![]() |
![]() |
Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Sayı : 21 Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246 E-mail: antalya.@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr |
| G E Ç E N H A F T A | Talya Oteli - 22.11.2001 - 1212/20 |
|||||
Toplam Üye |
50 + 11 |
KONUŞMACI | Doç.Dr. Recai Tekoğlu | |||
Katılan Üye |
34 + 4 |
KONU | Anadolu Dilleri | |||
Katılım |
% 68 |
KONUKLAR | ||||
TELAFİ KARTI GETİRENLER |
Rtc.Mustafa Kalender | Aspendos Rotaract Kulübü | ||||
| İbrahim Coşar | Kaleiçi R.K. | Neşe Yıldız | Fatma Kızılırmak’ın Konuğu | |||
| Süleyman Çevik | Perge R.K. | Gülnur Atmaca | Selahattin Saklıca’nın Konuğu | |||
| Yaşar Süzen | Perge R.K. | |||||
| TOPLANTI
NOTLARI : |
ESKİ ANADOLU DİLLERİ Anadolu Dilleri deyimi, M. Ö. yaklaşık olarak 2. binyılın ortalarından Hellenistik çağın başlangıcına kadar Anadolu’da yaşamış yerli halkların dillerinin incelenmesine verilen bir isimdir. Bu diller arasındaki akrabalık ilişkileri, Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir branşına konu oluşturmaktadır ve bilinen en eski Hint-Avrupa kökenli dillerin temel örneklerini teşkil etmektedir. Anadolu’da 2. binyılda kayıtlara yansımış Hint-Avrupa kökenli diller, Neşa dili (yanlış bir şekilde Hititçe olarak adlandırılmaktadır), Luwice ve Palacadır. Neşa dili, bugün Boğazköy olarak bilinen Hattuşa kentinde büyük bir devlet kurmuş ve yaklaşık 500 yıl boyunca Anadolu ve Önasya tarihine yön vermiş halkın dilidir. Luwice, batı ve güney batı Anadolu’da yaşayan değişik halkların dili olarak tanımlanmaktadır. Palaca ise, orta batı Karadeniz’de varlığını sürdürmüş, siyasi ve askeri bakımdan etkisiz bir halkın dilidir. Her iki dilde de yazılmış özgün belgeler yoktur. Bunlar, Hattuşa’da ele geçen çivi yazılı tabletlere çoğunlukla dini sebeplerden dolayı yansımışlardır. Birinci binyılda bu dilleri Hiyeroglif Luwicesi, Likçe, Milyaca, Karca, Lidce gibi diller izlemektedir. Hiyeroglif Luwicesi, genel olarak, birinci binyılla karakterize edilmektedir. İkinci binyılda Hiyeroglif Luwicesinin kullanılmış olup olamayacağının kesin bir tanımı yapılamamaktadır. Hiyeroglif yazısı, Anadolu’nun en özgün yazı sistemidir. Bu yazı ile kayda geçirilmiş anıtlara, baskı ve mühürlere güney doğu Anadolu’dan İzmir ve Çanakkale’ye kadar geniş bir alanda rastlanmaktadır. Eski Anadolu Dilleri filolojisinin son yirmi yıldaki en önemli gelişmelere imzasını vuran araştırma sahası Hiyeroglif yazılı anıtlar alanında gerçekleşmektedir. Hiyeroglif Luwicesine en yakın dil, Milyaca’dır. Bu dilde sadece iki anıt ele geçmiştir. Ne yazık ki, dilin çözümlenmesinde çok az bir gelişme kaydedilmiştir. Milya dili, Likçe aracılığıyla korunabilmiştir. Likçe, birinci binyıl Anadolu dillerinin en çok gelişme kaydetmiş dillerinden bir tanesidir. Buna rağmen, dilin sözlük yapısının ancak üçte biri anlaşılmaktadır. Karca, çok yakın zamanlarda çözümlenmiş bir dildir. Kaunos kentinde bulunmuş Grekçe-Karca bir çiftdilli yazıt, dilin çözümlenmesini garanti etmiştir. Lidce, eski Anadolu dilleri alanında çözümlenmiş ilk dildir. Çözümleme geçmişi, yaklaşık 120 yıl kadar geriye gitmektedir. Sardis kentinde ele geçirilmiş olan Aramca-Lidce, Grekçe-Lidce çiftdilli yazıtlar aracılığıyla dil çözümlenebilmiştir. Bütün bu diller, Avrupa’da konuşulan Latince, Yunanca, Almanca, Fransızca, Rusça ve benzeri dillere, eski Hint metinlerinin dili Sanskritçe’ye ve Pers-Avesta-Pahlavi-Farsi dillere akrabadırlar. Ancak çözümleme bakımından eski Anadolu dilleri bütün bu dillerin oldukça gerisinde kalmaktadır ve üyelerinin tam niteliği hakkında hala çok az şey bilinmektedir. Hint-Avrupa kökenli dillerin dışında Kaskas Dilleri de Anadolu’da konuşulmuştur. Hatti dili, Hurri dili ve Urartuca bu gruba girmektedir. Bunlar bugünkü Gürcüce, Lazca, Çeçence, Abhaza ve Dağıstani dillerine akrabadırlar. Ayrıca, bazı Sami dilleri de Anadolu’da ortaya çıkmaktadır. Kayseri yakınlarındaki Kaniş Karum’unda Anadolu’ya özgü bir Akadca kullanılmıştır. Ayrıca, klasik Akadca ikinci binyılda Anadolu’da diplomasi diliydi ve devletlerarası yazışmalar bu dilde yapılıyordu. Birinci binyılda ise, gene bir Sami dili olan Aramca, Pers devletinin diplomasi dili olarak değişik halklar arasında kullanılmıştır. Gaziantep civarlarındaki Luwi kökenli Sam’al devletinin resmi dili de Aramcaydı. Esasen bir Lübnan devleti olan Fenike’nin en önemli belgelerine Adana civarlarında rastlanmaktadır. Bu dilin etkisi Alanya’ya kadar uzanmıştır. Bu diller de bugünkü Arapça ve İbranca’ya akrabadır. Bütün bu dillerin dışında kalan, ancak Anadolu kimlikleri açık diller de vardır. Frigçe bunlardan bir tanesidir. Esasen Ermenice de bir Anadolu dilidir. Etrüskçe, bugün pekçok bilim adamı tarafından bu dil grubuna sokulmaktadır. Bir Yunan lehçesi olduğu halde Pamfilya diyeleği Anadolu’ya özgüdür. Pisidya dili, Sidece, Kappadokya dili, Paflagonca, Bithinya dili v.b. hep Anadolu dillerinin zayıf üyeleri olarak sınıflandırılmaktadırlar. Ancak, Anadolu’nun bilinmezlikleri burada bitmemektedir. Sardis kentinde bulunmuş Sinagog yazıtının dili ve yazısına başka bir yerde rastlanmamaktadır. İskenderun yakınlarında bulunmuş ve bir Sami yazı modeline göre yazılmış Ördekburnu yazıtının dili meçhuldür. Bodrum’da bir antikacıdan satın alınarak yurtdışına kaçırılmış Von Grottus tabletinin dili ve yazısı çözümlenememektedir. Aphrodisias’ta, Perge’de ve diğer yerlerde bulunmuş graffitoların hangi dil ve yazılara ait olabilecekleri bugün bilinememektedir. Bütün bu hususlardan Anadolu Dilleri filolojisinin daha emekleme evresinde olduğunu ve halen yalnızca çözümleme girişimleriyle yol aldığını söyleyebiliriz. Bütün bu dilleri bir bütün olarak inceleyecek bir bilim dalı, değişik batı ülkelerinde temsil edilmesine karşın, ülkemizde henüz mevcut değildir. Ülkemiz üniversitelerini bildiği bir tek dile mahkum eden kör zihniyet aşılırsa, bu bilim dalının ülkemizde de okutulup öğretilmesinde sayısız yarar olacaktır. En basit faydası: bugün Türkçe’de kullandığımız “anne ve ata” kelimeleri neredeyse tüm eski Anadolu dillerinde de kullanılmıştır ve bize de bu dillerden geçmiştir. Saygılarımla, Recai Tekoğlu |
| B U H A F T A | Talya Oteli - 29.11.2001 - 1213/21 |
||||
| KONUŞMACI : Dursun Gündoğdu | MÖNÜ : | ||||
| KONU : Basın Ahlakı | Mevsim Salatası, Piliç Şiş, Dondurmalı Furun Sütlaç | ||||
DOĞUM GÜNLERİ |
EVLENME YILDÖNÜMLERİ |
||||
30.11 |
Ahmet Esat Kurşun | 03.12 |
Ege – Can Altay | ||
| ÜYELERİMİZDEN HABERLER... |
PROJELER
...ETKİNLİKLER ... Toplum merkezimizde sürdürmekte olduğumuz okuma yazma kursları ve benzeri çalışmalarla ilgili olarak KOYE* Ana Komitesi Başkanı Esat Yılgör‘den aşağıdaki mesajı aldık: Değerli Başkanım, KOYE Projesine göstermiş olduğunuz ilgiye ve Rotary'mize göstermiş olduğunuz ciddiyete teşekkür ederim. İnsanlığa hizmet görevinizde başarılar diler, Rotaryen saygılarımı sunarım. Rtn.Esat Yılgör *KOYE = Kolaylaştırılmış Okuma Yazma Eğitimi |
BEN KİMİM?... Kendi Kaleminden Rtn.Ege AltayGeçen hafta toplantı çıkışında sevgili Hülagu, sevgili Duran Çiftçi ile yanıma yaklaştı. Şimdi mi sonra mı söyleyelim?, ben sonra söylerim, gibi esrarengiz konuşmalardan sonra bu hafta ‘BEN KİMİM’ Köşesinin konuğu olduğumu öğrendim. Klasik bir başlangıç yapalım. 14 Nisan 1960 yılında Bigadiç’te doğdum. Bigadiç’i henüz görme fırsatım olmadı. Babamın kaymakamlık ve valilik görevleri nedeniyle Anadolu’nun çeşitli ilkokullarında ben öğrenci, annem öğretmen olarak yaşantımızı sürdürdük. 1972’de İzmir Maarif Koleji (şimdiki Anadolu Lisesi) sınavını kazanmam ve ailemin desteğiyle, onlardan ayrı kalmak pahasına da olsa gitmekteki ısrarım, yıllar sonra değerlendirdiğimde, hayatımdaki doğru kararlarımdan biridir. O yıllardaki eğitimin kalitesinin yüksekliği, kişisel gayretimle birlikte, kurs ve özel öğretmen desteği olmaksızın 1978 yılında Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanmamı sağladı. Bürokrat ve subaylarla dolu bir ailenin ilk hekim adayı olmak, bana benim ileriki yıllarda sağlık alanındaki sorumluluklarımın derecesinin göstergesiydi. Ağabeyim, O.D.T.Ü İşletme tercihini çoktan kullanıp, ihracata başlamıştı bile. Ablam da annem gibi tercihini öğretmenlikten yana kullanmıştı. Tatilleri, bayramları, yılbaşıları özleyerek, çoğu çalışarak geçirilen 6 yıllık fakülte hayatım, arkadaşlar, hocalar, hastaneler, hastalar ve onların dram ve sevinçleriyle dolu dolu geçti. Babam Siirt’teki görevinden ayrılırken, bir köylünün söylediği (Beyim! Buranın suyunu içen tekrar gelirmiş) sözünü, o zaman ağabeyimin askerliğine yormuştuk. Ancak, mecburi hizmet kurasında Siirt-Pervari’yi çekince, köylünün ağabeyimi değil, beni kastettiğini (daha doğrusu içine doğduğunu ) o zaman anladık. Kulakları çınlasın! Ben 6 yıl Tıp. Fak. + 2 yıl mecburi hizmetle boğuşurken, tıp seçmeyen lise arkadaşlarım meslek hayatlarını yarılayıp, toruna karışmışlardı bile... 1986 yılında Ankara ‘da göz ihtisasına başladım. İkinci yılda yaşamımın bir başka doğru kararını vererek (umarım Can Bülteni okur), fakültedeki üst sınıf ağabeylerimizden Dr. Can Altay ile evlendim. Eşim Antalya Tıp Fak.de Genel Cerrahi Uzmanı olduğundan, 1990’da buraya yerleştik. Antalya benim için bir ’İlkler’ şehriydi. Yeni evlenmiştim, ilk kez uzman olarak çalışıyordum, ilk kez muayenehane açmıştım, ilk çocuğum Cem doğmuştu. Cem 1990 doğumlu. Antalya Koleji 6. sınıfta, ders ve basket başarısını birlikte götürüyor. Emre 1995 doğumlu Antalya Koleji 1. sınıfta, ders ve sanat başarısını birlikte götürmeye çalışıyor. Onlara buradan iki kocaman öpücük yolluyorum. İki, pardon üç erkek çocuğa sahip olmak güç, ancak bir o kadar da zevkli. 1990 yılından beri SSK Antalya Hst.’nde Göz Uzmanı olarak çalışıyorum. Part time muayenehane ve kurucusu olduğum VİZYON Göz Hastalıkları ve Laser Kliniği’nde çalışmalarımı sürdürüyorum. Mesleki başarımdaki temel prensibim hastalarla empati kurabilmemdir.Branşımızla ilgili vizyonumuzu genişletmek amacıyla eşimle birlikte yurtiçi ve yurtdışı kongrelere katılıyoruz. Türk, Türk-Amerikan Oftalmoloji Dernekleri üyesiyim. Her yıl Ağustos ayındaki 1 aylık tatil (Bodrum öncelikli), yüzme, deniz aktiviteleri, klasik müzik olmazsa olmazlarımdan birkaçı... Sevgili Fatma’nın önerisiyle 5 yıl önce Rotary ile tanıştım. Futbol kültürümün az olmasından başlangıçta biraz zorlandım, ama şimdi No Problem.. 2 yıldır Uluslararası Avenü başkanıyım. Sizler gibi dostlar kazanmak, topluma yararlı aktivitelere katılmak beni mutlu ediyor, iş stresimi azaltıyor. Bak Hülagu! Gördün mü? Çekinecek bir şey yokmuş, bana özgeçmişini yaz demekte.... Rotaryen sevgi ve saygılarımla, Ege Altay |
ROTARY BİLGİLERİ... Kasım ayında dört hafta boyunca bu köşede Rotary Vakfı ve programlarıyla ilgili bazen uzun, zaman zaman da kısa bilgiler aktardık. Bu ayı kapatırken, biraz da vakfa yapılan bağışlardan söz etmek istiyoruz. Daha doğrusu komite başkanımız Ege Altay’ın “Bu hafta bültende Paul Harris Dostları ve Dost Adayları hakkında yazı çıksın!” şeklindeki talimatı doğrultusunda sizlere bağış yapmanın önemini hatırlatmak arzusundayız. Rotary’nin uluslararası platformlardaki saygınlığını arttıran ve Rotaryen olmamızla övünmemizi sağlayan çalışmalar yapan Rotary Vakfı, dünya barışına yönelik tüm insancıl ve eğitsel programlarını Rotaryenler’in bağışlarıyla gerçekleştiriyor. Paul Harris Dostu veya Dost Adayı olmak suretiyle bu anlamlı projelere doğrudan katkıda bulunabileceğinizi lütfen unutmayın. Düşünsenize; birkaç yıl içinde çocuk felci hastalığı yeryüzünden tamamen kalkacak ve böylesine eşsiz bir sağlık hizmetinde pay sahibi olma şansına siz de sahip olabileceksiniz. |
VAKFIN
GELİRLERİ YILLIK BAĞIŞLAR DAİMİ FON BAĞIŞLARI |
Sevgili Rotaryen Dostlar ,Bir haftalık ayrılıktan sonra tekrar beraberiz. Sizleri bilmem ama ben bu birliktelikten son derece memnunum. Ben yazacağım konuları, hafta içinde kafamda oluşturuyorum ve geliştiriyorum. Tam yazıyı yazma zamanı geldiğinde öyle bir konu gelişiyor ki, bütün düşündüklerim, tasarladıklarım siliniyor ve tamamen o konuya kanalize oluyorum. Bu hafta 24 Kasım Öğretmenler Günü ile ilgili yazı yazmayı düşünürken, Hürriyet gazetesinde Pakize Suda hanımefendinin o günkü yazısını okudum ve bende herşey koptu.Evet sevgili dostlarım (özellikle erkek dostlarım), bu hanımefendiye birilerinin dur demesi lazım. Bu hanım ya çok çok akıllı ya da bir erkek ajan sahibi. Başka türlü bu kadar doğru ve cuk oturan yazılar yazması imkansız diye düşünüyorum. Efendim yazının başlığı “Erkekler de hiçbir şey istemez!”. Yok geçen hafta kadınlar için yazmış da, çok beğenilmiş de, herkes duvarlarına asmış da, hadi bu hafta da erkekler için yazayım demiş. Güya kendince her iki tarafa da eşit davranıyor gibi gözüküyor ama yazıyı okuyunca anlıyorsunuz ki, kadın, erkek soyunu, özellikle de evli erkek soyunu ortadan kaldırmayı şiar edinmiş örgüt militanı gibi yazıyor. Uzun bir yazı olduğu için tamamını almıyorum, merak edenler okurlar, ama nasıl bir ciddi tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun anlaşılması açısından birazını aktarmak zorundayım.Bakın sevgili erkek dostlarım,bizler ne istermişiz; Gökten yağmur değil kadın yağsın ister *** Kadınların hiç bir şey istememesini ister* Evli olmak ama bekar gibi yaşamak ister ** Bir bakışı canlar yaksın ister* Bütün kızları ellemek, el değmemiş bir kızla evlenmek ister* Aldatmak ve hoşgörülmek ister* Bilimin bir gün erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğunu ortaya çıkarmasını ister*** Kadının kıt akıllısını ister*** Kadının güzel kalça, bacak ve göğüsten oluşan bir süs bitkisi olmasını ister.* Eskimiş kadını atıp yenisini almak ister* Aşçı, hizmetçi, anne, hemşire, seks bombası, güzellik kraliçesi karışımı bir kadına sahip olmak ister*** Para ya da bulunduğu konum sayesinde tavladığı kızların, ağarmış saçlarına aşık oldukları masalına inanmak ister***(İşte 'Siyah saçın adı var,kır saçın tadı var' tekerlemesini bayrak edinmiş 40 yaş üstü erkeklere vurulan en öldürücü darbe) Ne evdekinden ne ötekinden vazgeçmek ister*** Dünyadaki bütün kadınları ister.Verseniz de yetinmez,Marstakileri de ister.**** Evet sevgili dostlarım, siz hiç bu kadar yalanı ve yanlış bilgiyi birarada gördünüz mü? Gerçi içinde gerçek olan bazıları var (Onların yanına doğruluk derecesine göre * koydum ) ama çoğunlukla, külliyen yalan. Beyler, kadındaki cürete bakar mısınız; Söze ilk nasıl başlıyor; Gökten yağmur değil kadın yağsın ister. Nerden biliyon istediğimizi? Tamam, yağarsa itiraz etmeyiz, Allah’ın işidir, karışılmaz deriz ama niye bunu cümle aleme açık ediyon? Hem, yağan kadınlar senin gibi çok bilmiş olursa nice olur bizim halimiz, Amerikan tokadı yemiş Taliban’dan beter olmaz mıyız? Ben sansür taraftarı bir yazar değilim ama memleketin esenliği için bu bayanın yazılarının yasaklanmasını istiyorum. Lütfen bu bayana ulaşarak görüşlerinizi ve en derin, en içten, en erkeksi saygılarınızı iletiniz. (psuda@hurriyet.com.tr)Evet isterseniz bir başka konuya geçelim. Sabah yürüyüşümü yaparken nerden aklıma takıldıysa seneler önce okuduğum bir kitabı düşündüm. Sacide Çekmeci adında, oğlu hapishaneye giren bir annenin amatörce yazdığı bir kitap (Nizamiye kapısında 1986). Kitabın ve oğlunun hikayesi ayrı bir konu, ama beni en çok etkileyen o annenin oğlunun götürülüşünden sonra bir daha onu göremeyip arkasından yazdıkları. İzninizle paylaşmak istiyorum;-Bilseydim bu ayrılığın son olacağını yatar mıydım ayrı yerde, bırakır mıydım onu yalnız odada. Uyku neme gerekti benim. Doyasıya konuşurdum onunla. Doyasıya seyrederdim güzel yüzünü.- Bilseydim yıllarca ona sarılıp öpemeyeceğimi, yanına uzanır doyasıya öperdim elini, yüzünü, saçını. Kokusunu içime sindirirdim doyasıya. Bilseydim benim yemeklerimi, sevdiği yemekleri bir daha yiyemeyeceğini, sabaha kadar yemeklerin en güzellerini yapardım yavruma. Doyasıya yemesini sağlardım.......Şimdi sizlere sormak istiyorum, hangimiz evden çıkarken bu çıkışımızın son olmadığını bilebiliyoruz, bir daha geri dönme, sevdiklerimizi, oğlumuzu, kızımızı, eşimizi, annemizi, babamızı görme garantimiz var mı? Yok dimi sevgili dostlar. O zaman ne yapacağız biliyor musunuz? Sevdiklerimizden ayrılırken sevgiyle öpüşerek, sarılarak, koklaşarak ayrılacağız. Sokakta her gördüğümüz insanı, adet yerini bulsun diye öpeceğimize, çocuğumuzu sabah okula gönderirken, eşimizi işe gönderirken kısacası hangi nedenle olursa olsun evden ayrılırken kucaklaşarak, kokusunu duyarak, sevgiyle ayrılacağız, seni seviyorum diyeceğiz, bu iki kelimeyi sevdiklerimizden sakınmayacağız ki, sonra, ah keşke, bilseydim laflarına gerek kalmasın.Son olarak yine bir kültür haberi vermek istiyorum. 2 Aralık Pazar günü Saat 20.30’da AKM Aspendos Salonunda ATA DEMİRER’in STAND UP gösterisi var. Eğer bu tür gösteriyi seviyorsanız, eğer Cem Yılmaz’ı seviyorsanız(tarzları çok benziyor) mutlaka görmelisiniz, büyük bir yetenek, çok keyif alırsınız. Bir gecelik bu gösteriyi kaçırmamanızı dilerim (Biletler 6.000.000 TL ve rezervasyon için 2385308-09)Sevgiyle kalın ERKAN DODANLI edodanli@superonline.com |
SİZİN KÖŞENİZ... ERKEKLER İÇİN “KADINLARI MUTLU ETME KILAVUZU”
|
Anlaşılan böyle bir köşeye düşündüğümüzden de fazla ihtiyaç varmış... Yeni oluşturduğumuz bu bölümle ilgili geçtiğimiz hafta boyunca sizlerden gelen telefon, mektup, faks, e-posta, telgraf, dilekçe ve niyet mektubu şeklindeki kutlama mesajı ve başarı dilekleriniz komitemize gerçekten de büyük güç verdi. Bundan böyle doğru bildiğimiz yolda daha da kararlı bir biçimde yürümeye devam edeceğimizden lütfen emin olunuz. Ve asla şımarmayacağımıza da kesinlikle inanınız. Ankara’dan çok güzel haberler aldık. Rotkoç ifadesini kendi aramızda kullanmamızı anlayışla karşılayan, ancak bu kavramın web ortamında yayınlanarak tüm kulüplerle paylaşılmasını pek de doğru bulmadığını ifade eden sevgili Guvernörümüz Ömer Tezcan’ın, son olarak Rotkoç sözcüğünü sıkça telaffuz etmeye başladığını öğrenmiş bulunuyoruz. Hatta bir rivayete göre Guvernörümüz Rotkoç dostlarımıza selam bile göndermiş. Ne hoş değil mi... Böyle giderse, bölge asambleleri ve konferanslarında protokole bile alınabileceklerini düşünüyoruz. Söz Rotkoçlar’dan açılmışken, sevgili Erkan’ın yukarıdaki yazısına değinmeden geçmeyelim. Yazıyı dikkatle okuduğunuzda, kendisiyle ilgili iki özelliğin hemen ön plana çıktığını görüyorsunuz. İlki, son günlerde alabildiğine duygusallaşmış olması, ikincisi de kendisini ciddi ciddi köşe yazarı gibi görmeye başlaması. Naci’nin kıskançlık krizleri geçirme aşamasına geldiğini de dikkate alırsak, yakında Rotkoç köşesinde Erkan için ayrı bir bölüm açmak zorunda kalabileceğimizi düşünüyoruz. Erkan’ın Pakize Suda’nın yazdıklarıyla ilgili duygularına küçük bir gönderme yapmak amacıyla sizin köşeniz bölümünde yer verdiğimiz mutluluk kılavuzunun kimden geldiğini hatırlayamıyoruz. Daha doğrusu arşivimize girmeyi başaran bir virüs, nasıl olduysa bir tek bu dosyanın göndericisini silmeyi başarmış ve nedendir bilinmez, başka herhangi bir klasöre dokunmaksızın bilgisayarımızı terkederek, izini kaybettirmiş. Bu belgenin kaynağı hakkında ortalıkta dolaşan bir spekülasyondan da kısaca söz etmek istiyoruz. Efendim güya bu kılavuz, 970’li yılların başlarında bir dönemin Uluslararası Rotary Başkanı tarafından kaleme alınan, ancak daha sonra kökü dışarıda karanlık güçler tarafından toplatılarak imha edilen “Guvernörlüğe Giden Yolda 56 Altın Kural” adlı eserden alınma bir çalışmaymış. Bizler tabii ki inanmadık... ve sizlerin de itibar etmeyeceğinize duyduğumuz derin inançla, bu asılsız olduğuna yürekten inandığımız bilgiyi siz değerli dostlarımızla her şeye rağmen paylaşmayı borç bildik. |