![]() |
![]() |
Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Sayı : 20 Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246 E-mail: antalya.@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr |
| G E Ç E N H A F T A | Talya Kongre Merkezi - 13.11.2001 - 1211/19 |
|||||
Toplam Üye |
50 + 11 |
ORTAK EŞLİ GECE – GUVERNÖR ZİYARETİ |
||||
Katılan Üye |
28 + 5 |
KONUŞMACI | 2430.Bölge D.G.Ömer Tezcan | |||
Katılım |
% 58 |
KONUKLAR | ||||
TELAFİ KARTI GETİRENLER |
Rezan – Ömer Tezcan | Onur Konukları | ||||
| Rotaryen Eşleri | ||||||
TOPLANTI
NOTLARI :
|
| B U H A F T A | Talya Oteli - 22.11.2001 - 1212/20 |
||||
| KONUŞMACI : Doç.Dr.Recai Tekoğlu | MÖNÜ : | ||||
| KONU : Anadolu Dilleri | Yeşil Salata, Çoban Kavurma, Meyve | ||||
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
||||
25.11 |
Kadir Çeliktürk | 23.11 |
Deniz – Hülagu Şencan | ||
24.11 |
Çiğdem – Fikri Zaman | ||||
| ÜYELERİMİZDEN HABERLER... |
PROJELER
...ETKİNLİKLER ... |
BEN KİMİM?... Kendi Kaleminden Rtn.Hülya YazıcıBugüne kadar nerede doğduğumu söyleme durumunda olduğumda aklıma hep ilkokul kitaplarında Ömer Seyfettin’in Kaşağı hikayesi gelir. O hikayenin ilk satırları “Ben Gönen’de doğdum.” diye başlar. Bu cümlenin hemen altına düştüğüm not “ben de Gönen’de doğdum”dur. 1959 yılının eylülünün ilk günü doğmuşum. Asker bir baba ve ev kadını bir annenin dört çocuğunun ilkiyim. İlk ve ortaokulu babamın görevi nedeniyle Kütahya ve Çanakkale’de, liseyi ise parasız yatılı olarak Bursa Kız Lisesinde tamamladım. 1976 yılında ne olmak istediğime henüz karar verememişken kendimi İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Mimarlık Fakültesin de buluverdim. İstanbul’un sihrine işte o yıllarda yakalandım. Sanırım öğrenciliğin en zor olduğu dönemlerde üniversite yıllarım geçerken yani bu zorluklar yetmezmiş gibi henüz 19 yaşındayken sevgili eşimle tanıştım ve üç ay içinde evleniverdik. Aslında evlenmemiz erken olmasına rağmen pek çok öğrencinin problemi olan konaklama problemimi tamamen ortadan kaldırdı. Maçka’nın dik yokuşlarında nohut oda bakla sofa bir evimiz oluvermişti. Çok geçmeden biricik oğlumuz da artık bizimleydi. Hem öğrenciydim hem de anne ve hem de saat ücreti karşılığı çalışmaya başlamıştım. Oldukça yoğun günlerdi, şimdi ben bile bütün bunları nasıl başarabildiğimize hayret ediyorum. Derken 1982 yılında Naci de ben de okullarımızı bitirmiştik. Daha ciddi bir işim olmalıydı artık, gazete ilanlarını takip ediyordum ve meslek hayatımda çok önemli bir kişiyle bu şekilde karşılaştım. İki yıl çok değerli hocam Prof. Emin Necip Uzman’la çalıştım. Daha sonra beş yıl Prof. Sedad Hakkı Eldem’le çalışma şansına da erişen nadir mimarlardan oldum. Sevgili hocamızın vefatından sonra 1993’e kadar Feniş İnşaat’ta, daha sonra da serbest mimar olarak İstanbul’da büromda çalıştım. 1995 yılında İstanbul’dan güneye esen sert bir rüzgar bizi aldığı gibi Antalya’nın temiz havasına berrak suyuna ve güzelim doğasının kucağına bırakıverdi. Yeni bir hayat, yeni arkadaşlar...Bizim için ilk başlarda Antalya’da yaşam oldukça zordu. Ancak şimdi burada yaşadığım için çok mutluyum. 1998’in eylülünün ilk günlerinde o dönemin başkanı Hülagu’nun önermesiyle Rotary ailesinin bir elemanı oldum. Bu arada biricik oğlumuz Onur da benim okulumun Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’ni kazandı Zaten Onur İ.T.Ü ye anne karnında dokuz ay, bebek olarak da iki yıl tam olarak devam etmişti. Öğrenciliği henüz bitmedi, sanırım bir buçuk yıl daha süresi var. Şu sıralar kriz dolayısıyla büromda Rotary Toplum Merkezi projesi ve üç minik, bir anne kediyle vaktimi geçiriyorum. Hayatımın hiç bir döneminde işsizlikten bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum, çünkü hiç böyle bir dönem yaşamamıştım. Umarım böyle sürüp gitmez ve herhalde bundan daha kötüsü de olmaz. Hayatımın her döneminde sporla bir şekilde uğraştım ve uğraşmaya devam ediyorum. Sinemayı ve klasik müzik konserlerini iyi takip ettiğimi söyleyebilirim. Her zaman kendim olmaya gayret ettim. İçimden geldiği gibi konuşurum, kendimi engellemeye çalışmam. Neşeli olduğum söylenir. Bana verilen ya da yapmaya talip olduğum her işi en iyi şekilde, eksiksiz ve zamanında tamamlamak temel prensibimdir. Başka da anlatacak değişik bir özelliğim olduğunu sanmıyorum. Rotaryen sevgilerimle... Rtn. Hülya Yazıcı |
EKİM’DE %100 DEVAM SAĞLAYANLAR Yavuz Canöz İbrahim Coşar Süleyman Çevik Senay Dodanlı Hasanali Gönen Nuri Güvenç Levent İçel Muharrem Karataş Fatma Kızılırmak Aytaç Küçükünal Fehim Öz Teoman Süer Yaşar Süzen Hülagu Şencan Hülya Yazıcı Oktay Yiğitbaşı |
EKİM AYI DEVAM RAPORU Tıpkı Eylül’de olduğu gibi geçen ay da biri işyeri gezisi, diğeri de eşli gece olmak üzere iki toplantımız farklı platformlarda gerçekleşince, olan gene devam yüzdelerine oldu. Üstelik iki standart toplantıdan biri de ATSO seçim çalışmalarının etkisinde kalınca, %60 küsurlarda kaldığımız görüldü. Ancak şu günlerde bolca ortak toplantı yapılmasının getirdiği telafi kısıtlamasını dikkate alan devam komitemiz, bir iki dostumuza “geçici” torpil yapma yoluna gitti. Böylece komitemize borçlanmış olan bazı üyelerimizin önümüzdeki iki hafta içinde mutlaka atendans kartı getirmeleri gerekecek. Bizden hatırlatması. Ekim geneline şöyle bir bakalım :
Dostumuz İzzet Uzun’un bu ay da hiçbir toplantıya katılmadığını hatırlatalım. |
1 TEMMUZ’DAN BU YANA %100 DEVAM SAĞLAYANLAR İbrahim Coşar Süleyman Çevik Hasanali Gönen Levent İçel Muharrem Karataş Fatma Kızılırmak Aytaç Küçükünal Fehim Öz Teoman Süer Yaşar Süzen Hülagu Şencan Hülya Yazıcı Oktay Yiğitbaşı İlk dört ayın sonunda kulüp olarak devam ortalamamız % 72 |
ROTARY BİLGİLERİ... Bu hafta da konumuz bir kez daha Eşleşmiş Bağışlar. Rotary Vakfı içinde çok özel bir yere sahip olan bu programdan yararlanabilmek için sözkonusu projenin bazı özelliklere sahip olması gerekiyor. Yanda bunları sıralıyoruz. Ayrıca iki önemli noktaya daha dikkat etmek gerekiyor : * Bir kulüp en fazla 8 eşleştirilmiş bağış projesini “aynı anda” yürütebilir. * 20.000.–50.000.$ arası tutarı olanlar için projeler arası yarışmada karar verilir. |
NASIL BİR PROJE OLMALI ? |
Değerli Rotaryen Dostlar, Geçen hafta zorunlu olarak bir ayrılık yaşadık.Aslında zorunlu diyorum ama buna sorunlu desek daha iyi olur kanısındayım. Efendim mesele şu: İş toplantısı nedeniyle İstanbul’a gitmek zorundaydım . Teknolojinin vardığı noktayı gözönüne alarak yazımı bilgisayar ile yazarak yayınlatabileceğimi düşünmüştüm, fakat yanılmışım. İşin içine insan faktörü girince ( hele de bu insanlar teknolojiyi çok iyi kullanabilen kötü niyetli insanlar olunca) işin rengi değişiyor. Yazımı İstanbul’da bilgisayar ortamında yazarak Genel Yayın Yönetmenime gönderdim.Fakat nasıl olduysa oldu bu köşede benim yazı yazmamdan rahatsız olan bir takım karanlık kişiler bu yazıyı ortadan kaldırarak , başka bir şahsın yazısını yayınlatıyorlar(şimdi bu kişinin adını burada anarak onun reklamını yapmak istemiyorum ,zaten onun istediği de bu). Yine altını çizerek belirtmek istiyorum ki, yukarıda sözünü ettiğim 'bir takım karanlık kişiler' ile 'başka bir şahsın' aynı kişiler olduğunu asla ima etmiyorum. Fakat gördüğünüz gibi döndüm ve köşemin başındayım. Yine her zaman olduğu gibi iyiler ve doğrular kazandı. İstanbul’da uluslararası bir Kulak Burun Boğaz toplantısına katıldım. Orada yaşadığım ve beni çok etkileyen bir olayı sizlerle paylaşmak isterim. Bu toplantıya ABD’den 10 kişinin katılması gerekirken 2 kişi gelmiş ve diğerleri, savaş nedeniyle can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle katılamayacaklarını bildirmişler. Bunun üzerine toplantıyı düzenleyen Sayın Prof.Dr.Kemal Değer bu kişilere bir mektup yazmış, bunu size aktarmak istiyorum; Sizler can güvenliği olmadığı için korkunuzdan buraya gelmediniz, fakat Amerikan ve Türk askerleri, yani bizlerin çocukları korkusuzca savaşa ve belki de ölüme gittiler. Siz ilerde çocuklarınıza, torunlarınıza bunu hangi yüzle, nasıl açıklayacaksınız, bu utançla nasıl yaşayacaksınız? Çünkü bilim adamlarının cephesi de kongrelerdir, toplantılardır, okullardır, herkes kendi cephesinde işini en iyi yapmak zorundadır. Sizler bu halinizle bilim adamlığını haketmiyorsunuz, bu yüzden lütfen bir daha bizim düzenleyeceğimiz hiçbir kongreye gelmeyiniz. Ayakta alkışlanan bu sözleri hepimizin iyice düşünerek, değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Geçen hafta yine İstanbul’da yaşanan bir olay dikkatimi çekti. Sanıyorum hepiniz gazetelerde okumuşsunuzdur. Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül bölge esnafının da desteğiyle 'Ne alırsan al yarısını öde ' diye bir kampanya başlattı. Belli bir süreyi kapsayan kampanyada kuyruklar, izdihamlar yaşandı. Hem halk hem de esnaf çok memnun oldu. Bu da gösteriyor ki doğru kişilerle doğru yönlendirmeler yapılırsa ortaya iyi şeyler çıkabiliyor. Yeter ki aklımızı hep kötülüğe, bir başkalarını kazıklamaya ve kısa yoldan köşe dönmeye çalıştırmayalım. Bu arada bir başka konu var ki deyinmeden geçemeyeceğim. Geçen hafta benim yerime, zorunlu olarak yazısı yayınlanan (Bu köşe boş kalmayacağına göre mutlaka birilerinin yazmaya çalıştıkları yayınlanacak tabi ki) ve Washington Post’dan bildiren Naci Yazıcı’nın hafif yollu beni tehdit ettiğini duydum; ciddiye almıyorum ve cevap vermiyorum ama rahmetli dedemin her zaman söylediği bir atasözünü de aktarmadan yapamayacağım; Okunmasa da olur Washington Post Olmaz olsun Naci gibi Dost Geldik haftanın sorusuna: Herkesin kriz diye diye ağladığı bir ortamda, bir biletin 15.000.000 TL’na (ONBEŞ MİLYON TÜRK LİRASI) satıldığı bir sinemada (İstanbul Ritz Carlton Oteli Sineması) bilet bulunamamasını nasıl açıklıyorsunuz. Sevgiyle kalın Rtkç.ERKAN DODANLI |
SİZİN KÖŞENİZ... Thomas Friedman'ın "Lexus
ve Zeytin Ağacı - Küreselleşmenin Geleceği" kitabından: |
BÜLTEN KOMİTENİZDEN... “Eleştiriler, Öneriler” bölümü geçtiğimiz haftaki duyurumuzdan da hatırlayacağınız gibi misyonunu tamamlayamadan ebediyete intikal etti. Etti etmesine de, bu durum bültenimizin son bölümünde hatırı sayılır bir boşluk oluşmasına yol açtı. Biz de komite olarak düşündük, taşındık ve tüm bülten boyunca kendimizi yeterince ifade edemiyoruz diye üzülerek, şöyle küçük bir dipnot köşesi açalım dedik. Yayın hayatına başladığı günden bu yana tarafsız habercilik ilkesinden ödün vermeksizin çalışmalarını sürdüren ve çeşitli gelişmeler hakkında yorum yapmaktan ısrarla kaçan komitemiz, böylece kendi görüşlerini çok kısa da olsa duyurabileceği bir bölüm yaratma yoluna gitmiş bulunmaktadır. Evet dostlar, bu köşe bizim, yani bülten komitesinin kendi köşesi olup, tamamen bağımsız, özgür ve özerk olmak bir yana, her türlü eleştiri ve öneriye de kapalıdır. Haftalardır hepinizden ricada bulunduk, hatta yalvarıp durduk, bir şeyler yazıp gönderin diye. Ve fakat olmadı, olamadı. Önerin dedik önermediniz, eleştirin dedik eleştirmediniz... Sonunda olacağı buydu işte. Artık bu köşede yazılanlara beğenseniz de beğenmeseniz de katlanmak durumundasınız. Şikayetlerinizi önce başkanımız Fatma Kızılırmak’a, sonuç alamazsanız Guvernörlük makamına, daha sonra da Uluslararası Rotary Başkanı Richard D.King’e iletebilirsiniz. Başvurularınızın ilgiyle karşılanacağından lütfen emin olunuz... |