
SİZİN KÖŞENİZ
HÜRRİYET
Gerçek hürriyete sahip insan oğlunun yanına gidiyorsunuz ve ona bir
başka insanı gösteriyorsunuz. Bu ikincinin elleri, kolları
bağlanmıştır. Hür insana diyorsunuz ki: “Bu kolları bağlı hemcinsine
vur, onu döv, onu ez, ona karşı istediğin gibi davran!” Hür insan
geriliyor; “Ben bunu yapamam, hürriyetim manidir” diyor,
insanlığının cevherinde bir şeyler var ki dediklerinizi yapmak
isterken bana karşı geliyor, “ben zalim olamıyorum.” Yine hür insana
bir başkasının mülkü olan toprağı gösteriyorsunuz ve “Bu toprağın
sahibi kuvvetsizdir diyorsunuz, burasını sen kullan, bu mülk senin
olsun.” Hür insan bu teklifi şiddetle reddediyor: “Ben bunu yapamam
diyor, zira bu mülk benim değil, hürriyetim onu işgal etmeme müsaade
etmiyor.” Aynı hür insana: “Sen hür değil misin? şu fikre hakaret
et. Bu mazlumu tehdit et” diyorsunuz. Onun cevabı şöyle oluyor:
“İçimde bir ilahi güç, bir ilahi kuvvet var ki yine ilahi cevher
olan ruh meyvesine hakaretime izin vermiyor; mazlumu tehdit etmek
isterken ağzımı kapatıyor. “Hür insanın şaşırtıcı hali karşısında
son bir ümide bağlanan gerçek esir ona şu dilekle yaklaşıyor: “Yalan
söyle bari, aldat, iftira et, izzetinefisler çiğne, namussuzu olsun
teşhir et, nasıl olsa namuslu da ona karıştırılacaktır. Şu bedbaht
ömrün intikamını insanlardan böyle al!” Hür insan, bu yeryüzünde
kendisini inim inim inleten esir ve zalim fitnenin mutlaka kahretmek
isteyen, insanlığı mutlaka çökertmek isteyen sesi karşısında: “Sefil
diyor, hür olmasaydım belki sana uyardım. Tavsiye ettiğin zilletler
ne seni, ne de insanlığı kurtaracak. Sen kendinle beraber her şeyi
batırmak istiyorsun. Ben kendimle beraber herkesi kurtarmak
istiyorum. Zira hürüm. Hürriyetim bana bunu emrediyor. Her türlü
hesaplar, kurnazlıklar bu emrin karşısında aciz kalıyor. Senin
yıkmak, devirmek istediğini ben kurtarmak isterken bu halime sen
aciz diyeceksin. Evet hür olduğum için senin istediklerini yapmaktan
acizim, yıkamam, iftira edemem, yalan söyleyemem, zulmedemem. İşte
bende ki bu muhteşem aczin ilâhi adı hürriyettir.”
Gerçek hürriyete sahip İnsan, görülüyor ki, birçok hareketleri yapma
iktidarından sıyrılmış, kendini kurtarabilmiş insandır. Her şeyi
yapabilen bir şaki, her türlü suçu işlemeye kabiliyetli bir psikopat hür
değildir. Bilakis pek çok hareketleri yapmak kudretsizliğine irade ile
sahip olan kimse hür olabilir. Zira hür olan irade, yalnız harekete
sürükleyici kuvvetin harekete geçmesinden ibaret değildir. Onda iki
kuvvet hakimdir: Biri harekete geçme kuvveti, yani itici kuvvet, öbürü
yasak edici kuvvet, yani frenleme kuvveti. Bu iki kuvvetin tam ve
mükemmel bir ahenk halinde işleyişi ancak insanı hür yapabiliyor.
Harekete geçirici kuvvet her sahadan gelebilir.
Hayati hazlardan, iştahalardan, menfaat endişesinden, sempatiden ve
alışkanlıktan, aşktan ve şöhretten, ilim ve sanat ideallerinden, hasta
bir şuurun iptilalarından, cemiyetten, tahrikten, zafer sevgisinden,
nihayet hayati otomatizmin ne şekilde olursa olsun hareket etme
ihtiyacından. İnsan bu itici kuvvetlerden herhangi birisiyle harekete
sürüklenebilir. Eğer itici kuvvet ulvi bir ideal, bir insani dava ise,
hareket iyi meyve verebilir. Kötü ise ondan bir felâket veya sefâlet
doğacaktır. Lâkin her iki halde de insan hür sayılmaz. Zira yalnız itici
kuvvet, insanın iradesini temsil edemez. Onun karşısında bir de yasak
edici kuvvet vardır ki, itici kuvvet harekete geçer geçmez, onu her
adımda kontrol eder, yanılma anında frenler, doğru yolda freni gevşetir.
Bir engel atlanacağı yerde durur, hesaplarını yapar, sonra kararını
verir ve her adımda kararlarına kendi şahsiyetinin markasını vurur.
İtici kuvvetin hareketi gibi mukavelesiz, kontrolsüz, yani şuursuz, kör
bir yürüyüş değildir. Kalabalığı bağırtırken veya bir masum linç
ettirirken, hayatın kör ve şuursuz akışından istifade edenler,
hürriyetin asıl düşmanlarıdır. Onlar insanın kendi kendisiyle baş başa
kalmasından korkarlar. İnsanın kendi ruhuna sığınmasına fırsat vermeden
şaşırttıkları ruhun derinlerinde gözleri kör edici bir dumanlı yangın
çıkartırlar. Kendi evimizi bize yaktırırlar. Hürriyetimizi gafletimize
kurban ettirirler.
İktisadi, ahlâki, ilmi ve siyasi, çeşitli olaylar arasında yaşayan fert,
bütün bunlardan kendi hissine ve menfaatlerine uygun olanları
benimsiyor. Telkinlerle menfaatlerin, içtimai şartların kendi his
aleminde bir örgüsünü yapıyor. Hükümlerini önce bir hisle veriyor. Hüküm
verdikten sonra hükmüne deliller araştırıyor. Sebepler, bahaneler
mahşeri olan dünyamızda kendi hükmüne uygun gelen destekler buluyor. Şu
veya bu kanaatin mensubu oluyor, şu veya bu zümreye bağlanıyor, şu veya
bu hareketlerin güya hür tercihçisi kesiliyor. Hakikatte o, telkinlerle
menfaatlerin, içtimai şartların ve bütün bunların bir örgüsünden başka
bir şey olmayan hislerinin esiridir. Onun hür sandığı kendi
hareketlerinin hepsi de esaret eseridir. Nefsinin arzın, cemiyetin,
herkesin ve her şeyin esiri olan insan, bütün bu şeylerin üstünde duran
esaretinin esiridir. Zira üstelik onu takdis eder: Gururu ile nefsine
itimadı bunun delilidir. Şu halde insan daima esir olabiliyor ve her
şeyin esiri oluyor. Bu esaretlerden onu nasıl kurtarmalı?
İyi veya kötü, itici, harekete sürükleyici kuvvetlerin ferdi harekete
geçirmesi anından başlayarak yasak edici frenleyici kuvveti de harekete
geçirmesini bilen insan, hürriyetin sırrını yakalamış demektir. Şu halde
hürriyet, ferdi harekete geçirici çok ve çeşitli kuvvetlerin karşısına
frenleyici kuvveti çıkarmak demektir. Bu ikinci kuvvet, hareketi
durdurmuyor, düzenliyor, kontrol ediyor; harekete kâfi şiddet, kâh
hafiflik kazandırıyor; kendi kendisini tenkit ettiriyor; kendi
hükümlerini kendine verdiriyor. Böylelikle hür hareketimiz, harekete
sürükleyici kuvvetlerle frenleyici kuvvetlerin tam bir ahenginden ibaret
oluyor.
Harekete geçirici kuvvetler çok ve çeşitlidir, dedik, frenleyici kuvvet
de acaba öyle midir? Hayır. Zira o, insanın şahsiyetinden ibaret tek bir
kuvvettir. Bu şahsiyetin örgüsünde ise merhamet ve adalet duyguları,
şeref ve haysiyet hissi, hakikat aşkı ve insan sevgisi gibi yüksek ruhi
unsurların hissesi vardır ve o, hepsinin birleşmesinden meydana gelen
bir bütün kudrettir. Vicdan adını alır. İnsan olan ferdi başka
fertlerden ayırt eder; insanları sürü olmaktan çıkarır. Sürü ile
bağırmaktan, sürü halinde saldırmaktan kurtarır.
Hür vatandaş yetiştirmek isteyen, nesilleri sürü haline getirmekten
korksun. Her sürü esir sürüsüdür. Ancak fert halinde hür olabiliyoruz.
Kültür ve tecrübe ile, duygu ve bilgi ile yüklü olan vicdan, filozof
Kant’ın pek iyi anlattığı gibi, bir Mutlak’tan emir aldığı, Mutlak
Varlık tarafından hareket ettirildiği zaman ancak hür olabiliyor.
Hürriyetimizi yok edici düşmanlar, kinlerimiz, korkularımız, fani
hesaplarımız ve etrafımızdan gelen sinsi tesirlerdir. Hürriyetini arayan
fert, önce bütün bunlardan sıyrılabilmelidir. Her zaman kin ile korku,
hakikatten uzaklaştırır. Sefaletimizin idraki nispetinde hür
olabiliyoruz. Nelerin esiri olduğunu bilen fert, hangi kuvvetlerin esiri
olduğunu idrak eden cemiyet, hürriyetinin eşiğinde demektir, ona pek
yaklaşmıştır.
Nurettin TOPÇU
|