![]() |
![]() |
Adres :Sinan Mah. Arık Cad. No:35/4 Gerçek Apt.Kat:1 Antalya Sayı : 50 Tlf:0.242.3117273 Fax :0.242.3117246 E-mail: antalya.b@rotary2430.org.tr Web :http://www.antalya-rotary.org.tr |
| G E Ç E N H A F T A | Talya Oteli - 20.06.2002 - 1241/49 |
||||
Toplam Üye |
49 + 11 |
KONUŞMACI | Prof.Dr.Zeki Aslan | ||
Katılan Üye |
29 + 3 |
KONU | Işık Kirliliği | ||
Katılım |
% 59 |
KONUKLAR | |||
TELAFİ KARTLARI |
Rtn.Mustafa Türkmen | Eminönü Rotary Kulübü | |||
| Osman Bilen | Kulüp Konuğu | ||||
| Ali Coşar | İbrahim Coşar’ın Konuğu | ||||
| Orkun Öcal | Himmet Öcal’ın Konuğu | ||||
| TOPLANTI
NOTLARI : |
|||||
| B U H A F T A | Dedeman Oteli - 27.06.2002 - 1242/50 | ||
![]() |
D E V İ R T E S L İ M T Ö R E N İ | ![]() |
|
| DOĞUM GÜNLERİ | EVLENME YILDÖNÜMLERİ | ||
| 30.06 | Salih Peker | 01.07 | Günseli – Kemal Oral |
| 02.07 | Salih Çopur | ||
BAŞKANIN
VEDA MESAJI ![]() Merhaba sevgili dostlar, merhaba iyi insanlar, Aynı ulusal ve evrensel amaçlar doğrultusunda birleştiğimiz, bu sevdiğim kurumda, sizlerin başkanı olarak, siz sevgili dostlarımla vedalaşma zamanı geldi. Bir yıl önce bugün bu süre hiç sona ermeyecekmiş gibi görünürken zaman avuçlarımın arasından akıp geçti. Daha yapacak şeylerim var diye düşünürken, baktım ki nöbet süresi dolmuş, görevi devretme günü gelmiş. Bir yandan, Milan Kundera’nın sözlerini tekrar etmekten vazgeçemeyeceğim, dayanılmaz bir hafiflik duyarken, diğer yandan biraz içim buruluyor nedense. Bu şehirden, aranızdan ayrılmıyorum ama, belki de Rotary’yi bu kadar yoğun yaşayamayacağım için duyduğum burukluktur kimbilir? Beklentilerimin aksine oldukça huzurlu ve sakin bir dönem geçirdik birlikte. Güzel işler başardık. Dostluklarımız gelişti diye düşünüyorum, eşli gecelere ya da toplantılara, ya da eşler toplantılarına artan katılım da sanki düşüncemi doğruluyor. Perşembe toplantılarının programlanması ile ilgili zaman zaman taşıdığım kaygı dışında, ki Suna Pekuysal’ın toplantıdan 10 dakika önce gelmeyeceğini duyunca düşüp bayılabilirdim, hiç olumsuzluk yaşamadığımız inancındayım. Konuşmacı beklemek ve kapıdan görününceye kadar yoksa gelmeyecek mi diye telaşlanmak gerçekten oldukça sıkıntı verici bir durum ki, bu sıkıntıyı her halde bugüne kadar tüm başkanlar yaşamış ve gelecekte de yaşayacaklardır. Kürsü de ürkütücü ilk başta, sonraları rahatlıyor insan elbette. Hitap ettiklerinin onun falso yapmasını izlemek için değil de, iyi niyetle dinlediklerini anlayıncaya kadar heyecan sürüyor. Evet, sevgili güzel insanlar, artık bana, geçmiş dönem başkanları arasındaki yerimi almadan önce, sadece, bana ve ekibime gösterdiğiniz güvene, hoşgörüye ve her koşulda sormadan verdiğiniz desteğe teşekkür etmek düşüyor. Şimdi bayrağı yeni başkanımıza devretmeğe hazırım. Sağlıkla, mutlulukla hep birlikte sevgi tohumları ekmemiz dileğiyle..... Rtn.Fatma Kızılırmak
|
Sevgili Rotaryen Büyüklerim, 2001-2002 Dönemi boyunca bizlere gösterdiğiniz ilgi ve destekleriniz için çok teşekkür ederim. Bizi toplantılarımızda ve projelerimizde yalnız bırakmadınız, bizler de sizlerle beraber daha büyük projelerde çalışmanın hazzını yaşadık. Umarım önümüzdeki dönem iki kulüp arasındaki ilişkiler artarak devam eder ve daha büyük projelerde omuz omuza çalışırız. Rotaract sevgi ve saygılarımla... Antalya Rotaract Kulübü Başkanı Rtc.Özlem M.ÇAKIR(ÇÖLKESEN) |
2001-2002 DÖNEMİ DEVAM RAPORU Adet Katılım Yüzdesi
En Fazla Atendans Getirenler
Üyelerimiz Tarafından En Fazla Ziyaret Edilen Kulüpler
Toplantılarımıza En Sık Katılan Devamdan Muaf Üyelerimiz
|
% 100 DEVAMLILAR % 90 VE ÜSTÜ % 80 VE ÜSTÜ Yeni üyelerimizden Melike Yücel, Mayıs ayı başındaki giriş töreninden bu yana tüm toplantılarımıza katıldı. |
Devam Komitesi olarak, sağlanan % 68’lık düşük dönem ortalamasına rağmen, toplantılarımıza katılma konusunda duyarlılık gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. |
|
BEN KİMİM?... Kendi Kaleminden Rtn.Hülagu Şencan
“Medici Curata Pre İpsun” (*) 09.10.1957’de “Karanfilli Baymurat dede oldu” şeklinde yerel basında haber olmak gibi pasif de olsa bir başarıyla başlayan yaşamım, ilkokul yıllarımın geçtiği Almanya’da Bremen Mızıkacıları piyesi sonrasındaki “Eşeği oynayan başroldeki Türk zıplamaktan yerinde duramadı” manşetini saymazsak, haber niteliği taşıyacak her türlü girişim ve eylemden uzak bir biçimde bugüne dek kendi halinde sürüp gitti. İlkokula kaydedildiğim günkü duygularımın “Eyvah, mahvoldum, hayatım karardı” türünden endişenin ötesinde panik boyutunda olduğunu çok iyi anımsıyorum. Bu durum hiçbir dönemde çalışkan bir öğrenci olamamama açıklama getirdiği gibi, tahsil hayatım boyunca irili ufaklı yanlış kararlar vermeme de neden oldu. İstanbul Erkek Lisesi’nde aklımca herkesten farklı davranmak için ek lisan olarak İngilizce yerine Latince’yi seçmiş olmamdan tutun da, ÖSYS’da tercih listesinin ilk sırasına, en sonuna yerleştirdiğim Ankara DTCF Tiyatro Bölümü yerine, “Hekim hem itibar, hem de para sahibi olur” düşüncesiyle Çapa Tıp Fakültesi’ni yazmama varıncaya kadar önemli hatalardı bunlar. Üniversitedeki ilk yılımdan itibaren girdiğim bütün derslerde çantamdan psikiyatri kitapları eksik olmazdı. Mezun olmaya çok az bir zaman kalmışken “Hekimlik bu kadar da soyut olmamalı” diye psikiyatriden çark edip, ele gelmeyen insan ruhu yerine, onun kaynağı olan ve daha bir elle tutulabilir özellikler taşıyan beynini tercih ederek nörolojide karar kıldım. Ancak bu kez de fazla aceleci davranıp, yanlış yerde ihtisas yapınca, hatalı hamlelerime bir yenisini daha eklemiş oldum. Bütün bunlar, 12 yıl önce vermek zorunda kaldığım meslekten uzaklaşma kararını kolaylaştıran unsurlardı. Doğru şeyler de yaptım elbette. Dokuz yıl önce, o zamanlar benim gibi müzmin ve kararlı bekar kompozisyonu çizen yakın bir arkadaşımın sağdıcı olarak katıldığım düğününde, o akşam gelinin nedimesi rolünü oynayan kadına yıldırım aşkıyla tutulup, paldır küldür evlendim. Birlikte alınan kararlarda doğru olanı yakalama şansı belli ki daha yüksek oluyor. Yaşantıma birdenbire giriveren sevgili Deniz’le birlikteliğim uzadıkça, bireysel tarihimde çok önemli değişikliğe neden olan bu kararın yerindeliğini her geçen gün daha da iyi görebiliyorum. Bugün sürdürmekten memnun olmadığım ve rahatlığına rağmen mümkün olan en kısa süre içinde uzaklaşmayı arzu ettiğim bir işle uğraşıyorum. Ayrıca, günün birinde “Doğa Cennetinden Arabesk Beton Salatasına” adıyla ders kitaplarına geçecek ve dünya klasikleri arasındaki yerini alacak olan Antalya’da, onun çarpık ve hüzünlü değişimine tanıklık edenlerden biri olarak yaşamaktan yana da sıkıntılıyım. Ancak bu olumsuzluklara rağmen ve içinde bulunduğum koşulların avantajlarını gözardı etmeksizin, güzel ve iyi olan her şeyin her zaman ve her yerde birarada bulunamayacağını kabullenerek, halinden memnuniyet duyma oyununu sürdürüyorum. Yaşam kadar karmaşık ve derin olmasa da, Rotary’nin de bir oyun gibi algılanabileceğini düşünüyorum. Ve bu oyundan tat alabilmenin, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, ancak kuralların benimsenmesiyle ve katılımcıların hangi nedenle oyunda yer aldıklarının bilincinde olmalarıyla mümkün olabileceğine inanıyorum. Aradıklarını bulamadıklarından yakınanların da, sorunu Rotary’de ya da kulüpte olduğu kadar, kendi bakış açılarında ve yorumlarında aramaları gerektiğini düşünüyorum. Varoluşumuzun küçücük bir parçası olan yaşamımız da benzer yaklaşımı gerektirmiyor mu zaten? Mutlu olmak biraz da neyi, nasıl, ne kadar sorguladığımıza ve kalabalıkmış gibi görünen yaşantımızda aslında başbaşa yolculuk yaptığımız benliğimizle ne ölçüde yüzleşebildiğimize bağlı değil mi? Rtn.Hülagu ŞENCAN (*) Eski tıp kitaplarının çoğunun ilk sayfasında yer alan Latince bir cümledir. Türkçesi: “Hekim önce kendini tedavi etmeli!” |
ANTALYA’DA ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERİN ETKİNLİKLERİ
|
VEDA MEKTUBUMDUR Efendim, makaleme teşebbüs eylemeden önce, tekmil Antalya Rotary muhterem zevatının; dört senede bir memleket ahalisinin, hasılının husuluna binaen idrak ettiği, mübarek 2002 senesi cihan futbol bayramını hararetle tebrik ederim. Efendim affınıza sığınarak, eğer ukalalık olarak da addedmez iseniz; bu bayramın sair ecnebi memleketlerde olduğu gibi, memleketimizde de milli ve dini bayramlarımızın arasında nasıl olup da yer aldığını ve işaret ettiğim bayramlardan, mana ve ehemniyet nüanslarını tefrike mahsusen izah etmek isterim. Bu bayramın en mühim nüansı; süresinin otuz gün olmasıdır. Mamafih bu hususat, on iki ayın sultanı ramazanla muvazileşse dahi, kıssadan hissemizin mevzusundan hariçdir nitekim. İkinci ehemniyetli nüansı da; maalesef, akça ya da euro yani avrupalı ecnebi parası misali dininin ve imanının olmamasıdır. Filhakika, bu bayramın dinsiz ve imansızlığına rağmen, işbu bayram; stadyum adı verilen mabetlerde; kilise korosu ve orkestrası muadili, mamafih; umumiyetle davul, trampet misali vurgulu, borazan ve zurna misali üflemeli sazlardan teşekkül eden ulvi ve ruhani bir orkestranın icra ettiği, adeta tasavvufi mahiyette musiki hemhalinde futbol müsabakası seyircilerinden oluşan dev koronun terennüm ettiği; arajmanı, düzenlemesi ve güftesi anonim ve fakat lakin; ar, haya ve hicap fakiri nağmelerin ilahiler misali faslı suretiyle idrak edilmektedir. Üçüncü mühim nüansı; bu bayramda; davar, dana, deve, koç vesaire gibi hayvanların kurbanı yerine, kurban edilmek üzere yedi düvvel memleketin ( tahminen 72 ) kurayla münasebet ve müsabaka ederek; ceman 36 adet kurbanlık memleket tesis etmeleridir . Ayrıca bu bayramda; bizim şeker bayramlarında ifa ve icra edildiği gibi; akide şekeri ve bonbon ile baklava, antep usulü fıstıklı sarma, vezir parmağı, dilber dudağı gibi haz alarak rağbet ettiğim tatlıların; futbol bayramı müsabakaları esnasında , misafir memleket takımlarının birbirlerinin müsabakacılarına ikram etme adeti de maalesef yoktur. Bunlar bu ulvi tatlı ikramını, birbirlerine attıkları gollerle yapmakta olup; ikramının kemiyeti yani adedi yekdiğerinden fazla olan takım diğerini kurban eyleyerek bayram dışına atmaktadır maalesef. Bayram dışına kakılan takım için; hasım memleket kumpanyasından yedikleri gollerin, işkembelerinde hazmedilmesinin adeta mümkünatsız olduğu, tadının ise; aile terbiyem müsaade etmiyor ama, ve fakat lakin tezek lezzetinde olduğu, işbu hususatı fiiliyatta işleyen faillerin, fiillerine fiiliyatta maruz kalanlar tarafından ifade edilmektedir. İşbu cürüm ve vukuata misalen; bu fiil geçtimiz cumaertesi günü, maalesef misafirperverliğimize adeta gölge düşürürcesine, fail sıfatıyla milli futbol kumpanyamızca Senegalli garibanlara karşı icra edilmiştir. Şahsımın pek bir ehemniyet telakki ettiği, en mühim dördüncü nüans ise; bu bayramı icra edenlerin yani; muhtelif memleketlerin milli futbol kumpanyalarının playerlerinin münhasıran er kişi olmalarıdır. Tekmil dünya ahalisinin, bu hususatın tafsilatına vakıf olmasının mühimniyatı o kadar aşikaranedir ki, bayramın lakap ve mahlasında alenen, ayan ve beyan ; er kişi ibaresinin bulunması dahi lüzumsuz telakki edilmiştir. Hanımefendiler için; bizzatihi şahsımın da er kişi zihniyetinin mümtaz ve vasati mümessilliğine binaen; umumi içtihade biatla, işbu hususda şahsi mütaalamın, umuma mütenasip mihvalde olduğu gibi; kendilerinin yani hanımefendilerin filhakika bu bayramın, beyan ettiğim mücbir sebebler hasebiyle seyircileri olmaları mukadder ve mecburidir. Çünkü kendilerinin hanımefendi olmaları münasabeti ile hüner, liyakat, maharet, ve dirayetlerinin de; er kişilere kıyasen kifayetsiz olmaları hasebiyle pek uygun olanın da, bu olduğu hususunda; şahsım da dahil olmak üzere umumi er kişi kamuoyunda umumi mutabakat ve kabul vardır nitekim. ( tafsilat için Bkz, Erkekçe, pek Erkekçe Ansiklopedisi Bölüm xy, sayfa 3100 ) Hatta ve dahi şahsi kanatime göre; erkekler, bugüne kadar, hanımefendilere, yükseklerden yolunu kaybedip de omuzlarına tünemiş kuşlar gibi muamele ifa etmişler; daha narin, daha kolay rencide olabilir ve infial edebilir, daha ehlileşmemiş, daha kaprisli, daha tatlı, daha ruhla dolu birşey gibi; en mühimi de kafesten uçmaması gereken bir şey misali. Hanımefendilere; şahsım gibi düşünenlerin namına naçiz tavsiyem; omuzlarımıza tünedikleri yetmedikleri gibi; daha önce bahsettiğim üzere; biz er kişilere kıyasen hüner, maharet ve dirayet bakımından kifayetsizlerine rağmen, ellerimizden aldıkları filhakika bizlerin rahatlıkla ifa edebileceği; mesleki ve içtimai fiiliyatlardan yani; büro ve fabrika gibi işlikler ile cemiyet ve fırkaların amirlik ve kahyalıklarına dair faaliyet ve amellerini terkedip şahsi rızalarıyla mutfaklarına dönsünler, kendilerine pek de münasip ve mütenasip olan; ayaktopu müsabakası seyirciliği misali ait oldukları yere yani; tribünlere çıksınlar; ve pençelerini üzerimizden çeksinler ki topumuzu rahat oynayalım, eve iç huzuruyla avdet edelim. Karnımız aç çünkü. Saygılarımla; Rtkç. Naci YAZICI |
| SİZİN KÖŞENİZ... Bu dönem en büyük eksiğimiz neydi biliyor musunuz? Dostlarımızın eleştiri ve önerilerini içeren yazıları... Bir iki cümleden oluşan kısacık bir yazı bile inanın çok şey ifade ediyordu. Sizlerden ricamız, gelecek dönem bu zahmetli görevi üstlenecek olan Osman Berberoğlu ve ekibini fırsat buldukça motive etmeniz. “Nasıl yapacağız bunu?” diye soruyor olabilirsiniz... İşte size en alasından bir motivasyon örneği: Sevgili Hülagu, Aslında bir derneğin etkinliklerine ait bilgi ve haberleri sürekli bildirmekten ibaret bültenimiz, değerli ekibiniz elinde canlı bir internet yayınına dönüşerek kuru bir metin olmaktan çıkmış, zengin içerikli, ilgi ile izlenen neşeli, zaman zaman ironik ve filozofik bir yapıya kavuşmuştur. Bu yüzden başta siz ve sevgili Oktay Yiğitbaşı olmak üzere görev alan tüm ilgililerimizi içtenlikle kutluyorum. Ümit ederim yeni dönemin ekibi de bu çizgiyi kaybetmeden yayını sürdürerek onun bir gelenek haline gelmesine yardımcı olur. Bu arada zaman zaman ismim geçtikçe şahsım hakkında bültende yer alan tüm nazik ve lütufkar düşünceler için de ayrıca şükranlarımı sunarım. Bunları gerçekten hak etmiş olmayı çok isterdim. Saygılar A.Turhan Sözen |
teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... teşekkür... |
|
![]() |
Rtn.Oktay YİĞİTBAŞI O olmasaydı, bültenimiz sizlere her hafta gönderdiğimiz bir word dosyası olmanın ötesine geçemezdi. Web ortamında bir bülten yayınlama fikrini ortaya atan dostumuz, aynı zamanda tüm bu çalışmaların teknik alt yapısını tek başına hazırlayan kişi oldu. |
![]() |
Rtkç.Baha KIZILIRMAK Dijital fotoğraf makinasıyla her türlü etkinlikte hazır bulunarak, sadece bültenimize görüntü kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda ileriye dönük kapsamlı bir fotoğraf arşivi oluşturma çalışmalarına da çok ciddi bir kaynak yarattı. Ayrıca Rotkoç köşesine her sıkıştığımız sayıda son dakikada bile olsa hiç nazlanmadan yazı gönderdi. |
![]() |
Rtkç.Naci Yazıcı Rotkoç köşemizin anlaşılamayan ya da en iyi ihtimalle yanlış anlaşılan “gerçeküstü nihilist muharriri” olarak kendisine küçümsenmeyecek bir hayran kitlesi oluşturdu. 50 sayının yarısına yakınında yazı ve yorumlarıyla bültenimize büyük güç ve renk kattı. |
![]() |
Rtc.Ceyhan BULUT Böyle bir çalışmaya Rotaractor bir kardeşimizin de katkıda bulunması bizler için ayrı bir anlam taşıyordu. Son dört aylık dönemde Antalya’daki etkinliklerden söz ettiği köşesiyle kentin kültür yaşamından haberdar olmamızı sağladı. |
![]() |
Rtkç.Erkan DODANLI Çok kötü bir e-posta kullanıcısı olmasına rağmen, Rotkoç köşemize sekiz hafta yazı göndererek bültenimize büyük destek verdi. Eminiz daha da fazlasını gönderebilirdi; ancak bizim bunu kendisinden isteyecek fırsatımız olamadı... |
![]() |
Bşk.Fatma KIZILIRMAK Rotary’de bir şeyler üretmenin yolu, başkanla iyi geçinmekten geçer. Bizim için de öyle oldu. Dönem boyunca kendisiyle sürekli iletişim ve işbirliği içinde olmaya özen gösterdiğimiz başkanımız, sık sık doküman ve yazı göndererek, bültenimize önemli katkılarda bulundu. En büyük desteğiyse, bizi çalışmalarımızda ve tercihlerimizde özgür bırakması ve dolaylı bile olsa “müdahale” etmeyi düşünmemesiydi. |
Eğer bir iş yapıyorsanız, mutlaka hata da yapacaksınız demektir; hatasız olmak gibi çılgınca bir iddianız yoksa tabii... Biz de 50 sayı boyunca bir takım yanlışlar yapmış ve istemeyerek de olsa bazı dostlarımızdan tepki almış olabiliriz. Gösterilen hoşgörü ve anlayışa teşekkür ederiz. Bu çalışmanın kendi adımıza önemli bir deneyim ve kulüp adına da olumlu bir başlangıç olduğunu düşünüyor ve her yeni dönemle birlikte daha da olgunlaşarak, ideal bir bülten olma yolunda gelişmesini sürdüreceğine inanıyoruz. |
|
|