![]() |
![]() |
Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Sayı : 36 Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246 E-mail: antalya.b@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr |
| G E Ç E N H A F T A | Atan Park Ocakbaşı - 14.03.2002 - 1227/35 |
|||
Toplam Üye |
47 + 11 |
EŞLİ GECE |
||
Katılan Üye |
28 + 3 |
KONUKLAR | ||
Katılım |
% 60 |
Deniz
Kızılırmak Aslı Küçükünal |
Fatma
Kızılırmak’ın Konuğu Aytaç Küçükünal’ın Konuğu |
|
TELAFİ KARTI GETİRENLER |
Hakan Orkut | Hülagu Şencan’ın Konuğu | ||
- |
Rotaractorlar | Antalya Rotaract Kulübü | ||
TOPLANTI
NOTLARI :
|
||||
| B U H A F T A | Organize Sanayi Sitesi - 21.03.2002 - 1228/36 |
|||
|
İŞYERİ GEZİSİ YÖRÜKOĞLU SÜT ENDÜSTRİSİ TESİSLERİ |
|||
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
|||
22.03 |
Nevin Süzen | 25.03 |
Demet – Mustafa Yapan | |
25.03 |
Fahri Işık | |||
| ÜYELERİMİZDEN
HABERLER... |
PROJELER... ETKİNLİKLER... |
TURİZM BAKANI MUSTAFA TAŞER’E AÇIK MEKTUP
Sayın Bakanım, 17.09.2001 tarih ve B.1366-30061 sayılı ÖZEL yanıtınız, biz Patara kazıcıları için bir onur belgesi olarak hep şükranla anılacaktır. Sizin ilk “Turizm Bakanı” olarak Patara’yı şereflendirdiğiniz gibi, “Devletçe” görülen destek bizi hep daha çok heyecanlandırmış; o güvene layık olabilme uğruna verilen çabalar, sınırı olmayan bir zorlu hedefe doğru artarak sürmüştür. Misyon edindiğimiz hedef, “Kültür Turizmi”dir; ve geçen yıl Onasis Vakfı’nın konuğu olarak eşim Prof. Dr. Havva İşkan’la Selanik’ten Girit’e uzanan bir aylık Yunanistan gezimizden, bu hedefe ulaşma andıyla dönülmüştür. İlişikte sunduğum iki metinden “Batı Uygarlığını Yaratanlar” başlıklı olanı, Mayıs sonunda Antalya Cam Piramit’te sayın İçişleri Bakanımız Saadettin Tantan ve sayın Kültür Bakanımız İstemihan Talay’ın huzurlarında sunduğum bir konferansa aittir. Ve orada yansıların görselliğinde Komşumuz’un turizm ve kültür politikası anlatılmış; Panhellenizmin büyüsünde unutulan ve unutturulan, “Batı Uygarlığı’nı yaratanların Anadolu halkları olduğu” bilimsel gerçeği ilk kez Devlet önünde belgelenmiştir. “Belgelenmiştir” diyorum, çünkü geçen kış Almanya ve Avusturya Üniversiteleri’nde dört farklı konuda verdiğim toplam 12 konferansta bu sav, bir tek eleştiri bile almamıştır. “Anadolu Gerçeğini” çağrıldığı her yerde anlatmayı görev bilen ve bu misyonunu 2000/2001 Öğretim Yılı içinde toplam 18 etkinlikle gerçekleştiren bir bilimci olarak, vaaedetme lutfunda bulunduğunuz “her türlü desteği” Kültür Turizmi odağında görme arzumuzu izinlerinizle bilgilerinize sunmak isterim. Bir Sümer atasözü, “biliyorsun, niye öğretmiyorsun” demiş. Topluma öğretmeden, istemek olmaz. Ve biz “Batı Uygarlığını yaratanların Yunan değil, Anadolu halkları olduğu” bilimsel doğrusunu, tüm dünyaya en etkin biçimde dünyanın en iyileri arasında sayılan tatil köylerimizde düzenlenecek özel köşelerde görsel olarak anlatabileceğimizi sanıyoruz. Ancak ilkin Ulusça bu önemli gerçeğin bilincinde olmalıyız. Yılların acı deneyimiyle söylemeliyim ki, bunu Batılı’ya kabul ettirmeden kendi insanımıza kabul ettirebilmenin olasılığı yoktur. Çünkü yerli konferanslarımda karşılaştığım ilk soru hep, “Batılı bilimciler bu konuda ne diyor” olmuştur. Ve onları, bu bilimsel uğraşın zaten Batılı’nın Hellen Dostluğu üzerine temellenmiş yanlışına karşı sürdürüldüğüne inandırmak pek mümkün olmamıştır; bu konuda eğittiğimiz turist rehberleri için bile olmamıştır. Çünkü halkımız kendi bilimcisine karşı inançsızdır. Batı hayranlığı çıkmazının kısır döngüsünde Mustafa Kemal’in “güvenilen ve öğünülen” bilimcileri olamayış, bizi çok yaralar. Yılgınlık bilimciye yakışmaz. Dilerseniz eğer, ilkin Bakanlığınız mensuplarını bilgilendirmek isteriz; sonra tatil köylerini ve turist rehberlerini. Ya da, yine Yunanistan’da yapıldığı gibi, aydınlatma seferberliğine İlkokul’dan başlamak isteriz ve bunu orta öğretim ders kitaplarının içeriğinde kalıcılaştırmak isteriz. Özellikle isteğimiz, konuyu uluslararası sempozyum ve panellere taşımak, her düşünceden bilimcinin görüşüne açmak ve “Batı Uygarlığı’nın yaratılışında Anadolu Gerçeğini” toplum önünde tartışmaktır. Sayın Bakanım; Batılı, Yunanistan’a kendi kültürünün köklerini görme güdüsüyle gider. Ve o Yunanistan’da ülkemizdeki görsellikte anıtlarıyla etkileyen antik kent sayısı bir düzene dolayındadır ve yerkürede Anadolu’nun zengin kültür mozayiğine yaklaşan bir başka toprak yoktur. İnsanlık ilk bu topraklarda mağaradan toprağa inmiş, ilk kenti kurmuş, ilk evi ve ilk tapınağı bu topraklarda temellendirmiştir. İlk kabartma ve ilk heykel burada yontulmuş, duvara ilk resim burada boyanmıştır. Bunun anlamı, insanlık tarihinin ilk mimarının ve ilk heykeltraşının Anadolulu oluşudur. Ve “Yunan Tanrıları” ilk Anadolu’da “doğmuşlardır”. Adı haksızca “Yunan’a” çıkan çevresi sütunlu tapınak mimarisinin yaratıcıları da, tiyatroyu düşünen ve biçimlendirenler de bu toprağın insanıdır. Ve doğa bilimcileri evrenin gizemine ilk burada varmışlardır. Bu gerçekleri zaten hiçbir Eskiçağ bilimcisi inkar etmez de, onlara göre “Anadolu’nun Ege kıyıları Yunan sömürgesidir”. Ve kimseler çıkıp da bunu savlayanlara, “öyleyse eğer; sanatı ve bilimi yaratan bu çağdaş değerler neden Yunanların kendi toprakları üzerinde değil de, Anadolu toprağı üzerinde köklenmiştir; ve neden Ege’nin doğu yakasında sömürge yaratmış, Ege’nin batı yakasında anayurt almıştır” sorusunu bile sormaz. Tek başına bu sorunun akılcılığında bilimini ve sanatını yerli Anadolu halklarının yaratması olarak bu topraklarda bilirse Batılı, kuşkusuz Türkiye’yi yeğleyecektir. “Bilgi Çağı”nda arayış içindeki insanı “çağıran”, güneş ve deniz değil, “kültür“dür; yurdumuzda güneş ve denizle birlikte en eskisi, en zengini ve özgünüyle vardır. En derin saygılarımla. Prof.Dr.Fahri Işık |
![]() |
Göynük’teki Mirage Park Resort tesislerinde gerçekleşecek olan Bölge Konferansı süresince üyelerimizin ilgisini çekebileceğini düşündüğümüz bazı etkinlikleri duyurmak istiyoruz. Organizasyon Komitesi, Resim-Heykel-Seramik-El işleri-Özel Koleksiyon v.b. gibi konularda açılacak sergilerin yanı sıra, konferansın ikinci gününde “Rotary Starları Gecesi” adlı bir etkinlik planlanmakta. Rotaryenler, Rotaryen eşleri ve çocuklarının katılabileceği bu etkinliklerde yer almak isteyenlerin 30 Mart 2002 tarihine kadar Ankara Kızılay Rotary Kulübü Organizasyon Komitesi Başkanı Rtn.Rıza Yandım’a başvuruda bulunabileceklerini hatırlatalım. ryandim@marketweb.net.tr . Bölge Konferansıyla ilgili daha geniş bilgiyi bölgemizin web sayfasında bulabilirsiniz. |
BEN KİMİM?... Kendi Kaleminden Rtn.Gönül Mutluİstanbul’da 1942 yılında dünyaya geldiğimde anneannem düşen göbeğimi cami duvarına koymuş; okusun diye. O gün bugündür hafızlık yapmaktan kurtulamadım.Memur çocuğu olduğumdan ilk öğrenim yıllarım Anadolu vilayetlerinde geçti. Babamın son tayini İzmir olunca Lise ve Üniversite öğrenimimi İzmir’de tamamladım. İlk gençliğimi yaşadığım İzmir yılları Türkiye’nin de masum ve romantik yılları idi. Yaz sinemalarında seyredilen “Happy End” li , Avaremu’lu filmler,fuarda ilk kez gördüğüm televizyon ,İstanbul tiyatrolarının turneleri . Üniversiteye girdiğim yıl sonunda, 27 mayıs ihtilali ile birlikte devinimli süreç de başladı.. Yürüyelim dediler yürüdük; nereye yürüdüğümüzü düşünmeden. Ankara’ya gelerek Uzmanlık ve Akademik Kariyer eğitimimi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kürsülerinde tamamladım ve Doçent ünvanını aldım. Kısa süreli yurtdışı çalışmalarım da oldu. Üniversitelerde sağ sol çatışmaları başladığında gene olayların içinde idik. Bir sabah fakülteye geldiğimde çatıda kırmızı bayraklar gördüm. Ne oluyor dediğimde Deniz Gezmiş adını duydum. Ben de genç bir anne idim o günlerde. Okul tatil dendiğinde sevinmiştim; kızımla meşgul olabileceğim için. Olaylar gittikçe tırmandı. Okula geldiğimde bir gün ortalığı toz duman götürüyordu. Ülkücüler basmış morfoloji binamızı; tavan delik deşikti. Derken 12 Mart’la gelen günler. Eşim Mamak Muhabere Okulu’nda Kurmay Başkanı idi o sıralar. Stresli bir yaşantı. Sonuçta arka arkaya kalp krizleri. Yaz tatillerimizi geçirdiğimiz Antalya’nın doğasını ailece çok sevmiştik. Antalya’da Tıp Fakültesi açılacağını duyunca talip oldum.1979 yılında.Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim dalına kurucu öğretim üyesi olarak atandım. Derken 80 ihtilali ve YÖK’lü yıllar. Öğrencilik ve çalışma hayatım boyunca Türkiye’de standartların bir türlü oluşamadığını gördüm. Bu durum insanı ruhen ve bedenen yoruyor. Şimdilerde sade bir öğretim üyesi olarak görevime devam ediyorum. Tek başıma geldiğim bölümümde öğrenci laboratuvarlarının, hastane mikrobiyoloji laboratuvarlarının ilk kuruluşlarını yaptım. Pek çok öğrenci ve uzman yetiştirdim. Şu anda yetişmesine katkıda bulunduğum Profesör, Doçent arkadaşlarımla birlikte çalışmaktayım. Bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. AİDS hastalığının henüz Türkiye’de tanınmadığı yıllar. Tanı için gerekli aletten Türkiye’ye 5-6 tane geliyor. Bir tanesi de benim laboratuvarımda. Meslektaşlarımdan biri hasta yolladı.. HİV pozitif çıkmaz mı . Bir daha yapıyorum gene pozitif. O güne kadar Türkiye’de kimse AİDS tanısı almamış. Sonuçta raporu verdim HİV pozitif diye. O ilk rapor sağlık bakanlığına ulaşınca AİDS ihbarı mecburi hastalıklar arasına alındı. İki yıl kadar önce bir araştırma için köye gitmiştik. Köylülerle sohbet ederken yaşlı bir teyze bir bana bir de ekibimdeki gençlere baktı. Sen gocamışın hala ne çalışıyon dedi. Sen de bak sırtında torununu taşıyorsun. Sağlıklı kalmak için insan hoşlandığı işi yapmalı dedim. İki kızım var. İki de torun sahibiyim. Rotary’ye girişim eski başkanlarımızdan sevgili Teoman Süer aracılığı ile oldu. Beni böylesine güzel bir aile ile tanıştırdığı için kendisine teşekkür ediyorum. Rotary’de her gün yeni şeyler öğreniyorum. Daha uzun yıllar Rotary öğrenciliğimin sürmesini diliyorum.. Sevgi ve saygılarımla, Rtn.Gönül Mutlu |
| HATASIZ
KUL OLMAZ... Değerli Dostlar, 28 Şubat tarihindeki toplantıda bir konuşma yapan Taylan kardeşimizin konuşmasını büyük bir hayranlıkla dinledim. Taylan yirmi yaşın çok ötesinde bir olgunlukla ve dilimizi gerçekten hepimize nasip olmayacak kadar iyi kullanarak, belki bir nebze fazla uzun, nefis bir konuşma yaptı. Ama naçizane kanaatimce o kadar kusur kadı kızında da olur. Taylan arkadaşımızın bizzat kendisine ve onu RYLA semineri için seçerken gösterdikleri isabet nedeniyle bu konuyla ilgilenmiş dostlarımıza bir kez daha kişisel olarak teşekkür etmek isterim. Bu vesileyle de beni oldum olası rahatsız eden bir noktaya dikkatinizi celb etmek isterim. Bazı dostlarımız kürsüdeki konuşmacının bir hata yapmasını neredeyse şevkle bekliyor gibiler. Ve artık umutla beklendiğini düşündüğüm bu hata sonunda yapıldığında, bunu konuşmacının ve etraftaki masalarda oturan diğer arkadaşlarımızın farkına varacağı şekilde eleştirmeye başlıyorlar. Bu da bence hem konuşmacıyı rencide ediyor, hem sonraki toplantılarda yeri geldiğinde bir fikrini ifade etmeyi düşünecek dostlarımızın gelecek bu tür eleştirilerden peşinen korkarak çekingen davranmalarına neden oluyor. Belki açık kürsü yapıldığında ya da konuşmacılarımız sorular ve yorumlar beklediğinde hiç ses gelmemesinin bir nedeni de bu. Hepinizi saygı ve sevgiyle selâmlıyor, düşüncelerimi sizlerle paylaşmama olanak veren bülten komitemize teşekkür ediyorum. Rtn.Hulki Demirel |
| ROTARY BİLGİLERİ Elimize yeni geçen Rotary dergisinin son sayısında yer alan U.R.Başkanı Richard D.King’in yazısından birkaç alıntı yapıp, sizlerle paylaşmak istedik. Başkan King, bugün Rotary’nin karşı karşıya bulunduğu sorunları dört önemli kategoride özetliyor:
|
Richard D.King, 21.Yüzyılda Rotary kulüpleri olarak kaderimizi belirlemek için, her şeyden önce hedefleri doğru koymamız gerektiğini belirtiyor ve bunları şu şekilde sıralıyor:
|
ŞEY YAZARINA YANITIMDIR Günlük bir ceridede; kaptığı sütunundan ara sıra Amerika hatıralarından da dem vurarak bilgiççe ona buna sataşan çok bilmiş Serdar Turgut namıyla maruf ve hatta dahi şahsına hicabımdan alenen ifade edemeyeceğim ama; şey... yazarı denen zat; burada yani cehennemde; kadim arkadaşlarım Fucoult, kendisi; fani dünyanızda felsefecilikle iştigal eder idi ki; yani umumi anlayışa göre resmi erkan, nüfus sayımlarında mesleği sorusu kısmına şahsı için boşta gezer yazardı ve Wagner kendisi; bizim zamanımızın; klarnet, cümbüş, kanun, def , kemani ve bağlamaları sayılan ve şimdilerde sizlerin bu aletlerin oluşturduğu ve adına fasıl denen orkestraların icra ettiği müzik eşliğinde, adına fasıllı meyhane denilen ilim ve irfan mekanlarında; içki eşliğinde nedense her ahenkli tıngırtıda adeta yukarıdan vahiy gelmiş gibi meydana fırlayarak değme rakkaselere taş çıkartırcasına ceketinizi belinize sararak göbek attığınız konserlerinizin bir nevi benzeri olup; obua, viyola, piyano,flüt, keman gibi müzik aletlerinin oluşturduğu büyük bir orkestra ile yine büyük bir salonda duhuliye ücreti karşılığında icra edilen ve adam gibi sıralara oturarak dingişmeden ve de ses çıkarmadan dinlenilen ve adına klasik batı müziği denilen eserlerin bestecisi idi ki; sizin zamanınızda onun yaptığı da fani dünyanızda beş para etmez idi. Her neyse; ben, Fucoult ve Wagner ile cehennemde bizimle birlikte yaşayan yani; sizin anladığınız anlamda ölmüş ve ateşte Parlak aşevinde yediğiniz piliç misali kızardığı varsayılan diğer günahkar ahalinin dahi bu hoş mekanda da kızarırken; sonsuz kere dönüp dönemeyeceğini tartışırken; sizin dünyanızdan buraya yeni intikal eden Allah rahmet eylesin ve varsa günahlarını affetsin şair Can Yücel yanımıza geldi. Kendisini pek bir sevdik, karşılıklı olarak kanımız kaynadı. Bana; gençlik resimlerini gösterdi ki, ol anda onun da bıyıklarının, benimkiler gibi pek bir haşmetli olduğunun altını çizdim... kafamda tabi. Rahmetlinin ifadesine binaen söylüyorum; bu şey... yazarı benim için bir yazısında felsefeci olarak bir tezeğe yaramadığım gibi çok çirkin olmam hasebiyle, hem kadınları sevemediğimi hem de yine aynı nedenle her gördüğüm kadına aynen ve anında aşık olduğumu tabi ki de hiç birinden yüz bulamadığımı yazmış. Hemen yanıtlamak isterim ki onun bildiği yanıldığına yetmez. Kendisi isterse sütununda becerikli aşk hayatını ahaliye faş edebilir, ancak benim gibi erdemli bir erkek beraberliklerinin muhteşem gizlerini, umumla paylaşmaz ki bu da; erkekliğin raconudur bittabi. Kendisiyle muhatap da olmak istemem doğrusu. Ona tavsiyem; beni gerçekten anlayan ve sizin zamanınızda yaşayan; bilge ve mümtaz şahsiyetlerini naif ve zarif bedeninde birleştiren, büyük yazar ve filozof, muhterem insan Naci Yazıcı beyden ilim ve irfan alarak fikir eksikliğini tamamlamasıdır. Yine de fikriniz olsun diyerek kadınlar hakkında ki fikirlerimin bir bölümünü sizlerle paylaşmak isterim. “Açıkçası kendilerini pek bir severim .Ama bence; kadın özerk ve özgür olmak ister; bu amaçla da erkekleri “kadının kendisi” ( ne lüzum varsa) hakkında aydınlatmak ister. Kadınların kendilerini beceriksizce apaçık ortaya koyma çabaları neyi aydınlatacak ki? Saçımızın kelini mi! Kadınların birazcık utanmak için bile o kadar çok sebepleri var ki saymakla bitmez. Onlarda ki ifrat kalibresindeki titizlik, yüzeysellik, bizlere akıl hocalığı taslama hevesleri, bize yemek pişiriyor diye kendini bir şey sanmalar, büyüklük tutkuları ki davranışları ancak çocukların seviyesinde ki daha ne anlatayım. Bunlar şimdi kalkmış, bizler üzerinde kendileri hakkında korku üretmek istiyorlar ki bizler üzerinde egemenlik kursunlar. Biraz zor tabi. Hakikat; kadınların, özelliklede aynayla başı hoş olmayanları için; başında beri baş düşmanıdır. En büyük sanatları yalan, en yüce dertleri ise; iç değil dış görünüşleri yani güzellikleridir maalesef. Burada itiraf etmem gerekir ki, biz erkekler; kadındaki bu sanata ve de güzelliklerine saygı duyuyor ve maalesef aşık oluyoruz. Bir de bunun üstüne; bu zorluklara, ellerine, bakışlarına katlandığımız ve de isteklerini paylaşmaya katıldığımız için; erkekçe ciddiyetimiz budalaca görünüyor. Bakınız etrafınıza; kadının, kadınları hor gördüğüne şahit olacaksınız. Aşağıdaki sözlerimse; kadın dostluğuna, inanmasanız dahi bir çağrıdır: Kadınlar politik konularda ağızlarını açmamalı. Kadınlar, kadınlar hakkında ağızlarını açmamalı! “ Friedrich NIETZSCHE |
Rotkoç köşesi evrim göstermeyi sürdürüyor. Gördüğünüz gibi bu hafta işi reklam almaya kadar götürdüler. Güya bu karşılıklı sponsor ilişkisi içinde oldukları bir web sitesiymiş. Nedendir bilinmez; felsefe, sosyoloji, tarih, bilim gibi konularla ilgilenen dostlarımızın bu siteyi ziyaret etmelerini hararetle öneriyorlar. Bugüne kadarki deneyimlerimiz, özellikle Naci Yazıcı dostumuzun bu derecede ısrarcı tavrını şüpheyle karşılamamıza neden oluyor. Bizden uyarması: Galiba bu işte bir bit yeniği var. Biz gene de adresi verip, komite olarak üzerimize düşen görevi yerine getirmiş olalım ve bir kez daha hatırlatalım: Sürprizden hoşlanmayan dostlarımızın gösterebilecekleri tepkiden bülten komitesi sorumlu tutulamaz!!! http://www.filozof.tripod.com |
SİZİN KÖŞENİZ... Rtkç.Baha Kızılırmak’tan gelen bir iletiyi “insanlık adına” sayısız yararlar sağlayacağı düşüncesiyle yayınlıyoruz. BİLMENİZ GEREKEN BAZI KANUNLAR
...YA DA DİĞER ADIYLA DOĞA YASALARI(?!) |
Bültenimizin genel olarak ilgiyle izlendiğini görmekten son derece mutluyuz. Hele bazı dostlarımızın bu yayını satır aralarında gezinecek derecede dikkatle okuduklarına tanık olmak, inanın mutluluğumuzu ve çalışma şevkimizi bir kat daha arttırıyor.(kaldı 15 hafta...) Böylesine kapsamlı bir çalışmayı haftalık hazırlamanın ne kadar zamanımızı aldığını soran üyelerimizin meraklarını gidermek amacıyla, bu konuda uzun uzadıya yakınmaları yazıya dökmek yerine, komitemiz çalışanlarından birinin fotoğrafını yayınlamayı yeğledik. Yorum sizin...
|