![]() |
![]() |
Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Sayı : 33 Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246 E-mail: antalya.@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr |

| G E Ç E N H A F T A | Art-Mim Tesisleri - 14.02.2002 - 1224/32 |
|||
Toplam Üye |
47 + 11 |
İŞYERİ GEZİSİ |
|
|
Katılan Üye |
21 + 2 |
|||
Katılım |
% 45 |
|||
TELAFİ KARTI GETİRENLER |
||||
Fatma Kızılırmak |
Aspendos R.K. |
|||
| TOPLANTI
NOTLARI :
|
||||
| B U H A F T A | Talya Oteli - 28.02.2002 - 1225/33 |
||||
| KONUŞMACI | Rtn.Hulki Demirel | Mönü : | |||
| KONU | Yabancı Gözüyle Türk Turizmi | Mevsim Salata, Piliç Kadınbudu, Dond. Fırın Sütlaç | |||
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
||||
28.02 |
Nurten Kıvrak | 04.04 |
Meziyet – Ahmet Esat Kurşun | ||
01.03 |
Şenay Öz | ||||
03.03 |
Kemal Oral | ||||
04.04 |
Yılmaz Urcu | ||||
DUYURULAR... DUYURULAR... DUYURULAR... |
|
| TÜM DOSTLARIMIZA : |
GEÇMİŞ
DÖNEM BAŞKANLARIMIZA : |
HABERLER... HABERLER... HABERLER... |
|
| KULÜPTEN : |
BÖLGEDEN
: |
BEN KİMİM?... Kendi Kaleminden Rtn.Duran ÇiftçiBen Duran Çiftçi, 23.11.1957’de Kahramanmaraş’ın Ardırın ilçesinde doğdum. İlk öğrenimimi Ankara’da, orta öğrenimimi ise Adana ve Konya Akşehir’de tamamladım. Her ne kadar öğretmenlik mesleği ile ilgili eğitim almış olsam da, henüz öğretmenlik yapamadan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitimine başladım. Çok başarılı öğrenci olmadığımı açıkça söyleyebilirim; çünkü orta derece ile mezun olabildim.Sadece ve sadece geçer not için çalıştığımı söylemeliyim. Ancak dört yıllık hukuk eğitimini de süre kaybetmeden dört yıldan az sürede bitirdim. Bu esnada bazı kıdemli ağabeylerimize de özel dersler verdiğim olmuştur. Böylece bir kamu kurumunda çalışan ağabeyimizin yanına ders vermek üzere gittiğim bir zamanda, orada öğrencimle aynı kurumda çalışan eşim Sevgi ile tanıştım. Eşim mesleğine başlamış, çalışan, ben de baba parası ile sadece okuyan blujinli bir hukuk son sınıf öğrencisiydim. Eşimle tanışmamızdan kısa bir süre sonra hukuk eğitimimi bitirdim. Yine çok kısa zaman içinde Sevgi ile nişanlandık (birbirimize evlilik sözü verdik) ve fazla beklemeden 19.09.1982 tarihinde evlendik. Sanırım hayatımda en aceleci olduğum olaylar bunlar olsa gerek. Çünkü hayatımda aceleci olduğumu hatırlamıyorum. Hatta eşim evliliğimizin 14. yılında oğlumuz Çağlar’a hamile kalabildi (eşimin de fazla aceleci olmadığını söylemek mümkün) ve doğum için önceden saat 10.00 olarak alınan randevuya çok zor yetiştiğimizi çok iyi hatırlıyorum. Bu olay nedeniyle sanırım tahmin ediyorsunuzdur ne gibi sözler işittiğimi. Çok da güzel olmadığını söyleyebilirim. Mezuniyet sonrası Antalya’ya yerleşmeye karar vermem üzerine, Antalya’ya geldim ve avukatlık stajına başladım. Staj sonrasında 1983 yılında askerlik görevini bitirmem üzerine ofisimi açtım. Ve o tarihten bu yana serbest avukatlık yapmaktayım. Bu esnada Antalya Barosu Yönetim Kurulu Üyeliği yaptım ve baronun değişik komisyonlarında görev aldım. Spor olarak yüzmeye ve yürüyüş yapmaya gayret ediyorum. Eşimin hizmet süresi dolmamıştı ki, 02.07.1996 tarihinde oğlumuz Çağlar yaşama merhaba diyerek karşımıza çıktı. Tabii ki Çağlar’ın doğal bir bakıcıya ihtiyacı vardı; biz kim olabilir diye düşünürken, uygun adayın annesi olduğunu düşündük ve görev süresi dolmadan rapor, yıllık ve ücretsiz izin gibi yasal haklarımızı tüketerek, Sevgi’ye bakıcılık görevini verdik ve Sevgi’nin bu görevi o gün bu gündür devam etmektedir. Çağlar şu an hazırlık sınıfı öğrencisidir. Çağlar ara sıra ben kardeş istiyorum dese de, belki ikinciye ömrümüz yetmez düşüncesi ile programa dahi alma cesareti göstermediğimizi söylemeliyiz. Değerli Rotaryen dostlarım; sizlerle birlikte olmaktan mutluyum. Bu esnada Çiftçi ailesi olarak tüm Rotaryen dostlarımın, eşlerinin ve aile bireylerinin bayramlarını kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim. Saygılarımla, hoşça kalın. 20.02.2002 Duran Çiftçi |
ORKUN & OZAN SANAT GALERİSİ Türk Ebru Sanatı’nın önemli isimlerinden Şemsettin Ziya Dağlı’nın 15 Şubat Cuma günü başlayan ve 08 Mart 2002’ye kadar sürecek olan ebru sergisini ziyaret etmenizi öneriyoruz.
|
“Ebru çalışmalarımda Aristo’nun Kainatta nizamsız intizamsız hiçbir şey yoktur. Bizatihi kainat intizamın kendisidir kuramını doğrulayan tam bir disiplinle, matematiksel ve fiziksel fonksiyonlarla ilintili bir ahenk yansıtıyorum. Kitrenin üzerinde boyaların masalsı dansı... Yağlıboya çalışmalarımdaki sürrealist ifadeyi Ebru’da renklerin ahengi ve değişik imajlarla yakalamaya çalışmak. Uğraşların bu yönde.” Şemsettin Ziya Dağlı |
Dünden Bugüne AIDS Genetik bilimi kansere çare buluyor, ama hala doğanın elinde çok güçlü bir silah var: ENFEKSİYON AİDS bundan tam 20 yıl önce Aralık ayının son haftalarında Morbidity&Mortality Weekly Report’ da Pneumocystis Carinii Pneumonisi , yani spesifik bir mikrobun yol açtığı akciğer enfeksiyonu olarak yayınlanmış. Yani bizler mezun olurken henüz “Acquired Immun Defiency Syndrome” adını duymamıştık. Ben ilk kez bundan tam 19 yıl önce Sağlık Bakanlığı’ndan gelen bir genelgede hastalıktan haberdar olmuştum. Tüberküloz ile karıştığından ve hemoptizi (öksürükle kan gelmesi) yaptığından söz ediliyor ve bu tür hastalara anti-tüberküloz tedavi uygulamamız konusunda bizi uyarıyorlardı. Ne kadar da ilginç.. Bu hastalıktan Aralık 2000 sonuna kadar 21,8 milyon insan ölmüş; ve sadece ABD'de bu sayı 438 bin dolayında. İkinci Dünya Savaşı’nda bile daha az Amerikalı asker öldüğünü hatırlatmakta yarar var. Tarihçeye bir göz atalım: 5 haziran 1981’de 5 homoseksüel erkek hastada Pneumosystitis Carinii ilk bildirimi. 16 temmuz 1982'de beş hemofili hastasında ilk bildirim. 24 eylül 1982'de hastalığın adı konuyor ve homoseksüel hastalığı olduğu görüşünden vazgeçiliyor. Ekim 1982’de ilk kadın hasta bildiriliyor. 10 aralık 1982’de ilk bebek hasta bildiriliyor ve kan nakline bağlanıyor. 20 mayıs 1983’de AİDS'li hastadan ilk virüs izolasyonu gerçekleşiyor. 16 temmuz 1983’de dört sağlık çalışanında meslek hastalığı olarak tespit ediliyor. 13 ocak 1984’de AİDS “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar” listesine alınıyor. Mart 1987’de AİDS'e karşı ilk etkin ilaç olan Zidovudin FDA tarafından onaylanıyor. 1993 yılında AİDS ABD'de 25-44 yaş arası ölümlerin başlıca nedeni olarak belirleniyor. 1996’dan başlayarak ABD'de AİDS ölüm hızı azalıyor. Aralık 2000’de WHO 36 milyonu aşkın insanda HİV-AİDS olduğunu bildiriyor. Mart 2001’de ABD ilaç firmaları düşük fiyatlarla AİDS ilaçlarının Afrika'da kullanımına olanak tanıyor. Önümüzdeki 10 yılda bir aşının bulunması, ya da enfeksiyonun kontrol altına alınması beklenmemektedir. Hükümetlerin çok belirgin ihtiyaca rağmen cinsellik ve enjektabl ilaç kullanımı konusunda yeterli önlemleri almayacakları ve gerekli tartışmaları başlatmayacakları düşünülmektedir. Rtn.Fatma Kızılırmak Kaynak : Literatür Dergisi |
ANTALYA’DA VE BÖLGEDE ROTARY OLİMPOS ROTARY KULUBÜ 1.ASTRONOMİ ŞENLİĞİ 1 Mart-31 Mayıs 2002 Olimpos Rotary Kulubü, 1.Astronomi Şenliği adıyla düzenlediği projesini Mart ayı 2002 içinde hayata geçirmeyi planlıyor. Antalya’da bulunan 3 ayrı ilköğretim okulunun yaklaşık 210 öğrencisine Mart ayı boyunca uzay ve astronomiyle ilgili bilgiler verilecek ve öğrencilerin teleskoplarla gökyüzünü tanımalarına yardımcı olunacak. Seminer şeklinde düzenlenecek eğitici çalışmaları verecek olanlar ve seçtikleri konular şöyle:
Seminerleri takiben gökyüzü gözlemi yapılacak ve katılan her öğrenci teleskopla gökyüzündeki hedefleri inceleyecek. Bu öğrencilerin izlenimlerini almak için kompozisyon ve resim yarışmaları düzenlenmesi, başarılı olanların Antalya Bakırlıtepe’de bulunan gözlem istasyonundaki bilimsel çalışmalara eşlik etmeleri ve ayrıca ödüllendirilmeleri, 1.Astronomi Şenliği içinde planlanmış diğer etkinliklerinden. Kanal VİP ve Kayı-Tur’un Sponsorluğunu yaptığı etkinliğin süreklilik kazanan bir proje haline gelmesi ve önümüzdeki yıllarda daha geniş kapsamlı olarak yapılması düşüncesi şimdiden Olimpos Rotary Kulübü üyelerini heyecanlandırıyor. |
|
AFYON DEPREMİ VE ROTARY Afyon-Sultandağı depremi
sonucunda doğan ihtiyaçların belirlenmesi için Guvernörümüz Rtn.Ömer Tezcan
ve Afyon Rotary Kulübü Baskan Rtn.Mustafa Özer, bölgede gerekli tespitleri
yaparak, 2430.Bölge Afet Yardım Komitesine bu ihtiyaçların bildirilmesini
sağlamışlardır. Tüm Rotaryenler’den gelen yardım önerileri de dikkate alınarak,
dağınık ve sonuçları net belirlenemeyecek yardımlar yerine, bölgece bir bütün
olarak depremzedelere destek olunmasına karar verilmiştir.
Hesap No: Sekerbank Birlik Subesi (Ömer
Tezcan-Murat Inal) |
|
Sevgili Dostlar, Bu hafta yazı yazma sırası bana geldi. Böylece sizlere bazı düşüncelerimi açma şansı bulacağım. Yazdığım yazı ve görüşlerim için lütfen şaşırmayın ve yine lütfen hoşgörün. Çünkü konu futbol ve ben bu konu ile çok az bilgiye sahibim. Mutlaka hatırlayacaksınız, geçen hafta G.Saray-F.Bahçe maçında, tribünlerde bir doktor, heyecana dayanamayıp, hüüüp diye sizlere ömür. Bu olayın çok çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Bu nasıl heyecan, bu nasıl tutku, bu nasıl bağlılık? Sanırım, top oynayan oyuncular ancak bu kadar arzu içinde idiler. Ya da bu kadar bile değil. Bir de çeşitli maçlar sonrasında, galip takımın taraftarlarının, arabalara atlayıp, bayrak ve flamalarla, korna çalarak, tüm şehrin altını üstünü getirmesini düşünün. Ya da galeyana gelerek, eldeki tabanca, tüfek ne varsa patlatıp, onu bunu yaralayan ya da öldürenlere ne demeli? Bu nasıl coşku, bu nasıl sevgi? Galip gelen takımın oyuncuları bunların hiç birini yapmaz. Bunun dışında, kar kış demeden, sıcak güneş demeden, yağmur çamur demeden, maç saatinden çook önce stadyuma gelip, ya ayakta ya da kıpırdamadan oturarak, 2 saatlik maç seyretmek için tam bir gününü harcayanlara ne demeli? Bu belki de çok önemli değil. Daha ilginç olanı, 1-2 gün önceden otobüslere doluşup, bağıra çağıra, başka şehirlere maç seyretmeye gidenler. Hadi bu neyse, bir de kavga dövüş edip, kafa göz yaralanıp, sopa ve bıçakla savaşa gider gibi stadyuma girenlere ne demeli? Sokak aralarında birbirlerine bağırıp kızan, birbirlerine saldıran, daha sonra da karakollara, hastanelere düşenlere ne demeli ? Milyonlarca dolar geliri olup, top oynadıkları için zengin olanlara sözüm yok. Para kazanmak için hepimiz bir çaba sarf edip, sıkıntı çekmekteyiz. Biz başka türlü para kazanıyorsak, onların da öyle para kazanmalarına bir şey demek olası değil. Bir oyuncu, rakip takımın kalesine bir gol attığı zaman, değeri artar. Onun çok sevinmesi normaldir, çünkü transfer ücreti artacaktır. Hele böyle çok başarılı çokça gol attığı zaman bağırıp çağırması, sevinç naraları atması, formasını çıkarıp yumruğunu havaya savurması, çokça para kazanacağından, sevinme gösterisi olarak düşünülebilir .Ya eline hiçbir şey geçmeden bağırıp çağıranlara ne demeli? Acaba gol atan oyuncunun, kazanacağı paralar uğruna sevindiğinin farkında değiller mi? Kendi taraftarı olduğu takımın prestij kazanması için bağıranlar, o takımın oyuncularının, hiç de misyoner ruhu ile oynamadıklarını, tamamen profesyonel bir ruhla koştuklarını görmüyorlar mı? Sevgili dostlarım; bunun gibi sorular bitip tükenmeden arttırılabilir. Bir yanda büyük paralar kazanan küçük bir sporcu kitlesi var, diğer yanda hiç spor yapmadan çokça zaman ve para harcayan büyük bir hayran kitlesi var. Bu büyük kitle, bu küçük kitleye neden bu kadar hayran? Bu büyük kitle bu küçük kitleye neden bu kadar çok paralar kazandırmakta? Bu yalnız futbolda yok. Ya da Avrupa’da futbol varsa, Amerika’da basketbol var. Daha doğrusu, bunun daha da bir genellemesini yapmaktır. Gösteri sanatları ve karşılaşmalarını niye seyretmekten zevk alırız? Dans edenleri seyrederiz, film seyrederiz, sokakta dövüşenleri seyrederiz, piyano çalanları seyrederiz. Birimiz birini beğense, bir diğeri de başka bir gösteriyi beğenir. Kısaca, yalnız futbol oynayanları seyredenleri sorgulamak doğru değil. İyi bir şey yapan herkesi seyretmek insan doğasının bir parçası olsa gerek. Anladığım kadarı ile güzel ve iyi yapılan bir şeyi seyreden kişi, o anki hayallerinde, kendisini, o eylemi yapan kişi ile özdeşleştiriyor. Ya da kendini onun yerine koyarak hayal kuruyor. Yoksa buz dansı yapan birini seyretmek ile elimize bir şey mi geçiyor. Her hangi bir müziği bir cihazdan dinlemek de olası, ancak canlı konserler çok başka olmakta. Neden? Çünkü seyredenler, seyrederken, kendilerini müzik çalan kişi yerine koyarak hayal kurmakta, ve kendi çalıyormuş gibi zevk almakta. Tabi bu hayale çok takılıp, başka bir piyaniste taş, çakmak, su şişesi atmıyorlar. Ya da konserden sonra arabalarla kutlama turları yapmıyorlar. Bu da onların kibarlık alışkanlıklarından olsa gerek. Kısaca söylemek gerekirse, her kültürden ve yaştaki topluluk, gösteri yapanları seyretmekten zevk alır. Bunun için futbol tutkunlarını yadırgamak niyetinde değilim.Yalnızca bu tutkuların nedeni ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istedim. Bir de tabii ki, insanın kendisini çok fazla kaptırmaması gerekir. Sağlıcakla kalın, Rtkç.Baha Kızılırmak |
SİZİN KÖŞENİZ... Dr.Feyyaz Akyıldız (Rtn.Kemal Kınay’ın damadı) aracılığıyla bize ulaşan bir iletiyi “YILDÖNÜMÜ” münasebetiyle yayınlıyoruz. TÜRKIYE-ARJANTIN KARŞILAŞTIRMASI 1-) Latin Amerika'nın üçüncü büyük ekonomisi olan Arjantin'de kişi başına düşen milli gelir yaklaşık 8.000 dolar. Türkiye'de ise 2.200 dolar... 2-) Arjantin'in dış borcu 132 milyar, iç borcu 22.4 milyar dolar. Türkiye'nin dış borcu 121 milyar dolar. İç borcu ise 2001 yılı verilerine göre 120 katrilyon lira... (Yaklaşık 75 milyar $’dan fazla) 3-) Arjantin'de issizlik yüzde 18. Türkiye'de ise yüzde 30'lara ulaşıyor... 4-) Arjantin'de enflasyon yüzde 2'ler seviyesinde. Türkiye'de ise yüzde 70'leri zorluyor... 5-) Arjantin'in kentleşme oranı yüzde 87. Türkiye'nin ise yüzde 64.. 6-) Arjantin'de üniversite mezunu yüzde 41. Türkiye'de yüzde 11.. 7-) Arjantin'de okuma-yazma bilmeyen kadın oranı yüzde 3.2. Türkiye'de ise yüzde 23.4... 8-) Arjantin'de sendikalı isçi oranı yüzde 99. Türkiye'de ise yüzde 9... Türkiye'yi ''kurtaran'' ne?!. Türkiye'yi köylülük ve eğitimsizlik ''kurtarıyor!..'' Resmi verilere göre yüzde 64 kentleştiği söylenen Türkiye'de insanlar hâlâ köyden gelen bulgur ve ekmekle karnını doyuruyor. Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (ANAR) yaptığı ''2001 yılı Türkiye gündemi'' başlıklı araştırması daha da vahim sonuçlara işaret ediyor.. a-) Geçen yıl halkımızın yüzde 54.1'i hiç kitap okumadı... Oldukça sık okudum diyenlerin oranı ise yüzde 13.5... b-) Halkımızın yüzde 86'si hiç tiyatroya gitmedi. Sık giden oranı yüzde 1.5... c-) 2001'de hiç sinemaya gitmeyenlerin oranı yüzde 59.9. Sık gidenlerin oranı yüzde 9.4... d-) Geçen yıl hiç spor karşılaşması izlemeyenlerin oranı yüzde 78.5.. e-) Halkımızın yüzde 61.2'si ise hiç tatile çıkmadı... Sözün özü: Türkiye ''Tevekkül Cenneti'' |
Hatırlayacağınız gibi, bayram nedeniyle bu haftaki toplantımızın iptal edildiğini geçen sayımızda duyurmuş ve bültenimizin de bir haftalık tatile gireceğini açıklamıştık. Ancak sizlerden beklemediğimiz ölçüde “lütfen ara vermeyin” konulu mesaj ve mektuplar alınca ve dostlarımızın ısrarlı tutumları baskı boyutunu da aşarak, tehdit aşamasına gelince ister istemez haftaya da bir sayı çıkarmaya karar verdik. Fakat bu sefer de şansızlık yakamızı bırakmadı. Komite çalışanlarımızın neredeyse tamamı bayram tatili için çoktan şehri terketmişler, hatta büyük bir bölümü göreve çağırılma risklerini tamamen ortadan kaldırabilmek amacıyla yurt dışına çıkmak suretiyle izlerini kaybettirmişlerdi. Yazı işleri müdürümüz, reklam koordinatörümüz, mali işler grup başkan vekilimiz, görsel yönetmenimiz, dış haberler müdür yardımcımız, magazin daire başkanımız, yayın koordinasyon kurulu yedek üyemiz ve adlarını burada sayamadığımız, her biri birbirinden değerli mesai arkadaşlarımız işlerinin başında olamayınca, yeni bir bülten hazırlayıp yayına vermemiz de elbette mümkün olamazdı. Bizi anlayışla karşılayacağınıza olan inancımız, bu konudaki üzüntümüzü biraz olsun hafifletecektir sevgili dostlar. Mutlu Bayramlar... |