu duyguyu ve birlikteliği
içselleştirememiştir. 10. Yıl Marşı’nı coşku içinde söylemek
görevi yerine getirmiş olarak sayılmıştır.
Soğuk savaş
döneminden kalma “halk cahildir, halk anlamaz” anlayışı,
demokrasilerde bir anlam taşımıyor. Cahil, anlamaz denilen
kişinin de oy hakkının okumuş insanla eşit olduğu gerçeği göz
ardı ediliyor. Yıllardır dışlanmış olan toplum kesimleri şimdi
“ben buradayım!” diye biraz da öfke ile meydanlara çıkıyor. İçe
kapanıp kendi kendimize oynamış olduğumuz cumhuriyet oyununu tüm
kesimlerle birlikte oynamamız gerektiğini maalesef
cumhuriyetimiz tehdit altındayken fark ediyoruz. Oysa etrafımıza
bir an dönüp baktığımızda bu durumun apaçık ortada duruyor
olduğunu göreceğiz.
Milli Güvenlik
Kurulu her ay rutin bir şekilde toplanır. Ve sonuç
bildirgelerinde uzun zamandır hiç değişmeyen bir ifade her ay
kullanılmaktadır; “ İrtica en önemli tehdittir!”. Peki aynı
şekilde yıllardır ortaya konan bu gerçek karşısında Cumhuriyetin
faziletine inanan kesim neler yapmaktadır?
…
Cumhuriyetin ve
ilkelerinin korunması ve ileriye taşınması ilelebet kamu
kurumlarının sorumluluğuna bırakılamaz. Cumhuriyet ve
kazanımlarının halk tarafından benimsenmesi sağlanmalıdır.
Burada da görev bizlere düşmektedir. Artık sorumluluk üstlenmek
ve katılımcı olmak zamanıdır.
Akıl kullanan
insanlar bir sorunu tespit ettiklerinde anında çözerler. Bunu
sağlamak için de “Sorunu yaratan esas nedeni” ortadan
kaldırırlar.
Sızlanan, dert
yanan, şikayet eden insanlar güçsüzlerdir. Güçlü insanlar sorunu
çözer ve yoluna devam eder. Güçlüler; sorunu söyleyip yıllarca
tekrar ederek kendiliğinden çözülmesini beklemezler. Güçlüler
olaya müdahil olur, sorumluluk üstlenir ve inisiyatif alırlar.
Tıpkı Büyük Atatürk gibi…
Cumhuriyet ve
laiklik karşıtı düşünceleri yaratan nedir?
“EĞİTİMSİZLİK” ve
“ÖĞRENİMSİZLİK”
Ülkemizde eğitim
sisteminin sürekli zafiyet içerisine düşürülmesini biz
cumhuriyete inananlar görmedik mi? Neden bunca zamandır bu
duruma seyirci kaldık.Artık sadece “irtica en önemli tehdittir”
tespitini yapmış olmak sorunu çözmeye yetmemektedir. Eğitim
kurumlarımızın içeriği boştur. Şeklen eğitim ve öğrenim
yapılmaktadır. Öğretmenlerimizin çok büyük bir bölümü
moralsizdir. Okullarımız ekip ve ekipman olarak yetersizdir. Çok
küçük paralarla çözülebilecek yüzlerce sorun birikmiştir. Okul
öncesi eğitim sıralamasında Antalya’mızın 56. sırada olduğunu ve
şehrimizde yaşayan her yüz çocuktan ancak 21’inin okul öncesi
eğitim aldığını biliyor muyuz?
Yine şehrimizde
gecekondu bölgelerinde okuyan çocuklarımızın %70’inin sabahları
AÇ olarak okula geldiğini ve açlık sebebiyle çocuklarımızın
algılamalarında sorunlar olduğunu biliyor muyuz? Ve bu şekilde
yaşayan ve eğitilen çocuklarımızın 10 yıl sonra beraberce
yaşayıp hareket edeceğimiz gençler olacağını göz önüne almamız
gerekiyor. Ve elimizi çabuk tutarak bir an önce çalışmaya
başlamamız, daha çok, daha çok çalışmamız…
Neler
yapabileceğimize bol bol konuşarak karar vermemiz gerekiyor.
Sadece bu konunun
konuşulduğu bir Genel Kurul toplantısı yapılmasını talep
ediyorum.
Saygılarımla.
Rtn. Orhan Şenoğlu
|